parasol'e özel arama kutusu

7.5.10

batisfer


çocukken kurduğumuz hayallerin ucu bucağı yoktu. bize göre herşey olabilirdik. ama sonra hepimiz farkettik ki aslında istediğimiz işi yapmak bile şanslı sayılma sebebi oluyor. 
güzel hayaller, renkli dünyalar, uçan filler, konuşan tavşanlar, en yakın arkadaşımız olan oyuncak ayılar, deniz kızları, pireler, develer, tellallar, 3 elmalar çocukken varmış. 
yine de eğer çocukluğunuzu özlüyorsak, o zaman hala şanslı sayılırız, demek ki güzel bir çocukluk geçirme fırsatı bulmuşuz. 
benim çocukluğum deniz kıyısında, güzel taşlar, berrak deniz, renkli balıklar, sağlam bir duba, tramplenler, balıklar, midyeler, buzzz gibi bir su, sıcak pide, buzlu kola, arkadaşlar, soyulan burunlar ve büyük çekirdekli karpuzla geçti. 
şanslının bir tık ötesindeydim belki de. 
işte şimdi çocukluğuma bu şarkıyı gönderiyorum. 7 yaşında batisfer ile denize inip, dünyada yaşayacağına, balıklar arasında "kayıp bir denizci" olmayı tercih eden çocuğun hikayesi. 
son 5 günümün şarkısı.

  

not: bill callahan'ın bu şarkısını geçen pazar açık radyo'da ahtapotun bahçesi programı aracılığı ile tanıştım. iyi ki de tanıştım. teşekkürü bir borç bilirim :)

***
oohh aaaaa aa o ooohhhh  aaa aaaaaaa :)

herkeslere bol denizler, aman batisfere binip de derin sularda kaybolmayınız
kendinize mukayet olunuz !!!

6.5.10

aydınlanmadan önce, her şeyin sorumlusu benim dışımdaki herkesdi. 
canım mı sıkıldı çat sen suçlusun, istediğimi mi yapmadın çat o kötü, benimle aynı fikirde değiller mi çat onlar haksız! 
sonra, bir bilge sayesinde aslında tüm bunların böyle olmadığını öğrendim; 
"başımıza ne gelirse sorumlusu bizdik". 
mutsuzluklarımızı, öfkelerimizi, yenilgilerimizi başkalarının üzerine atmak gerçek bir çözüm değildi, sadece yüzleşmekten korkmaktı.
gel zaman git zaman, arasıra tökezlesemde kendimi bu şekilde eğitmeye çalışıyorum ve tabiiki bu çok zor iş.
diyeceğim o ki, eğer karşınızdaki insan sizin istediğiniz gibi cevaplar vermezse ya da talep ettiğiniz şeyleri kendine özgü sebepler ile yerine getirmezse, bu onun kötü olduğu ya da mutsuzluğunuzun sorumlusu olduğu anlamına gelmez.
bu sebeple sevgili dünyalılar, bence, talepler, istekler, başa gelenler, yaşananlar sadece sahibinindir, bir başkasının değil.

not: sevgili bilge, sen şimdi yeni bir ferrari almaya çalışıyorsun, bu hikaye böyle değildi, dön bu yoldan!

5.5.10

"be stupid: buy diesel" diyesim geliyor




siz hiç denk geldiniz mi bilmiyorum ama ben sürekli moda dergilerini arşınladığımdan her yerde yeni diesel kampanyasına denk geliyorum. mottolaru nedir? "be stupid" (aptal ol). reklam kampanyasına da baktığınızda yukarıda da görüleceği üzere; 

"eğer aptal fikirlerimiz olmasaydı, ilginç fikirlerimiz de olmazdı"
"zekilerin beyni var ama aptalların cesareti..."
"akıllının iyi bir fikri vardı, ama o da aptalcaydı"
"zeki aklını, aptal kalbini dinler "

"zeki hayır der, aptal evet"

"aptallar çok yaşasın!!"

ve daha nice nice slogan ve çarpıcı görseller. açıkçası ben bu kampanyayı, kendi içinde çok beğeniyorum ama diesel'i marka olarak düşündüğümde sanki sloganda sarkastik bir durum var gibi geliyor, bizimle dalga mı geçiyorlar?? "neden acaba bööle düşünüyosun?" mu dediniz? evet dediniz diyelim ki; çünküüüüüüüü diesel'de bir t-shirt yeri geldiğinde 170tl, bir mont 400 tl, bir kot 170 tl, bir saat 270 tl, bir çanta 700 tl (şaşırtıcı şekilde ayakkabılar 100 tl bu yüzden ayakkabıyı örnek vermiyorum!!). yanlış anlaşılmasın bence diesel'in tasarımları çoğunlukla güzel ve farklı ama ama ne olursa olsun bit t-shirt'e 170 tl verirsem slogana uyuyorum gibi geliyor. 

"be stupid, pay 150 to a t-shirt!!" ya da 

"akıllının iyi bir fikri vardı, diesel den çanta aldı, o da aptalcaydı" 

"eğer aptal fikirleriniz olmasaydı, diesel montunuzda olmazdı"

"zekilerin beyni var, aptalların diesel saati"

"zeki banka hesabını, aptal kalbini dinler" 

"zeki hayır der, aptal evet" 
(bunu değiştirmeye gerek yok)

"diesel alanlar çok yaşşşşaaaa!!"

şimdi kendim dahil diesel'den alışveriş yapmayı sevenler vardır elbette. ben onlara bir şey demiyorum, bu günlerde herkes biraz hassas malum bahar geldi, ortalık kırılıyor!! demek istediğim şu ki bu sloganlar ile diesel alıcısı birleşince, pahasından ötürü, ironik bir durum ortaya çıkıyor mu- çıkmıyor mu??

not 1: şuraya tıklayarak tüm kampanya görsellerine bakabilirsiniz, hepsi de birbirinden güzel. bayılıyorum gerçekten.

not 2: indis'in sloganı "zenginin parası züürdün çenesini yorar!"

not 3: aptal ol aptal ol aptal ol aptal ol aptal olaptal olaptal olaptal olaptal olaptal olaptal olaptal olaptal olaptal 

4.5.10

"giderayak" olmasa olmaz mıydı??


yaşını almış kişilere karşı feci bir zaafım var. onları görünce gözlerim doluyor. galiba bu ananemden kaynaklanan bir şey. ananem hayatımın 30 yılında benimle birlikteydi ve çok çok özeldi. velhasıl geleceğim konu şu; tema vakfının kurucusu hayrettin karaca ve sümerolog muazzez ilmiye çığ'ın birlikte yaptığı, gözlerimi dolduran bir program var. ikisi de ileri yaşlarına rağmen çok güzel ve çok enerjikler, esprilerin ardı arkası kesilmiyor, bir de hayrettin bey'in muazzez hanıma yaptığı küçük flört girişimleri de eklenince program çok izlenesi bir hal alıyor. program boyunca okudukları kitaplardan, ataturk'ten, güncel olaylardan bahsediyorlar. muazzez hn bilgisi ve kültürü ile değil ama (çünkü ben ona yetişemem), süsü ile püsü ile şapkası ve makjajı, ojesi  ile hem benim idolüm hem de muhtemelen geleceğim nokta diye düşünüyorum :) 

herşey iyi güzel de ben bir tek bu programın adına takmış durumdayım; "giderayak" !!! tabii ki bu insanların programlarına bu adı koyması, yaşlarının ileri olmasının onları hiç de endişelendirmemesinden ve bununla dalga geçebiliyor olmaktan ileri geliyor, ama ben yine de müthiş sempatik ve cesur iki insanın programının adının "giderayak"  olmasını kabullenemiyorum. içim cızzzz ediyor. programın adına takılarak sanki bir sonraki haftaya içlerinden biri gidecekmiş gibi saçma salak bir hisse kapılıyorum. tüttüütüttüüüü ağzımdan yel alsın!! hayrettin bey ve muazzez hanım müthişsiniz, size bayılıyorum!!! :) lütfen bizi aydınlatmaya devam ediniz ve gitmeyiniz!

not: her zaman denk gelemesem de programa bir göz atmak için pazartesi akşamları saat 22:00'da kanal b'ye zıplayın.

3.5.10

at yarışına başladık

sarı benim, beyaz babamın, tuurncu annemin. 5 tl koyduk, atları kurduk, kimin atı önce giderse o 15 tl'yi alır dedik. benim sarıkızım çok nazlı çıktı, annemin alev kızı çok aklı havada çıktı, babamın yağız deelikanlısı çok hızlı çktı. 
15 tl'yi kazandı. 
dıgıdık dıgıdık dıgıdık... 
ciddiyim!

M A Y I SSSSSSSSSSSSS

not: bu görselin üzerine tıklarsanız daha süper olur :)

30.4.10

hafta sonu ne yapmalı???

ayy sevgili dünyalılar, bu hafta bana biraz boğucu gibi geldi. hava ısınmaz, işler bitmez, paralar yetişmez filan da falan. bu sebeple hafta sonu yapacağımız programları özenle seçtim ki haftaiçinin sıkıcılığını yok etsin diye. sizlere önereceğim etkinlikler şu şekil:

1-

sokaklarda dolaşarak güzel bir pamuk helvacı bulmak ve yumuşacık, incecik, şekercik ve pembecik koca bir pamuk helva topunu mideye indirmek. bu sırada elinize, yanağınız ve dudağınıza bulaşacak ıslak helvaları yalayarak temizleyebilirsiniz

2-


eğer arkadaşlarınız ile toplanmayı düşünüyor iseniz, yanınıza bir tebeşir ve kaymak gibi mermer taşınızı alırsanız araba geçmeyen bir sokakta sek sek oynayabilirsiniz. aman bileklere dikkat, burkup da sonra işe gitmemezlik yapmayın!

3-

eğer yine sosyalleşip de arkadaşlarınız ile buluşacaksanız, hem hınç alma hem de eğlenme odaklı bir diğer oyunu size önereceğim; yakan top. tabii en az 3 kişi olmanız gerekiyor. benim tavsiyem yeşillik bir alan seçin ve deli danalar gibi topları arkadaşlarınızı vurmak için atın ya da vurulmamak için kaçın!!

4-

eğer pamuk helvacı bulamazsanız ve tepinmekten canınız çıktı ise, enerji almanın en güzel yolu macun yemek. hemen bir macuncu amcaya yanaşın ve sopanıza rengaaarenk macunları dolatın. yalnız buradaki uyarımız, belli bir yaştan sonra hem pamuk helva hem de macun yememeniz, şekerinizi hoplatmamanız!!

5-

eğer yakan toptan sıkıldıysanız ve artık biraz daha durağan bir şey yapalım derseniz, bulunduğunuz parkta saklanbaç oynamaya devam edebilirsiniz. eğer flörtingen durumları da varsa mesela, birlikte saklanıp öpüşmek de ballı börek olur hem :) yalnız gece çok geçe kalmayın, ahlak zabıtalarının sizi götürmesine davetiye çıkarmayın.

6-



sek sek oynayan gruba bir alternatif olarak ip atlamayı öneriyorum. şöyle güzel- kalitelisinden bir don lastiği satın alın. bağlayın uçlarını, alın size şahane bir oyuncak. ondan sonra artık gelsin birler, ikiler, üçler. hatta bence artık siz 15'lere kadar çıkarsınız. buradaki uyarı ise parmak arası terlik ile ip atlamaya çalışmayın. spor ayakkabılarnızı giyin bi zahmet!!

işte böööyleeee, konsermiş, filmmiş, tiyatroymuş, barmış, pavyonmuş bunlar zamane eğlenceleri. ne varsa çocuklukta var der, giderim. gidiyoruuuuuum. gitttiiiiiiiiiim....

biri sizi gözetliyor, çat çat ceza kesiyor!

eve geliyorsunuz. posta kutusunda alışılmadık  bir kağıt. açıyorsunuz. trafik cezası.62 tl. "kızıltoprak'da seyir halinde cep telefonu ile konuşma". 


böyle bir kağıt aldığımda düşündüklerim;
1- ben farkına varmadan birisi beni izlemiş, plakamı almış, cezamı yazmış. korkutucu!
2- ben o tarihte orada böyle bir şey yaptım mı? hatırlamıyorum??
3- fotoğraf olmadığına göre ve kimse de beni durdurmadığına göre, yapmış olabilirim. yapmamış da...
4- kimsenin ıspat edebileceği bir şey yoksa iki gün sonra yine adresime yeni bir ceza gelebilir.yineyeniyeniden !
5- etraf trafik canavarı ile doluyken, bu cezaları sadece ben mi ödüyorum?
6- belki eğer sistem güvenilir olsaydı hiç sorgulamadan kabul ederdim herşeyi. ama halime bak şüphe böceği!

tabii, bu kişisel sorgulama girdabı ardından trafik şube müdürlüğünü aradım ve cırcır, dırdır bir sürü şey saydım. karşı taraftaki polis çok "efendi" bir şekilde bana cevap verdi. "kadiköy'de" dedim "hiç gidiyor musunuz? insanlar sokağın ortasına park ediyor!!" "gidiyoruz" dedi, "herkese ceza kesiyoruz merak etmeyin" dedi. "nasıl ispat edeceksiniz benim trafik ihlalimi" dedim, "polisin trafik cezasını ispat yükümlülüğü yoktur" dedi "ancak mahkeme kararı ile ceza bozulur" dedi. vay vayyy. tırıs tırıs kapattım telefonu. 15 gün içinde ödersem %25 indirim oluyormuş.yehuuuuuuuuuuuuu. " bari buna sevineyim" dedim. şimdi bekliyorum, diğer cezaları, bana gıcık oldular diye;

devamının gelmesi - bir an meselesi!

29.4.10

kısmetse olmaz

ofis bilgisayarım donar, IT sorumlusunu çağırırım, çalışmaya başlar

başım ağrır doktora giderim, ağrı geçer

denize giderim, karnım ağrırı, regl olurum

evde temizlik olur,akşamına kültablası yere düşer, heryer kül olur 

rejime başlarım, ofis arkadaşımın yaş günü olur, pasta yerim

kalbimin ritmi bozulur, holter taktırırım, kalp saat misali tıkırdar

kısmetse olur, kısmetse olmaz

olur olmaz şeyler

28.4.10

bu aralar neler IN neler OUT!!

farkettim ki çoktandır bir nefret kusma ve öpücük kondurma seansı yapmamışım. ee bünyede istiyor hemen şuracıkta bu aralar benim için neler tahammül edilemez ve neler heyecan verici sayıyorum. sonra işe dönüyorum. siz de- ki eğer okuyorsanız- benim psiko terapistim oluyorsunuz.

öööööğğğğğğğğğkkkkkkkkkk'ler;
  • şafak sezer denen şahsı tv de görmeye tahammül edemiyorum, midem kötü oluyor!
  • elektronik müzikden nefret ediyorum (bu cümlem çok eleştiri aldığı için açıklama getiriyorum: yazımın başındaki abartma dürtüsü dikkate alınmalıdır ve elektronik müziği sevmememin tamamen kişisel bir durum olduğu bilinmelidir, her türlü beğeniye saygım sonsuzdur abilerim ablalalarım. eğer öyle olmasaydı mesela elektronik müzik iğrenç bir şey derdim.o zaman ayıp ederdim.yanlış anlamalar için düzeltme notu!!), hani mesela dinamo fm'de sevginin gücü ya da aşırı doz dinliyorsunuz diyelim. programlar bitince radyoyu derhal kapatmayı unutuyorsunuz, o sırada eletronik müzik başlayıveriyor ya, aman allahım tüylerim diken diken oluyor
  • sabah daha 7 dedin mi yukarıdaki kadının topuklu terlikleri ile evin içinde yürümesine katlanamıyorum ve ilkel insanlar gibi duvarlara vurmaya başlıyor, elime geçirdiğim şeyleri tavana fırlatıyorum (içler acısı!!)
  • emri vakilerden hiç hoşlanmıyorum, bu vesile ile üzerime sorumluluk binmesi, açıklama yapma gereği, kıvırma seansları tansiyonumu çıkarıyor
  • ofise erkenden gelip gazetemi önüme alıp da radyomu açmışken, ofis arkadaşımın içeriye girerek "gunaydın" demesi tepemi attırıyor, çünkü o zaman müziğin sesini kısmam gerekiyor
  • diyetisyenin tartısına çıkıp da 200 gr dahi zayıflamamış olduğumu görünce küplere biniyorum  
  • bir türlü spora başlayamadığım için kendime feci kızıyorum
  • hiç kitap okuyamadığım için çok üzgünüm .( 
muck'lar ; 
  • havada güneş varken rüzgarın serin esmesine bayılıyorum,
  •  mayıs ayında gerçekleşecek black heart procession, the cinematic orchestra ve nouvelle vogue konserleri ve john malkovic'in tiyatro oyunu beni heyecanlandırıyor, hepsi de bir güzel arka arkaya geliyor
  • bu aralar my propeller her daim araba şarkım oldu, günde 10 kez dinlemezsem rahat edemiyorum
  • tüm sardunyalarım bu kış donduktan sonra yeni evlat edindiğim sardunyalarım ve diğer başka çiçeklerimle bütün mahalleyi kıskandıran balkonumdaki bankta oturarak dergi bakmayı çok çok çok seviyorum.
  • geçen ay sadece hafta sonu yediğim mükemmel karışımımı artık gün aşırı yiyorum ve bu motivasyonuma hayranım 
  • yazlık kışlık kıyafet yerleştirme operasyonu sonrası atacak bir sürü şey çıkması beni mutlu ediyor, acaba yenilerini almaya hak kazandığımı mı sanıyorum!  
  • çeşitli internet sitelerinden yeni gruplar ve müzikler keşfetmeyi son zamanlarda adet haline getirmiş olmaktan hoşlanıyorum, 
  •  
  •  
  • not: mayıs da ıksv'nin salonuna dengue fever geliyor. ben geçen sene babylon'da görmüştüm. hem iyi müzik hem eğlence, ilgilenenlere tavsiyecik
.


27.4.10

bu program için uyku tulumunda uyur muyum? uyuruuuuuum!!


sevgili dünyalılar öncelikle size bir şark ile sesleneceğim (selamımı verdim, siz görmediniz)

tulumlar elimizdeeee, biletler cebimizdeee
 biz gideriz ortama hey ortaaaamaaaa

reverans.

yahu şu yaşımıza geldik, gördüğümüz göreceğimiz steril ortamların efes pilsen one love festivali, rock'n coke festivali, açık havanın kalbur üstü jazz festivali olmasın dedik; şöyle uyku tulumuyla, yağmuruyla- çamuruyla, sarhoşuyla- ayığıyla, ağzı açık bırakan line up'iyla, bu dünya gözü ile bir ingiliz festivaline gidelim dedik. tabii ki glasto'ya bilet bulana aşkolsun. baktım baktım latitude festivali tam bana uygun gibi geldi. bir kere öyle koca koca isimler headliner değil, ama çok baba isimler var. sonra programda benim çok beğenerek dinlediğim bir sürü isim var, sonra tiyatro var, sanat var. yani sadece müzik  değil bir çok şey var. ee bir de bilet de var. haydi o zaman neden helva yapmıyoruz dedik. biletlerimizi aldık. ayrıca çadırdan bir üst gömlek olan podpad (bungalo gibi bi şi)'imizi de kiraladık (yine de uyku tulumu gerekiyor), iş şimdi zor koşullarda yaşamaya çalışma, minimum sayıda tuvalete gitme, bir sırt çantasına maksimum kıyafeti sığdırırak sefalet içinde bile şık olabilme antremanı yapmaya kaldı.

korkmuyorda değilim küçücük bungaloda sarhoş ingilizler gece bizi sağ bırakırlar mı diye ama "indisin ölümü müzikten olsun" dedim- desem yalan olur, tabii ki hafif bir ürkme durumu var. uzun lafın kısası biricik, pekicik, birtanecik gezegen sakinleri, temmuz'da ben, ingiltere'nin yaylalarından biri olan suffolk yaylasında müzik otluyor olacağım. beklerim :)
festival notu: festivali incelemek isterseniz şuraya tıkıtık yapınız

ağız sulandıran not: 
richard hawley, the national, the horrors, noah and the whale, james, the maccabees, charlotte gainsbourg, the coral, girzzly bear, mumford&sons, midlake, vampire weekend, belle and sebestian, florence+the machine

26.4.10

kayıtsız kalıyım diyorum olmuyor!

vakti zamanında feciiii şekilde kıl olduğum sertap erener- demir demirkan çifti bir yerde "bu dünyaya çocuk getirmenin doğru olmadığını düşündüğümüz için çocuk yapmıyoruz" demişlerdi, ben de "ıııııııııyyyykkkkkkk, bu ne idealizm, bu nasıl bir  farkındalık ve biliçlilik geyiği, pehh" diye onları kendi kendime bir güzel yerlerde böcek yapmıştım.

ama itiraf ediyorum ki şimdi, ülkemizde yaşanan her türlü saçmalık, tecavüzcülük, sapıklık, ırkçılık, dincilik, bağnazlık  ve haksızlık karşısında, bu ülkede yaşayacak bir çocuk doğurmanın pek de isabetli bir şey olmayacağını düşünüyorum- dikkat! henüz dünya için değil sadece burası için-. günler geçtikçe geleceğimiz yerin dibine doğru gidiyor, öyle tünelin ucunda ışık filan görünecek gibi değil. moralimi bozmayayım, ben küçük hayatıma devam edeyim derken her gün iğrenç haberler dan dan dan yüzüme çarpıyor, çerçevem daralıyor, içim sıkılıyor.

hiç sanmıyorum ki benim annemle babam beni yapmaya karar verdiklerinde benim gibi endişeli olmuş olsunlar (ki eğer belkide bilselerdi benim gibi bir şeyin geleceğini o zaman kesin olurlardı!). gün bügündür, endişelenme günü. nerdeyim ben deme günü!!

25.4.10

işte bir pazar sabahında mutluluğun formülünü vererek gezegen sakinlerine güzel bir gün geçirme fırsatı veriyorum. aramızda ingilizce bilmeyenler olabileceğinden formülün türkçe mealini de veriyorum. neymiş?? işte şöyleymiş; bu dünyada mutlu olmak için unu hayatımızdan çıkaracağız. bu kadar basit. unu çıkarınca ne olacak? hepimiz incecik olacağız, hepimiz incecik olunca ne olucak? hem güzel, hem sağlıklı, hem de istediğimiz herşeyi giyiyor olacağız. bu da iç dünyamıza yansıyacak, iç dünyamızda dış dünyamızın mutluluğunu paylaşmak isteyeceğinden, o da çok mutlu olucak. işte bu kadar. daha zor olacağını sanmıştınız ama herşeyin sırrı "un"da. hadi ben de şimdi sabah kahvaltısında unsuz- tahıllı simit yiyerek mutlu olmaya başlıyorum. yupiiii.

not: bu formül bence ozz büyücüsü mehmet ozz tarafından verilmiştir, zira hem ingilizce hem de türkçe... bu da turk dilini kullananlar için bir avantaj. kıymetini bilelim !!

23.4.10

güzel havaların tadı yerlerde oturarak çıkar!!

günlerdir insanlar havalar ile ilgili konuşuyor; "ayyy bi türlü güneş çıkmadı", "yine bu sabah yağmurla başladık", "yeter artık sıcak havalar gelsin", "bahar bizi unuttu!"... alın işte, güneş betonlarımız ve arabalarımız üzerinde pusu kurdu bizi yakaladı da iyi mi oldu? her yer insan seli, araba seli, şortlu ve paltolu kıyafet karışıklığı seli... bugün bir kez daha anladım ki istanbul'da sıcak hava demek evde otur daha iyi demek.

hava sıcak yerler kuru olunca benim yapmak istediğim şey elime bir bira alıp sokaklarda- yerlerde oturmak; kaldırım kenarında ya da apartman merdivenlerinde ya da parklardaki çimlerin üzerinde... ama maalesef bizim kültürde yerde oturmak ayıp yapmak ile kro olmak arasında gidip geliyor. bu sadece sokaklarda değil müzelerde ya da havalimanında ya da garlarda da geçerli. hatta ejnebiler bu mekanlarda yerlerde yayılıp oturduğunda "biz" tuhaf tuhaf ve az birazda aşağılayarak onlara bakıyor, çık çık çık yaparak kafamızı sallıyoruz. halbuki sıcak bir havada gölge bir kaldırım kenarında arkadaşınızla oturup bir bira içerek sigara tüttürmenin keyfinden daha iyi ne olabilir?

bu aralar hergün bir şey günü; elma günü, çocuk günü, lale günü, çiçek günü, böcek günü, anne günü, baba günü... günü de günü... ben de diyorum ki yarın yerde oturma günü olsun. herkes eline bir içecek alıp eteklerini toplayıp kaldırımlarda otursun!!! ne dersiniz?? (biliyorum, yemezler!!)

not: geçen gün bir arkadaşım bana "sen sonunda bi çöpçüye varıcan, korkuyorum" dedi. acaba ne demek istedi ;) aşkımı süpürmesinlerde!!

22.4.10

malcolm mclaren - minute of mayhem

malcolm mclaren, sex pistols'ın menejeri - punk dünyasının lideri, aykırı modacı vivienne westwood'un eski kocası (birbirine bu kadar uyan başka bir çift olamazdı herhalde), agent provacateur markasının kurucusu josph corré'nin babası (vivienne'dan olan oğlu), 8 nisan'da kendisi gibi eşi benzeri az görülür bir kanser türüne yenilerek dünyamıza veda etti. bugün, şu an londra sokaklarında, onun için bir veda töreni yapılıyor. töreni düzenleyen humanade malcolm severlere "törene katılamıyorsanı bile bugün öğleden sonra ona bangır bangır bir şarkı gönderin" dedi. işte ben de malcolm mclaren'a msp'den "condemned to rock'n roll" adlı nadide şarkıyı gönderiyorum.

not: fotodaki "cash from chaos" t-shirt'ler sınırlı sayıda ve yardım amaçlı üretildi, 45 gbp'ye humanade'de satılıyor. bilginize

23 nisan tatilinde sessiz, sakin, çiçek kokulu, deniz kıyılı bir yere gitmediğim için üzülüyorum ama bir süt şişesine hapsedilmiş süslü ve narin bir balık olmadığım için ise çok seviniyorum.

20.4.10

"en en en mükemmel söz ustaları " bahisleri açılıyyyyyyyyyyyyyyyyoooooooooooooor!!

vallahi de şu nme olmasa napardım diye düşünmekteyim. gün geçmiyor ki bir şeyler öğrenmeyeyim, gün geçmiyor ki bir bahis daha açmayayım. bu sefer nme- tabiri caiz ise- "greatist lyricists ever" (gelmiş geçmİş en en en büyük lirik üstadları) oylaması açmış, harika! böylece benim gibi kumarbaz birisi de bu fırsatı hemen bir bahse çevirerek çeşitli ganimetleri kucaklayabilecek. aslında açıkçası bu oylamadan bir haıyr gelmez çünkü bir kişi istediği kadar oylamaya katlıyor. sabah kalkınca katılırım, canım sıkılır öğlen katılırım, yediğimi hazmedemem akşam yemekten sonra katılırım, katılırım da katılırım. bu sebeple eminim ki fanatik müzikseverler popüler tipler için habire oy verip sıralamayı şişirecekler. ammaaa benim gibi "rüyalarda buluşuruz, bu şarkıyla kavuşuruz" tipli bir dişi, lirik bahsini es geçemez geçmemeli. yani  gezegen sakinleri beni hep bu lirikler mahvetti !!!. durum şöyle ikircikli olarak cereyan edecek:  

**  nme'nin oylamasında sıralamadan bağımsız olarak  ilk 5 içinde yer alacak  lirik ustaaadı: (bahis burda yatıyor)

1- matt belammy- muse
2- bob dylan
3- john lennon
4- alex turner- the arctic monkeys
5- morrissey- the smiths

** benim şahsi 6 lirikçim ise : (bahse konu değildir)

1- jarvis cocker- pulp
2- leonard cohen
3- johnny cash
4- alex turner- the arctic monkeys
5- david bowie
6- bruce springsteen

şimdi eğer arzu ederseniz şuraya tıklayarak oylamanın sayfasına ulaşarak sevdiğiniz lirik ustaaadına oy verebilirsiniz, ya da yine arzu ederseniz şuraya tıklayarak oylamada kimler var görebilir ve ilk 5'de yer alacak ozanı seçerek bahse katılabilirsiniz, ya da içinizden seçer ve bahis ile ilgilenmezsiniz. bahis için koşul ilk 5'e en çok tahmin sokan kişi kazanır! maalesef bu oylamanın ne zaman sonuçlanacağı açıklanmadı ama nme'cilere söyledim, sonuçlar belli olur olmaz bana cik cik cik haber yolluycaklar. 

BONNE CHANCE
VIEL GLÜCK
GOOD LUCK
BOL ŞANS

BELDEMİZE YİNE BEKLERİİİİİİİİİİİZ

aufiderzehın

19.4.10

haberin en güzel yorumu burada

biraz önce sigara yasağı ile ilgili olarak ntvmsnbc'de çıkan habere göre;

''Yaşlı bakım evlerinde, ruh ve sinir hastalarının yatarak tedavi gördüğü sağlık birimlerinde, cezaevlerinde, şehirlerarası veya uluslararası yolcu taşıyan deniz araçlarının güvertelerinde ve otellerin belli odalarında'' sigara içilebilmesi için özel alanlar oluşturulacak. Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çıkarılan yönetmelik uyarınca, bu yerler ile açık havada yapılan spor, kültür, sanat ve eğlence faaliyetlerinin icra edildiği yerlerde tütün ürünleri tüketimi için alanlar oluşturulabilecek. Bu yerlere, ''Bu alan tütün ürünleri tüketimine ayrılmıştır. 18 yaşından küçükler giremez'' yazılı levhalar da asılacak."

hahahahahahaaaaaa, bu yönetmeliğin karşına geçip kocccaaamn bir kahkaha atasım geldi. 3.lig takımına  1.lig takımı antrenörü getirmek gibi bi şi .. ya da müslüman mahallesinde salyangoz satmak. ne biliyim yani zaten başından beri olmayacak duaya amin demekti bu yasa, bakın işte şimdi de nasıl yumuşatacaklarını şaşırmışlar ki komikliler devam ediyor. belirtilen kategorilerin türkçe meeali;

* yaşlı bakım evleri- "nasıl olsa bunların bir ayağı öbür tarafta, zaten kimi kimsesi de yok, bari son günlerinde çeksinler nikotini ciğere, hem de belki son yolculuğa faydası olur " mu dediler??

*  ruh ve sinir hastalarının yatarak tedavi gördüğü sağlık birimlerinde- "yahu zaten bunlar deli, hayattan bir haber, yaşayıp gidiyor, ee kafadan hasta olduklarına göre ciğerleri kanser olsa noolur olmasa noolur, bunlar istedikleri gibi içsinler delirip gitsinler" mi dediler??

* cezaevlerinde- "bu grup belalı alimallah sigara içemezlerse çıkınca bizim ayaklara sıkarlar kurşuncukları, iyisi mi biz kapalı kapılar ardında bunlara sigara içirelim, zaten etmişler edecekleri kadar sigaradan bi şicik olmaz, hatta bazen de birbirlerinin üzerinde söndürürler sigaraları, fazlasıyla da cezalarını çekerler" mi dediler??

* deniz araçlarının güvertelerinde- "yaa üstad şöyle açık havada bi cigara tüttürmek ne de güzel olur bee, hani şöyle çayını da alırsın, gel keyfim gel.. ama  hazır bu koyunlar şehiriçi hatlarda alışmışken içmemeye böyle devam etsinler, şehirlerarası hatlarda içsinler!!!!!" mi dediler???

ayy sevgili dünyalılar, sizce ne dediler????? ben cevabı bulamıyorum. yani herşey oturmaya başlamışken, neden bunu dediler? hep bir çile içinde olanların içmesine izin verildiğine göre, onları sigara öldürmez mi??? neden  böyle gruplama yapıldı, zaten sokakta dolaşanların 2/3'ü yaşlılardan, delilerden, psikopatlardan, suçlulardan ve deniz aracında jetski yaptığını zanneden tiplerden oluşuyor. bence gelin siz siz olun, daha henuz üzerinden 1 yıl bile geçmemişken dönün bu karardan, madem ki dertliler, çileliler sigara içebilir diyosunuz, o zaman serbest bırakın da herkes içip rahatlasın, dumanın içinde hayallere dalsın. bir de diyeceğim o ki "sigara yasağı bizim neyimize, hem hem iran da sigara yasağı diye bir şey var mı ki???"

not: aşağı inip kahve ile bir sigara tüttüreyim, yaz yaz yoruldum ayol !!

julian opie istanbul'da

ingilizlerin çağdaş sanata kazandırdığı çok çok çok çok başarılı ve de her daim gündemde olan sanatçılarından julian opie ilk kez istanbul'da!! sergi 29 nisan'dan itibaren mısır apartmanındaki galerist'te başlıyor ve 29 mayıs'a kadar sürüyor... ben merakla bekliyorum. tavsiye ederim yolunuz düşerse gidiniz. ayrıca şuracıktaki bağlantıdan kendi sitesine ulaşılabiliyor.
sergi şerefine julian bu hafta da parasol e konuk oluyor
ufacık tefecik, küçücük bilgicik.