parasol'e özel arama kutusu

3.9.10

küçük jestler bizi bekler yatağımızın başucunda

artık bu dünyanın çivisi çıktı sevgili gezegen sakinleri!! nereye baksam herkes bir travma yaşıyor. welcome to the jungle, we've got fun and games. etrafımda ayrılmayan çift kalmadı, yeni tanıştığım insanların da muhakkak bir ilişki travması olmuş oluyor, ya da bu travma halen yaşanıyor. o eski bildik insanlar nerede diye hergün kendime soruyorum. hani mütevazi, alçak gönüllü, insani değerleri olan, karşısındakine değer veren, bir iyilik yaptığında illa da karşılık beklemeyen, kendisine yapılan bir iyilik karşısında ezilip büzülüp kendisini sorumluluk altında hissetmeyen, bu yüzden de "aman kimse bana bi iyilik yapmasın" şeklinde dolaşmayan, insanlar ile ilgili her türlü sorumluluktan kaçmayan, yüzleşen, deneyen, mücadele eden,gülen eğlenen, tahammül edebilen, şans veren... arkadaş muhabbetlerinin son zamanlardaki sıcak konusu bu. benim hatırladığım kadarı ile bu tür bir hayatın yaşandığı en son yer ankara'ydı ve ben de çok küçüktüm. şimdi devir çarpışan egoların, kalkanların arkasındaki ruhların devri!!

benim tercihim "eskisi gibi olanlardan yana". bir de dileğim o ki herkes birbirine küçük jestler yapsın. buna üşenmesin, kendini gereksiz fedakarlıklar yapıyor sanmasın. karşınızdaki size bunu yapmıyor ise siz ona bunu öğretin. bunun korkacak bir yanı yok. karşınızdakileri mutlu etmenin gocunması da yok. bu hayatta ben şunu öğrenmeye çalışıyorum ki; küçük şeylerden mutlu olmak gerekir. bir jest, bin liraya bedeldir :)

not: kopuk bir bağlamda afırdığım sözler olduğunun farkındayım ama bugün de ruh halim böyle. bu ruh halimde bazen can sıkıyor. bir en aşağı bir en yukarı. i m going on a roller coaster everyday, allah sizi inandırsın!! 

notnot: iflah olmaz bir hayalperest olduğumu aklınızdan geçiriyorsanız ben hemen söyliyeyim; biliyorum!!

1.9.10

eylülüülülülülülüüülü

harika!!! işte sonbaharın ilk günü tam tamına kendine yakışır bir şekilde geldi, hava amma da serinledi!!! 2 aydır ayağıma etekten başka bir şey geçirmezken, bu sabah çok çok özlediğim kot pantolonlarımdan birini giydim ve kendimi süper hissettim. tabiiki bulutlar güneşi sakladığı için hava kapandı ve tabiiki bu sebeple içimi bir hüzün kapladı ve tabiiki yazın bitmiş olması hem de nasıl geçtiğini bile anlamadan çok sevindirici olmadı... ama life is life, eğer mevsimler bunu gerektiriyor ise buna katlanmaya hazırım.

eylül 12 ayın içinde gerçekten özel bir yere sahip; tekrardan merserize kazakların giyilmesi, tüylerin ürpermesi, yağmurda sinemalara gitmek, konserlerin başlaması, trip günleri ve tabiiki kaş tatili. seviyorum eylül'ü mesela ekim den daha çok...

susan miller'ı biliyor musunuz? son zamanların favori astroloğu, ben de yeni öğrendim. bugün eylül için burç analizim çıktı ve ben de susan'ın söylediği şeyleri ajandama not aldım. eğer gerçekten çıkarsa buraya da yazacağım. mesela eylül kariyer açısından benim için iyi olacakmış, bir çok romantik gece yaşanacakmış. şu an ki durumuma baktığımda eylül çok çok önemli şeylere gebe ve sevgili dünyalılar umarım herşey istediğim gibi olur!! daha somut şeylerden bahsedecek olursam da bu eylül;

* haftaya kaş'tayım, deniz, güneş, arkadaşlar, yemekler, dinlence ve beklemece ile geçecek bir hafta olacak

* sonra aramızda kalsın çok  kilo verdim, 3 daha vericem ve bu da eylül ayı içinde olacak

* 7 eylül de mercury ödülleri sahiplerini bulacak bakalım bahiste kim kazanacak??

* haberlerin en en en güzeli 21 eylül de tindersticks konserinde olucam (inşllh) ve hatta belki de 20 eylül'de de!!  sabırsızlıkla bekliyorum, jismjismjism

* 12 eylül'de ak koyun kara koyun belli olacak ya da aslında herşey aynı şekilde devam edecek. yaptığım bir salaklık sebebi ile ben "HAAAAAAAAAYYYYYYYIIIIIIIIIIIIR" diyemiyeceğim, noolur siz diyin benim yerime de diyin!!!

işte eylülülüülülülülül de böyle bir ayımız. herkesin ki gönlüne göre geçsin. evrene sesleniyorum; pliiiiiiiz :)

sizlere son zamanlarımın en favori şarkısı ile veda ediyorum. tam bir .......... şarkısı!!




31.8.10

radikal

sevdim mi tam severim durumları sebebi ile sevdiğim herşeye deli gibi tutunmamın sonucunda, onları kaydettiğimde doğal olarak feci travmalar yaşıyorum. zaten travması bol bir insanım, bir de bu yeni eklenenler olmasa olmaz mı sevgili evren? 

ben düzenli olarak gazete okuyan bir kişiliğim. her sabah radikal'i okumazsm o günüm iyi geçmez. zaten ritüel takıntım da olduğu için bu durumu kendimce açıklayabiliyorum. öyle internetten filan da değil, ellerimi boyayan gazete kağıdını hissetmem gerekir. kaç yıl önceydi bilmiyorum ama bu gazete okuma alışkanlığı yeni yüzyıl ile başlamıştı. ona da radikal'e davrandığım gibi davranyordum. sonra bir gün geldi ve "yeni yüzyıl" "yeni binyıl" oldu. sonra da ben ondan vazgeçtim. 

bugün radikal'in kuruluşundan beri genel yayın yönetmeni olan ismet berkan radikal'e veda etti. neden mi? çünkü radikal referans ile birleşiyor ve başına da eyüp can geçiyor. hali ile gazetenin bir çok çalışanı ve gidişatı da değişecektir. eminim radikal'i sevmeyen, yeteri kadar radikal olmadığını söyleyen bir çok kişi vardır, bu doğru da olabilir ama ben en çok kültür ve sanata ayrılan yerin 2 sayfa olması ve "kitap", "cumartesi" ve "iki" ekleri sebebi ile gazetemi seviyorum. yeni dönem de neler olucak merak ediyorum, eminim elif şafak haberleri artacaktır!! 

velhasıl sevgili dünyalılar, önyargılı olmak istemiyorum ama geçmiş tecrübelerime göre belki de kendime yeni bir gazete bulmam gerekebilir ki bu da hangisi olur bilemiyorum. bugün üzgünüm, çünkü ne geliyor bilmiyorum, yarın göreceğiz bakalım radikal hangi şekilde posta kutuma düşecek.

30.8.10

ben gitmiyorum, üzülmüyorum da!

daha ne kadar susabilirim. işte bir şeyler karalamanın vakti geldi de geçiyor bile. bilindiği gibi haftaya pazartesi bu koordinatlarda u2 konseri gerçekleşecek. dev konser, kocaman konser, bol tırlı, bol görselli, bol şatafatlı konser. ayrıca bol paralı, bol reklamlı, bol seyircili konser. ben bu hayatta defalarca kez konserlere göre tatil planı yapan birisi olarak, bu sefer u2 geliyor diye kaş'a gidiyorum. yok yok o kadar da değil ama ben haftaya kaş'ta olacağım. u2 konseri için herhangi bir plan değişikliği yapmadım. daha u2'nun istanbul'a geleceği açıklandığında demiştim kendimce; u2 benim için eskilerde kaldı, sunday bloody sunday'lerde kaldı diye. dünyanın en çok para kazanan grubunun bana bundan sonra bir hayrı olmaz diye düşündüm, tabii bu arada snow petrol'u de feda ettim ama nasıl olsa onları bir yerlerde seyrederim dedim. sadece müziği ön planda olduğu bir salonda belki... işte u2 konseri benim için böyle.

size çok çok tavsiye ederim ki 29.8.10 tarihli radikal iki'de yer alan mert emcan'ın "belki şehre u2 gelir" başlıklı yazısını okuyunuz. işte tam da u2 konseri mert emcan'ın yazdığı gibidir (bence). son cümle şöyle;" ...  ama hala bütün bu hikayede bir şey ısrarla eksik kalacak. evet bildiniz;müzik." 

not: maalesef yazının linkini veremiyorum çünkü radikal gazetesi birleşmenin telaşı içinde henüz 29.8.10 tarihli iki ekini internet sitesine koymuş değil!! onlar koyunca ben de link vericem.

27.8.10

hiç keyfim yok be sevgili dünyalılar. yazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorum

tek söyliyceğim şey bruce'dan olabilir, o da şu olabilir!!

tell me what I see
when I look into your eyes
is it you baby or just a briliant disguise???


patron ne derse doğru der!!

26.8.10

dediğimi yap, yaptığımı yapma!!

estetik kaygısı deyip de cır cır dır dır konuştuktan sonra, son zamanlarda hangi manyaklıklar peşinde olduğumu söylemeden edemeyeceğim. öncelikle yaklaşık 2.5 haftadır karnım bir an için bile olsun doymadı. sonunda 5 kg verdim, sonra hadi bir adım daha atayım ve spora da başlayım demez miyim. hemen tenis hocası aktive edildi. eve bir bisiklet alındı ve "sapkın zihniyetlerin takıntılı halleri " adlı kısa dizi yayına girmiş bulundu. aslında herkesin de bildiği gibi herşey zihinde bitiyor. ben ona "yeme" dedim o yemedi, "spor yap" dedim spora başladı. allah sizi inandırsın dün akşam kebapçıda yenen bir yemekte önümden etler, pideler, tatlılar, dondurmalar geçip gitti ve ben hiçbirine yüz vermedim, ama öyle içim giderek değil, gerçekten hiç içim istemeyerek. klişelere referans yapmak gerekirse, isteyince oluyor diyebilir miyiz? valla bazen oluyor bazen de olmuyor. tamamen çevre şartları ile de ilgili bir durum.bayramda bir hafta kaş'ta olacağım ve plajlarda aç aç salınacağım. benden size tavsiye ne isterseniz onu yapın :)

sapkın zihniyet notu: geçen akşam o 2 şişe şarabı içmiycektik, şimdi onların kalorisini ben atana kadar 2 saat daha fazla bisiklet çevirmeliyim!!

24.8.10

estetik kaygısı

estetik kaygısı aldı başını gitti, eğer yetişemediyseniz geçmiş olsun! eyy erkekler, kadınlar üzerinde yarattığınız baskının farkında mısınız? eğer ince bir beden, bakımlı tırnaklar, silikonlu göğüsler, botokslanmış gözler, fondotenli yüzler, yapılı saçlar ve topuklu ayakkabılara haiz iseniz o zaman en makbül kadınsınız (şehirler için konuşuyorum). üstüne üstlük medyada ve sosyal paylaşım alanlarında da dayatılan formül bu!! sanki çoğu erkek artık kadınların akıllı, sevgi dolu, eğlenceli, anlayışlı, donanımlı olduğuna bakmıyor da varsa yoksa estetik kaygıları...

ben kendi adıma kendimde güzel bulduğum şeyleri yapmaya devam ediyorum. gerektiğinde mavi oje sürüp, gerektiğinde topuklu ayakkabı giyiyorum. ruhumdan önce bedenime bakan erkeklerden uzak durmak istiyorum. ilk görüşte aşk değil ama konuştukça aşık olmak istiyorum. bana klişelerden bahsetmeyenler ile zaman geçirmek, kıyafetimi gönlüme göre giyip, farklı olduğumda yadırganmamak istiyorum. her zaman saçım güzel, yüzüm renkli olsun istiyorum ama asla saçımı sarıya boyatmak istemiyorum. kendime bakıp bana verilenlerin kıymetini bilmek istiyorum. gözlerimin yanındaki kaz ayaklarına bayılıyorum. hepsi süs bebeği olmadığımı, gerçekten bu dünyadaki varlığımı gösteriyor.

velhasıl sevgili dünyalılar, benden daha çok kitap okumamı, daha çok film seyretmemi, daha fazla seyahat etmemi, daha fazla konsere gitmemi, daha fazla dinlememi isteyenlere kapılmak istiyorum.

bu da nereden çıktı derseniz ki bence son günlerdeki modum sebebi ile demezsiniz :) etrafa bakıyorum da bir estetik ameliyatı furyasıdır gidiyor, tüm kadınlar hali ile genç görünmek istiyor, rekabet yaman tabii, bunun yanında erkekler de bu duruma bir "dur" demiyor, ama kendilerini ne kadar geliştirmeye çalışıyorlar bu da ayrı bir konu!!

buradan tüm cinslere sesleniyorum, güzellik iyi bir şeydir de abartmamak lazım. ayol herşey tadında güzel!!


örnek: bu minvalde geçen kış vaktı geçmişte uzun süre birlikte olduğum bir kişi bana "neden herkes gibi giyinmiyorsun?" dedi mesela. düşündüm de onca süre anlaşılamamışım meğersem.

23.8.10

dans edesim var
deli gibi

bir de diyesim var;

eğer herşeyin bir sebebi varsa

işte karşılaşmamızın da bir sebebi var

hello

hello again

20.8.10

klişeler dünyasına hoşgeldiniz.

hooooooop. yine haftasonu. ayol zaman su gibi akıp gidiyordu da biz hala öyle mi oldu böyle mi oldu, şimdi ne dedi, şimdi ne yaptı, hava ısındı, hava soğudu geyikleri ile uğraşıyoruz. bir de klişeler ile... düşündüm taşındım hazır bir klişeler haftasını daha geride bırakıyorken aklıma gelen ya da bizzat şahsıma söylenmiş yadyadayada arkadaşlarıma söylenmiş, ya da arkadaşlarımın söylediği  klişeleri bir çatıda toplayım istedim;

* sen çok iyisin, ben sana layık değilim

* sen çok harikasın, ama benim için doğru zaman değil

* sen o kadar değerlisin ki sevgili olup da seni harcayacağıma seninle dost olmayı tercih ederim

* her ilişki mutlaka sonlanır

* seninle sevişmeyi çok isterdim ama çok başım ağrıyor

* sen süpersin, ben seni üzerim

off filanda falanda, neden kimse dürüst olamıyor ben bunu anlamıyorum. canım istemiyorsa canım istemiyor, içim çekmiyorsa içim çekmiyor, beğenmiyorsam beğenmiyorum, sevmediysem sevmiyorum. ben böyle pat diye bomba gibi düşecek ama dürüst olacak söylemlerden yanayım. lastik patladı şoför atladı ddıdıdıdı bıdıbıdıbıdı lar sanki çok mu inandırıcı?? bugünü "dünya klişeleri bir kenara bırakma" günü ilan etmek istiyorum. bunu ispatlamak için de "başım ağrıyor" klişesini sözlüğümden kaldırıyorum. hadi şimdi siz de bir tane seçin!!

not: bu herhangi bir kişiye gönderme yapan bir post değil, hem kadın hem de erkeklerin genel olarak başvurduğu klişelerin yazılı hale gelmesidir. pliiiiz don t take it personally or take it or leave it.

notnot: aklınıza gelen klişeleri isterseniz siz de yazın. sözlüğümüz genişlemiş olur ve de bu klişeleri duyduğumuzda ona göre tedbirlerimizi alırız.

notnotnot: bu arada bir ipucu, hiçbir kız "iyi" olmayı istemez. bakınız eternal sunshine of the spotless mind'da geçen diyoloğa;

 
CLEMENTINE What is nice, anyway?  I mean, besides an
 adjective?  I guess it can be an adverb,
 sort of.

CLEMENTINE (CONT'D) It doesn't reveal anything.  Nice is
 pandering.  Cowardly.

CLEMENTINE (CONT'D) And life is more interesting than that.
 Or should be.  Jesus God, I hope it is...
 someday.
  
CLEMENTINE (CONT'D) I don't need nice.  I don't need myself
 to be it and I don't need anyone else to
 be it at me.

19.8.10

infected souls, infected bodies

ingilizce başlık için kusura bakmayın. insan vücudunun garipliğini anlatmak için sanki ingilizce konuşsam daha etkili olacak gibi geldi. herkes bilir ruhsal sıkıntılar illa da bedeninizin bir yerinden çıkar. o sırada zayıf olan bir yerinden... mesela benim uzun yıllar önce bir panik hastasına dönüşmemde emeği geçen o zaman ki patronuma buradan bir selam göndermeliyim. işimden o kadar hoşlaşmıyordum ki, bu nefret o sırada zayıf düşen kafa sigortalarıma yansımış ve ben sürekli başı dönen, ayakta duramayan, yalnız kalamayan bir insan haline dönüşmüştüm. diyeceğim o ki ruh ve beden ilişkisi çok çetrefilli bir konu. daha geçen gün geçirdiğim şok üzerine hastalanan ruhum, dudaklarım vasıtası ile ağlamaya başladı. şu an beni görseniz, buna pişman olabilirsiniz. zaten bir düşünsenize bedenimizin içine hapsolmuş ruhumuzun durumu gerçekten içler acısı. kendi kendine sevinemez, kendi kendine üzülemez, kendi kendine ağlayamaz. bunların hepsi için bedenimizi kullanmak zorunda... işte benim ruhum da şu an dudaklarım üzerinde geziniyor, duvarlara vuruyor, koşuyor, bağırıyor  ve ben de sabırla  bekliyorum sakinleşsin, içini döksün diye... ayrıca ruhuma hep sormak istediğim bir konu var; ey ruhh :) seçme şansın olsaydı sen hangi bedende olmak isterdin?? bu konuya da bir sonraki post da değinicem. şimdi doktora gitmem gerekiyor !! bu dünya zor bir dünya sevgili dünyalılar ve ben de ona alışamadım.

18.8.10


lütfen  bir   gün   biri   beni   şaşırtsın.

17.8.10

mor

ah ah ah sevgili dünyalılar, yazamıyorum yazamıyorum... bir heyecan tufanıdır gidiyor. ülkemizdeki şu nazar olayına hastayım. insanlar o kadar kötüye göre programlanmış ki, iyi bir şeyler olunca hep aman "nazar değer" diye bizleri korku basmış. hal böyle olunca en zaman güzel şeyler olsa  içimde bir ses sürekli bana "aman çok sevinme, aman çok düşünme, aman kötüye de hazırlıklı ol" şeklinde uyarı mesajları gönderiyor. dolayısıyla da her bir gün "acaba??" yı yaşayarak gidiyorum. bir de böyle durumların "kimseye söyleme" halleri var. aman kimselere bir şeyler söyleme, anlatma, paylaşma. aaaaaaaay ee ne biçim dünya burası, başlıycam nazarına da gözüne de diyeceğim olucak biticek. ben evrene mesajlarımı gönderiyorum artık onları dikkate almak almamak ona kalmış.

not: öyle bir durumdayım ki, sabah kalk the national akşam yat the national. bu sebeple size oradan bir şarkı gönderiyorum... şöyle içinize çekesiniz, iliklerinizde hissedesiniz.

Anyone's Ghost (live at Castle Rock Session by Pitchfork.tv) - The National from Liliana Coimbra on Vimeo.

13.8.10

13.cuma'da yapılması gereken şeyler

1- sabah kalkmadan önce 13 kez yatakta dönmek- durmak

2- evden çıkmadan önce 13 kez aynaya bakarak elbiselerinizi kontrol etmek

3- işe gelinceye kadar 13 kez lemonworld dinlemek

4- iş yerinde cuma'nın da verdiği rehavet ile 13 kez facebook, 13 kez twitter, 13 kez blogger refresh etmek

5- cep telefonundan 13 kez arama yapmak ve 13 tane de arama gelmesini beklemek

6- 13 bardak su içmek

7- 13 kez tuvalete gitmek

8- 13 kişiye mail atarak "bu mesajı 13 kişiye gönderirseniz akşama öpüşüceksiniz" demek

9- 13 adet badem+ceviz+yaban mersini yemek

10- 13 tek sigara içmek

11- eve dönüşte 13 kere lemonworld dinlemek

12- içinden 13'e kadar saymak

13- gece olunca 13 kere sevdiğiniz bir aktiviteye tekrarlamak ve mışıl mışıl uyumak (yapamıyorsanız zorlamayın, bu madde için mazeret kabulü bulunmaktadır)

işte eğer bunları yaparsanız 13.cuma'nın lanetinden kurtulursunuz, yapmazsanız 13 erenler sizi bulup kanınızı emicek. benden söylemesi...

dooo, dooo, doooo, dooooo

hani bazen bir arkadaşınızın ya da arkadaşınızın arkadaşının şehir dışındaki, doğa ile iç içe olan evine gidersiniz. şehirden o kadar sıkılmışsınızdır ki burası ilaç gibi gelir. belki de aslında ev sahibi çok yakınınz değildir ama keşke bir neden olsa da akşam burada kalabilsem dersiniz. hatta ev sahipleri mayolarını giyip göle-denize gitsinler ama ben burada bu huzurun içinde kalakalayım. hatta ölsem bile olur, şu hamakta sallana sallana kendimden geçeyim dersiniz. sonra duu duuu duu duuuu duuuuuu dersiniz. işte lemonworld'de öyle bir şey. limondünyada yaşayan iki kız kardeşe misafir giden matt berninger'in hikayesi.

duduududududududuududududududuududududududududududuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu
şahane!




12.8.10

içinizde kelebekler uçuşmaya başladı mı bilinizki 
başınız beladaaaaaaaaaaaaaaaaa

(ya bu -ki - eki ne biçim ektir çözemedim gitti)

10.8.10

31 şarkı'nın listesi hem de müzikli!!

işte bu kıyağımı kimse unutmasın, hele ki nick hornby hayranları hiç unutmasın. bakın mesela diyelim ki 31 şarkı kitabını elinize aldınız, okumaya başladınız. kitapta yazan şarkıları merak ediyor, herbir şarkıya ait hikayeyi okurken şarkıyı da dinlemek istiyorsunuz. yani ben öyle istiyorum. bu sebeple açıyorsunuz burayı, basıyorsunuz play'e, dinliyorsunuz. hayatı kolaylaştıran nöbetçi blogcunuz indis size bu hizmeti sunuyor. daha ne duruyorsunuz, basın play'e bakın keyfinize. filan da falan da filan. ne istiyorsanız onu yapun ama olurda bir gün sizde severseniz, ayyy yok yok olur da bir gün siz de özlerseniz, ayy o da diil olur da bir gün siz de okumaya karar verirseniz. aha da iste burada liste çalınmayı bekler şekilde duruyor. bilginize sevgili dünyalılar ve de dünyamızdan yüzlerce ışık uzaklıktaki uzaylılar. reverans!


not: sevgili gezginler, bu liste daha önce santa_bora fm'de yayınlanmıştır ama ben uyumuşumdur. kopya çekmedim ama unuttum :) özür özür.

9.8.10

ince deri

insan unutuyor.    mu    ?       yoksa sadece zaman birşeylerin üstünü mü örtüyor?    

dünyadaki varlığımız süresince sayısız şey yaşıyoruz. ve zamanı geldiğinde ya da zamansız olarak yaşadıklarımızın üstü ince bir deri ile kaplanarak geride kalıyor. yaşananları unutmak diye bir şey var mı bilmiyorum ama bana daha çok geride bırakmak diye bir şey var gibi geliyor. bir şarkı, bir fotoğraf, bir mekan, bir kıyafet, bir şehir geride kalanları getirmeye yetiyorda artıyor bile. bazıları depderin yaralar açmış olduğundan herhangi bir etken ile canlandıklarında, gözümde iki damla yaş olarak beliriyor, bazılarına gülüp geçiyor, bazılarını ise irkilenerek geri gönderiyorum, ama hepsi aslında ruhuma irili ufaklı dövmeler yapmış oluyor. aslında hiç oradan silinmiyor. değişmem de zor kabullenmem de... canımsın, cicimsin, biriciğimsin derken birdenbire "alo" bile demez olunuyor. yediğin, içtiğin ayrı gitmezken birdenbire nerede yaşadığı ne yaptığı bilinmez oluyor. hal böyle olunca hiçbirşeye değer vermemek, bağlanmamak, kalbini dinlememek de bir seçenek olarak beliriyor. ardından "hiçbir şeyden pişman olma" klişesi akla geliyor. iyi ama nasıl pişman olmazsın? eğer ruhunuzdaki o dövmeler sürekli acı veriyor ve kendini hatırlatıyorsa... bir yerlerden, uzaklardan bakıp da gözünüzde yaşlar beliriyorsa nasıl olurda pişman olmazsınız? yaşananlardan değil ama yaptıklarınızdan, söylediklerinizden, varılan sonuçtan...

şimdi oturup da geçmişe baktığımda bugünler ile ilgili yaptığımız şakaların gerçek olduğunu görmek ne kadar acı verse de, şimdinin içindeyken, o zamanlarda olanlar acaba gerçekten yaşanmış mıydı diye düşünmeden edemiyorum. 

aklımda bir kaç şarkı var ama içimden söyleyeceğim. hani içinde beni unutmalar olan. zaman ince bir deri kaplamak için bir ilaç ama asla unutturmak için bir reçete değil. esasen herşey hep orada kalıyor.

6.8.10

çok bilmiş blogcular için kompozisyon sorusu

neden
31 şarkı
inception
the black keys
dukan diyeti
dini bütün
sonbahar
tindersticks
hüzün
new model army
doyumsuz
saçmalık
dünyalı
nem
atlantis
yunus 
patrick duffy
mirel matyu
biz birlikte güçlüyüz
ihihihihiihiii


ey çok bilmiş blogcu, yukarıdaki kelimeleri bir paragraf içinde kullanınız

hmmmm. neden ? mesela sadece neden desem zaten aslında başka bir şey dememe gerek yoktur. özellikle de burada yaşarken hiç yoktur. bu aralar ülkede olup biten tüm abukluklara karşı neden sorusunu soruyorum. kendim için konuşayım çünkü bazılarınızı tanıyorum ve bazılarınızı tanımıyorum. ben kendim için bu kadar çabalarken, hep iyi hep iyi olsun derken, gelişirken, akıllanırken, güzelleşirken,  neden hak etmediğim birileri tarafından yönetiliyorum? neden takdir ettiyim, desteklediğim, gurur duyduğum insanlar yerine kusasım geliyor? tüm dertlerimi, sevinçlerimi şarkılarda bulmak zorunda mıyım? eğer bir kitap yazsaydım bu şarkılar üzerinden olur. bilen bilir, ben böyle bir şey istiyorum diye bana bülent somay'ın kitabını alanlar olmuştu. işte ben kös kös oturup sadece istemekle kalayım, sevdiğimiz kişilik nick hornby konuları sevdiği şarkılara bağlayan bir kitap yazmış, kitap da türkçe'ye çevrilmiş. 31 şarkı. acaba türk okuyuculara bir mesaj mı vermek istiyor? bırakın tek kişi takılmayı çift olun mu diyor?? hemen alayım dedim ve aldım. son zamanlarda korkuyorum ki eğer inception'u seyretmezsem beni dövecekler, seyredeceğim tabii de nedense yaz vakti ben sinema salonuna giremiyorum. ters geliyor. halbuki biliyor musunuz amerika'da en çok yazın sinemaya gidiyorlarmış, çünkü en serin yer orası!!!! amerikalilara kim aptal diyorsa bir adım öne çıksın, bakalım buna ne diyceksiniz?? ben sinema ya da dvd seyredemeyerek geçen günlerimi maksimum hızda müzik dinleyerek geçirmekteyim. son favorilerim the black keys. son zamanlarda ben amerikalı grupları gönül verdim. hatırlayalım gönül bu ota da boka da konuyor ama hep mi boka konar, bunu da kendim için kınıyorum. bu aralar bu aralar demişken, çantamda sürekli olarak taşıdığım kitap ne? dukan diyeti... melek yüzlü dr.dukan biz dünyalılar için yeni bir diyet  formülü geliştirmiş. aklıma yattı. haftasonu şu düğün dernek olaylarını bitiriyim pazartesi hemencecik başlıycam. vallahi yaa, jiddiyim. bu arada eğer amcanız, dayınız varsa haber verin, ülkemize dini bütün, namazında niyazında, nur yüzlü bir komutan lazım,  bari pozisyon yabancıya gitmesin. oydu buydu derken ağustos ayını da hızlıca tüketmeye başladım. zaten yazdan da bir şey anlamadım. bari sonbahar gelsin de kulaklarımız şenlensin, ruhumuz sonbahar moduna girsin. tindersticks biletlerim cepte, damardan hüzün almayı bekliyorum. bir de new model army var. aman bu sefer erken gideyim yoksa ghetto da vestiyer sorumlusu ile birlikte "everything is beautiful, cause everything is dying" diye bağırmak zorunda kalabilirim. doyumsuz dünyalıların, düşük çenelerine kurban giderek saçmalamalarını görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. aman orada kalın! zaten nereye gideceksiniz ki, bu sıcakta, atlantis e mi?? aramızda kalsın benim ellerimde perdeler oluşmaya başladı, havanın içindeki nem oranı hepimizi atlantisli yapacak. şöyle yunus gibi deniz dibinde aşağı yukarı yüzeriz, harika olmaz mı? istanbul nemler altında kalmış olur, adı atlantis olur. dallas ın bobi si yani patrick duffy (dizideki ismini bilene teşekkür edicem) mirel matyu ile konsere gelir. tbiletler 2 günde "sold out" olur. together we are strooonggg adlı şarkıyı söylerler. bizde perdeli ellerimizi tutuşur, yunuslar gibi iiiiihiiihiihiiii sesleri çıkarırız.  müthiş!! hayal dünyamda kayboldum bilee. 

5.8.10

3.8.10

bekarlığa veda, evliliğe merhaba, özgürlüğe ......... ???

yakın geçmişten bugüne bekarlığa veda partileri hem kızlar hem de erkekler arasında oldukça popüler bir etkinlik haline geldi. eskiden bu kutlamayı genelde erkekler yaparken şimdi kızlar erkekleri geçti. her türlü ince detayı düşünülmüş bekarlığa veda partileri düzenleyip erkekleri kıskandırıyorlar.

benim derdim kimin nasıl partilediği değil de, benim derdim acaba bu partilerde bir dilemmmmmaa var mı yok mu bunu anlayabilmek, zira "veda" genelde istenmeyen bir durumdur, sanki kendi isteğinle oluşmaz da böyle boynu bükük olarak gidilir gibi, sanki elde olmayan sebeplerden dolayı hoşçakal dersiniz... yani o zaman bekarlığa veda ederken bu durum bir hüzün içerir mi? eğer içerirse dans etmeler, eğlenmeler, şarkı söylemeler, sarhoş olmalar neyin nesidir? ee aslında kendi rızamız ile de evleniyorsak o zaman "bekarlığa veda" demek neden?? "evliliğe merhaba" desek daha yerinde olmaz mı?? nihayetinde  sevdiğimiz birisi ile hayatımızı birleştiriyoruz, arkadaşlarımız ile gülüp eğleniyor, felekten bir gece çalıyoruz.

aslında bu partilerde vahim olan bir şey var o da erkek/kadın striptizci ya da dansöz çağırmak. işte burada bence iş biraz değişiyor. evlendikten sonra artık sadece partnerini striptiz yaparken görebilecek çiftler "yahu hazır evlenmeden ben bir çıplak daha göreyim de ondan sonra bu defteri kapatayım" moduna geçip, parti gecesinde ne görsem kardır mı diyorlar??!!! off bu da çaresizce bir durum değil mi sevgili sevgililer?? tutsaklık mı bekleyen insanları, yoksunluk mu??

sonuçta diyeceğim o ki, herşey sonunda özgürlüğe omuz vuruyor. evlilik özgürlüğü engeller mi? aslında neden engellesin? istediğin işi yapabilirsin değil mi? istediğin yerde yemek yer, istediğin filme gider, istediğin kıyafeti alırsın değil mi?? ee istediğin tatile gider, istediğin sporu yapar, istediğin zaman uyursun değil mi?? bunların hepsini yaparsın, bazen yalnız yaparsın bazen iki kişi yaparsın... o zaman aslında hayatta var olan bir çok şeyi yaparsın. hayatta sadece bir şeyi yapamazsın, o da başka birisini beğenemez, başka birisi ile beraber olamazsın! evliliğin en can alıcı söylemi olan "özgür olamamak" demek ki aslında sadece bir tek konudan ibarettir.

peki soruyorum, evlisiniz, istediğiniz hiçbir şeyi yapamıyorsunuz ama başkaları ile birlikte olabiliyorsunuz, o zaman özgür müsünüz???

haydi hop, kırmızı top, sarsıcı konular bunlar, kafa karıştıran, ortalık bulandıran, hayatın özü, yaşamın tözü.

not that I'm against anything, it's that I'm confused about everything.