parasol'e özel arama kutusu

27.10.10

almak lazım!

bugünki "almak lazım" köşemizde - ki daha önce zaten hiç böyle bir köşemiz olmamıştı - muhsin akgün'ün "söz ve müzik:ISTANBUL" adlı kitabını şiddet ile tavsiye ediyoruz. eğer siz de bir etkinlik böceği iseniz muhakkak muhsin akgün'e rastlamışsınızdır. kendisi her türlü müzik ve sanat etkinliklerinde elinde makinası ile sahnenin etrafında dolaşır ve dikkatinizi çekmemesi mümkün değildir, çünkü çok yakışıklıdır!! işte o yakışıklı insan 1990'ların ikinci yarısından bu yana istanbul'da gerçekleşen konserlere ait fotoğraflarının olduğu bu güzel kitabı çıkardı. siz de benim gibi, o tarihlerden beri o konserden bu konsere savrulduysanız, bu kitabı alıp anılarınızı tazeler üstüne üstlük arşivinize de güzel bir kıyak yapmış olursunuz. benden söylemesi!! 

not: kitabın orijinal fiyatı 80 tl ama internet sitelerinden 60 tl gibi bedellere alınabiliyooooo.

18.10.10

metroda radikal

radikal'in yeni formatını gördünüz mü sevgil dünyalılar?? ben diyorum ki 3 vakte kalmaz radikal'de tarihin tozlu sayfalarında yerini alır. yıllardır okuduğum gazetenin, londra metrosunda bedava dağıtılan kafa dağıtmaca gazetelerine benzer bir hale gelmesi beni oldukça üzdü. ayrıca alışık olduğum köşeyazarlarını, sanat sayfalarını yerlerinde bulamamak, ya da bulduğum yerde onların küçücük küçücük hale gelmiş olması hoşuma gitmedi. şimdi arıyorum, tarıyorum, gazete okuma bağımlılığımı devam ettireceğim, şöyle eli yüzü düzgün, hükümet yalakası olmayan, kültür ve sanata en az 2 sayfa yer veren bir gazete arıyorum. eğer bu özelliklere sahip bir gazete biliyorsanız lütfen beni haberdar ediniz. bakın bekliyorum. şu istediğim özelliklere sahip gazeteyi bir bulsam, onu da yıllar yılı hiç bırakmıycam!!

8.10.10

Sevgili parasol,
Seni çok özledim. Hem evde lap top um yok hem de 3gun toplantidayim. Bir de kelebek etkisi... Teknik zorlukları ashar ashmaz doncem ben sana!!

4.10.10

2.şans

sevgili dünyalılar bu hafta sonu bana bu dünyada 2.bir şans verildi. cumartesi akşamı hayatımda ilk defa bu kadar ağırını yaşadığım bir trafik kazası geçirdim. eğer altımızdaki araba bir jip değil de sıradan bir araba olsa- polislerin dediğine göre- şu an buralarda olmayacaktık. ama mucize eseri ufak eziklerle bu olaydan sıyrıldık. arabamız da pelt oldu o başka... bu kazanın sebebi şehir magandaları ve bizim onları ciddiye almamızdı.

hep derler ya "hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti" diye, benim tam tersi ordan oraya çarparken kazanın sonunda ne halde olabileceğim geldi. binlerce şükür ki bu işten sıyrıldık. cumartesi akşamından sonra artık gerçekten de çok şanslı birisi olduğumu düşünüyorum ya da bana bir şans daha verildiğini. inanıyorum ki evrende bir şeyler bizi korudu. bunun kıymetini bilmem gerek. maalesef insanlar başlarına bir şeyler gelmeden ellerindekinin değerini bilemiyorlar. ben anladım ki hayat gerçekten saniyeler içinde elimizden kayıp gidebilir. bu yüzden de değerini bilip her anını güzel geçirmeye mecburuz. son zamanlarda birçok kez şikayet edip mutsuz olduğum günler oldu, ama artık ne zaman bu tür duygular bana gelirse o zaman 2 ekim'i düşünücem ve bana verilen 2.şansı en iyi şekilde kullanmak için gayret edicem. bu kazanın sonucunda benim çıkarımlarım:

1- 5 para etmez insanlar sizi hayatınızdan edebilir, asla kimse ile inatlaşmayın

2- sağlam bir arabaya sahip olun

3- bütün polisler kötü değildir, bizim denk geldiklerimiz o kadar iyilerdi ki ne kadar teşekkür etsek azdır.

4- böyle durumlarda bir çok insan yardıma koşuyor ve bu da kendinizi iyi hissetmenizi sağlıyor

5- kendimi çok takdir ettim. kaza sonrası çok serinkanlı bir şekilde tüm işlemlerin olup bitmesini bekledim. hiç zırlamadım. hiç söylenmedim. şimdi ağlayasım var o başka!!

6- bu tür olayların acısı yalnız kaldığınızda daha çok çıkıyor

7- susan miller iyi bir astrolog

8- ego iyi bir şey değil

9- evren bize bir mesaj verdi ve umarım ikimizde bunu iyi yorumlarız

10- bir dövme yaptırıcam 2.şansımı hiç unutmamak için!!

11- herkes kendine, hayatta sahip olduklarına ve sevdiklerine iyi baksın!!

1.10.10

ekim dikim biçim

bu aralar ayların değişimi ile ilgili dünyamızda olan en tutarlı şey havalar herhalde. eylül'ün yani sonbaharın ilk günü yağmur yağmıştı, ekim'in ilk günü de hava birden serinledi. aferin sevgili dünya! en azından sen istikrarlı ol da,  sana karşı bir güven problemi daha oluşmasın!!

velhasıl geleneklerine uyan bir ekim ayı başlamış bulunuyor. ekim benim için özel bir durum teşkil etmiyor ama şehrimiz için oldukça hareketli günler geçeceğe benziyor. mesela en en en en önemlisi 28-29-30-31 ekim'de  taaaaaaaaaam 3.5 gün tatil var. kısmetse-kaderde varsa- ucuz uçak bileti olursa ben kaş'a gidicem. onun dışında;

* bu akşam new model army konseri- gitmiyorum
* hafta sonu- design week- belki gidiyorum
* 9 ekim'de i am kloot konseri- biletler cepte
* 8-14 ekim film ekimi- biletler cepte
* 14-17 ufak bir antalya tatili
* 23 ekim'de liars- giderim herhalde
* 27 ekim'de trip'de the smiths gecesi- gitme ihtimalim var
* 31 ekim'de saatler 1 saat geri alınıyor- hoşgelirsin kasım!!

onun dışında bu ay içinde bir haber bekliyorum, eğer o olursa çok çok sevinicem, başka başka ne vardı?? eminim, ekim ayı içinde şehrimiz böylesine batılı etkinlikler ile dolup taşarken, bir gün geçmez ki ülkemizde bir abukluk olmaya görsün!! yaa bir de bir de noolur noolur çok yağmur yağmasın ve ben bol bol bisiklete bineyim!!

işte herkes ektiğini biçermiş, ekim dikim işleri de böyleymiş. en güzel ekimler en güzel biçimler sizlerin olsun!! 

not: ekim ayı böyle hani biraz hüzünlüdür değil mi?? hava erken kararmaya başlar, yapraklar dökülür, kalın kıyafetler çıkar, evde daha çok zaman geçirilir. sevgiliniz varsa bir an önce eve gidip evde olmanın tadını çıkarırsınız.ekim için ne şarkı çalardım??? the national çalardım. slow show çalardım.i am kloot çalardım. from your favorite sky çalardım. blonde redhead falling man çalardım. cinerama hard, fast and beautiful çalardım. yani işte şunları çalardım sonbaharı çalardım !!

30.9.10

alkollü olmak ya da olmamak

ay ay ayayyayayayayayyaayyaaaaaaaaaaaaaaaay sevgili dünyalılar. kaç günler oldu bir iki satır yazamadım. garip bir yoğunluk var ben de anlamadım ama here I am, I will rock you like a hurricane desem yalan olur. size bugün toplumumuzdaki en azından bizim etrafımızda çokça rastlanan "alkollü olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu" önermesi ile ilgili biraz laf söyliycem.

alkollü olmak- yani çakır keyif ya da sarhoş olmak- bence bazen harika bazen de rezil bir şeydir. bunu da alkolü bolca alan kişiler bilir. ben şahsen çakır keyif ve hattaaa sarhoş olmaktan çok hoşlanıyorum. çünkü galiba çok bela bir tip olmuyorum da hafif şeker bir tip oluyorum (pehhhh! ukala). tüm kontrol mekanizmalarını elden bırakıp ohhh ağzıma ne gelirse söylüyorum. eğer alkolsüzken zaten şeffaf bir tip iseniz o zaman alkollüyken de şeffaf olmaya devam ediyorsunuz ve karşınızdakileri sürprizler beklemiyor.

amma velakin eğer ki normal hayatta ketum ve dobra ve langadanak ağzınıza geleni söylemiyor, yani patavatsız olamıyorsanız işte o zaman biraz alkol aldıktan sonra bülbül gibi şakımaya başlıyorsunuz. bu durumlarda etrafınızdda hala ayık birileri var ise o zaman onları uyarmakta fayda var, çünkü normal hayat ile alkollü hayatınız arasında oldukça büyük bir fark olacağını bilmeleri gerekiyor.

eğer serde hafif saflık var ise bu ikinci durum biraz anlaşılmaz olabiliyor, çünkü bu tipler akşam başka sabah başka oluyor. sizde durup dururken "alah alah hayırdır inşallah, noluyor ayol??" demek zorunda kalıyorsunuz.

son zamanlarda benim aldığım ders; "hiçbir söylenene inanma". zira alkollüyken mi gerçekler söyleniveriyor yoksa ayıkken mi bundan emin değilim. alküollü olmak için dökülmesi, bir dışa vurum mu yoksa sadece saçmalamak mı??? der yan yan zıplayarak işime geri dönerim!!

wheel of emotions




şimdi buna iyi bakın, belki sonra anlatıcam oki  mi??


29.9.10

ON .................STAND...........................BY..............................

.....ON........................STAND............BY...

...............................ON...................................STAND..................BY.....


...............ON....................STAND.........................BY...........................

ON.....................STAND...................................................................BY

..................ON................................STAND................BY....................

28.9.10

2:35

it's 2.35

sleep don't come

no

it won't come

25.9.10

gibisi yok. (bu hafta sonu için)

erken kalkıp güzel bir sonbahar sabahında balkondan dünyaya bakmak gibisi yok

sahile çıkıp da bir yandan pedal çevirip bir yandan da müzik dinlemek gibisi yok

tanıdık bildik bir yerde tanıdık bildik insanlarla dans edip şarkı söylemek gibisi yok

gecenin bir köründe yüzümü güldüren bir mesaj gibisi yok

alışveriş yapmak- hele de kilo verdikten sonra - gibisi yok

adrenalin gibisi yok

sağlıklı olmak gibisi yok

haftasonu gibisi yok!!

23.9.10

 
foto: görkem keser
 (bu fotoğrafı o kadar çok beğendim ki direkman le cool'dan arakladım. )

bir deterjan balonunun bire bu kadar güzel olduğu bir gezegende
biz neden bu topraklarda hergün saçmalıklara maruz kalıyoruz??
birileri bana bu sorunun cevabını borçlu ona göre!! 


22.9.10

şşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş. sessizlik... her yerde...

evet muhafazakar ülkenin sevgili sakinleri. artık dün itibari ile yavaş yavaş bundan sonra yaşayacaklarımız herhalde kafalarımızda şekillenmeye başlamıştır!! ama yine de hala- henüz- still- already- yaşadığımız güzel günlerimiz var. mesela dün akşam; yani tindersitcks'in harika performansı. evet babylon'dan pek hoşlanmıyorum dedim ama dün akşam ki konser için fikrimi değiştirdim. ayol sahnenin dibindeydik!! sizlere dün açıklamış olduğum "wishlist" ile yukarıdaki setlist'i karşılaştırırsanız benim ne kadar hayalperest olduğumu anlarsınız. kısacası çok temiz bir konser oldu, grubun performansı gayet iyiydi. "can we start again"- ki biss de çaldılar- seyircinin kopuş anı oldu. 

ben bazı grupların büyük sahne performansının her zaman daha iyi olduğunu düşünüyorum; hem ses düzeni açısından hem de büyük kitleye hitap etmenin verdiği güven açısından. mesela stuart staples bence seyirci ile sıcak iletişim içinde olan bir müzisyen değil. hal böyle olunca da 50 cm ötesinden başlayan seyirci kitlesini kendi tavırları açısından yönetmesi zor oluyor.

ben sahnenin dibindeki ses teknisyenini yanında durduğum için konser sonunda hemen kendisi ile temasa geçerek setlist'i ele geçirdim. kendimce çok havalı bir durum olduğunu düşünerek konserden çıktım. kapıda cüneyt ile karşılaştım, bir de ne göreyim elinde bir setlist!! meğersem o da üst kattaki teknisyenlere yakın durmuş!! :) ee tabii benim havam biraz söndü ama yine de bir hatıra olsun, bir anı olsun artık arşivimizin nadide bir köşesinde saklıyacağız!! 

bu arada babylon pazartesi günü derin sohbetlere dalan seyirci kitlesinin neredeyse grup elemanlarını da sohbetin içine alıp konserin gerçekleşmesini engelleyecek raddeye getirmesınden ötürü (tahminimce) dün bir "sessizlik bildirgesi" yayınladı. çok da iyi yaptı. salı akşamı seyirci sohbetlerini konser sonrasına bıraktı ama babylon yetkililerinin böyle bir yazı yayınlamak zorunda kalmasının, toplum bilincimizin seviyesi açısından, ne kadar vahim olduğunun farkında mısınız?

not: dün sanat galerilerine karşı gerçekleşen iğrenç eylemleri kınıyorum. bu eylemler ve üzerimizde kurulan baskılar ve özgürlüklerimizin elimizden gitmesine karşın bir şansımız daha var o da seneye gerçekleşecek seçimler. umarım kafamıza "daaank" eder de bu gidişattan kurtuluruz. korkuyorum. gerçekten çok korkuyorum!!

müzik notu: müzik adamları müzik konusundaki amatör görüşlerimi hoşgörsünler, aman diyim sonra her işi bilen her iş hakkında ahkam kesen twitter'da boy gösteren karakterlere dönmek istemem.

tindersticks göndermeli not: 
hey sen- kendini biliyorsun- can we start again??
içinde yaşadığımız kaos- can we start again?
kariyerim- can we start again?
kısacası her şeye yeniden başlasak bee, şahane olurdu vallahi de!!
(ama ama yani bu bilinçle tabii)

21.9.10

bu gece tekrar aşık olacak mıyım??

her zaman diyorum, tindersticks her ay gelse dinlemeye giderim, bir de üstüne evime çaya davet eder pötibör ikram ederim.bu akşam yine geldiler ben de yine gidiyorum. itiraf etmem gerekirse babylon'un mekanından hoşlanmıyorum. hem sıkışık hem de gürültülü. geçen sefer tindersticks cemal reşit rey'e gelmişti. bordo kadifeler, ahşap duvarlar ve bir tiyatro sahnesine bence çok uymuşlardı. oradaki tek eksik ise bir kadeh şarabımızı ya da biramızı alıp oturamıyor olmamızdı. şimdi istediğimiz kadar içebiliriz ama crr'deki atmosferi yakalayamayabiliriz. nerede olursa olsun ben varım!! hem de yağmurlu bir istanbul gününde!! biliyorum ki setlist'leri yeni albüm ağırlıklı olacak ama benim gönlümden geçen ufak bir setlist işte böyle: kim bu gece tekrar aşık olmak isityor??


17.9.10

biking stylaaaaaa

işte son numaram; harika bir bisiklet!! ben küçükken babam o kadar çok çalışıyordu ki kendisi benimle pek ilgilenememişti ama allahtan ki bir bisiklet almıştı!!  lojmanda oturduğumuz için de zaten herkes kendi başının çaresine bakar, ilgi milgi aramazdı. bana da bisiklete binmesini petkim- aliağa servisimizin şöförü mehmet abi öğretti. dün paraya kıyıp işte bu fotoğraftaki bisikleti aldım ve mehmet abiye buradan bir teşekkürü borç bilirim. o zamanlar bordo bir sindrellam vardı ve galiba tek bisikletim de o oldu. sonra mesela münih'e gittiğimizde ilk kez şehirde bisiklete binmenin keyfini tatmıştım. acayip güzel bir histi. istanbul'da çok uzun yıllar motosiklete bindiğimiz için ve sürücülerin ne kadar angut olduğunu bildiğim için bisiklet edinmeye hep çekinmiştim. ama işte o gün geldi. gittim. paraya kıydım. kendime nefis bir bisiklet aldım. şimdilik trafikte bineceğimi sanmıyorum ama sahili arşınlayacağım kesin!!

onuın dışında dün mega embesil bir şekilde capitol servisinden inerken düştüm. dizlerim harap oldu. insan koca yaşta yere düşünce, bu düşmenin travmasını bir türlü atlatamıyor. feci şekilde onurunuza dokunuyor ki kimin neyin onuru?? ofisimizdeki çay servisi yapan harika kız gafure bana "artık siz de pantolon giyin biraz" dedi. o cümlenin altında içten içe mini eteklerimin biraz can sıktığına dokunduran bir düşünce mi var diye düşünmedim diil!!

neyse onun dışında hafta sonu geldi, konser haberlerine bir yenisi eklendi; i am kloot 9 ekim de bronx pi sahnede, herşey belirsiz, herşey fluuu, herşey yengeç kabuğuu... neşeli hafta sonları olsun biricik pekicik gezegen sakinleri :)

not: donnie darko'nun ilk sahnesinde echo&the bunnymen "the killing moon" çalar, kahramanımız bisikletine biner, şarkı eşliğinde yeşil ve dar yollardan geçer. işte ben de bunu istiyorum. bisikletime binerken dünyanın fonunda the killing moon çalsın. sonra yolda bana bir beyaz tavşan rastlasın ve sonra olaylar karmankarışık gelişsin.

16.9.10

seni kaybetmeye dayanamıyorum

I guess this is our last goodbye
And you don't care, so I wont cry
But you'll be sorry when I'm dead
And all this guilt will be on your head
I guess you'd call it suicide
But I'm too full to swallow my pride

çaresizlik iyi şey değil sevgili dünyalılar. insan çaresiz kaldığında saçmalar, karşı tarafa tehditler savurur, gözyaşları döker, en olmayacak zayıflıklarını sergiler ama başa gelmiş başa gelmiştir. ister ağlayın ister zırlayın, ister bilekleriniz kesin terkedilmişseniz terkedilmişsinizdir. bilindiği ya da bilinmediği üzere bu aralar the police playlistlerimde sıkça dönmekte. "can't stand losing you" şarkısına da bolca gülünmekte. bu şarkı tam olarak terkedildiği için çaresizlikten ne yapacağını bilemeyen bir dünyalının trajikomik hikayesi. bu durumu çok iyi anlıyorum. hem benim başıma geldi hem de benim yüzümden başkalarının başına geldi. ben heyecanlı ve sapkın bir kişilik olduğum için aynı şarkıdaki gibi davrandım. "ben ölürsem görürsün" dedim, "ya hastalanırsam üzülmez misin?" dedim. "kendimi aşağı atıcam" dedim. dedim de dedim. tabii artık olay ile hiçbir duygusal bağı kalmayan karşı taraf öylece durdu, kılını bile kıpırdatmadı. bana da vakti zamanında bir aklı evvel "bana geri dönersen sana araba alıcam" demişti. ben de çok gülmüştüm. sanki ben de bir arabaya tav olacaktım.

velhasıl manital enfeksiyon durumlarında sağlam basabilmek çok önemli, en azından az yara alıp geçip gidebilirsiniz. eğer çaresiz bir şekilde saldırmaya başlarsanız ki buna patetik olmak deniyor, o zaman ayrıca antipatik olursunuz. işte ben bu iki durumun arasındaki farkın önemini kavramış ancak uygulamaya alamamış kendimin bilincinde bir canlıyım. daha ileriki safhalarda bir gün kademe atlayarak "canın cehenneme" safhasına geçmek arzusundayım. taa ki o gün gelene kadar umarım hep ben terkederim. ııııyyyyyyykk fenayım ayol!!

not: an itibari ile ne terkettim ne terkedildim, sadece bir şarkı dinledim. bilgilerinize!

15.9.10

biraz iç dökmesi

oooof.. tatil sonrası iş çekilmiyor da bir de başka şeyler de istediğiniz gibi gitmezse o hiç hiç hiç çekilmiyor. 1 hafta tatile gittim ama sanki sadece 3 gün gibi geldi. kaş'ı seviyorum. kaş'taki rutinlerimi seviyorum. kaş benim eylül'de gel durumum. sabah denize gidip, akşamüstü çay bahçesinde çay içip, deja vu'da güneşi batırıp, duş alıp güzel yemekler yiyip, tekrar deja vu da bünyeyi dans ettirip her gece 2-3 de sallana sallana otele dönme işini seviyorum. 1 hafta boyunca kaş'ın sadece bu saydığım mekanlarına gidip diğer yerleri görmeden geliyorum ama bu umurumda bile olmuyor. kaş'da dejavu olmasa naapardık bilmiyorum. mavi'nin önündeki et pazarına katılmak zorunda mı kalırdık, yoksa yemek sonrası otelimize mi dönerdik?? deja vu'ya giriyoruz, anıl harika müzikler çalıyor, bizim kaprisimizi çekiyor, bazen başına ekşiyoruz; "anıl, yeah yeah yeah's den heads will roll'u çalsana, anıl pixies'den hey'i çalsana, anıl the police olur mu??" kendisi de saolsun bir dediğimizi iki etmiyor. ben nazımın geçtiği yerleri seviyorum...

her güzel şey çabuk biter... tatil de bitttiiiiiiiiiiiiiiii. şimdi istanbul'da sonbahar zamanı. şimdi konser zamanı, film zamanı, spor zamanı. söylemişmiydim çok  kilo verdim ve hergün spor yapıyorum. hani böyle az yiyen gıcık kızlar vardır ya işte onlardan birine dönüştüm. bu arada sigara içmekten nikotin komasına girmem an meselesi. bugün yarın bir de gerçek bisiklet ediniyorum. sahilde hafta sonu beni yakalayana aşkolsun. hani birdenbire değişip de mesafeli bir samimiyet politikası uygulayan insanlar var ya işte onlara gıcığım. yarın akşam istanbul da fno var yani fashion's night out. isterseniz çıkıp biraz vitrin gezebilirsiniz. nişantaşı, bağdat caddesi, istinye park. bu arada mercury ödülleri bahsini kaybettim. santa bora bey kazandı. kendisini tebrik ediyorum. son günlerde hrant dink ve ponpon kızlardan dolayı ceza aldığımız için sevinçliyim en azından uzay boşluğunda kendi kendine dolanan ve içinde bir sürü badem bıyıklının bizim üzerimize oyunlar oynadığı bir uzay gemisinin içinde değil de, dışarıdan da gözlemlenebilen bir batağın içinde olduğumuzu görenler var. 

ohh içimi döktüm rahatladım. sıkıldıysanız keşke okumasaydınız :)
sahilde beni yakalayııııııııııın :)

14.9.10

vaay vaaay vaaayyy, etkilendim

MIDLAKE

KASIM DA

SALON DA

MIDLAKE

AMAN DA AMAN

MIDLAKE ŞEHRİMİZE GELİYOR!!! NE DURUYORUM OYNASAM YAAA!!

NOT: şuna bakın önümüzdeki iki ay sırasıyla; tindersticks, new model army, midlake, ed harcourt. can mı dayanır sevgili gezegen gezginleri!! sizi uyarıyorum, midlake e muhakkak gidin bakın sonra pişman olursunuz. muhteşemler!!!

13.9.10

thy, f..ck uuuuu!!

ayy sevgili dünyalılar çok güzel bir tatilin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız ama tatilin son günü çektiklerimizi bir biz, bir thy, bir de 4 uçak dolusu yolcu bilir. tatil konusu artık hep aynı yer, hep aynı mekanlar olduğu için detaylı olarak verilmesi gerekmeyen bir konu ancak bu thy'nin elinde oyuncak olma durumu gerçekten vahim bir konu. 

bazılarının bildiği üzere biz pazar günü oy kullanmak adına, aslında akşama olan dönüş biletlerimizi 90 tl ekstra para ödeyerek öğlen 12 35 uçağına almıştık. vatani görevimizi yapabileceğimiz için çok sevinçliydik. bu görev için 1 günlük deniz sefasından elbette vazgeçebilirdik. 12 eylül sabahı kaş'tan 8 15 itibari ile tekerlekleri döndürdük. hızlı şoförümüz sayesinde 11 15 de antalya'da olduk. check in yaptırdık, birer çorba içtik. ohh keyfimize diyecek yoktu! ben plan sapığı olduğum için günün geri kalan kısmında ne gibi aksiyonlar alınacağını açıkladım. sonra uçak saati geldi. sonra bekledik. sonra ekranda "delay" yazdı. 14 35 yazdı. 2 saat rötar. olsundu dedik, yine de hızlı bir çaba ile sandığa yetişiriz dedik. sonra saat 14 35 oldu. bekledik. ekrana baktık. "delay" dedi. 15 45 dedi.yok artık dedik. hesap yaptık. sandığa yetişemez bir hale gelmiştik. tahmin edilebileceği gibi yolcular gaza geldi. thy görevlilerine bağırıldı, çağırıldı, tehdit edildi, oy sandığı istendi. ama naaaafile. biz saat 16 15 de kalkan uçağımız ile 17 10 da istanbul'a indik. sandıklar kapanmış oylar verilmişti. dün şahidim ki antalya'dan 12 den sonra kalkan 4 adet istanbul uçağı. en az 2 saat rötar yaparak kalktı, içlerinde en az 800 kişi vardı!!

ben bu bileti değiştirdiğimde bazı arkadaşlarım bana "bak görürsün thy bilerek rötar yaptırıp tatil yörelerinden gelecek olanların "hayır" oylarını bertaraf edecek" dedi. ben de yok artık dedim. bu kadarı olamaz!! ve sevgili gezegen sakinleri oldu. ben thy de hiçbri yere 4 saat rötarla uçmamıştım. dün bir ilk gerçekleşti. ben inanıyorum ki bu thy'nin başındaki hükümet görevlisinin verdiği emir ile kastiiii olarak yapılan bir şeydi. biz de kurbanları idik. bizi aptal yerine koyarak bütün gün havalimanında beklememize ve oylarımızı heba etmemize sebep olan takunyalı thy genel müdürünü buradan kınıyorum. başka da bir şey yapamıyorum. ayrıca evet verenlerde sonra ellerinden oyuncakları alındığında lütfen ağlamsınlar. kendiniz ettiniz kendiniz bulursunuz!!

3.9.10

küçük jestler bizi bekler yatağımızın başucunda

artık bu dünyanın çivisi çıktı sevgili gezegen sakinleri!! nereye baksam herkes bir travma yaşıyor. welcome to the jungle, we've got fun and games. etrafımda ayrılmayan çift kalmadı, yeni tanıştığım insanların da muhakkak bir ilişki travması olmuş oluyor, ya da bu travma halen yaşanıyor. o eski bildik insanlar nerede diye hergün kendime soruyorum. hani mütevazi, alçak gönüllü, insani değerleri olan, karşısındakine değer veren, bir iyilik yaptığında illa da karşılık beklemeyen, kendisine yapılan bir iyilik karşısında ezilip büzülüp kendisini sorumluluk altında hissetmeyen, bu yüzden de "aman kimse bana bi iyilik yapmasın" şeklinde dolaşmayan, insanlar ile ilgili her türlü sorumluluktan kaçmayan, yüzleşen, deneyen, mücadele eden,gülen eğlenen, tahammül edebilen, şans veren... arkadaş muhabbetlerinin son zamanlardaki sıcak konusu bu. benim hatırladığım kadarı ile bu tür bir hayatın yaşandığı en son yer ankara'ydı ve ben de çok küçüktüm. şimdi devir çarpışan egoların, kalkanların arkasındaki ruhların devri!!

benim tercihim "eskisi gibi olanlardan yana". bir de dileğim o ki herkes birbirine küçük jestler yapsın. buna üşenmesin, kendini gereksiz fedakarlıklar yapıyor sanmasın. karşınızdaki size bunu yapmıyor ise siz ona bunu öğretin. bunun korkacak bir yanı yok. karşınızdakileri mutlu etmenin gocunması da yok. bu hayatta ben şunu öğrenmeye çalışıyorum ki; küçük şeylerden mutlu olmak gerekir. bir jest, bin liraya bedeldir :)

not: kopuk bir bağlamda afırdığım sözler olduğunun farkındayım ama bugün de ruh halim böyle. bu ruh halimde bazen can sıkıyor. bir en aşağı bir en yukarı. i m going on a roller coaster everyday, allah sizi inandırsın!! 

notnot: iflah olmaz bir hayalperest olduğumu aklınızdan geçiriyorsanız ben hemen söyliyeyim; biliyorum!!