parasol'e özel arama kutusu

15.10.09

Summer'lı 500 gün



bu film geçen hafta vizyonlarımıza girmiş ve türkçeye "aşkın 500 günü" şeklinde çevrilmiştir. aslında özel isim olan ve aynı zamanda filmin esas kızı olan Summer ile geçirilen 500 günü anlatmaktadır. eğer filmi seyretmediğseniz ama seyretmeyi planlıyorsanız bunu okumayın, ya da canınız nasıl isterse öyle yapın.

filmin öyle fazla fazla irdelenecek bir durumu yok, zaten öyle de olsa ben beceremem. şeker gibi bir film, güzel müziklerin, çok sevimli bir erkeğin ve ilginç bir kızın oynadığı bir film. hem kız hem oğlanın bence gayet başarılı bir performans sergilediği bir film. güzel mekanlar, güzel görseller, yalın hayatlar, aşk, mutluluk, hüzün, acı hepsi var...

her ne kadar sanki film "özgür ruhlu ve bağlanmak istemeyen bir kız ve ona deli gibi aşık olan bir erkek" (her zaman tersi olur ya o açıdan kızların egolarını okşuyor, ne diyeyim!) görünümünde ise de asıl ana fikir bence şudur; karşınıza çıkan kadın ya da erkek size "ben şu an bağlanmak istemiyorum, özgür takılmak istiyorum, adımız arkadaş olsun ama biz daha da derinlere inelim, ammaaaaa hiç bir zaman bir beklentimiz olmasın" diyor ise, bu kişi sizden hoşlanıyor ve sizi ilgi çekici buluyordur ancak hayatının aşkı siz değilsinizdir, ve bu kişi hayatının aşkına rastladığı anda size söyledikleri bir hiç olacak ve o da diğer tüm insanlar gibi kendini aşk klişesinin içinde bulacaktır. ayrıca filme göre kader değil, şans ve tesadüfler vardır. bir nevi "sliding doors" havası yani...

işte film budur. bana amerikalıların ingiliz müziği dinlemesi hep tuhaf gelir, bir türlü onların yaşam stillerine uyduramam hüzünlü ingiliz müziğini, bu yüzden bu filmdeki ingiliz müziği hayranlığı bana yapay geldi. haaa derseniz ki senin gibi türk kızına ingiliz müziği uyar mı? valla bal gibi de uyar, acıların çocuğu diil miyiz ki hepimiz, morrissey de bir nevi orhan gencebay, müslüm gürses, ibrahim tatlıses türevi değil midir bu minvalde?!!




3 comments:

Evrims said...

sevgili indis bu konuya temas ettiğine çok sevindim zira ben filmi cok sevdim...uzun zamandir seyrettigim en seker aşk filmiydi, tam da aşk filmi degil aslında kadın erkek ilşkisi filmi denebilir :)..özellikle son yıllarda başarısız romantik komedilerden sonra çok samimi geldii bana...nerde o eski when harry met sallyler, 4 nikah 1 cenazeler, love actuallyler ..eskiden 20 film seyretsek en azından 10u güzel gelirdi artık sinemaya gidip beğenerek çıktığım çok çok az film oluyor...
ayrıca bu filmde anlatılan ve senin de vurguladığın şey çok doğru...öncelikle birisi size aşk diye bişi yoktur diyosa bilin ki kendisi şimdiye kadar hiç aşık olmamış ama olunca feleğini şaşıracaktır..efendime söyliim özgür takılalım, bağlanmayalım, ne istediğimi bilmiyorum vs vs diyosa bilin kii
bu arkadaş size aşık kesinlikle değildir, can sıkıntısını sizinle gideriyor, belki biraz hoşlanıyor ama asla size aşık olmayacak..

Hamit yenmiş adam said...

Nerede ise aynı yorumları farklı kelimelerle dile getirmişiz :)

indis said...

aynen :)

vallahi de öyle olmuş :)