parasol'e özel arama kutusu

21.5.10

radyo parasol

sabahtan beri bir ağırlık var,  sanki saalter her zamankinden daha yavaş akıp gidiyor, bir kapanan bir açılan hava ve sıkıcı işler de buna tuz biber oluyor. eğer bu akşam bir yerlerde müzik dinliyor olsaydım işte bunları dinlemek isterdim. benim gibi durağan bir gün geçiriyor iseniz, playlist'im bu duyguların arkasında rüzgar olabilir, ama eğer siz akıcı ve dinamik bir gün geçiriyorsanız bu playlist ile zaman kaybetmeyin zira melankoli her an sizi de yakalayabilir!

not: madem radyo parasol'ü henuz hayata geçiremedim, şimdilik bu deneme yayını olsun. olsun mu??
ülkemizde bir umut rüzgarlarıdır gidiyor. herkes sanki bu anı bekliyormuş gibi, sanki herşey birden düzelecekmiş gibi. sanki maruz kaldığımız haksızlıklar bitecekmiş gibi, sanki özgürlüklerimiz geri gelecekmiş gibi.
valla olur olur.

20.5.10

eskişehir gibi şehrim olsun, onyüzbin lira borcum olsun!!

etrafımdaki insanlar harıl harıl haftasonu turları ile eskişehir'e gidiyor. seneler önce voleybol takımımızla turnuva için gittiğimiz eskişehir'i düşündüğümde, bu turistik  maceralara inanasım gelmiyor. benim hatırladığım eskişehir, karanlık, beton, kokulu porsuk ve kötü bir otelden ibaret. halbuki şimdi parklardan, gondollardan, cafe'lerden, müzelerden, temizlikten ve hatta bir de plajdan bahsediyorlar!!! eskişehir'in bu evrimini duyunca, ben istanbul'un nasıl bir yer olmasını isterdim diye düşündüm. tabiiki burası çok çok büyük bir yer ve yönetmesi de kolay değil vevesairevevesaire ama benim dileklerim şöyle:
1- etrafıma baktığımda çirkin binalar görmemek
2- daha fazla yeşil
3- daha fazla toplu taşıma, öyle ki arabamı kullanmak aklıma gelmesin ve bisiklet yolları
4- mangalsız sahil şeridi
5- "yok" a yakın dilenci ve evsiz ve tinerci nüfusu
6- 100 kat daha fazla deniz ulaşımı
7- daha çok sokak pazarı
8- temiz bir deniz ve mayo giyen deniz severler
9-her ülkeden burada yaşamaya gelen insanlar
10- her ülkenin mutfağına özgü restoranlar
11- daha az avm
12- her semt için bir sanat galerisi ve bir de cafe ve bir de avlu
13- insanı hoplatmayan ve üzerine su fışkırtmayan kaldırım taşları
14- tarihe özen 
15- sıfır badem bıyık
14- saygı, sevgi, tahammül, mutluluk ve hoşgörü dolu insanlar

eminim biraz daha düşünsem daha çok şey çıkar ama burada kesiyorum. bu saydıklarımın çoğu hayal gibi geliyor, ama kimbilir belki eskişehir'in belediye başkanı, bir gün bizim şehrimize de gelir, ya da umarım şu an şehrimizi b..ka çevirenler bir gün gider!!  gidingidingidingidiiiiiiiiiiiiiiin. gandi kemal kurtar biziiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii :) yaa belki de bir gün ben giderim, belli mi olur??
too drunk to f....k
too drunk to f....k
too drunk
too drunk
too drunk to
f...............................................k

not: çok popüler şarkıları cover'layan gruplar kazanır, konserleri 2 gece "sold out" olur, eğlenilir, coşulur, güzel solistler seyredilir ve hepsi budur ve bu da oldukça yeterlidir. örnekse nouvelle vague.

18.5.10

taş kalpliyim
taş kalplisin
taş kalpli
taş kalpliyiz
taş kalplisiniz
taş kalpliler

artık acımasız bir dünyada yaşıyoruz. 
duygulardan, sinirlerden, merhametten, alçakgönüllülükten, sevgiden, anlayıştan arınmış, yerdeki taşı almış, kalbine koymuş!!
ref:stone roses- made of stone

17.5.10

kaçmak için mi? koşmak için mi? yönetmek için mi? yaratıldık...

evet sevgili dünyalılar bu aralar duygular karışık, ama bunun şuan hiç bir şey ile alakası yok. hafta sonu ile ilgili bir kaç ufak not vermek için buradayım. 

not 1 : şehrimizde şu an tiyatro festivali sürmekte, ben 1-2 yıl önce mecbur kalmadıkça tiyatroya gitmemeye karar verdim, çünkü hoşlanmıyorum, sıkıntıdan kurdeşen döküyorum. john malkovich'i canlı olarak seyretmek sözkonusu olunca "mecburen" bilet aldım ve cuma günü oyununu seyrettim. beğendim mi? hayır. 2 soprano ve john malkovich arasında geçen oyun bence vasatın dahi altındaydı. buradan hayat tecrübemize ne ekledik? sadece isimler başarının olması için yeterli değildir!

not 2: cumartesi planladığım ve size de programı verdiğim gibi sergi ziyaretlerimi yaptım. botero sergisi gayet güzel, yurt dışında düzenlenen sergiler kadar da başarılı, bence görülmeli. nazif topçuoğlu'nu görmek şart değil ama ben beğendim. julian opie sergisi tahminimden de güzel çıktı. çokçokçok beğendim. bu arada cda projects'e uğradım ve bu hafta header yaptığım julia fullerton batten sergisine denk geldim. güzel fotoğraflar... buradan hayat tecrübemize ne ekledik? çağdaş sanat candır ve istanbul bu konuda gayet iyi gidiyor ve her zaman sürprizler ile karşılaşmak mümkündür.

not 3: bir kaç dövme daha yaptırmak istediğim için cumartesi günü ruhsel'e uğradım. kendisi her zamanki gibi çok prensipli bir dövmeci olarak benim istediğim yerlere dövme olmayacağını ve kesin karar verdiğimde ona gitmemi söyledi. buradan hayat tecrübemize ne ekledik ? elinde somut tasarımların ve yüzünde kararlılık ifaden olmadan ruhsel'e uğrama!

not 4 : pazar günü vintage yeni yerinde açıldı. bir grup insanda bu açılışa şahit oldu. çok güzel bir dükkan olmuş ben çok beğendim. sonrasında da benim için kısa süren bir trip gecesi oldu. fener'in şampiyon olma ve olamama durumları arasında bütün gün kadiköy halkına yaşattığı sıkıntı sebebi ile garip bir gün geçti. hani şöyle bir şey yok muydu?? "birisinin özgürlüğü, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter". işte dün bazı gruplar diğerlerinden daha özgürdü. buradan hayat tecrübemize ne ekledik ? pazar günü karışık bir gündü, fenerliler şampiyon olacaksa ya da olmayacaksa, halk korunaklı bir yerde olmalı, sık sık barış manço dinlemeli ve başka şeyler...

cuma günü söylediğim gibi ilk plağımı aldım ve o bir "born to run", şimdi bir pikapa ihtiyacım var!!  hayırlara vesile olsun. diyeceğim o ki kaçmak için mi, koşmak için mi, yönetmek için mi doğduk? ne için doğduk , birisi bunun cevabını versin de ona göre takılalım???

Someday girl, I don't know when, we're gonna get to that place
Where we really want to go and we'll walk in the sun
But till then, tramps like us baby, we were born to run
(umarım bir gün oraya gideriz)

14.5.10

anadolu yakası avrupa yakasını döver!!

sevgili dünyalılar diyemiyeceğim, sevgili istanbul'lular diyeceğim. bunu okuyorsanız bir panelde olduğunuzu bilmelisiniz. panelimizin konusu "anadolu yakası avrupa yakasını döver". inceleyeceğimiz konu hiç avrupa yakası olmasaydı bir hafta sonu anadolu yakasında ne kadar şahane zaman geçirilirdi. bu blogu harbi harbi takip edenler benzer paneller ile karşılaşmışlardır. onlardan özür dileriz. 

eveeeeeeeeeet, canlanın, sanki herkes baygın gibi!!

neyse, şimdi mesela bu hafta sonu hiç avrupa yakası yokmuş;

cuma: hava oldukça sıcak, iş çıkışı eve gidip üzerimize rahat bir şeyler alırız, bir sigara yakarız (opsiyonel), çıkırt diye bir bira-cola- gazoz açarız. radyomuzu da açarız. hava serinleyene kadar evde takılırız. sonra karnımız acıkır. kadıköy'de çiya nın yolunu tutarız. orada çeşit çeşit yöresel yemekler yeriz. hava sıcak olduğu için yağlı yemeklere pek bulaşmayız. sonra üstüne bir zahter içer midemizi rahatlatırız. saatlerimiz 22.00 civarına gelince tirp'e doğru yola çıkarız. bu akşam bence eklektik müzik yapan cembak'ın playlistini dinleriz. (görseli çaldım diye cem kızmaz umarım). kadıköy'de mekanlar 2'de kapanır (yani galiba) bu sebeple uslu anadolu yakası çocukları olarak evimize doğru yola çıkarız. tabii isteyen "ayy dur bi de karga'ya bakalım, ay dur bi arkaoda'ya da girelim" diyebilir.gecenin sonunda "drink responssibly" der, kadıköy'de uygunsuz park etmiş taksilerden birine atlar evimize yollanırız.


cumartesi: oooooh hava mis gibi, hemen evden peynir, zeytin, domates, biber, bir kaba koyar güzel bir karışım hazırlar, yolda komşu fırın'dan kepekli simitleri alır, moda çay bahçesinin yolunu tutarız. orada saatlerce denize kuşbakışı oturur, dergilerimizi, gazetelerimizi, herşeyimizi okuruz. sonrası serbest plan (tüm günü yazsam uzun olucak okunmıycak) isteyen kadıköy çarşıda dolaşsın biraz. sonra akşama doğru sanat aktivitesi mi istedi canınız hemen çat mtaar'a gidersiniz. orada "yerel illüstratörler 2" sergisi var. ona gider biraz güzellik görürsünüz. mesela bant dergisinin has illüstratörü sadi güran'ın işleri gibi ...  sonra yine akşam olur. eğer para harcamak kaygınız yok ise moda'daki cibali kapı balıkçısına gidersiniz ve harika yemekler yersiniz, eğer kaygınız varsa da kadiköy'ün ara sokaklarındaki balıkçılarda balık yersiniz. sonra gece yaklaşır. arkaoda'da bant'ın "kulaktan kulağa" serisi kapsamında KHAN konseri var ve ayrıca bant dj'leri çalıyor. bence güzel olabilir ona katılırsınız. 
                                                                                                                                                                                        SADİ GÜRAN









              KHAN

pazar: nerde kahvaltı yapmalı?? adalar? moda kırıntı? çiftehavuzlar saray? balkon? vallahi hepsi de harika alternatifler. nerede olursa olsun açıkhavada olsun!! kahvaltıdan sonra yine muhakkak gazete mütalaaaası şart. sonrasında serbest zaman veriyorum:) bağdat caddesine mi gidersiniz, bir avm'ye mi gidersiniz bilmiyorum. günün ilerleyen saatlerinde plak alışverişi yapmak isterseniz yeni yerine taşınan "vintage records" a uğrayabilirsiniz. adres -Dr. Esat Işık Cad. No:4 Kadıköy- (bu görseli de çaldım diye de kızmazlar umarım!) benim planım ilk plağımı satın almak olucak. o plak da bir bruce sprinsteen albümü ya da 45'liği olucak.sonrasında bu pazar trip'te şuradaki blog sahibi çalıyor. sarhoş olmak ve özlediğimiz şarkıları dinlemek istersek kendimizi trip'e atabiliriz. (galiba hayatımda ilk olmasa da 2.kez pazar gecesi sarhoş olabilirim. kimbilir.) 

işte sevgili istanbul'lular, sıkışık trafiğe, karmaşaya, betona girmek istemeyenler anadolu yakasına gelsin. ne varsa asya da var. söyleyin bakalım: "anadolu yakası avrupa yakasını döver mi dövmez mi?"

panelimiz panel olamadan kapanmıştır. iyi hafta sonlarıııııııııııııııııııııııı.

sizi hangi kutuya koysunlar??

bu marc johns'a bayılıyorum! bazen komik, bazen düşündürücü,  bazen de hem komik hem düşündürücü. geçtiğimiz günlerde parasol'de bu çizimine "marc johns" köşesinde yer vermiştim. insani ilişkiler kapsamında da çok beğenmiştim. şimdi marc johns burada ne diyor? insanları, kutularda tasnifliyor.uz diyor aptal, sıkıcı, takılası, kaybeden, karar veremedim, uza! oldukça ağır bir liste aslında ama benim de sormak istediğim soru şu; "siz hangi kutuda olmak istersiniz?" ya da "siz hangi kutuda olduğunuzu düşünüyorsunuz?" ben kendimi analiz ettiğimde 3 kutuda olabileceğimi düşünüyorum;



 yani ortası olmayan bir durumdur. hangi kutuda olmak isterdim derseniz. bazıları için gerçek arkadaş, bazıları için yanına yaklaşılmaz, bazıları için ise çözemedim kutusundaaaaaaaaaaaa..... buradan çıkarılacak sonuç: arkadaş canlısı olmadığımdır bence:(

13.5.10

MAYIS'DA NELER NELER OLACAK DİZİSİ- 1

ay sevgili dünyalılar, bir seyahate gittim feleğim şaştı. neyse şimdi yavaş yavaş rutine dönmeye başlıyorum. bu arada tarsus-mersin ellerinden size selam getirmişem!! tabii şehir seyahat filan dinlemez, dört nala koşar gider. mayıs'ın gelmesi ile birlikte şehrimizde fecii acayip şeyler oluyor. şimdi sizlere benim gidilesi bulduğum bir kaç sanat olayından bahsedicem. sonra da aslında daha da heyecanlı olan başka şeylerden ama sonraaa.

1- botero > aman harika bir sergi zira botero hep tombiş insanları resmediyor. çok da güzel yapıyor. gitmek isteyenler şuradan bilgi alabilir. sergi 18 temmuz'a kadar devam ediyor, epey zaman var.

2- julian opie > daha önce de çok bahsettim, julian opie ingilizlerin gözde çağdaş sanatçılarından biri. bence hiç kaçırılmaması gereken bir sergi. gitmek isteyenler işte buracıktan bilgi alabilir. aman acele edin sadece 29 mayıs'a kadar.

3- nazif topçuoğlu > ülkemizin önde gelen fotoğraf sanatçılarından biri olan nazif bey çoğunlukla ergen kızları fotoğrafladığı için sexist olarak eleştirilmektedir. ben fotoğraflarını beğeniyorum. bunun için de oracıktan bilgi alabilirsiniz. bu sergi de 29 mayıs'a kadar!!

4- starter > belki duymuşsunuzdur, ülkemizin ileri gelen koleksiyonerlerinden ömer koç, beyoğlunda 4-5 katlı bir çağdaş sanat galerisi açtı, adı "arter". buradaki ilk sergi, kendisinin koleksiyonundan parçalara yer verilen "starter" adlı sergi. bir çok sanatçının eseri yer alıyor. sergiyi de merak ediyorum ama galeriyi daha da çok. henüz galiba web adresi yok, ama istklal caddesi no 211'de yer alıyor ve 8 eylül'e kadar da sergi devam ediyor. no need to rush yani!

5- david lynch'in baskıları > filmlerini ya çok sever ya da sevmezsiniz, ben bayılırım aslında david lynch'i insan olarak çok seviyorum çünkü o tam bir sanatçı, hem de yaşına rağmen feci karizmatik! işte onun baskıları artane'de sergileniyor. geniş bilgi için buraya tık tık. aman dikkat bu sergi de 29 mayıs'da sonlanıyor!!

bu sergilerin hepsi beyoğlu civarında ve ben cumartesi günü gezmeyi planlıyorum. siz de gelirseniz, görüşemeyiz ama olsundu!!

11.5.10

perfect strangerzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz

iş gereği farklı şehirlerdeki farklı ofislerde bulunmam gerekiyor ya hani, işte bu gezilerde tabii ki bir sürü insan profili ile karşı karşıya geliyorum ama en belirgin özelliği, önce bekar sonra evli sonra da çocuk doğuran  kadınlar gösteriyor. bu kadınlar bekarken şıkşıkıdım, pür makyaj, kikirdek tiplerken, evlendiktan sonra bir pantolon bir bluz, düz ayakkabı giyip sıfır makyajla işe geliyorlar. mesela bir ziyaretimde bu hatunlar hayatının en güzel günlerini yaşıyor gibi gözüktürken, bir sonraki ziyarette hepsinin feleği şaşmış (buna halk dilinde bir şeyleri dağıtmış denir ama ben terbiyeli olmaya çalışan bir kız olduğum için açıkça ifade etmeyeceğim), sanki sanırsınız evde koca dayağı yemiş gelmiş gibi görünüyorlar. hele ki bir de bu hatunların hayatında 3.aşama var ki, sormayın, bu aşamadan sonra artık imajı topla toplayabilirsen > çocuk doğurmaaaaa!!! çocuk doğurduktan sonra bu hatunlar sanki 1.aşamadan hiç geçmemiş gibi oluyorlar, seksapel yerini analık durumlarına bırakıyor. bol bir etek, bol t shirt, terlik vari ayakkabılar ve no makyaj. ben bu durumları gördükçe üzülüyorum zira kendine iyi bakmak ve özen göstermek diye bir şey varsa bu her daim vardır. adamlara yüzüğü taktıktan sonra bu durum değişiyor ise burada bir riyakarlık olduğundan bahsedebiliriz. velhasıl;

eyyyy hatun kişiler, eğer siz de bu aşamalardan geçiyor iseniz hemen toparlanın ve 1.aşamaya dönüş yapın, kocanız ve çocuğunuz olsa dahi!! hadi hadi hadi move your assssssssssssssssssssssseeeesssssssssssssssss!!

not: kocayı koluna, çocuğu eline taktıktan sonra kabak çiçeği gibi açan dişilerde var ama bu şu an konumuz değildir.
bu ülkenin bir gün yaşamaktan mutluluk duyacağınız bir ülke olacağına inanıyor musunuz??
ben şüpheliyim!!

10.5.10

yiorgos'a veda edemedim...

yıllardır dışa vuramadıklarımı dan dan dan tepe tepe dışavurduğum bu blogda, kendi çapımda her hafta bir sanatçının işlerini blog fotoğrafım yapıyorum. geçtiğimiz hafta da komşumuzdan bir fotoğrafçı olan yiorgos korkadis'i seçmiştim ama görüyorum ki bu hafta kendisine veda edemeyeceğim ve kendisinin beni derinden etkileyen fotoğraflarına devam edeceğim. tabii ki bu kimi ne kadar ilgilendiriyor o da tartışılır! 

yanıbaşımızdaki yunan adalarınıa yolunuz düştü mü? benim bir çoğuna düştü. evet, hepsi de çok güzel; bozulmamış, sessiz, sakin, kendi halinde, hatta anakaralarından uzak oldukları için midir nedir, yalnız ve 80'lerden kalma bir halleri var. ayrıca bizim ege sahillerimizin de eski masumiyeti ve yalınlığı var.  yiorgos kordakis'in bu fotoğrafları nerelerde çekilmiş bilmiyorum ama sanki bana adalar gibi geliyor. silik ve uçuk renkler, görüntüler, sahiller, deniz, plaj... neşeli olması gerekirken sanki daha çok hüzün barındırıyor ... galiba ben bu aralar nostaljik bir ruh halindeyim. çocukluğumun denizini, yemeklerini, arkadaşlarını ve anılarını özlüyorum. yiorgos'da bana bunları hatırlatıyor. veda edemedim. bir hafta daha devam...

9.5.10

anane

anneciiim seni ben
çiçeklerden yemişten
sarı saçlı bebekten
canımdan çok severim

bugün anneler günü de, nasıl bir gün olması gerektiğini ben henüz kestirebilmiş değilim. neden bugün var? annemize olan sevgimizi hediye alarak ya da yemeeee götürerek ya da ne bileyim istediği şeyleri yaparak gösterelim diye mi??? vallahi eğer bunları göstermek için sadece bir  gün varsa, vay annelerin haline. ben anneme hergün bunları gösteriririm, anneler günü de neymiş!!! yok yok şaka şaka, ben iyi bir çocuk değilim, geçmişten günümüze biraz yol katetsem de (bu nasıl yazılıyor yahu??), geçmişte çeşitli sebepler ile anneme bir çok kez kurdeşen döktürtmüşlüyüm vardır, ayrıca unutulmamalı ki annemiz bizim kakalarımızı da temizlemek zorunda kalan biridir. bu sebepler ile ben annemi çok üzmüşümdür. bu yüzden şimdilerde ona iyi davranmalıyım!! herkes kutluyor, biz de kutluyoruz, annemizi yemeklere götürüyoruz, ben bugün alternatif anneler günü yapalım mesela pazartesi kutlayalım böylece bugün oluşan annelerin sokaklardaki kaotik iktidarını bertaraf edelim dedim, kabul görmedi. uzun lafın kısası diyeceğimi unuttum, ama çocuklarını bir nedenle kaybetmiş olan anneler için zor bir gün, bir de annelerini ya da ananelerini kaybedenler için.

anane, benim için anneler günü seninle moda'da oturduğumuz gündür ve seni çok çok çok özledim, iyi ki senin sevginle büyümüşüm, iyi ki de sen vardın, umarım seni hiç üzmemişimdir ve sen benim biricik, tekicik ve kıymetlim emily'msin.

7.5.10

batisfer


çocukken kurduğumuz hayallerin ucu bucağı yoktu. bize göre herşey olabilirdik. ama sonra hepimiz farkettik ki aslında istediğimiz işi yapmak bile şanslı sayılma sebebi oluyor. 
güzel hayaller, renkli dünyalar, uçan filler, konuşan tavşanlar, en yakın arkadaşımız olan oyuncak ayılar, deniz kızları, pireler, develer, tellallar, 3 elmalar çocukken varmış. 
yine de eğer çocukluğunuzu özlüyorsak, o zaman hala şanslı sayılırız, demek ki güzel bir çocukluk geçirme fırsatı bulmuşuz. 
benim çocukluğum deniz kıyısında, güzel taşlar, berrak deniz, renkli balıklar, sağlam bir duba, tramplenler, balıklar, midyeler, buzzz gibi bir su, sıcak pide, buzlu kola, arkadaşlar, soyulan burunlar ve büyük çekirdekli karpuzla geçti. 
şanslının bir tık ötesindeydim belki de. 
işte şimdi çocukluğuma bu şarkıyı gönderiyorum. 7 yaşında batisfer ile denize inip, dünyada yaşayacağına, balıklar arasında "kayıp bir denizci" olmayı tercih eden çocuğun hikayesi. 
son 5 günümün şarkısı.

  

not: bill callahan'ın bu şarkısını geçen pazar açık radyo'da ahtapotun bahçesi programı aracılığı ile tanıştım. iyi ki de tanıştım. teşekkürü bir borç bilirim :)

***
oohh aaaaa aa o ooohhhh  aaa aaaaaaa :)

herkeslere bol denizler, aman batisfere binip de derin sularda kaybolmayınız
kendinize mukayet olunuz !!!

6.5.10

aydınlanmadan önce, her şeyin sorumlusu benim dışımdaki herkesdi. 
canım mı sıkıldı çat sen suçlusun, istediğimi mi yapmadın çat o kötü, benimle aynı fikirde değiller mi çat onlar haksız! 
sonra, bir bilge sayesinde aslında tüm bunların böyle olmadığını öğrendim; 
"başımıza ne gelirse sorumlusu bizdik". 
mutsuzluklarımızı, öfkelerimizi, yenilgilerimizi başkalarının üzerine atmak gerçek bir çözüm değildi, sadece yüzleşmekten korkmaktı.
gel zaman git zaman, arasıra tökezlesemde kendimi bu şekilde eğitmeye çalışıyorum ve tabiiki bu çok zor iş.
diyeceğim o ki, eğer karşınızdaki insan sizin istediğiniz gibi cevaplar vermezse ya da talep ettiğiniz şeyleri kendine özgü sebepler ile yerine getirmezse, bu onun kötü olduğu ya da mutsuzluğunuzun sorumlusu olduğu anlamına gelmez.
bu sebeple sevgili dünyalılar, bence, talepler, istekler, başa gelenler, yaşananlar sadece sahibinindir, bir başkasının değil.

not: sevgili bilge, sen şimdi yeni bir ferrari almaya çalışıyorsun, bu hikaye böyle değildi, dön bu yoldan!

5.5.10

"be stupid: buy diesel" diyesim geliyor




siz hiç denk geldiniz mi bilmiyorum ama ben sürekli moda dergilerini arşınladığımdan her yerde yeni diesel kampanyasına denk geliyorum. mottolaru nedir? "be stupid" (aptal ol). reklam kampanyasına da baktığınızda yukarıda da görüleceği üzere; 

"eğer aptal fikirlerimiz olmasaydı, ilginç fikirlerimiz de olmazdı"
"zekilerin beyni var ama aptalların cesareti..."
"akıllının iyi bir fikri vardı, ama o da aptalcaydı"
"zeki aklını, aptal kalbini dinler "

"zeki hayır der, aptal evet"

"aptallar çok yaşasın!!"

ve daha nice nice slogan ve çarpıcı görseller. açıkçası ben bu kampanyayı, kendi içinde çok beğeniyorum ama diesel'i marka olarak düşündüğümde sanki sloganda sarkastik bir durum var gibi geliyor, bizimle dalga mı geçiyorlar?? "neden acaba bööle düşünüyosun?" mu dediniz? evet dediniz diyelim ki; çünküüüüüüüü diesel'de bir t-shirt yeri geldiğinde 170tl, bir mont 400 tl, bir kot 170 tl, bir saat 270 tl, bir çanta 700 tl (şaşırtıcı şekilde ayakkabılar 100 tl bu yüzden ayakkabıyı örnek vermiyorum!!). yanlış anlaşılmasın bence diesel'in tasarımları çoğunlukla güzel ve farklı ama ama ne olursa olsun bit t-shirt'e 170 tl verirsem slogana uyuyorum gibi geliyor. 

"be stupid, pay 150 to a t-shirt!!" ya da 

"akıllının iyi bir fikri vardı, diesel den çanta aldı, o da aptalcaydı" 

"eğer aptal fikirleriniz olmasaydı, diesel montunuzda olmazdı"

"zekilerin beyni var, aptalların diesel saati"

"zeki banka hesabını, aptal kalbini dinler" 

"zeki hayır der, aptal evet" 
(bunu değiştirmeye gerek yok)

"diesel alanlar çok yaşşşşaaaa!!"

şimdi kendim dahil diesel'den alışveriş yapmayı sevenler vardır elbette. ben onlara bir şey demiyorum, bu günlerde herkes biraz hassas malum bahar geldi, ortalık kırılıyor!! demek istediğim şu ki bu sloganlar ile diesel alıcısı birleşince, pahasından ötürü, ironik bir durum ortaya çıkıyor mu- çıkmıyor mu??

not 1: şuraya tıklayarak tüm kampanya görsellerine bakabilirsiniz, hepsi de birbirinden güzel. bayılıyorum gerçekten.

not 2: indis'in sloganı "zenginin parası züürdün çenesini yorar!"

not 3: aptal ol aptal ol aptal ol aptal ol aptal olaptal olaptal olaptal olaptal olaptal olaptal olaptal olaptal olaptal 

4.5.10

"giderayak" olmasa olmaz mıydı??


yaşını almış kişilere karşı feci bir zaafım var. onları görünce gözlerim doluyor. galiba bu ananemden kaynaklanan bir şey. ananem hayatımın 30 yılında benimle birlikteydi ve çok çok özeldi. velhasıl geleceğim konu şu; tema vakfının kurucusu hayrettin karaca ve sümerolog muazzez ilmiye çığ'ın birlikte yaptığı, gözlerimi dolduran bir program var. ikisi de ileri yaşlarına rağmen çok güzel ve çok enerjikler, esprilerin ardı arkası kesilmiyor, bir de hayrettin bey'in muazzez hanıma yaptığı küçük flört girişimleri de eklenince program çok izlenesi bir hal alıyor. program boyunca okudukları kitaplardan, ataturk'ten, güncel olaylardan bahsediyorlar. muazzez hn bilgisi ve kültürü ile değil ama (çünkü ben ona yetişemem), süsü ile püsü ile şapkası ve makjajı, ojesi  ile hem benim idolüm hem de muhtemelen geleceğim nokta diye düşünüyorum :) 

herşey iyi güzel de ben bir tek bu programın adına takmış durumdayım; "giderayak" !!! tabii ki bu insanların programlarına bu adı koyması, yaşlarının ileri olmasının onları hiç de endişelendirmemesinden ve bununla dalga geçebiliyor olmaktan ileri geliyor, ama ben yine de müthiş sempatik ve cesur iki insanın programının adının "giderayak"  olmasını kabullenemiyorum. içim cızzzz ediyor. programın adına takılarak sanki bir sonraki haftaya içlerinden biri gidecekmiş gibi saçma salak bir hisse kapılıyorum. tüttüütüttüüüü ağzımdan yel alsın!! hayrettin bey ve muazzez hanım müthişsiniz, size bayılıyorum!!! :) lütfen bizi aydınlatmaya devam ediniz ve gitmeyiniz!

not: her zaman denk gelemesem de programa bir göz atmak için pazartesi akşamları saat 22:00'da kanal b'ye zıplayın.

3.5.10

at yarışına başladık

sarı benim, beyaz babamın, tuurncu annemin. 5 tl koyduk, atları kurduk, kimin atı önce giderse o 15 tl'yi alır dedik. benim sarıkızım çok nazlı çıktı, annemin alev kızı çok aklı havada çıktı, babamın yağız deelikanlısı çok hızlı çktı. 
15 tl'yi kazandı. 
dıgıdık dıgıdık dıgıdık... 
ciddiyim!

M A Y I SSSSSSSSSSSSS

not: bu görselin üzerine tıklarsanız daha süper olur :)

30.4.10

hafta sonu ne yapmalı???

ayy sevgili dünyalılar, bu hafta bana biraz boğucu gibi geldi. hava ısınmaz, işler bitmez, paralar yetişmez filan da falan. bu sebeple hafta sonu yapacağımız programları özenle seçtim ki haftaiçinin sıkıcılığını yok etsin diye. sizlere önereceğim etkinlikler şu şekil:

1-

sokaklarda dolaşarak güzel bir pamuk helvacı bulmak ve yumuşacık, incecik, şekercik ve pembecik koca bir pamuk helva topunu mideye indirmek. bu sırada elinize, yanağınız ve dudağınıza bulaşacak ıslak helvaları yalayarak temizleyebilirsiniz

2-


eğer arkadaşlarınız ile toplanmayı düşünüyor iseniz, yanınıza bir tebeşir ve kaymak gibi mermer taşınızı alırsanız araba geçmeyen bir sokakta sek sek oynayabilirsiniz. aman bileklere dikkat, burkup da sonra işe gitmemezlik yapmayın!

3-

eğer yine sosyalleşip de arkadaşlarınız ile buluşacaksanız, hem hınç alma hem de eğlenme odaklı bir diğer oyunu size önereceğim; yakan top. tabii en az 3 kişi olmanız gerekiyor. benim tavsiyem yeşillik bir alan seçin ve deli danalar gibi topları arkadaşlarınızı vurmak için atın ya da vurulmamak için kaçın!!

4-

eğer pamuk helvacı bulamazsanız ve tepinmekten canınız çıktı ise, enerji almanın en güzel yolu macun yemek. hemen bir macuncu amcaya yanaşın ve sopanıza rengaaarenk macunları dolatın. yalnız buradaki uyarımız, belli bir yaştan sonra hem pamuk helva hem de macun yememeniz, şekerinizi hoplatmamanız!!

5-

eğer yakan toptan sıkıldıysanız ve artık biraz daha durağan bir şey yapalım derseniz, bulunduğunuz parkta saklanbaç oynamaya devam edebilirsiniz. eğer flörtingen durumları da varsa mesela, birlikte saklanıp öpüşmek de ballı börek olur hem :) yalnız gece çok geçe kalmayın, ahlak zabıtalarının sizi götürmesine davetiye çıkarmayın.

6-



sek sek oynayan gruba bir alternatif olarak ip atlamayı öneriyorum. şöyle güzel- kalitelisinden bir don lastiği satın alın. bağlayın uçlarını, alın size şahane bir oyuncak. ondan sonra artık gelsin birler, ikiler, üçler. hatta bence artık siz 15'lere kadar çıkarsınız. buradaki uyarı ise parmak arası terlik ile ip atlamaya çalışmayın. spor ayakkabılarnızı giyin bi zahmet!!

işte böööyleeee, konsermiş, filmmiş, tiyatroymuş, barmış, pavyonmuş bunlar zamane eğlenceleri. ne varsa çocuklukta var der, giderim. gidiyoruuuuuum. gitttiiiiiiiiiim....