parasol'e özel arama kutusu

23.4.10

güzel havaların tadı yerlerde oturarak çıkar!!

günlerdir insanlar havalar ile ilgili konuşuyor; "ayyy bi türlü güneş çıkmadı", "yine bu sabah yağmurla başladık", "yeter artık sıcak havalar gelsin", "bahar bizi unuttu!"... alın işte, güneş betonlarımız ve arabalarımız üzerinde pusu kurdu bizi yakaladı da iyi mi oldu? her yer insan seli, araba seli, şortlu ve paltolu kıyafet karışıklığı seli... bugün bir kez daha anladım ki istanbul'da sıcak hava demek evde otur daha iyi demek.

hava sıcak yerler kuru olunca benim yapmak istediğim şey elime bir bira alıp sokaklarda- yerlerde oturmak; kaldırım kenarında ya da apartman merdivenlerinde ya da parklardaki çimlerin üzerinde... ama maalesef bizim kültürde yerde oturmak ayıp yapmak ile kro olmak arasında gidip geliyor. bu sadece sokaklarda değil müzelerde ya da havalimanında ya da garlarda da geçerli. hatta ejnebiler bu mekanlarda yerlerde yayılıp oturduğunda "biz" tuhaf tuhaf ve az birazda aşağılayarak onlara bakıyor, çık çık çık yaparak kafamızı sallıyoruz. halbuki sıcak bir havada gölge bir kaldırım kenarında arkadaşınızla oturup bir bira içerek sigara tüttürmenin keyfinden daha iyi ne olabilir?

bu aralar hergün bir şey günü; elma günü, çocuk günü, lale günü, çiçek günü, böcek günü, anne günü, baba günü... günü de günü... ben de diyorum ki yarın yerde oturma günü olsun. herkes eline bir içecek alıp eteklerini toplayıp kaldırımlarda otursun!!! ne dersiniz?? (biliyorum, yemezler!!)

not: geçen gün bir arkadaşım bana "sen sonunda bi çöpçüye varıcan, korkuyorum" dedi. acaba ne demek istedi ;) aşkımı süpürmesinlerde!!

22.4.10

malcolm mclaren - minute of mayhem

malcolm mclaren, sex pistols'ın menejeri - punk dünyasının lideri, aykırı modacı vivienne westwood'un eski kocası (birbirine bu kadar uyan başka bir çift olamazdı herhalde), agent provacateur markasının kurucusu josph corré'nin babası (vivienne'dan olan oğlu), 8 nisan'da kendisi gibi eşi benzeri az görülür bir kanser türüne yenilerek dünyamıza veda etti. bugün, şu an londra sokaklarında, onun için bir veda töreni yapılıyor. töreni düzenleyen humanade malcolm severlere "törene katılamıyorsanı bile bugün öğleden sonra ona bangır bangır bir şarkı gönderin" dedi. işte ben de malcolm mclaren'a msp'den "condemned to rock'n roll" adlı nadide şarkıyı gönderiyorum.

not: fotodaki "cash from chaos" t-shirt'ler sınırlı sayıda ve yardım amaçlı üretildi, 45 gbp'ye humanade'de satılıyor. bilginize

23 nisan tatilinde sessiz, sakin, çiçek kokulu, deniz kıyılı bir yere gitmediğim için üzülüyorum ama bir süt şişesine hapsedilmiş süslü ve narin bir balık olmadığım için ise çok seviniyorum.

20.4.10

"en en en mükemmel söz ustaları " bahisleri açılıyyyyyyyyyyyyyyyyoooooooooooooor!!

vallahi de şu nme olmasa napardım diye düşünmekteyim. gün geçmiyor ki bir şeyler öğrenmeyeyim, gün geçmiyor ki bir bahis daha açmayayım. bu sefer nme- tabiri caiz ise- "greatist lyricists ever" (gelmiş geçmİş en en en büyük lirik üstadları) oylaması açmış, harika! böylece benim gibi kumarbaz birisi de bu fırsatı hemen bir bahse çevirerek çeşitli ganimetleri kucaklayabilecek. aslında açıkçası bu oylamadan bir haıyr gelmez çünkü bir kişi istediği kadar oylamaya katlıyor. sabah kalkınca katılırım, canım sıkılır öğlen katılırım, yediğimi hazmedemem akşam yemekten sonra katılırım, katılırım da katılırım. bu sebeple eminim ki fanatik müzikseverler popüler tipler için habire oy verip sıralamayı şişirecekler. ammaaa benim gibi "rüyalarda buluşuruz, bu şarkıyla kavuşuruz" tipli bir dişi, lirik bahsini es geçemez geçmemeli. yani  gezegen sakinleri beni hep bu lirikler mahvetti !!!. durum şöyle ikircikli olarak cereyan edecek:  

**  nme'nin oylamasında sıralamadan bağımsız olarak  ilk 5 içinde yer alacak  lirik ustaaadı: (bahis burda yatıyor)

1- matt belammy- muse
2- bob dylan
3- john lennon
4- alex turner- the arctic monkeys
5- morrissey- the smiths

** benim şahsi 6 lirikçim ise : (bahse konu değildir)

1- jarvis cocker- pulp
2- leonard cohen
3- johnny cash
4- alex turner- the arctic monkeys
5- david bowie
6- bruce springsteen

şimdi eğer arzu ederseniz şuraya tıklayarak oylamanın sayfasına ulaşarak sevdiğiniz lirik ustaaadına oy verebilirsiniz, ya da yine arzu ederseniz şuraya tıklayarak oylamada kimler var görebilir ve ilk 5'de yer alacak ozanı seçerek bahse katılabilirsiniz, ya da içinizden seçer ve bahis ile ilgilenmezsiniz. bahis için koşul ilk 5'e en çok tahmin sokan kişi kazanır! maalesef bu oylamanın ne zaman sonuçlanacağı açıklanmadı ama nme'cilere söyledim, sonuçlar belli olur olmaz bana cik cik cik haber yolluycaklar. 

BONNE CHANCE
VIEL GLÜCK
GOOD LUCK
BOL ŞANS

BELDEMİZE YİNE BEKLERİİİİİİİİİİİZ

aufiderzehın

19.4.10

haberin en güzel yorumu burada

biraz önce sigara yasağı ile ilgili olarak ntvmsnbc'de çıkan habere göre;

''Yaşlı bakım evlerinde, ruh ve sinir hastalarının yatarak tedavi gördüğü sağlık birimlerinde, cezaevlerinde, şehirlerarası veya uluslararası yolcu taşıyan deniz araçlarının güvertelerinde ve otellerin belli odalarında'' sigara içilebilmesi için özel alanlar oluşturulacak. Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çıkarılan yönetmelik uyarınca, bu yerler ile açık havada yapılan spor, kültür, sanat ve eğlence faaliyetlerinin icra edildiği yerlerde tütün ürünleri tüketimi için alanlar oluşturulabilecek. Bu yerlere, ''Bu alan tütün ürünleri tüketimine ayrılmıştır. 18 yaşından küçükler giremez'' yazılı levhalar da asılacak."

hahahahahahaaaaaa, bu yönetmeliğin karşına geçip kocccaaamn bir kahkaha atasım geldi. 3.lig takımına  1.lig takımı antrenörü getirmek gibi bi şi .. ya da müslüman mahallesinde salyangoz satmak. ne biliyim yani zaten başından beri olmayacak duaya amin demekti bu yasa, bakın işte şimdi de nasıl yumuşatacaklarını şaşırmışlar ki komikliler devam ediyor. belirtilen kategorilerin türkçe meeali;

* yaşlı bakım evleri- "nasıl olsa bunların bir ayağı öbür tarafta, zaten kimi kimsesi de yok, bari son günlerinde çeksinler nikotini ciğere, hem de belki son yolculuğa faydası olur " mu dediler??

*  ruh ve sinir hastalarının yatarak tedavi gördüğü sağlık birimlerinde- "yahu zaten bunlar deli, hayattan bir haber, yaşayıp gidiyor, ee kafadan hasta olduklarına göre ciğerleri kanser olsa noolur olmasa noolur, bunlar istedikleri gibi içsinler delirip gitsinler" mi dediler??

* cezaevlerinde- "bu grup belalı alimallah sigara içemezlerse çıkınca bizim ayaklara sıkarlar kurşuncukları, iyisi mi biz kapalı kapılar ardında bunlara sigara içirelim, zaten etmişler edecekleri kadar sigaradan bi şicik olmaz, hatta bazen de birbirlerinin üzerinde söndürürler sigaraları, fazlasıyla da cezalarını çekerler" mi dediler??

* deniz araçlarının güvertelerinde- "yaa üstad şöyle açık havada bi cigara tüttürmek ne de güzel olur bee, hani şöyle çayını da alırsın, gel keyfim gel.. ama  hazır bu koyunlar şehiriçi hatlarda alışmışken içmemeye böyle devam etsinler, şehirlerarası hatlarda içsinler!!!!!" mi dediler???

ayy sevgili dünyalılar, sizce ne dediler????? ben cevabı bulamıyorum. yani herşey oturmaya başlamışken, neden bunu dediler? hep bir çile içinde olanların içmesine izin verildiğine göre, onları sigara öldürmez mi??? neden  böyle gruplama yapıldı, zaten sokakta dolaşanların 2/3'ü yaşlılardan, delilerden, psikopatlardan, suçlulardan ve deniz aracında jetski yaptığını zanneden tiplerden oluşuyor. bence gelin siz siz olun, daha henuz üzerinden 1 yıl bile geçmemişken dönün bu karardan, madem ki dertliler, çileliler sigara içebilir diyosunuz, o zaman serbest bırakın da herkes içip rahatlasın, dumanın içinde hayallere dalsın. bir de diyeceğim o ki "sigara yasağı bizim neyimize, hem hem iran da sigara yasağı diye bir şey var mı ki???"

not: aşağı inip kahve ile bir sigara tüttüreyim, yaz yaz yoruldum ayol !!

julian opie istanbul'da

ingilizlerin çağdaş sanata kazandırdığı çok çok çok çok başarılı ve de her daim gündemde olan sanatçılarından julian opie ilk kez istanbul'da!! sergi 29 nisan'dan itibaren mısır apartmanındaki galerist'te başlıyor ve 29 mayıs'a kadar sürüyor... ben merakla bekliyorum. tavsiye ederim yolunuz düşerse gidiniz. ayrıca şuracıktaki bağlantıdan kendi sitesine ulaşılabiliyor.
sergi şerefine julian bu hafta da parasol e konuk oluyor
ufacık tefecik, küçücük bilgicik.

18.4.10

vampirler soldan, ölümlüler sağdan lütfen.

17.4.10

happy record store day > plak dükkanı gününüz mübarek olsun

bugün "record store day" yani plak dükkanlarını günü. hepimize kutlu ve mutlu olsun!!!  bu da ne şimdi diyenlere ufak bir tarihçe vermek gerekir ise; 2007 yılında Bull Moose'de çalışan chris brown'un uydurduğu bir gün bugün... "record store day" her nisan ayının 3.cumartesi günü kutlanıyor. günün özünde, bağımsız müzik dükkanları ile, cd ve plak kapağı tasarımcıları bir araya gelerek müziğin sanatını kutluyorlar. bu günde amerika'da ve avrupa'da çeşitli atraksiyonlar düzenleniyor. bunun da organizasyonunu Michael Kurtz, Carrie Colliton, Melanie Nipper, Michael Bunnell  ve  Eric Levin adlı kişiler yapıyor.

istanbul'da bu iş henuz festival havasına dönüşmedi ama bugün babylon lounge'da bir plak pazarı etkinliği düzenleniyor! 

ben henuz plak durumlarına girebilmiş değilim ama karar verdim mete yeni dükkanını açınca artık ben de bu dünyaya katılıcam. bu da benim için 2010'un hedefi olsun :)


bugünün şerefine, başlık resmimiz alexandfelix'in "queen vinyl"i olsun



bugünün şerefine favori filmimiz "high fidelity" olsun



bugünün şerefine favori müzik dükkanımız "rough trade" olsun



bugünün şerefine 2009'un favori plak kapağı yeah yeah yeah's it's blitz olsun 

türk plaklarından da benim en favori kapağım ajda'nın ajda pekkan albümü olsun 

16.4.10

hava kararmaya,  ağustos böcekleri şarkılarını söylemeye başlamışdı. akşam kamp kafetaryasında buluşmadan önce herkes bikinilerinin sıkan lastiklerinden kurtulmak için karavanlarına gitmişti. kızlar  çiçekli elbiselerini ve merserize kazaklarını, erkekler ise şortlarını ve t-şörtlerini giymeye hazırlanıyordu. tüm gün denizde harika vakit geçirmişlerdi, şimdi biraz dinlenme ve rahatlamanın tam zamanı idi. uzun zamandır karavan tatili yapmamışlardı ama hepsi de bu kararı aldıklarına çok memnundu. hem tatillerinin geri kalan kısmını burada geçirmeye karar vermişlerdi. büyük şehir hayatından böylesine basit ve huzur dolu bir zaman yakalamış oldukları için çok şanslı olduklarını düşünüyorlar ama büyüyü bozmamak için bunu çok da fazla dile getirmiyorlardı... kafeteryadan bildik bir şarkı duyuluyordu...

15.4.10

sine büyüka'nın blogunda yer alan the arctic monkeys konseri izlenimlerimin yer aldığı yazımı şuracıktan, yani tam da şuracıktan bulabilirsiniz.

14.4.10

""indis'in "the loo" problemi""

şimdi şimdi fark ediyorum ki, çocukluktan beri benim bildiğim bazı şeyler, sadece benim bildiğim bazı şeylermiş!! yeni ofise taşınmamız ile birlikte hafif bir şok durumu içindeyim. sorum şu: "bir tuvalete girerken kapısı kapalı ise ne yaparsınız?" tabii ki muhtemelen cevabınızı bilemiycem ama ben kendi cevabımı vereyim; tuvaletin kapısı kapalı ise ben kapıyı çalarım. içerden ses gelmezse de kapıyı açmak için hamle yaparım, kapı açılır ya da açılmaz. açılmadığı durumda anlarsınız ki aslında içerde biri var ama kapıyı çaldığınızda size cevap vermemiş. gizemli bir durum!! peki bir soru daha: "siz tuvalette iken birisi kapıyı çalarsa ne yaparsınız?", benim cevabım; "dolu" derim olucak. ama bizim ofiste bunu diyen tek kişi benim. ben mi kroyum bizim ofis mi kro gerçekten anlamıyorum. sanki tüm ofis karşıma geçmiş bana bir "the looooooo" oyunu oynuyoorr!! anneeeeeeeeeee! 

bakın ofiste ne oluyor anlatıyorum. diyelim ki ben içerdeyim, löönk diye kapı açılmaya çalışılıyor, hiç çalınmadan. kilitli olduğu anlaşılınca gidiliyor. diğer bir örnek ise ben dışardayım başkası içerde. kapı kapalı. çalıyorum. ses yok. açmaya çalışıyorum kilitli. yahuu ofis arkadaşım, canım güzelim bir ses versene. ya da kapıyı çalıoyurum içeriden biri "hııııııı" diyor. gerçekten. "hııııııııı" dedi. allahım alacakaranlık kuşağındayım haberim yok. 

"indis'in the loo problemini " (ellerimle tırnak işareti yaptım) bir iş arkadaşıma sordum. "eğer tuvaletin kapısı kapalı ise ne yaparsın?", "açmaya çalışırım, birisi varsa zaten kilitli olacağından açılmaz", "ya kilitlemeyi unutmuşsa", "e bu onun problemi!!!!!" ee yuuuh, adamın felsefesi :  insanların boş bulunması affedilemez, kilidi unutan bir rezalete meze olmayı hak eder!! nihahahaahaaaaaa!!! 

gördüğünüz gibi ben kimlerle ne şartlarda çalışıyorum. lütfen söyleyin benim "the loo" problemimin gerçek yüzü nedir?? ben mi saçmayım bizim ofis mi?? eğer ben saçmaysam o zaman ben bu saçmalığı nereden kaptım dünyalı bilgiçler???? sööleyin sööleyin, eğitim sistemim mi çarpıkmış neymişşş?????

12.4.10

bitmeden önce- kaçmadan önce görmeniz gereken bir kaç şeycik

ben bir etkinlik muhabiri değilim ama blog camiasında öyle olanlar var. sürekli bir yerlere gidiyorlar, geziyorlar, o lokanta senin bu bar benim, o konser onun derken sürekli alemler içinde yaşayıp gidiyorlar. bunlar nereden para bulur? hem o kadar yiyip hem de nasıl ince kalırlar? yediklerini tuvalette kusarlar mı, ne yaparlar anlamıyorum! tabii ki, anlaşılacağı üzere, bu şahısları kıskanıyorum. bir elim yağda bir elim balda istemez miydim ben de etkinlik böceği olmayı?? isterdim ama diilim yine de size bir kaç şey tavsiye edicem, ben çok beğendim;

* alexandfelix > 13 queens> cda projects / mısır apartmanı

 
belki fark ettiğiniz üzere bu haftaki "header" sanatçılarım alexandfelix ve onların şu an mısır apartmanında, burada hafta boyunca göreceğiniz işlerinin olduğu sergisi devam ediyor. "13 queens" adlı projelerinde, her biri bir temadan oluşan 13 adet karışık teknik resim var. bunlar bilgisayar oyunu değil, her bir detay tek tek elle boyanmış tasarlanmış ve birleştirilmiş eserler. 30 nisan'a kadar devam ediyor.kaçırmayın, hele ki eğer benim gibi kolaj seviyor iseniz :)


* ali cabbar > huzursuz gölge> yapı kredi kazım taşkent galerisi>
bu sergiyi de görmenizi salık veririm, politik bir temeli olmasına rağmen çok estetik bir tarafı da var. bir türk sanatçısı olarak ali cabbar'ın işleri ile daha önce tanışmamış olduğuma hem şaşırdım hem de üzüldüm. bir de güzel kataloğu var, sergiden çıkıp yapı kredi kitap evine girer kendinize güzel güzel  kitaplar alır, mutlu mesut ayrılırsınız. neredeyse garanti ediyorum bakın!!

* sarkis >opus > galerist/mısır apartmanı >

maalesef bu sergiye gidemezsiniz çünkü cumartesi günü bitttiiiiii.. bu sene sarkis yılı oldu gibi her yerde bir sarkis sergisi açılıyor. ben pek de hayranı değilim ama galerist'teki serginin konsepti hoşuma gitti; dünyanın önde gelen mimarlarının önde gelen eserlerinin planlarını sulu boya ile ve yer yer
parmak baskısı ile kağıda geçirmiş, ayrıca yeni neon yazıları da hazırlamış.  ben sevdim:) bu arada esas bomba, 21 nisan'da galerist'te julian opie sergisi olucak. bu harika bir durum. gerçekten!


* julie&;julia > yakında sinemalarda

bunun çağdaş sanat ile ilgisi yok, biliyorsunuz ki julie&julia meryl streep tanrıçasının harika bir filmi daha!! seyreden şanslı çıkar, bu arada bloggerları da fazlasıyla ilgilendiren bir film, her şeyi toplayınca ben çok sevdim ama bir türlü şu çipil amy adams ı sevemedim ...dvd olarak bulunuyor (kaçak tabiiki ) ayrıca yakında sinemalara da geliyor, zaman ayırırsanız pişman olmazsınız :)

ohhh pazartesi bitti bileeeeeeeeeee!!!!!!!!!

11.4.10


yarın da- her pazartesi olduğu gibi- sabah 7'de kalkarken sürünüyor olacağım.

11 nisan

bir 11 nisan da böylece bitmiş oldu. bu günün yazısı da puffff ortadan kaybolduuuuuu.

10.4.10

ilgilenenlere duyuru

ilgilenenlere duyuru:

sevgili ilgililer, parasol adlı biricik, pekicik, minicik, cicicik bloguma 2 yeni bölüm ekliyorum. 

1- "header"kısmında haftalık olarak kendi çapımda yer verdiim sanatçıların listesi "parasol'e konuk olan sanatçılar" adı altında yer alacaktır. sağ tarafta altlara doğru. bu sanatçılar ile duygusal bağ kurmak isteyen ilgililer sanatçının üstüne tıklayabilirler

2- yine sağ tarafta aşağılarda bir yere "hayatın heyecanı" adı altında kendimle ilgili heyecan objelerini ya da olaylarını söylüyorum. tamamen dönemsel, tamamen duygusal, tamamen kişisel....

bilgilerinize sunar
gönlünüzün istediği şekilde bir hafta sonu geçirmenizi dilerim..

not: "yahu resmi yazıda not mu olur"derseniz, haklısınız ama şey yani şey tanrıdan dileğim 3 kolonlu blog formatına geçmektir, yoksa buradan splaaashhhh diye fışkırıvericem allah vermeye!

9.4.10

İDYOT MUSUNUZ DEĞİL MİSİNİZ??

haftasonuna girmeden önce idyot olma ihtimaliniz ile ilgili çeşitli işaretleri öğrenmek ister misiniz? böylelikle rahat bir haftasonu geçirebilir, ya da rahatsız olup haftasonunuzu çeşitli zeka geliştirme oyunları ile değerlendirebilirsiniz. yani her hal ve karda sonunda rahat edersiniz!! işte idyot olma ihtimalimizi yükselten işaretler;

* asansörün zaten yanmakta olan "çağır" butonuna tekrar basmak

* bir alan bir bedava seçenekli pizza promosyonları dahilinde iki tane peynirli ve sucuklu pizza ısmarlamak

* starbucks'ın kahve boylarının aklınızı karıştırması

* soğuk ve mesafeli oldukları için kedilerin zeki olduğunu sanmak

* balık yiyen "sözde" bir  vejeteryan olmak

* cv'nizi şirin, renkli süslü-püslü kağıtlara yazmak

* indirim günlerinde, ihtiyacınız olmayan şeyleri alarak, para tasarrufu yaptığını sanmak

* tüm başarısızlıklarınızdan başka hiç kimseyi değil, sadece kendinizi sorumlu tutmak

evet işte bilim o kadar gelişti ki, böyle kısa ve öz sorular ile idyotizmi ortaya çıkartabiliyorlar. benim idyot olduğuma dair bazı işaretler var, örnekse starbucks kahve boylarını karıştırıyorum, indirim günlerinde olur olmaz alışveriş yapıyorum ama bunun yanında diğer maddelerde hiç de fena sayılmam!! 

"half an idiot, that's what I am
don't shout this at my face once again" -

bir morrissey şarkısı değildir, mp3'lerinizin ayarı ile oynamayın!!!!

idyot notu: idyot dilimizin özünde aptal, şapşal, salak vb onur kırıcı kelimeler ile ifade edilebilir ama idyot daha bir korunaklı gibi... bu yüzden kullanmaya özen gösterdim :)

8.4.10

phoenix- ARİZONA

dün oturdum, yok yattım, yok aslında yarı oturdum yarı yattım,- ver bakalım semra hn şu dvd'yi dedim, köprüden geçtim- yok yok öyle olmadı ... aslında şöyle oldu gerçekten de yarı yattım. evde semra hn olmadığı için dvd yi kendim koydum ve play'e bastım. işte sonunda "crazy heart" izlenmeye hazırdı. tabii ki her sağlıklı kadın gibi ben de yıllar yılı- kendisi gençken de, orta yaşlı iken de, orta yaş üzeri iken de- jeff bridges'i çok beğeniyorum. ağzım açık seyrediyorum. kendisi gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış ve gayet ama gayet ama gayet sıradan bir senaryoyu ilgiyle izlenir hale getirmiş (tabii aktörler bu günler için var da diyebiliriz), ve yine tabii ki müzikler de çok güzeldi, ki ben zaten belkide önceki hayatımda arizona çöllerinde kement attım da country müziğini bu yüzden çooook seviyorum- bundan da şüpheleniyorum!!

ama bu filmin bende uyandırdığı başka bir dürtü ise çok daha etkiliydi. evet sevgili dünyalılar ben arizona'ya gitmek istiyorum. kahverenginin her tonunu, atları, büyük pick-up'ları (kamyonetleri), çiftlikleri, dağları- taşları, yerel barları, o barlarda çalan müzikleri, o barlarda oturan kovboy şapkalı kadınları- erkekleri, önümde buharlaşan yolları, az pişmiş biftekleri, barbeque partilerini görmek istiyorum. tabii ki gitmişken çok çok güzel kovboy çizmeleri almayı ihmal etmemeliyim. hadi bana eyvallah!! nereye mi??? gündüz düşümeeee...
stop torturing our hearts

hey siiiiiiiiiiizz, kalplerimizi rahat bırakın da keyfimize bakalım!!!