parasol'e özel arama kutusu

29.9.07

bu blog un en faydalı yanı, benim için tabii, kendi karakter analizimi bi nebze yapabileceğim oldu.. yerse yani.. şu an yazmak istediklerimi yazsam yüzüm kızarır. neden??? e bu ne perhiz bu ne lahana turşusu derim kendime... neden?? e çünkü bi önceki postumla zita zıt olurda o yüzden. işte blog un en faydalı yanı " yahu ne git gel bi kızmışsın" diyebilirim kendime. bunu da ıspatlarım bi guzel burdan... o yüzden içimdeki sevinci yarın filan yazıyım şööle bi yumuşak geçiş olsun. ayrıca bu haftaki kaan sezyum yine süper. bi de moda hala müthiş. bi de ekim ayı geldi. bi de arkadaşımın teki londra dan bas gitar ısmarlamak istedi bana... arayıp şaka mı diye sorucam..

27.9.07

sabah 8:46.. bugün için çalabilecek en manalı şarkının gelip beni bulması şart mıydı.. demek ki şartmış. cennetle cehennemi, mavi gökyüzü ile acıyı ayırt edebileceğini mi söylüyosun.. son günlerde şarkı sözlerini turkçeye çevirip yazmak gibi bi huy geldi bana.. neyse işte aşağıda sözlerini gördüğünüz pink floyd dan bahsediyorum.. neyse tatil bitti.. kaş ne kadar müthiş bi yer.. ne zaman gitsem mutlu oluyorum (ki bu zor bi şi o yüzden önemli). şehre dönmek zor mu kolay mı onu bilemiyorum... insan İstanbul dışındayken özlüyo burayı ama sonra gelince neden özlediğini merak ediyo. yani ben... işte nefis bi istanbul sonbaharı ile karşı karşıyayız.. kendi kendime kızıyorum, al işte geldi sonbahar nooldu-o kadar da istiyodun gelmesini.. evet.. hiç bi şi olmadı.. aslında her şey her geçen gün daha da kötüye gidiyo.. tabii kimse bana bi söz vermedi, sonbahar geldi diye iyi geçmesi gerekmiyor... anlaşılacağı üzere olaylar fecii.... şurda kısa bi maddeleme yapmak istiyorum;

1- 1 sene önce başlayan site macerası sonlanmak üzere, çok guzel oldu ama her şey de olduğu gibi zevki kursağımda kaldı.
2- bayramda londra sevinci kendini saçma bi strese bıraktı
3- en çok izlemek istediğim patti smith, konserlerini verdi gitti ben seyredemeden.. artık yalnız dolaşmaktan sıtkı sıyrılan ben bir yalnız konsere daha imza atmamak için bilet almadım ve sonra pişman oldum..
4- çok sevdiğim arkadaşlarımla artık eskisi gibi görüşemeyeceğim ve buna üzülüyorum ama onlarla görüştüğümde de üzülüyorum zaten o yüzden farketmez...
5- artık varlığımı hissetmemek için erkenden uyuyorum..

evet sezonun ilk post u ne kadar da sıkıcı oldu ama blog diil mi bu yani log...

not: artık kimsecikler yok gibi blog aleminde, şimdi yeni moda facebook, "ne kadar çok arkadaşın var, hadi göster bakalım" oluşumu.. sonra bi de sahte sevgi gösterileri.. ben de face book tayım... ama sahte diilim :)

how I wish u were here.. radyo da çalmaktaydı

So, so you think you can tell Heaven from Hell,
blue skies from pain.
Can you tell a green field from a cold steel rail?
A smile from a veil?
Do you think you can tell?
And did they get you to trade your heroes for ghosts?
Hot ashes for trees?
Hot air for a cool breeze?
Cold comfort for change?
And did you exchange a walk on part in the war for a lead role in a cage?
How I wish, how I wish you were here.
We're just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year,
Running over the same old ground.
What have you found? The same old fears.
Wish you were here

7.9.07

4.9.07

sonbahar

sitemiz
bulut

ruzgar
akşam
sinema
hırka
turuncu
trip
bienal
hüzün
kolaj
spor
okul
fransızca

3.9.07

festival

eveeeeeet bir rock'n coke da böylece bitmiş oldu... şööle kısaca özet geçmek gerekirse;
1- en komik anlardan biri badly drawn boy un yukarıdaki fotosunda giymiş olduğu kıyafetin aynısı giymiş olmasıydı.. gerçekten, uydurmuyorum... 16:40 da sahne alan birisi için gerçekten psşik bi durum. 40 derece sıcaklıkta yün bere ve siyah mont giymek klinik tedaviyi gerektirir.. neyse another devil dies ı çalmadı kendisine ayrıca küstüm..

2- festivalde her şey tık tık tık şeklinde yürüdü gitti.. ne giriş ne çıkış ne para ne bira ne tuvalet ne yiyecek.. hiç bi şi de problem çıkmadı.. müthiş organizasyondu tebrik ediyorum. darısı başıma demek istiyorum..

3- yahu kimler vardı ööle festivalde.. sanki lise talebeleri öğretmenleri ile birlikte okul gezisinde.. her sene yaş ortalamsı düşüyo mu biz mi çok yaşlıyız ben çözemedim.. ama bunun en iyi tarafı henuz ehliyet almaya yaşı tutmayan kitle olması sebebi ile arabalılar kolaylıkla girdi, çıktı.. ohh..

4- pazar günü giderken kaybolduk yollarda bu sebeple manic street preachers ın ilk 2 şarkısını kaçırdık.. ama olsundu motorcycle emptiness dinlendi.. performans olarak çok çok iyilerdi.. ayrıca seyirsi ile de guzel dialog kuruldu... işte tüm guzel şarkıların söölediler,

5- franz ferdinand.. tam ingiliz silüetli bir solistin sahnede çok çaba harcaması gerekmiyo.. süperlerdi.. süper süper süper...... take me out da tahmin edildiği gibi yer yerinden oynadı... hayatımda hiç bu kadar zıplayıp, bu kadar avaz avaz bağırdığımı hatırlamıyorum..

6- hadi seneye kimler olucak bakalım..

mucuk

31.8.07

TAKE ME OUUUUUUTTTTTTTTT!!

evet sonunda yine beklenen hafta sonlarından biri daha geldi çattı.. bu hafta sonu rock'n coke şehrimize geliyor. çoğunluğun beklediği chris cornell ve the smashing pumpkins den ziyade benim favorilerim badly drawn boy, manic street preachers ve franz ferdinand. badly drawn boy dan disillusion (kent fm e bir selam adına), pissing in the wind, about a boy, all possibilities ve hüzünlü zamanlarımda en çok dinlediğim another devil dies'ı bekliyor ve istiyorum. manic street preachers'dan çok şey var tabii ocean spray, the everlasting, imperial bodybags veee bir dönemime damgasını vuran motorcycle emptiness yine beklenen şarkılar arasında. ve son olarka franz ferdinand ne söölese kabulum. ama eminim take me out çalarken yer yerinden oynıycak. ohhh. sabırsızlıkla beklemekteyim yaşşşaaassııııııııııın.. yolu gözünde büyütenlere, sıcağı bahane edenlere, sıralarda helak olmayı gözü yemeyenlere son çağrımı yapıyorum. gidin görün bu insanları, bu sene özellikle çok başarılı bir "line up" sözkonusu. sonra pişman olursunuz, demedi demeyin..

I say you don't know
You say you don't go
I say... take me out!

27.8.07

10.istanbul etkinlik gunleri

her türlü etkinliğin adeta fink attığı bu guzel şehrimizde 8 eylül de 10.kez bienal başlıyor. bienal başlıyo die herkes bi garip oldu. sergi açanlar mı dersiniz, proje yapanlar mı, dikiş dikenler mi, internet sitesi yetiştirmeye çalışanlar mı, bienal için elmalı turtalar pişirenler mi, sokakta koşarak bağıranlar mı.. işte bi maratondur gidiyo. bu maraton sonucu önümüzdeki hafta yaklaşık 100 tane açılış var. herkes açıyo. bi siz kaldınız açmadık. e burada madur olan kimdir?? etkinlikleri takip etmeye çalışan "sanatsever" networkingciler. hangi bir etkinlikte bulunulacak, hangi açılışta kiminle muhabbet edilecek, hangi açılışta müziğin ritmine göre elde bira sallanılacak. mağduruz yani. yetkililer sesimize kulak versin. burada tabi şöyle de düşünmek mümkün. e be kardeşim kendinize güveniniz yok da mı illa ki bienal zamanı gösteriyosunuz maarifetlerinizi??

hadi herkes bienale. 10b bileti alın sevgilinizle, arkadaşınızla, msn dostlarınızla bienali el ele kol kola gezin.

şimdi size bi şarkı göndermek istiyorum ama alakasız..
I take one one one cause you left me and
Two two two for my family and
3 3 3 for my heartache and
4 4 4 for my headaches and
5 5 5 for my lonely and
6 6 6 for my sorrow and
7 7 for no tomorrow and
8 8 I forget what 8 was for and
9 9 9 for a lost God and
10 10 10 10 for everything
Everything everything everything

violent femmes- kiss off

26.8.07

çocuklar yara izlerini madalyalar gibi gösterirler. sevgililer onları açığa vurulacak sırlar olarak kullanırlar. bir yara izi, sözcük ete dönüştürüldüğünde meydana gelir.

bir yarayı, dövüşün gururlu izlerini sergilemek kolaydır. bir sivilceyi göstermek zordur.

gözde oyun- leonard cohen

24.8.07

çiçeklerim ölüyo.. göz göre göre. e çünkü sulamıyorum ki. her gün onlara bakıp kurumalarına şahit olup sırtımı dönüp gidiyorum. ee tabii ki hoşlanmıyorum bundan ama içimden de gelmiyor onları sulamak, kuru yapraklarını temizlemek, yenileri ekmek.. maalesef durum şu ki ben mutsuz olduğum sürece evimi de mutsuz ediyorum. çiçeklere diyorum ki "madem ben mutlu diilim, siz de olmayın". ev için de aynı şey geçerli, eşyalar olması gereken yere ulaşana kadar 2 hafta filan geçiyor. şimdi beni görenler çok mutlu olduğumu sanar, hatta bunu da okursa şaşırır belki ama gerçekte taaaaaaa derinlerde ki, "deep down inside" demek isterim cuk diye oturması babında, olaylar göründüğü gibi değildi. şimdi yine de bugün cuma 2 gün hafta sonu, babam olsa da ping pong oynasaydım keşke, ayrıca haftaya rock'n coke, ayrıca öbür haftaya kaş.. derken işte özlenen sonbahar. bienal filan falan. işte böyle böyle oyalanıcaz. all things move toward their end dedi nick cave

şimdi şu şarkı çok guzeldir.

I want you to come walk this world with me.

http://www.youtube.com/watch?v=iPcmMUzo3PA

23.8.07

dün bir kadın çocuğunun sünnet davetiyelerini dağıtmak üzere çıktığı evine geri dönemedi, neden? çünkü bindiği üsküdar dolmuşunun kapısından aşağı düştü.. neden? çünkü hava çok sıcaktı ve minibüs şoförü akıldan yoksundu..

22.8.07

bi huzursuzluk hali...

iyi vakit geçirmeye ihtiyacım var..

içmeye, dans etmeye, dağıtmaya..

ps: kimse yok mu bu dunyada kafama uygun??

14.8.07

MY HEART IS GOLD, WHAT WOULD YOU GIVE FOR IT??
beni değiştirmeye çalışanlar, kafamı gözümü yara yara bunu yapmayı başarıp da, artık benim ben olmadığımı gördüklerinde mutlu mu olucaklar?


10.8.07

6.gun

tatil bitti ve ;
* babam gelemediği için annemle guzel gunler geçirdim
* iki kitap bitirdim
* az foto çektim
* no deniz kabuğu
* kaşarlı gözleme
* çok düşündüm de karar verdim de nooldu?
* i-pod da dinlemedim
* balık yedim, dans etmedim, 2 bilezik, 1 yelpaze aldım

evet neymiş? böyleymiş.. tatil guzeldir, deniz harika bi şi dir. durumlara alışmak zordur. kaş gibisi yoktur. söke adidas outlet tapınak misali bi yer bi de..

falan filan..


şimdi tatilde dinlenen ve de her daim çok sevdiğim bu şarkıyı gönderiyorum (klip çok kötü ama olsundu)

Love, if you ever find me I wonder
Will you try me I'm so different than before




http://www.youtube.com/watch?v=g2HFYYFVEtU

3.8.07

5 GÜNLÜK BEYİN TEMİZLİĞİ

gidiyorum. 5 gün için. deniz ve güneşi sadece kendi çıkarlarım için kullanıcam. beynimi temizleyip gelicem. sanki burada hiç hayatım yokmuş gibi, aklımın ucundan bile geçmiyecek. şimdi gitmek istemiyorum sonra da gelmek istemiycem. bu beş gün için yapmak istediğim şeyler var;
* annem ve babam ile uzun zamandır denize girememiştim 2 gün bunu yapıcam. anneme sarılıcam
* 3 kitap bitirmek istiyorum. şu an dönemsel olarak azıtan kitap okuma arzusu kaplı içim.
* fotoğraf çekicem bol bol işşşaallaah.
* dipten deniz kabuğu çıkarıcam
* güzel kahvaltılar yapmak istiyorum, peynir, zeytin, domates, yumurta, karpuz.
* bazı kararlar vermek istiyorum, hayatım için. çok önemli bu.
* müzik dinleyip dergi okuycam bol bol. shuffle yapıcam i-pod umu, ne gelirse onu dinliycem. geçen seneme damgasını vuran şarkıları dinleyip gülümsiycem o zamanki hallerime..
* incik boncuk alıcam, gerekirse dans edicem, gerekirse balık yiycem.

işte budur.

2.8.07

NORAH

izlediğim

en duru
en yalın
en güzel
en alçak gönüllü
en kabiliyetli

sanatçılardan biri..

NORAH JONES

norah jones a özel bir ilgi beslemedim müziğe ilgi duyduğum sürece, kendisi benim için suya sabuna dokunmaz bir türü ifade ediyor (benim dinlediğim müzikler arasında yoksa caza laf etmiyorum yanlış anlaşılmasın)... eğer canım bi şi dinlemek istemezse, nötrsem, ne üzgün ne sevinçli, işte bi norah jones koyarım dinler giderim. bu da yılda 2-3 kere olur. dün gece canlı performansını izledim, tabii ki onun benim için geçerli olan nötr durumu değişmedi ama canlı performans cd de dinlediğin kadar iyi olamaz diyenler halt etmiş... çok büyüleyici ve sakinleştirici bir etkisi var. çok beğendim şahsen. bu arada konser öncesi çıkan m.ward da norah ın erkek versiyonu gibiydi. yalnız bu turk seyircisinin neden konsere gittiği konusunda ciddi soru işaretlerim var. şöyle ki; m.ward çıktı saat 8 15 gibi, iksv norah jones un 9 30 da çıkacağını ilan etmişti, dolayısıyla açıkhava henuz dolmamış, yarı dolu gibi.. neyse m.ward çıktı yanında norah, kimse alkışlamadı bile şarkı söylemeye başladılar, kimse anlamadı sahnedekinin norah olduğunu, hatta herkes arkadaşı ile o gün iş yerinde neler olduğunu filan konuşuyodu.. şaştım kaldım. sadece orada bulunmak mı? kendini göstermek mi? görgü mü? hamur mu? sevmiyorum işte var mı dahası..

31.7.07

çırp


kötüğe giden işler olduğunda bazen, birdenbire bırakmak yerine biraz çaba harcanır. iyileştirmeye çalışılır... bu çoğu zaman otomatik bir refleks gibidir.. tıpkı insan vücudunun her koşulda iyileşmeye programlanmış olması gibi. düşüpte dizinizi yaraladığınızda hücreleri tam gaz derinizi eski haline getirmek için çalışır. işte bazı durumlarda da insanlar arasında da bu tür iyileştirme hamleleri yapılır. bi süre her şey çok iyi gider "eski guzel günler"deki gibi, ama aslında o kadar derin ve çoklu yaralarınız vardır ki, iyileştirmeye çalıştıkça başka bi yara iltihaplanmaya başlar. sonunda bir yerde bir zamanda her şey hissizce ve sessizce biter gider... sonra dersiniz ki biliyodum böyle olacağını, işte buraya da çizmiştim.. hiç bir şey sonsuza dek sürmez söyleminin arkasına en son sığınacak kişi benim aslında, o yüzden ne zaman ve hangi koşulda sonuçlanacak olursa olsun tüpteki çokokremi tüp düzlenene kadar hatta orasından burasında patlayana kadar sıkıp sonrada çatlakları yalayarak tüketmek gerekir die düşünmekteyim. bu tüpte çokokremler ne guzeldi, burdan anne memesine gönderme yapar mıyız?? hadi yapalım buyrun..

aha işte buraya çizdim.

26.7.07

yazıcaam şeyden şimdilik vazgeçtim..

ama kalite denen bi şi var ve bazen çok kolay ortaya çıkıveriyo.

faşizan diilim, olmaya itiliyorum.

vıcık vıcık vıcık..

24.7.07

no regrets

etrafta sıkça dolaşan ve hayat hakkında insanları bilinçlendirme amacı güttüğünü düşündüğüm amerikan vari meyillerin birinde telafi edilemiyecek 4 şey gibisinden bir son vardı.

* tas atıldıktan
* söz söylendikten
* fırsat kaçtıktan
* zaman geçtikten

sonra ne yapsanız boş... (çok geyik biliyorum)

taş atıp geri döndürmeye çalıştığım, söz söyleyip özür dilediğim ve son zamanlarda özellikle akıp giden zaman karşısında hiç bi şi yapmadığım anlar o kadar çok ki.. tek tesellim fırsat kaçırmama durumu.. kendim için fırsat bildiğim her şeyin peşinden koştum, bırakmadım öyle kolay kolay. bi çok insan şaşırdı harcadığım çabalara. sonra baktım herkes o kadar alışmışki benim çabalamama.. her daim aynı dozda azim bekleniyo benden. e yoruldum yahu. hayalkırıklıkları da cabası. işte böyle. durumlar fena anlıyacağınız. herkes haklıymış.. olabilir.

şimdi size bush dan "letting the cables sleep" adlı nadide şarkıyı gönderiyorum..

"Whatever you say its alright

Whatever you do its all good"

http://www.youtube.com/watch?v=DvXzk3jpaAM

20.7.07

insanlar bi kere sizinle ilgili bir karar verdiyse ne yapsanız bunu değiştiremiyosunuz galiba. önyargı konuşmayı engelliyor, soru sormayı engelliyor, doğru iletişim kurmayı engelliyor.. sonunda her sorduğunuz soruya ve belirttiğiniz her fikre tepkili cevaplar, sinirli çıkışlar, alaylı yazılar gelmekle bitmiyo. görünen köy kılavuz istemiyo. sadece kendi doğruları olmak ve karşısındaki herkes için "benim için ne düşünürse düşünsün, umrumda diil" demek çok kolay, zor olan her türlü ilişkinin sorumluluk doğurduğu.. whether u like it or not.. zaman geçtikçe dediğim dedik çaldığım düdük (ne şeker) tavrı ile hiç bi yere varılamayacağı görülüyo. aman geç olmadan vaz geçelim bu işlerden..

bi de insanları cezalandırarak günlerini gösterme sistemini sevmiyorum. gereksiz yere kırıcı olmaktan başka bi sonuca ulaşmıyo.

love, love in a trash can...ay ay..

19.7.07

bu sıralar, her sabah deniz kıyısında bi yerde uyandığımı hayal ediyorum. işe gitmek gerekmediğinde saat 7 de pıt diye gözlerim açılıyo ya, işte, uyandığım yerde de öyle oluyo.. kahvaltıdan önce hop diye denize atlıyorum. sonra yumurta, beyaz peynir, zeytin domates ve ev yapımı reçel ile donatılmış kahvaltı masasına oturuyorum.. sonra masmavi denizin yanıbaşındaki şezlonga kurulup önce gazete sonra kitap sonra araya dergi yapıyorum. gölgede olmak gibi bi derdim yok güneş beni istediği kadar yakabilir. yarım saatte bir serin denize kendimi atıp yüzüyorum.. bi de dibe dalıyorum. çok seviyorum dalmayı.. imkan dahilinde dipten deniz kabuğu ve ölmüş deniz kestanesi kabukları çıkarabilirim.. her bi deniz sonrası bikini değiştiriyorum.. bikinilerimi de çok seviyorum ... belli aralıklarla i-pod da o sıralar takıntılı olduğum şarkıları defalarca dinliyorum... öğlen yemeğinde zeytinyağlı yemekler ya da karpuz peynir.. sonra akşam 7 ye kadar deniz keyfine devam.. sonra duş ve guzellik.. sonrası farketmez. yeter ki günüm denizde geçsin. gölköy de "kiraz", ayvalık da "ortunç", kaş da "bilal in yeri " karışımı bi hayal oldu. hadi hayırlısı...

16.7.07

KAHVE

londra dan 1 haftalığına vatana dönen sunay ve onun bi arkadaşı ile cmts günü beyoğlunda o dükkandan bu dükkana gezerken kahve falı baktırma fikri ile hedef değiştirdik. geçen yaz 2-3 seferlik girişimlerim dışında hayatımın hiç bi döneminde ne kahve falı ne de benzeri bi şi ile alakam olmadı ama baktım ki sunay dünyanın çeşitli yerlerinde bu tür iş yapan insanlara gittiğinden bahsediyo, ee bi de istanbul un fal ortamına bi göz atsın die kendimizi melekler kahvesinde bulduk. ben o sokağa ilk kez gidiyorum ama belli ki orası falcılar sokağı.. her mekan da fal ve tarot bakılıyo. biz de oturduk kahvelerimizi söyledik. içtik, soğuttuk ve sonra 22-27 yaş aralığında bi kız gelip teker teker bizi "fal odası"na aldı ve de gördüklerini söyledi.. genelde olduğu gibi bazı dedikleri tuttu bazıları çok alakasız kaldı filan... bu kafelerde fal baktırma kültürü ne zaman peydah oldu da bu kadar mekan bu işi bu kadar çok müşteri ile yapmaya başladı ben kaçırmışım ama ;

1- günde 20-30 kişiye 7.5 ytl ye bakılan faldan hayır gelir mi?
2- fala inanma falsız kalma ne demek?
3- ofiste öğle yemeğindan sonra içtiğim kahve ve kadıköyde zencefilli limonata ile birlikte içtiğimiz kahve gibisi yok..

her şeye rağmen 3 kızın birlikte kahve falı baktırmaya gitmesi ve sonra birbirlerine "falcı güzeli"nin söylediklerini anlatması çok zevkli, şimdi de canım kahve istedi..

"geleceğinizi bilmek ister miydiniz?"

ben bilmek istemem neler olacağını... hayat sürprizler ile dolu olsun...

12.7.07

FREUD DUY SESİMİ

bu sabah 06:06 itibari ile ağlayarak uyandım ruyamın devamı olarak.. çok çok sevdiğim kaza geçirmiş hastanede yatıyordu ve ben bunu telefondan ortak bi arkadaşımız vasıtası ile öğreniyodum ve telefonda bağıra çağıra ağlıyodum. adı "dilkum devlet hastanesi" olan hastaneye gitmek istedim, çok uzak dediler.. eğer ruyam devam etseydi şu an dilkum devlet hastanesindeydim. tabi bi çok ayrıntısı var ruyanın ama ana hatları budur. çok ağladım, çok üzüldüm. ey freud ne demek şimdi bu? bilinçaltım da ne var da ben bu ruyayı gördüm. son zamanlarda çok fazla ruya görüyorum ve hepsini unutuyorum ama bu sefer kalktım kalem kağıdı aldım tüm ayrıntısını yazdım ruyamın, en azından bundan memnunum.. kötü rüya görünce şöyle oluyo hep, sabah ilk iş gördüğünüz kişi ile temasa geçip nasıl olduğunu öğrenmek istiyosunuz... ruya ile gerçek hayatın iç içe geçmesi durumu galiba.. sonra iyi olduğunu öğrenip "ooh" diyosunuz.. tabi rüyanın kahramanı için garip bi durum çünkü onun hayatı zaten olağan bi şekilde akarken birisinin "ruyamda gördüm seni iyi misin?" die sorması kafa karıştırıcı olabilir. dilkum hastanesi diye bi yer var mı acaba?

10.7.07

DEATH PROOF

yeni template imi quentin tarantino ya ithaf ediyorum.. death proof radikalden de iki yıldız alan film. benden 4 yıldız alır; konsept filmlerine bayılıyorum çünkü ve "ölüm geçirmez" de öyle bi şi. işte her yerde okuyoruz tarantino nun 70 lere olan hayranlığı sonucu ortaya çıkmış. belli bi döneme gönderme yapıyo olması filmi ikonik bi hale geitiriyo doğal olarak ve ben bundan çok hoşlanıyorum. yani nedir? seyirciyi o döneme götürebilmek için seçilen stil, sembol, görüntü, müzik vs... ayrıca karakterlerin isimleri tamlama şeklinde anılıyor. JUNGLE JULIA, süper isim ya da STUNTMAN MIKE ... sonra kullanılan arabalar sarı siyah çizgiler, kıyafetler, müzik, filmin başlangıç sahnesi, tarantino nun ayak merakı.. özellikle lap dance sahnesi ne kadar abartısız ama bi o kadar seksi olması. ayağında parmak arası terlik ve yok sayılamayacak göbeği ile BUTTERFLY ın lap dansı, bize illa da topuklu ayakkabı, kırmızı oje ve 36 bedenin seksi olmanın ön şartı olmadığını gösteriyor. sonra kızların küçük kasaba barında eğlenceleri, özendim doğrusu.. Kurt Russell nasıl da cuk cuk die oturmuş rolüne.. birlikte gitmemeniz gerektiğini bildiğiniz halde çekiciliğinden kendinizi alamayıp yapışıp kalacağınız türden bi çekim gücü.. (ben zaten oldum olası bozuk cilt taraftarıyım, bi de yüzüne kocaman yara izi koyunca artık neler olur neler). sonra ikinci bölümde kadının fendi erkeği yendi durumu. yaşasın dişli kadınlar.. bi de dişiliğini gösterme die bi talep var. ne yapılır bu durumda bilemedim. memelerine bant bağlayıp, erkek kıyafeti giymek, saçları kısa kestirmek, bıyık taksak olur mu?? hilary swank e yazdım cevap bekliyorum.

neyse diyceğim o ki death proof a gidin eğlenin.. bi de def bana kıyak yaptı amazon dan soundtrack ini ısmarladı.. oh arabada chick habit dinleyip gitmek gibisi yok.. geçtiğim erkeklerin hırslarını seyretmek bi de... sabahları süper zevkli..

(bu link ten chick habit i dinleyin ne demek istediğimi anlıycaksınız)

http://www.deathproof.net/

9.7.07

nasıl geçtiğini unutmamak adına son günlerde gidilen müzik etkinlikleri ile ilgili kısa notlar şöyle zira bir önceki bryan ferry konserinin detaylarını hatırlamadığımı fark ettim.. evrim bi şiler anlattı o konserle ilgili ve ben öyle boş boş baktım;

radar live; yol uzak gelmesine rağmen varıldığında iyi ki gelmişim dedirticek bi mekan ve aksamayan organizasyon. müzik ile alakası olmayıp sadece orada bulunup güneşlenmek isteyen bir grup insan. beirut ile başlayan ve james ile biten guzel müzik. nouvelle vague eğlenceli ama cover söylemeleri sebebi ile kolaycı gibi, beirut özgün ve neşeli, magic numbers guzel müzik ama yemek molasına denk geldi, the rapture dans etmeden durulamaz müzik ve yakışıklı grup elemanları ve james için diycek bi şi yok tabii ki muhteşem de radarlive daki seyirci James i nerden bilecek derken yine de orta ölçekli bir hayran kitlesi. ben james i seyrettim ya artık gözüm açık gitmez demek istiyorum.

blonde redhead; jazz festivali için şaşırtıcak derecede sıkıntılı bir konser girişi (tahmin ederim ki istanbul modernin kaprisleri sonucu oldu.. ), kötü mekan diyemiycem haksızlık olur ama daha iyisi olabilirdi, performans grubu olmadığını kanıtlayan bir blonde redhead, kocaman bi fiş ve bira kuyruğu, gribal enfeksiyon, çok heyecanlandığm ama gayet sönük geçen bi etkinlik gecesi.

bryan ferry: açık havanın her zamanki büyüleyici atmosferi, kolayca mekana giriş, açlıktan sucuk ekmeğe 10 ytl verecek kadar gözümün kararmış olması, ve bryan ferry... nasıl bi silüet, nasıl bi duruş, ne karizma.. birinci yarıda giymiş olduğu pullu ceketi ve sigara pantolunu ile ne kadar da etkileyici ve bir kendi bir dylan şarkıslarını arda arda sıralarken nasıl da büyüleyici. yaş ortalaması diğer etkiniklere göre yüksek olan konserde seyircinin hareketsizliği dışında hiç bi şi brayn ferry konserinin ihtişamına gölge düşüremez. neyseki son 3 şarkıda herkes ayaktaydı ve bryan ı bırakmadık ve 2 kere bis yaptı.. ve ben ne diyceğimi bilemiyorum. ertesi gün biyografisine bakıp kaç yaşında olduğunu merak ettim... babamla yaşıt 1945 doğumlu!! böyle bi duruş bi nick cave de bi de bryan ferry de vardır ve ben ölürüm..

anthony&the johnsons; şan tiyatrosu ne büyüleyici bi mekan ama bu kadar çok kişi için çok boğucu ve kapalı.. bu sebeple çıkışa yakın bi yerde ayakta durmak ile iyi bi şi yaptığıma karar verdim. önce çok şık ve asil die tabir edebileceğim bir küçük orkestranın ardından garip hatta zavallı görünüşlü anthony... utangaç ve çekingen tavırlı sanki heyecandan bayılacakmış gibi bir duruş.. fakat şarkılarını söylemeye başladığında garip bi çekim yaratan ve neredeyse ilahi diyebileceğim bi dinletiye dönüşen konser.. gayet güzeldi, ben beğendim. anthony en çok bülent ersoy u seviyomuş bu arada. youtube da sürekli seyrediyomuş, konsere davet etmek istemiş ama sonradan düşünmüşki bu diva kadın benim gibi süklüm püklüm birisinin konserine neden gelsin.. işte böyle..

bu arada heyecanla beklediğim the dears konseri iptal oldu, hafta sonu masstival var..

5.7.07

4.7.07

bu sabah işe geldim aklımda nisan. sergi zamanı kadıköy.. neden bilmiyorum. blog fotom da bu hissiyatımdır, kadıköy de salondan bakılınca diğer binaların üst katları... balkonların güzelliği... aklımda karanlık mekanda içilen bira ve kadiköy ün eski ve kalabalık sokakları... kadıköy ü özledim... zihni ye gitmeyeli aylar oldu, gusel yemek, turk kahvesi, trip... bu temmuz sabahı nerden çıktı. bilmiyorum...

bi de daha denize ayağımı sokmadan eylül ü istedim.. serin havada sinema ve çıkışta yağmura yakalandığımı hayal ettim.. nick cave e öpücük..

as i sat sadly by your side..

not:sabah çok erken olduğu için sanatçının iznini alamadım ama koydum fotoyu, umarım başım derde girmez :)

26.6.07

kıs-kan cım

çoooook kıskancım çok.. ölücem yani gerçekten. geçen pazar jilet atmadan önce bülent somay ın birşeyler eksik adlı kitabını bi çırpıda okuyuvermişim. bu kitapta aşk, kıskançlık, arzu sevgi, kadın, erkek, iktidar vs konuda küçük küçük tespitler var, guzel işte isteyenler okusun. ksıkançlık ile ilgili bölümü okuyunca halihazırda bi çok kişinin bilip, bizzat işkencesel boyutta yaşadığı kıskançlığımla bi kez daha karşı karşıya kaldım. yazar der ki kıskançlık bebeğin annesini başkaları ile paylaşmak zorunda olduğunu hissettiği an başlar. ve hayat boyu ikili ilişki kurduğunuz insanların 3.kişiler ile paylaştığı hadiselere karşı hep gün yüzüne çıkar. bi keresinde lisede en yakın kız arkadaşımla küsmüştüm. neden? başka bi kız arkadaşımızla üniversite sınavına çalışıyo die. yani bu kadar vahim. söz konusu karşı cins olunca işte düşün-ün/-eyim beni. eyy erdem böcekler ne yapıyım ben siz söyleyin..

When I left they were sleeping, I hope you run into them soon.
Don't turn on the lights, you can read their address by the moon.
And you won't make me jealous if I hear that they sweetened your night:
We weren't lovers like that and besides it would still be all right,
We weren't lovers like that and besides it would still be all right

leonard cohen

onların geceni tatlandırdığını duyarsam seni kıskanmayacağım; biz sevgili değildik zaten... dedi benim diyemeyeceğimi

21.6.07

IT IS DIVINE JUSTICE I WORSHIPPED FOR ALL MY LIFE

son zamanlarda ilahi adalet ile ilgili düşünüyorum. durup dururken diil tabii.. ilahi adalete tanık oldum o yüzden. inanıyorum artık varlığına. eğer iyi bi insansanız talihsiz olaylardan vakit geçmeden sıyrılmak için tanrı- ya da düşünce gücü- kutsal ruh- her kimse o ben de bilemiyorum- bize bi takım şeyler gösteriyo ve tam da o yanlış yolda giderken öyle bi dank ediyo ki kafanıza, anında çark ediveriyosunuz, ayrıca içinde kötü düşünce besleyen- kendi egosu sebebi ile başkalarını ezip geçen insanların bi gün ilahi adalete maruz kalarak akıllarının başlarına geleceğine inanıyorum.. not if i did not see it.. bekliyorum, sabirsızlıkla, eeeeeeeyyyy ilahi adalet geldiysen bi işaret çakıver- ama çok gecikme vaktim az..

(hayal ediyorum ilahi adalet; beyaz atın üzerinde maskeli süvari- gökyüzünden inip kılıcını savurup dörtnala geri gidiyo)

20.6.07

BADLY DRAWN BOY

yehu yehu, badly drawn boy rock n coke da. kent fm zamanı tequila yı, nerde olursam olıyım kaçırmadığım, mete ve cuneyti her program arayıp sorulara cevap verip sonra da kazandığım cd leri almaya gitmediğim mutlu günleri hatırladım. cüneyt kaşeler badly drawn boy- disillusion çalardı, çok severdi die hatırlıyorum, zaten bana da grubu kent fm (mete avunduk) tanıştırmıştır şimdi geliyo olmalarına müthiş sevindim, onur duydum hatta. badly drawn boy, franz ferdinand, msp- gelicem tapınıcam size, mabette buluşalım, sizinle şarkılarınız söyliyim bağıra çağıra, hastasıyım..

16.6.07

can t find a better man

doğum günü şenlikleri küçük bi grupla asmalımescit te gerçekleşti. herkes hafiften çakırkeyfi oldu. gecenin en can alıcı tartışması olan "konser alanı mabet midir, konser veren kişi tanrı mıdır vs" konusu tarafların biribirine zarar vermesini önlemek için sonuçsuz olarak noktalandı. onun ötesinde çeşitli yönlerden ilginç bi gece oldu diyebiliriz. doğum gününde insanların otomatik olarak izinli olması gerektiğini savunuyorum hatta ertesi gün de çok verimsiz geçiyo. gönlünüzden kopsun ey patronlar ertesi günü de tatil edin.

artık bugün cmts, havuz eğlencemden sonra çin yemeği yiyerek günü noktaladım. istiklale çıkma hayallerim sebepsiz bi sebepten dolayı suya düştü.

pearl jam çılgınlığına tam gaz devam. "betterman" şarkısı var bi.. eddie yazmış annesi ile evlenen adam için. çok acıklı. doğrusu iyi adam bulmak zor bu devirde. bi de iyi adamlar sonradan kurt adam oluyo..

14.6.07

BUGÜN 14 HAZİRAN- BENİM DOĞDUĞUM GÜN

çok kalabalık geçen doğum günlerimi hatırladım bu sabah.. the club da klasikleşen kutlamalarımızı. the club kapandı çoooook önceden. kalabalıklarda yok. anneme ve babama bugüne denk gelen doğum günüm öncesinde yaptıkları- umarım aşk dolu- faaliyetleri için teşekkür ederim. annem çok guzel babamda çok yakışıklı :) çok şanslıymışız o yüzden evrim ve ben. bir iş gününde doğum günü nasıl kutlanır die sorucak olursak; aynı sıkıcı işlerinizi dünki gibi yapmaya devam edersiniz tek fark çoook uzun zamandır konuşmadığınız arkadaşlarınızla konuşursunuz. işte bööle.. suni mutluluk istemiyorum bugün.. neyse o.

ama bence şu çok önemlidir;

doğum gününüzde ve gecesinde yanınızda sizi herhangi bi nedenden ötürü seven ve dudağınıza en içten öpücüğünü kondurup doğum gününüzü kutlayan ve sonra da sarılıp en güzel uykulara daldığınız bi sevdiğiniz varsa başka hediye istemeyin.

12.6.07

CANIM

"canım" kelimesine alerjim var. çok samimiyetsiz buluyorum. herkes herkese bi "canım"dır gidiyo. tüylerim diken diken oluyo. demeyin eğer gerçekten canınız diilse, bunu talep mi ediyoruz ki siz bize "canım" diyosunuz. içten olsun insanlar yapmacık olmasınlar.

hadi görüşürüz CANIM , byyeeee.. (ööööğğğğğğğğkkkkkkkkkkk)

11.6.07

yaz mevsimi resmen bir havuz aktivitesi ile açıldı.. bikiniler giyildi, yağlar sürüldü, güneş tenimizi kavurdu. hayırlı uğurlu olsun. bu hafta kutlu doğum haftası. ayrıca venedik bienali başladı. gidebilecek miyim bakalım. fransız şengen i alırım avrupa yı gezerim diyenlere kötü haber artık fransa da bize yüz vermiyo. illa ki otel ve uçak parasının ödenmiş olduğunu görmek istiyolar. yazın yunan adalarına gidin, yakındakiler çok guseller. rodos, patmos, middilli, simi miydi simni miydi neyse o.. bazı insanların gerçekten asshole olduğuna karar verdim. jazzy 3 günlüğüne tamire gitti. içim kan ağlar. 22 haziran haftasonu bu hayatta tanıdığım çoğu insan birbirinden habersiz olarak tabii ki çünkü birbirlerini tanımıyorlar- çeşme ye gidiyo. şaştım kaldım. işte bi pazartesi ile yeni hafta start aldı. olaylar nasıl gelişir bilinmez.

8.6.07

bugün tuhafım.. kötü bi gece geçirdim. acaba deliriyor muyum die düşünüyorum. en sevdiğim kıyafet seçme ve giyinme işini bile zoraki yaptım bu sabah. işe, bu hafta her gün olduğu gibi, yarım saat geç kaldım. radikali okuyamadım tam- canım çekmedi. yine bi hafta sonu. haftaya doğum günü. 25 haziran a sayılı gün. huzur batıyo bana. gipsy punk ı birisi durdursun rica ediyorum. site fiyasko. yeşil kombat pantolon, mor t-shirt, siyah bot, kolye, azıcık uzun saç. nikotin, efes light, köpek havlaması, yağmur, ruzgar, fırtına. eylül.


The selfish theyre all standing in line...
Faith in their hope and to buy themselves time.
Me, I figure as each breath goes by,
I only own my mind

7.6.07

I AM MINE

bu aralar bi pearl jam "fan" ıyım. 80 li yıllardan beri ara ara dinlediğim, bi cd sini edindiğim ve şimdi fellik fellik arasam da bulamadığım pearl jam geri döndü. black şarkısını günde 14432413 kere dinlemenin yanında, i am mine, better man gibi şarkılarını da dinler oldum. hani bazen şöyle olur. takılırsınız bi şeye, sevdiğinize götürürsünüz takıldığınız şeyi. sonra bakarsınız o zaten orada takıldığınız şeyi dinliyor. habersiz, anlaşmasız. sonra etkilenirsiniz şöyle bi duraksarsınız. işte öyle bi durum olur. anlaşılmaz oldu ama ben anladım. sonrasında okuduğumda ne düşüneceğimi biliyorum.

5.6.07

FRANZ FERDİNAND& MSP

bu yılki rock'n'coke programı açıklandı. şu an için radar live kadar kuvvetli bir line up olmasa da franz ferdinand ve namı değer "MSP"- manic street preachers burada olucak. smashing pumpkins de var ama ben pek haz etmem ne de olsa amerikan rock ı. franz ferdinand dedikodusu iki yıldır dolaşıp duruyordu ve bu yıl nihayet gerçekleşti. müthiş gruptur. bana da pulp ı hatırlatır. sabırsızlıkla beklemekteyim. geçen seneki placebo avutmasından sonra iyi seçimler die düşünüyorum. hayırlı uğurlu olsuuuuuuun..

your love alone is not enough.

3.6.07

I know someday you'll have a beautiful life,
I know you'll be a star in somebody else's sky,
but why can't it be mine

black- pearl jam





http://www.youtube.com/watch?v=CoG897LvAAI

31.5.07

LATELY UPDATE

* saçlarım bi garip oluyodu, şampuanımı değiştirdim güzel oldu.. demek ki şampuan farkettiriyomuş

* baş ağrılarım geçti, demek ki son adet günlerim siddetli cinsindenmiş

* renkli ojeleri bi süreliğine bıraktım, sadece cilalı dolaşıyorum bi doğal olma arsuzu geldi

* renkli ojeler ile birlikte kıyafetlerde de bi takım değişiklikler oldu, demek ki sıkılmışım

* huzursuzluk diz boyu

* mutsuzlık tsunami dalgası kıvamında

* denizsizlik susuzluk kadar beter

* ilgisizlik tahammülümü zorluyo (herkes ilgi bekliyormuş as if i care)

* nick cave & the bad seeds in kemaNcısı- üstün, yakışıklı ve deli insan 6 haziran da babylon da, umarım gitmeyi başarırım

* her bi posta her daim koment yazma ihtiyacında olan insanların derdini çözmek istiyorum, yazılsın tabi de zeka pırıltısı olsa diyorum ne gusel olur.

* zeki insanların önünde eğilmek istiyorum, bu sıralar andreas gursky müthiş bulduğum, fotoğraf demeye dilimin varmadığı işlerinden dolayı favorim. kendisinin çok zeki olduğunu düşünüyorum

* medeni cesareti olan erkeklere buradan kocaman tebrik kurdelası gönderiyorum. her gün gördüğü kıza öküz gibi bakacağına pat diye yanına gidip en şirin tavrıyla "bugün ben de sizinle oturabilir miyim?" diyen ey erkek, hemcinslerine bi kurs programı hazırla, tanıtımını ben yapıcam bedava, söz..

* erkeklerin aramasını beklemeden, kendi hür iradesi ile telefonu kullanan, bloglarında hiç çekinmeden sevgilileri ile gurur duyan, postlar yazan cesur ve süper kızlara da buradan kocaman kirazlar gönderiyorum (kulaklarına taksınlar die :) ) bunları yapamayan, yapamadıklarını cool olma meselesinin arkasına gizleyen erkekleri de bir üst maddedeki kursa katılmaya davet ediyorum...

zehir, zembelek....
ay ben miyim bir melek...
kaan sezyum sizi salonunda bekliyo. (kendisi de çok zeki ayrıca)

30.5.07

TAPAJ

radikal de gün geçmiyor ki bir tapaj ya da kelime hatası yaşanmasın. her gün her okuduğum bölümde mutlaka bi hata oluyo.. e kardeşim kimse kontrol etmiyo mu, işler acele mi yapılıyo nedir? bugün de kültür sanat sayfasında Andreas Gursky sergisine dair yazının son cümlesinde "kadar kadar" die 2 kere yazmışlar. yuuuuuuuuuuhhhhh... bi de geçen gün şööle bi şi vardı hem de baş sayfada mı ne "istanbul bienali bilmemnesi" yazacakalarına "istanbul bienal bilmemnesi" yazmışler.. ayıp yahu. ismet bi meyili haketti artık. şikayet müdürüne duyurulur.

iron like a lion in zion. iron lion zion...
gece 1 18 uyku tutmamaktaydı. diğer uykusuzlar ile birlikte duruyoruz.

28.5.07

SERİ KATİL

dün akşam eve gelirken gizliden gizliye ve içten içe gerildim diyebilirim. zodiac ı seyrettik çünkü. bir seri katil hikayesi... arabayı park ettim, indim, saat gece 11 civarı. ıssız otoparkımda sessizce arabayı kilitledim... yürüyorum, ya seri katil beni bulduysa. apartmanın kapısından içeri girerken serin kanlılıkla arkama bakıyorum. sonra asansöre biniyorum. ev kapısının kilidini yavaşça çeviriyorum. içeri giriyorum. neyseki holün ışığını çıkarken açık bırakmıştım. hızlıca evin içinde dolaşıp kapı arkalarına bakıyorum. kimse yok gibi. hemen gidip radyomu açıyorum. ev sesleniyo ben de paniği atlatıyorum. SERİ KATİL.. ne serin bir durum.

26.5.07

Bİ KEZ DAHA GORECKİ

All Ive known
All Ive done
All Ive felt was leading to this
Wanna stay right here
til the end of time till the earth stops turning
Im gonna love you till the seas run dry


geçen yaz deniz kıyısında i-pod umda bilmem kaç kez dinledim... sadece geri dönmeyi düşünerek... döndüğümde bi görüntü var aklımda söyliycem sonra. bazı şarkılar var dinlediğim anda o geçmiş zaman duygusunu aynen yaşatıyo. işte bu şarkıda onlardan biri. şimdi çaldı eksen de ve ben tekrar söylüyorum, taaaaaaa içimden gelerek. tereddütsüz.

25.5.07

DENİZ

denize gitmek istiyorum. yaz kış denize gitmek istiyorum. bütün hayatım deniz kıyısında geçti. taa ki üniversite bitinceye kadar. 7 yaşımdan beri her yaz 4 ay denize girdim. o kadar olağan bi durumdu ki o zamanlar. ege de büyüyüp egeli olanlar bilir bunun ne demek olduğunu. şimdi düşünüyorum da ne kadar şanslıymışım ama hiç kıymetini bilememişim. müthiş bi yerde büyüdüm ben, ama o zamanlar sıkıntıdan ne yapacağımızı şaşırırdık. işte o müthiş yer şimdi olsa, bu yaşımda. her gün denize gitsem. hiç bi yerde bi daha rastlamadığım soğukluktaki buz gibi ve pırıl pırıl denize atsam kendimi. yüzsem dubaya kadar. dalıp dipten gitsem bi süre. bi düz takla- bi ters takla.. (küçükken 3-5 kişi denizde birbirimize taklalarımızı gösterirdik.. bak bak ela oldu mu die..) sonra karnımız çok acıksa pide yesek.. sonra kıyıda yatsak, herkesten gizlediğimizi sandığımız sevgillilerimizle gizliden el tutuşsak.. (şimdi düşünüyorum da ne komikmişiz yani çaktırmadığımızı sanarak). sonra servis vakti gelse 4 30. ne kadar da umarsımışız. kafa bi dunya gerçek manada. ne kadar da güzelmişiz hepimiz...

şimdi gitmek için bi ton uçak bileti parası harcamanın yanında sadece hafta sonu gibi küçük bi zaman dilimine sıkıştırmak zorunda kalıyorum denizi. eskiden motora biner her hafta sonu ayvalık a giderdik. bu da başka bi macera bütünüyle. diyceğim o dur ki deniz çağırmakta beni. önümüzdeki hafta sonuna belki.

23.5.07

AKSİYON ZAMANI

en son bunu düşündüğümde master yapmaya karar vererek gözüm kapalı kayıt olmaya gitmiştim. kendi kendime hayat bu mudur, yeni şeyler öğrenmiycek miyim ben, aman da ne sıkıcı diye düşünürken karşıma çıkıvermişti yapmak istediğim şey. iyi ki de çıkmış her ne kadar çok çok daha tatmin edici olması gerekiyorsa da memnunum seçtiğim programdan. yep yeni bi dünya açıldı önüme. şimdi artık dersler bitti ve tez zamanı.. ee yine durağan bi süreç başladı yani.. 3-5 hafta hiçbi şi yapmadan oturdum belki de çok daha fazla hatırlamıyorum. şimdi yine bi şiler yapma zamanı... hadi aksiyon diyo içim.. neler yapmak istiyorum bu yaz : (yazıyım da yaz sonunda bakarım olmuş mu die) :
1-fransızca dersi almak
2-az biraz spor yapmak
3-hafta sonları denize gitmek
4-her gece yatarken kitap okumak
5-tüm konserlere gitmek (sevdiklerimin tabii)
6-sitenin tüm istanbul da duyulması
7-tez için bi şi ler bulabilmek
8-venedik bienaline gitmek
9-londra da ki damien hirst sergisine gitmek
10-new york a gitmek
11-1 hafta kaş ta tatil yapmak
12-5 kg vermek

not: yazsam daha yazıcam amanın açmışım.. 8,9,10 ve 12 arzusal boyutta, dilek olarak kalabilirler.

21.5.07

THE CHEMICALS BETWEEN US

bush'un "the chemicals between us" şarkısı çalmakta radyomuzda. iki insan arasında kimyadan daha heyecan verici bi şi yok die düşündüm. kimyanızın tutmadığı insana, ne kadar çok severseniz sevin, dokunma arzusu duymazsınız, hatta bu türden bi zorunluluk olursa içten içe rahatsız eder bu his sizi. bazen de şöyle olur. hiç tanımazsınız, bilmezsiniz karşınızdakini daha 1 saat olmuştur tanışalı ama kimyasal etkileşim öyle yoğundur ki sanki uzun zamandır tanıyormuşçasına dokunursunuz karşınızdakine. bazı zamanlarda ise ilk etapta kimyanızın uyuşucağını tahmin etmediğiniz birisine zaman geçtikçe ve karşınızdakini tanıdıkça ilgi duyarsınız. o kişinin size düşünsel olarak sağladığı tatmin kimyasal uyumu da katar içine. kadın ve erkek arasındaki kimyanın müthiş bir durum olduğunu düşünüyorum. neden x e karşı karşı koyulmaz bir çekim duyarım da y ye karşı kılım kıpırdamaz. kimyanızın tuttuğunu bırakmayın !! aramızdaki kimyasallar demek istiyorum. kimyasal çekimin türlerini ilişkilere bağlamak çok mümkün bu arada.

her ne kadar bush benim favori gruplarımdan biri olmasa da "mouth" (ki süper süper şarkıdır, çok etkileyicidir, içinde kendinizi buluverirsiniz" bi de "swallowed" var, bi tane daha vardı şu an adı aklıma gelmiyo..

18.5.07

CUMA YAZISI OLSUN BU DA

şimdi şöyle bi şi oluyor. her sabah jazzy ye binip işe gelmek üzere hareket ettikten 3-5 dk sonra dikiz aynasından arkaya bakıyorum - trafiği takip etmek için - ama hep bu ilk bakışta, garip ama korkunç olmayan şirin bi yaratığın arka koltukta oturup aynadan bana bakmasını istiyorum. ne gusel olurdu... keşke olsa.. dostum olur!! ne demekse.. evet küçük yaratıklar kendinize ev mi arıyorsunuz, gelin jazzy de kalın. sabahları birlikte işe gideriz. ama akşamları koltuğun altına saklanın görünmeyin bana çünkü gerçek hayata çoktan adapte olmuş oluyorum o sırada.

bu cuma yazısında bi şi daha söylemek istiyorum. dunyalılar ya da diğer gezegenlerden gelen misafirler, lütfen sanal alem ile gerçek hayatı karıştırmayın. sonra hayal kırıklığınının biri bin para olur... sadece "cool" yazıyo die bi dişinin pj harvey olduğunu hayal etmeyin, pekala kendisi arzu balkan çıkabilir (nitekim bu olay birebir yaşamdan alıntıdır :)) prensesinizi sokakta arayın, sanal hayat hiç bi şidir- susuzluk herşey.. hadi sokaklara.

bugün akşam bi sürü gusel şey var yapıcak: the commitments, tiger lillies, the automatic..

17.5.07

GÜZEL KADINLAR

güzel kadınlara zaafı olan erkekler var... peki genç kadınlara zaafınız var mı?? kadının güzeline kim dayanabilir ki zaten. mesela benim hemcinslerimi beğenmekte zorluk çektiğim söyleniyor. neden beğenmiyim yahu. bak sayıyorum; kate moss, gwyneth, giselle, bi arkadaşım var ebru adı, o, ayşegul, başka başka mete avunduk un sevgilisi, blondie nin solistini eski hali, pj harvey, tori amos, ne bileyim işte var yani. ama şöyle bi şi var ki.. sizi tanıyıp da sokakta göz göze gelip kafasını çeviren kadınlar. bunlardan son dönemde bi kaç tane rastladım. daha dün bi tanesi ile aynı böyle bi durum yaşandı. ben bi de el filan salladım hani samimiyetten.. kız kafasını çevirdi. üzülüyorum tabii bu durumdaki insanlara.. hangi psikolojidir bu şekilde davranmaya iten onları biliyorum da yazarsam yine ben suçlu olucam o yüzden sustum.. nancy sinatra çalıyor, let me kiss u.. bi havaalanı yolculuğu geldi aklıma tam bir yıl önce. çok güzeldi.

16.5.07

the man who fell to the earth

dün akşam bu filmi seyrettim: the man who fell to the earth. son zamanlarda seyrettiğim en kült filmlerden biri demek istiyorum. başrol david bowie, yönetmen nicholas roeg. filmi izlemeye başladığım andan itibaren şuna inandım ki; yönetmen david bowie ile tanıştı ve bu filmi çekmeye karar verdi. neden? çünkü david bowie den daha iyi bu dünyaya düşmüş bir adam olamaz. filmde david bowie kendi gezegeninde tükenen su kaynakları için bir şeyler yapmaya çalışan ve bu sebeple dünyamıza düşen bir yabancıyı canlandırmakta. filmin her sahnesi şok edici ve şaşırtıcı. görüntüler, dekor, kostüm her şey müthiş. ama david bowie için ne diyeceğimi bilemiyorum. bir kez daha önünde saygıyla eğilmek istiyorum. kendisi ile aşk yaşamak isterdim. buna karar verdim.. filmi seyrederken bi yerinde "starman" çalsın istedim. gerçi sözleri çok alakalı diil ama istedim işte.. youtube da çeşitli görüntüler var... seyredile.

http://www.youtube.com/watch?v=KmUKq5aKbgU

14.5.07

İSTANBUL PATLADI

son zamanlarda şehirde gerçekleşen etkinlikler karşısında ne yapacağımı şaşırmış durumdayım aynı zamanda orgazmatik bi durum tabii. müthiş şeyler olucak gibi. mesela şöyle ki daha önce yazdığım üzere londra da andreas gursky nin sergisine gitmiştim. müthiş bir sanatçı olduğunu düşündüm ilk görüşte, ki daha öncesinde o kadar tanımazdım kendisini. her sergide olduğu gibi onun sergisini de bir katalog ile terk etmek isterdim. ama 45 gbp olması sebebi ile edinemedim. neyse. geldim ki ne göreyim 30 mayıs ta istanbul modern de andreas gursky var. öyle böyle diil retrospektif hem de. vay dedim. başka bi şi isteseymişim. iyi ki oradan da katalog almamışım burdan daha ucuza kapatabileceğim şimdi bu işi. şimdi esas daha da heyecan verici şeyler var. müzik ilen ilgili. kimler geliyo kimler.. çok kişi geliyo da. ben nelere gidicem. şimdiden blonde redhead, the dears, anthony &johnsons, robert palmer, bir kez daha bryan ferry biletlerim hazır. ayrıca beastie boyes might be, ayrıca yeniden tori amos ve cake, radar live (müthiş müthiş line up.. süpersiniz öpüyorum sizi burdan), paul young, bob geldof, earth wind & fire. bi de the commitments a gitmek istiyorum bu hafta sonu ama şu an gidicek kimse yok. ayrıca bu hafta sonu babylon da tiger lillies var. çok iyi oldukları söyleniyor. daha bi de çerezler var gidilesi mi diye düşünülen. işte böyle. denize mi konsere mi? temmuz da konsere ağustos ta denize.

11.5.07

önce hafta sonlarının gelmesi hiçbir etki yapmamaya başladı sonra bahar ve şimdi yaz... hayır olsun.

9.5.07

i love you, i can't touch you anymore
i can't touch you anymore, there's so much to hate you for
i love you, i can't touch you anymore

magnetic fields

8.5.07

sevdiğim şeylere nasıl sıkı sıkı sarıldığımı görmek beni de şaşırtıyor.. kendime şaşırıyorum.. sevdim mi tam severim türünden bi durum.. kulağa ne kadar da avam geliyo.. ama böyle, bilenler çok iyi bilir... bazıları da çok kızar bu bağlılık huyuma.. şöyle ki sevdiğim insanlar için herşeyi yapar, sevdiğim eşyaları da kimseye veremem.. insanlardan bahsetmiyim komplikasyon olur alınanlar olur filan... ama eşyalarım mesela i pod um; çok seviyorum seni içinde sevdiğim tüm şarkılarımı ve fotolarımı taşıyosun üstelik çok da güzel gözüküyosun.. jazzy; seni hiç bi lüks arabaya değişmem sen benim biricik jazzy msin.. dolmakalemimi çok seviyorum, eski model cep tel imi, boyundan geçmeli quiksilver montumu, yeni aldığım ve bantı kopan ayakkabılarımla da bi bağ kurucak gibiyim filan.. daha bi sürü bi şi var işte... bi de aylık olarak almadan duramadığım ve bayıldığım dergiler var onlara da yukarıda bahsettiğim türden bir bağlılık içindeyim.. bant, roll, trendsetter, contemporary.. bi de radikal okumadığım zaman huzursuz olduğumu farkettim.. şimdi nerden çıktı bunların hepsi, aslında sadece bu ay ki bant dergisi önümde duruyo, ona bakarken yazıverdim... geçen diil ondan önceki hafta kaan sezyum un testine bayıldım, çok güldüm bi de.

7.5.07

THE AIR IS ON FIRE

paris teki fondation cartier, 3 mart tan bu yana david lynch in şimdiye kadar yapılan en kapsamlı sergisinin ev sahibi. 27 mayıs ta da sergi bitiyor.. bu sergide david lynch e ait bi sürü bü sürü yapıt ("iş"e alternatif kelime) var.. fotoğraf, video, resim, çizim neler neler.. çoğu insan tarafından ben de dahil fimleri ile tanınan üstün insan lynch in zekasını farklı sanat dallarında nasıl sergilediğini çok merak etmekteyim.. bu sebeple bi hafta sonu paris e bile gitme hamlesinde bulunabilirim.. fondation cartier camdan bir kale ki çok güzel bir bina... en son ron mueck i gördüm burda ve müthişti.. zengin diilim bedava uçak bileti alma şansım var sadece.. bi de herkes her istediğini yapmalı..

http://fondation.cartier.com/main.php?lang=4&small=0

6.5.07

herşeyin değiştiğine dair bir şeyler yazmak istiyorum..

3.5.07

HARDEST PART- COLDPLAY

http://www.youtube.com/watch?v=bKRZv6NGjdc

dün gece otelde kanaldan kanala atlarken MTV de top ten at 10 denen sadece bir kişi ya da gruba ait şarkıların sıralamasının verildiği nadide programda COLDPLAY e rast geldim.. hardest part adlı bu şarkının klibi inanılmaz.. birincisi kadın 84 yaşında acayip şeyler yapıyo (doğru mu acaba bilemedim) ikincisi Chris Martin e birisi dur desin.. insan gün geçtikçe daha da mı yakışıklı olur.. müthiş kendisi.. kıskançlıktan ölebilirim yani... mutlaka seyredilmesi gereken bir klip demek istiyorum...

2.5.07

bi şi yazmıştım uyarılar üzerine sildim şimdi daha kısa ve sadece bilgi amaçlı bi şi yazıyorum.. istanbul un yeni sanat mekanı hafriyat sergi salonu dün açıldı. açılış oldukça kalabalık ve sanat dünyasının bildik simaları ile doluydu. sergiyi beğenmedim hem zaten fikir olarak bana hitap eden bir oluşum olmaması hem de işlerin kalitesi ve yerleştirmesi münasebeti ile.. bu tür ortamlarda en önemlisi networking tabii, insanlar orada bulunmak diğer bulunanları görmek ve camia ile ilgili haberleri almak ve de neler yaptıklarını dilden dile dolaştırmak arzusu içinde.. yadırgamıyorum ben bunu.. amaca giden her yol mubahtır sanırım.. işte bööle. karaköy de hafriyat anlıycaanız.

1.5.07

feneryolu- altunizade bir mayısta bir saat.. katkısı bulunan herkesi kutlamak istiyorum.. bi şehir bu kadar mı iyi yönetilir.. taksime gidemeyen başka yere gider, ne isterse de onu yapar.. bunu engellemek için önlem aldıklarını zannedenler daha büyük sonuçlar doğuracak başka olaylara sebep olduklarının farkında bile olmadan küp şeklindeki kıvrımsız erkek beyinleri ile etrafta dolaşıyorlar.. ship of fools demek istiyorum.. daha ileri de giderim de gitmiyim..

27.4.07

ANDREAS GURSKY@WHITE CUBE LONDON

Alman sanatçı Andreas Gursky'nin yeni işleri 23/mart-5/mayıs arasında londra'daki white cube (mason's yard)'de sergileniyor. maalesef sergideki işlerinden birini buraya kopyalayamadığım için eski bir işini koydum. Andreas Gursky bir fotoğraf sanatçısı, genel olarak tüm fotoğrafları çok büyük boyutlarda sergileniyor. Londra daki sergi de en az 6 m2 lik fotoğraflardan oluşan muhteşem bir sergi. yolunuz düşerse ziyaret edin. Sergi ile ilgili daha geniş yazı belki yeni internet sitemizde yer alır. sanat editöründen izin almak lazım :)

http://www.whitecube.com/exhibitions/gursky/

18.4.07

gidicem
gitmiycem
gidicem
gitmiycem
gidicem
gitmiycem..
gid.............

aaa aa a papatya.. balkondan aşağı uçtu.... cmts ye 3 gün kala hala bilemedim bende napıcam..

STARMAN

son 3-4 gündür david bowie nin starman isimli şarkısına takmış durumdayım.. özellikle bak şu 2 kısım.. bi tanesi

"... didn t know what time it was, the lights were low oh oh, i leaned back on my radio oh oh" : şimdi şarkıcı burda ne demek istemiş, gece içkili eve geldim, saat kaç bilmiyorum.. ee zaten bakmaya da halim yok bi de saati öğrenmek için ışık açamıycam.. en iyisi uyumadan önce başımın ucundaki küçük radyoyu bi açıyım bakalım ne çalıyo..o..o..oo.o.ooh

diğer tanesi..
"There's a starman waiting in the sky, He'd like to come and meet us But he thinks he'd blow our minds."
burada da şarkıcı gece çok içtiği için ve muhtemelen içkiyi otla da desteklediği için bi halüsinasyon olayı içine girmiş.. gökyüzünde yıldızadamlar olduğunu sanıyo.. bi de bu yetmezmiş gibi yıldız adam gökyüzünde bizimle tanışmak için bekliyo ama yanımıza gelirse kafayı üşütüceğimizi düşündüğü için gelmeye çekiniyo.. kimbilir yıldızadam neye benziyo.. e kafa iyi tabii .. ama aslında yanımıza gelse ne gusel olur, çünkü kendisi orda çok çok yalnız. o yıldız senin bu yıldız benim sürüklenip duruyo..o.o.o..oooo.ooooh

http://www.youtube.com/watch?v=NFFMH0feAJY (2002 deki david)

http://www.youtube.com/watch?v=muMcWMKPEWQ&mode=related&search= (bu da 70 ler die düşünmekteyim)

evet david bowie ki kendisi fenomendir.. büyük bi müzik adamıdır gerçekten çok eğlenceli olan bu şarkıyı bize armağan etmiş.. bayılıyorum.. bi de çok eğlendim..bi de bu şarkıyı dinleyince direk aklıma biri geliyo..

17.4.07

KAÇ YAŞINDA ÖLECEĞİNİZİ MERAK MI EDİYOSUNUZ???

O ZAMAN BU LİNKE TIKLAYIN VEEEEEE NE ZAMAN BİZLERE VEDA EDECEĞİNİZİ GÖRÜN...

http://www.deathclock.com/

9.4.07

aslında blog umu kapattım bi süredir ama bazı olayları günlerinde buraya yazdığım için kapalı olduğu zamanda da yazmaya devam etmeye karar verdim. parasol ün kapalı kaldığı zamanın en önemli olayı sergiydi tabii.. 1 nisan günü sergiyi açtık herkesin ilk sergisi !! o yüzden heyecan tufanıydı .. her türlü organizasyonun olduğu gibi sergi açmanın da ne kadar meşekkatli olduğun yaşadım bizzat. insanlar ile iletişim kurmak, istediğini anlatmak, anlatamamak, her şey çok guzel olsun istemek ... derken dudağımda patlayan 3 adet uçuk.. organizasyonel işleri bitirdikten sonra cmts sabahı net copy denen yerde 3 saat geçirmek.. bu kopicideki insanlar hayatımda rastladığım en en suratsız ve sevimsiz insanlar... yani insan bi güler, bi insani belirti gösterir.. sanki adamlar kızılay yardımı yapıyo gibi bi tafra bi naz... cmts nin geri kalan kısmı yani 2 den itibaren gece 11 e kadar süren sergi mekanının tasarımı ve işlerin asımı aşaması.. mekanın sorumlusu melisa ve ben... sanatçı nerde die sormayın.. o yok.. merdivene bin, merdivenden in.. fotoları hizalamaya çalışş.. neyse canımız çıktı. melisa olmasa hiç birini yapamazdım kendisine burdan öpücük... allahtan mekan içimize sindi, duvarlar istediğimiz gibi oldu.. fotolar da çok guzel.. hem içtim hem astım.. bu arada fotoblok arkasına geçirilen kancalı askılar kadar pratik olmayan bi malzeme görmedim.. saçmalık..

19.3.07

IT'S JUST AN ILLUSION
O: Openness to experience
C: Conscientiousness
E: Extraversion
A: Agreeableness
N: Negative emotionality


ben buymuşum, bi testte çıktı.. doğru olabilir belki de esas OCEAN ya o daha güzel..

12.3.07

somethings gotta happen, this can't be it.. positifi çağır belki gelir.. londra ya gidecekler var çarşamba günü.. çok kıskanıyorum.. bi de ben de zaten onunla gitmek istiyorum.. olaylar gelişir mi? blog u da boşladım artık.. yakında çok güzel bir sitemiz olucak..

7.3.07

dün akşam bi içtim bi içtim bi içtim... fena halde sarhoş oldum... yaşasın trip yaşasın guzel müzik..

1.3.07

kadınlar poz verme meraklısı mı?

dün akşam bir fotoğraf studyosunda fotoğraf çektirdim. yani bi arkadaşıma poz verdim. yaklaşık 4 saat sürdü.. son kıyafetle olan fotoğraflar feci oldu bence.. gecenin 11 inde ne olabilirdi onu da bilmiyorum.. aa foto çektirirken uyayakalmış olmamdan korkanlar olabilir.. uyumadım.. fotoğrafı çekildiği anda digital makina sayesinde nasıl çıktığını görmek kendine çeki düzen vermek açısından çok avantajlı. poz vermeye gidildiğinde hep bi guzel görünüp görünmediğini teyit alma ihtiyacı doğuyo insanda. sonuçta çağırmışlar seni ee ya beğenmedilerse.. götürülen kıyafetlerde önemli. ee ne getirdin diyolar, sen de gösteriyosun işte şu bluzum var bu elbisem var, saçımı toplıyım mı açıyım mı.. ay napıyım.. zor işmiş. bi de fotoğrafçı yeteri kadar tanımıyosa seni daha da zor.. neyse geçti bi şekilde aylardır ertelenmekteydi zira. neden böyle bi şi yaptım die merak eden varsa. kadın olmakla alakalı herhalde. bi de kendine güvenmek filan. poz verip guzel göründüğünü görmek ruhsal doyum sağlamakta.. ee arasıra buna ihtiyaç duyuluyo.. e e bi de hatıra ayol.. flick flick flickr...filifililiiiiiiii..

ZOOT WOMAN @ ROXY
01/03/07

26.2.07

nice surprises doesn't always turn out to be nice...

22.2.07

where is my mind

Stop
With your feet on the air and your head on the ground
Try this trick and spin it, yeah
Your head will collapse if there's nothing in it
And you'll ask yourself
Where is my mind? Where is my mind? Where is my mind?
Way out in the water, see it swimming
I was swimming in the Caribbean
Animals were hiding behind the rock
Except for little fish

pixies

*********************************************************
hadi yüzmeye... kaş da olur.

19.2.07

i don t want the scars to heel especially when i am not very sure if i will have them again..

13.2.07

diğerlerine garip gelen ve bana çoğunlukla normal gelen- ki herşey normal gelir bana- şeyleri yaptığımda tereddüt etmeden karşılık veren insanlara bayılıyorum.. her an herşeyi denemeye hazır olanlar.. bu ülkede yok onlardan pek.. bu ülkeden olmayıp burda yaşayanlarda var.. there is a light that never goes out dedi morrissey şu an..

12.2.07

blog yazmak bi bağımlılık oluşturdu ben de... bi sürü bi sürü şey yazmak istiyorum. sonra bazılarını yazmamak gerekiyo bazılarını yazsam mı yazmasam mı die düşünüyorum.. gördüğüm, düşündüğüm, konuştuğum her şeyi yazmalıyım diyorum kendime. bazı yönlerden hafızam çok zayıfmış. sayid in geçmişini unutmuşum bile.. işte yaşadıklarımı unutmıyım die buraya izler düşiyim istiyorum bu yüzden.. ee ben kendim demiyo muydum ki blog una günlük tutanlar gitsin evde defterine yazsın.. şimdi işler değişti.. buraya yazmak ve yazamamak daha heyecanlı deftere herşeyi yazmaktansa.. şu an için gattaca yı, haftasonunu, yaş farklarını, ilişkileri, kaybetmeyi, yalnızlığı, sergiyi, internet sitesini, diğer gerçekleşmeyi bekleyen projelerimizi, bu konularda nasıl da heyecanlı olduğumu, tutku oyunlarını vs vs yi yazmak istiyorum.. hadi bakalım hangisinden başlasam.. jarvis cocker cd si kazandım bant dergisinden.. don t let him waste your time şimdilik favori şarkım..umursamamazlık mı umursamamak mı.

10.2.07

şu an esralarda lost olayı... ne çok çay içtin :)

9.2.07

is there somebody out there

dağıtmak istiyorum feci şekilde ve dans etmek ve umursamamak ve sarhoş olmak ve en sevdiğim müzik çalsın ama..ve daha neler neler.. usanmak fiili ingilizcede to be sickened with diye geçiyo.. turkçesi daha iyi gibi..



bonnie prince billie bu akşam CRR de

7.2.07

çok sevdiğim birisinin başarısı karşısında nasıl gurur duyduğuma ve sanki benim başarımmış gibi kalbimin çarpmasına bayılıyorum. biliyorum ki buna sonsuz destek verebilirim ve sonuna kadar savunabilirim. içim rahat gönlüm pek.. heyecan tufanı. sonucun iyi olması için benim de çabalamam gerekiyor ve ben elimden gelenin en iyisini yapacağım ve çok güzel olacağına inanıyorum. canımıniçi, çok daha başarılı olacaksın bir gün that s for sure and I will be watching u from far off places..

5.2.07

MELANKOLİ: Elde edilememiş hedefler sonrasında insanın düştüğü ruh hali.Can sıkıntısı , hüzün, yalnız kalmayı istemekle seyreden hayattan kopma hali.

4.2.07

bi de bu var

Hold me don't ever leave me
Know me, never believe me
Stay here but don't get too near me
Leave me, leave me alone
But don't ever let me go

Love me, try not to need me
Lead me but don't let the greed in
Feel free but don't ever leave me
Give in, don't ever let me...
No, don't ever let me win

the cardigans

2.2.07

Calling where is my boy?
Have I seen you before
In some kind of a dream?
In a place you've forgotten
A place I've forgotten.
*
*
*
hayatımızın belli bir dönemini paylaştığımız, çok değerli olduklarını düşündüğümüz insanları kaybederiz bi süre sonra, kaybetmeden önce biliriz kaybedeceğimizi.. bu his çok garip.. her birlikte yaptığınız şeyde karşınıza çıkar, sürekli kafanızı kurcalar, kalbinizi yer bitirir ve bi gün gelir tüm yaşananlar bi ruyaya dönüşür. gerçek olup olmadığından bile emin olamazsınız..
*
yiter, yitmek, yitirmek..
(ne guzel bi köksün sen sevgili "yit")

1.2.07

help the aged

belli bi yaştan sonra insanların arasındaki iletişim ortak bi zemine oturabiliyo.. ne demek, şu demek.. mesela ben 15 kardeşim 10 yaşındayken anlaşmamız mümkün diildi ben ergen o çocuk, birbirimizden nefret ederdik.. şimdi ise ikimizde belli bir olgunluğa eriştikten sonra artık arkadaşız.. bu çok şaşırtıcı bir durum diil tabii.. 25 olduğunu düşündüğüm yaştan sonra yaş farkı diye bir durum ortadan kalkıyo gibi sanki.. esas konu aynı yaşta iki insanın ne kadar farklı olabileceği.. özellikle otuz yaşından sonra daha belirginleşen ayırımlar ortaya çıkıyor aynı yaştaki insanlar arasında.. bu tamamen insanın hayatı ile ilgili motivasyonundan kaynaklanıyor bence.. çoğu insan kendisi ile ilgili heyecanını yitiriyo gibi, sonra kendini yaşlı hissediyo, hayatta bazı şeyleri yaşayıp bitirdiğini ve artık mevcut hayatının değişmeyeceğine inanıyor, sonra en kızdığım şey sanki üniversiteden sonra bi şey öğrenmek gerekmediğine dayalı bi anlayış olması çoğu insanın içinde- tembellikten dolayı. 22 yaşında öğreneceğimiz herşey sanki bitmiş oluyo.. e bi de üstüne master yapsan hadi 24 olsun.. çok saçma çok erken.. konu dağıldı. toparlamak gerekirse insan hissettiği yaştadır gerçekten de ve ne hissediyorsa o yüzüne yansır.. dün bi de şu konuşuldu iki insan arasındaki aşkın yaşı yoktur.. birisine aşık olduğunuzda ya da hoşlandığınızda yaşın hiç bi önemi olmaz çünkü gönüldür bu zaten söz dinlemez.. çok kötü bi post oldu farkındayım ama hani umrumda diil...

31.1.07

I WILL SEE YOU IN FAR OFF PLACES

morrissey
bugün önemli bi gün.. unutmamak için buraya iz koyuyorum...

30.1.07

her zaman yatağın sağ tarafından kalkıyorum ama artık soldan kalkıcam, böylece belki ters giden herşeyi düze çevirebilirim.. dün kadıköy beyaz fırından aldığım krokanlı bisküviler ve kepekli galetaları, elimde sıkı sıkı tutmama rağmen, sabah kapı girişinde unutup geldim işe. o kadar sinir oldum ki kendime, poşeti unuttuğuma inanamayıp tekrar jazzy e gittim ve tekrar baktım. ama yoktu tabii.. sonra oturdum masama makyaj yapıcam, makyaj çantam yok.. laneth.. o da beyaz fırın poşetinde kaldı.. daha da sinirlendim.. bugün diğerlerinde de ters başladı ve ters gitmemesi için hiç bi sebep göremiyorum.. oh.. gerçekleri kabul edememe gibi bi problemim var benim- bunu anladım bi süre önce.. mesela, hayır- beyaz fırın poşeti aslında arabada- unutmadım onu ben , ya da hayır- aslında ananem ölmedi -bi yerde yaşıyo, yok -bu o kadar kötü bi ilişki diil aslında filan falan ama gerçek nedir; poşet evde, ananem toprak altında, ilişkilerde kötü ne kelime- feciiiiiiiiiii.. hadi yemek..

29.1.07

GARDEN STATE


hafta sonu garden state i seyrettim ve beğendim.. hayatlarının farklı noktalarında benzer çaresizlikler yaşayan iki insanın birbirlerine duydukları yakınlığın ve sonrasında gelen destek olma durumunun, arkadaşlıkla başlayarak aşka dönen bir ilişkinin anlatıldığı bir film. hayatta yapmak zorunda olduğu şeyler olduğuna kendine inandıran, bu sayede kendini belli kalıplar içinde kalmaya zorlayan ama sonunda bunların hiçbirisini yapmak zorunda olmadığını farkederek sevdiğine koşa koşa dönen bir adam var.. döndüğünde birbirlerine sordukları soru şü "what do we do?" tek başlarına iken ne yapacaklarını bilen insanların bir araya gelmesi ile ne yapacaklarını bilememesi ama esas önemli olanın birlikte belli olmayan bir geleceğe doğru gitmeye karar vermeleri... karşımıza hep seçilmesi gereken 2 yol çıkıyor neyi seçtiğimiz çok önemli, mantığımızın seçtiği mi yoksa kalbimizin seçtiği mi? kim hangisini seçerse ne kazanır ne kaybeder... her halükarda birini görme seçeneğimiz asla olmayacak.. ben insanların kendilerine çerçeveler çizmelerine karşıyım, kendilerini kısıtlamalarına, illa ki belli yönlerde telkin etmelerine.. bırakmak lazım gönlümüz ne isterse onu yapsın.. filmin müzikleri de çok guzel ayrıca coldplay-don't panic var daha ne olsun..

STUART STAPLES KONSERİ

cuma akşamı stuart stapless yeni melek de bir konser verdi. tindersticks in solisti ve beyni aslında.. tindersticks artık yok, stapless 2. solo albümünü yaptı bile.. işte son solo albümündeki şarkıları söylemek için de istanbul daydı. ilgi tahminimden daha fazla, hatta kaliteli denebilecek bir seyirci grubu var. stapless, müziği kadar depresif ingiliz yaşantı halini hal ve tavıtrlarıyla da yansıtan bir müzisyen.. 2002 ya da 2003 deki tindersticks konserinde hiç seyirci ile iletişim kurmadan sahneye gelip gittiğini anımsıyorum... ancak cuma günü kendisi beni şaşırttı. sahneye çıktığı andan itibaren yüzünden gülümseme eksik olmadı.. seyirci bu durumda daha da heyecanlandı ve coştu tabii. genelde türk seyircisinde bi "cool" olma durumu vardır. çok önemli müzik adamları karşısında bile kollarını önde birleştirip bırakın dans etmeyi alkışlamaz bile.. sanki doğduğundan beri bu ortamların içinden çıkmıyormuş ve derin bir müzik bilgisi varmış gibidir. stapless konserinde seyirci beni hayrete düşürdü. bi coşku bi alkış bi tezahurat.. 2 ya da 3 kez bis yapıldı ama 1 tane dışında tindersticks den hiç bi şi söylenmedi.. halbuki hep bekledim ki "her", " bathtime", "can we start again" den bi tanesi bile olsun söylensin.. stapless benzersiz sesi, ingilizlere özgü karizması ve müthiş şarkıları ile çok guzel bir performans sergiledi.. ben çok memnun ayrıldım eminim diğer sevenleri de öyle yapmıştır..

http://www.youtube.com/watch?v=UIef4Z2WBMs&mode=related&search=
iyiki varsın baba.. seni çok seviyorum doğum günün kutlu olsun.

25.1.07

BENİ BENİMLE BIRAK GİDERKEN

Beni benimle bırak giderken
Başka bir şey istemem ayrılırken
Banabir tek beni bırak ne olur
Gerisi senin olsun

Bir başka alem seni benden alırsa
Bir başkasına olur a aşık olursan
Sanma ki senden
Senin uğruna verdiklerimden
Geriye bir şey isterim sen ayrılırken
Sanma ki senin için yaptıklarımın
Hesabı sorulacaktır senden


STUART STAPLES of TINDERSTICKS

26 01 07 İSTANBUL DA

iyi bi insan olmak istemiyorum açıkçası.. iyi bi arkadaş ya da dost da.. umrumda diil.. sevmesinler beni hatta, güzel olduğumu, iyi olduğumu, başarılı olduğumu, şık olduğumu, neşeli olduğumu söylemesinler.. ne önemi var. güçlü olduğuma, ayaklarımın üzerinde nasıl da durabileğime, herşeyin üstesinden gelebileceğime ikna etmeye çalışmasınlar hatta buna inanmasınlar.. hiçbirini istemiyorum.. ihtiyacım yok bunlara.. illa bi şi söylemek zorunda da olmasınlar.. bi şarkı ile ifade etmek isterim ki: words are very unnecessary, they can only do harm.. ne alakası var tabii bilemiyorum. how soon is now desem oda pek bi anlamlı diil.. şu olur... how could anybody possibly know how I feel..

24.1.07

cuma günü bi arkadaşım motordan düşmüş ve bileği kırılmış. allahtan sadece bileği kırılmış, zira koca motor bayağı hasarlı bir biçimde toplanmaya gitmiş. haberi bugün alıp karısını aradım, dediki artık motoru satması gerekir. haydaaaaa.. neden? çünkü artık bi çocuğu var, daha kötü bi şi de olabilirdi. ee doğru tabii de her zaman daha kötü bi şi olabilir. anne olmak budur herhalde. kendine dikkat etme sebebin bi çocuğunun olması. hatta babasının en zevk aldığı şey olan motorunu bile satması gerekir. insanlar başlarına kötü bi iş gelebilir die bazı dünya zevklerinden vazgeçmeli mi yoksa risk almalı mı? herkes ne istiyosa onu yapsın diyorum ben ama her istediğini yapamıyorsun yanında biri olmadan. en basitinden bi konsere gidicen gidemiyosun. hoş diil tabii... vazgeçtim ben bu hayattan. daha rahat olucak işşaallaaah.

23.1.07

Everyday is like sunday

Everyday is silent and grey

22.1.07

Empathy (from the Greek εμπάθεια, "to suffer with") is commonly defined as one's ability to recognize, perceive and directly experientially feel the emotion of another. As the states of mind, beliefs, and desires of others are intertwined with their emotions, one with empathy for another may often be able to more effectively divine another's modes of thought and mood. Empathy is often characterized as the ability to "put oneself into another's shoes", or experiencing the outlook or emotions of another being within oneself, a sort of emotional resonance.

Without empathy for others, it is not clear why we would ever be motivated by anything other than selfishness. Indeed, a person with a complete lack of empathy might rightly be classified as an amoral sociopath.

I strictly advise people to get rid of their selfishness and try to develop some empathy for the people they care about or of course they always have the chance to continue adoring themselves.. for these people with the adorance illness I recommend they undergo a surgery like marilyn manson and please themselves..

20.1.07

içime bi sıkıntı oturdu kalkmaz, sanki pazar akşamı.. bi allak bullak olma durumu.. nerdeyim napıyorum... fuck!



17.1.07

thee- thy- thou

"thee" eski ingilizcede "you" yerine kullanılan bi kelime ve ben bayılıyorum buna.. birisine hitap etmenin çok seksi ve dokunaklı yolu diye düşünüyorum. belli bi zaman önce çok kullanırdım ve eğlenirdim böyle eski ingilizce konuşmaya çalışarak. hatta o kadar etkilenmiştim ki thee-thy-though lu konuşmaktan shakespeare i tekrar okumaya karar vermiş ve münih ten "shakespeare's sonnets" kitabını büyük bi hevesle almıştım.. geçen gün kitap elime geçti.. artık thee kullanmıyorum .. thee diye konuştuğum günleri özlemişim belli ki... shakespeare bi de şunu demiş "if you spaek love, speak low". aman sevgimizi sevdiğimizi belli etmeyelim, aşktan ise asla bahsetmiyelim.. herkes içinde tutsun. sonra da tuta tuta patlasın. madem işin püf noktası bu.. e shakespeare de bööle demiş ben de tutucam içimde, aşktan konuşmıycam.. BUM..

15.1.07

bi kere de aklıma gelen başıma gelmesin... daha bu sabah "ben sağlam bi kızım hasta olmam" diyodum ki bu akşam hasta olmama ramak kalmış durumda. bu hep böyle olur. ne zaman "başım ağrımadı uzun zamandır, şunu görmedim uzun zamandır, şununla konuşmadım uzun zamandır" desem başım ağrır, birilerini görürüm, birileri arar filan falan.. bi de kötüyü çağırma die bi şi var. pozitif enerji ver ki iyi şeyler olsun filan.. aman verdim de nooldu. iyi şeeyleeeeeeerrr burdayım gelin çağırıyorum sizi..

haftanın büyüsü

eşik büyüsü: bir düşmana, uykusunu bağlamak suretiyle işkence etmek istersen, bir karış kadar uzunlukta bir koyun bağırsağı alıp, üzerine "kul ya eyyühel kafirun" suresini oku, her ayın geldiğinde, bir düğüm üzerine "ma tabdun" de. bu bağırsağı bir şişeye koyup düşmanın eşiğinin altına göm.
ne garip, her gece gökyüzünde parıl parıl parıldıyan yıldızları görüp ertesi günün güneşli olacağını bilmek ve her sabah güneşe kalkmak ve aslında Ocak ortasında olmak.. bi yağmur bi kar bi frıtına bi soğuk olsun.. her gün neşe neşe nereye kadar.. bi de sarı içi kürklü çizmelerimi giyiyim, kalın kazaklarımı, eldiven, bere filan..

10.1.07




everything, so meaningless and worthless at all times

8.1.07

".. acaba dostlukla aşk arasında bir yakınlık ya da uzaklık söz konusu mu?Kuşkusuz aşk için söylediğimiz bir çok şeyi dostluk için de söylemek mümkün Dostluk da özne-nesne kaymaları sebebi ile tanımlanması zor bir kavram.. İnsan dostunu kendisi için mi sever, dostunu karşıdaki için mi sever, insan dostunu kendi "iyi"sini yüceltmek için mi arar bulur, yoksa kendisindeki bütün "iyi" leri de vermek istediği birisi midir acaba onun karşısında dost olarak duran kişi? Bu özne-nesne kayması işin içine eros un girmesi ile aşk diye tanımlanabilir. Aşkta da aşağı yukarı aynı anlam, aynı düzlem kaymaları söz konusudur ve belkide en zor yanı insanın aşk içinde kimliği ile yaşadığı çelişkilerdir.... "

bu bir alıntıdır, pipo da diildir..
D E S P AI R & D EC E P T I ON
Love's ugly little twins
Came knocking on my door, I let them in
you're the punishment for all of my former sins
said somebody and I liked it