parasol'e özel arama kutusu

8.1.10

hey guyyzzz!! nasıl doğuracağımıza kim karar vericek, hoop!!

kadınların daha dikkat çekici, daha güzel, daha sofistike, daha kırılgan, daha incelikli, daha kurnaz daha daha olması sebebi ile erkekler kadınları aşşırı kıskanıyor!! bu sebeple bizi yönetmeğe, kapatmaya, sindirmeye çalışıyorlar. işte herşeyin sebebi bu!!


neyse bu konu çok uzun irdelenebilir de, benim geleceğim şey şu.;haberiniz var mı? tüm erkek sağlık bakanları, tüm erkek millet vekillleri, tüm erkek kadın doğum doktorları sezeryan ile ilgili bir karar almak üzere!! efendim, artık sağlık problemi nedeni olmaksızın sezeryan yapan doktorlar ceza alacakmış, "haydi kadınlar normal doğuma" kampanyası başlayacakmış... bu kararı veren herkes erkek yahuu.. bırakın da nasıl doğuracaklarına kadınlar karar versin... size mi düştü tasası??? bizim acı çekmemizi istiyosunuz di mi?? siz sünnet oluyosunuz die biz de normal doğum yapalım.... yok ööleee.. kimse benim nasıl doğuracağıma karar veremez..  işte bu kadaaaaaarrrr....yo yo yo yo yooooo...(sakın bana "ama şekerim normal doğum daha sağlıklııııı" demeyin.. olabilir, biliyorum, olsundu- varsındı)

not 1: şimdi siz demeden ben diyim, evet ben her fırsatta avrupalıları örnek verip onlara imreniyorum ya, işte bu konuda imrenmiyorum. eğer bi gün bu dünyaya bir insan  ekleyecek olursam beni turk doktorlarına emanet edin, pliiiiiiiz, aman diyim!! (nasıl olsa yasa masa bize vız gelir, bi kolayı bulunur ayol)

not2: eyy erkekler bizi boşuna kıskanmayın, günün sonunda, bizim yaşlılığımız sizden daha kötü oluyo, siz kırışmıyosunuz biz kırışıyoruz, siz yaşlandıkça daha da yakışıklı olabiliyosunuz biz olamıyoruz, bknz sean connery vs brigitte bardot... bu yüzden keyfinize bakın, don't mess  with us!

ay aklıma şu black eyed peas'in "my love my love, you love my lady lumps" adlı gerçeğin daniskası şarkısı geldi!! (öyle pop mop ama aslında doğrucu bi şarkı!!)
bazı şeyleri  "post it" gibi üstümüze yapıştıramayız sevgili dünyalılar... 

imaj hiçbirşey susuzluk herşeydir.. 


içteniçteniçteniçteniçten gelmeli 
herşey doğal olarak gelmeli....

7.1.10

PROTESTO KÖŞESİ, AĞLAMA DUVARI

yani ben protesto edip de ne yapabilirim ki şu halimle. bi örgüte üye diilim, bir sivil toplum kuruluşuna üye diilim, bir partiye üye diilim, greepeace'ye hiç üye diilim, tek üye olduğum şeyler mağazaların indirim kartları, iksv'nin üyelik kartı, moda blogları, sosyalleşme siteleri ve bi de müzik siteleri. velhasıl benim protestom da bakın işte şu kadar ya da bu kadar ya da aha o kadar olur:

bir- bir demet roka'dan yapılan roka salatasına 22 tl, 1 bardak çaya 5 tl çakan nam-ı değer divan pub'ları

iki- yaya kaldırımına park eden ve böylece mahalleliyi tilt eden nadide şirketimin nadide makam arabasını

üç- twitter'da, herkesin ortasında, karşılıklı chat eden küçük köşe kadılarını

dört- hala sabahın köründe ya da olmadık zamanlarda heavy metal çalan radyo ekseni

beş- birbirlerinin özgürlüklerini hiç eden ve sanki birbirlerinin sahibiymiş gibi davranan çiftleri

altı- beğenmediği şeyleri cart diye eleştiren, giydiğiniz kıyafete acımadan laf eden, saçınızı beğenmeyen ama kendileri hiç bir şeyden anlamayan tipleri

yedi- düşünmeden karar veren, şirket binasını yapay çiçek ile süslemek isteyen yöneticileri

sekiz- hiç utanmadan bakışları ile bizleri taciz eden süzücü hem cinslerimi


dokuz- ters yola giren ve sonrada haklıymış gibi davranan tüm insan evlatlarını

on- 2 yıldır her yılbaşında fransızca öğrenmeye söz veren ama öğrenmeyen, hala istediği işi yapamayan ve grafik tasarımı kursuna gidemeyen kendimi

protesto ediyoruuuuuuuuuuuuuummmmmmm. yuuuuuuuuuuuuuh. kırmızı kart çıkardım haberiniz olsun!!!

not: akşam akşam hayırdır kuzum denirse, etrafımız sarıldı kaçış yok artık derim!

yaşadıklarından saklanmak için kırmızı bir kutunun içine girmeği çare olarak seçen bir insan, bunun sonuçlarına katlanmalıdır!!
bence en iyisi yüzleşmek, sindirmek, geçmişte bırakmak ve yürümeye devam etmek...

6.1.10

AVATAR: sürüp gitsin bu rüya uyandırmaaaaayıııııın!!


avatar'ı izlediniz mi? izlemediyseniz muhakkak izleyin. bir hayal, bir ruya, bir ekip çalışması, bir mükemmeliyetçilik, bir azim, bir makyaj, bir prodüksiyon,  bir hayagücü nasıl gerçekleştirilir görmek için... senaryo zayıf diyenler var... tabii onlar eminim çok çok çok filmbilen bilirkişilerdir. hikaye her zamanki hikaye, iyi ile kötünün savaşı, insan ile doğanın savaşı, bir de aşkın gücünün hikayesi.

gözlüklerimi takıp da filmin sonuna gelene kadar başka bir dünyaydaydım. pandora'da na'vilerin dünyasında. büyüleyici, hayran edici, özendirici bir dünyada... geçen saatler boyunca, sıradan bir seyirci olan ben, aklıma senaryonun sıradanlığını getiremeyecek kadar afyonlanmıştım, bu yüzden hayret ettim filmi eleştirenlere... herşeyin ötesinde james cameron 15 yıldır hayalini kurduğu bir şeyi gerçekleştirmiş, siz hayallerinizi gerçekleştridiğinizde sizi kimse eleştirebiliyor mu? sanmiyorum... tabii ki seyire açık bir iş yapıldığı için eleştiri de doğal olarak geliyor ama ben cameron'un hayalgücüne ve hayalini bu mükemmellikte gerçekleştirmiş olmasına saygı duyuyorum, özeniyorum, imreniyorum, hayran oluyorum, önünde eğiliyorum, öpücüklerimi yolluyorum, beni asistanın yapar mısın demek istiyorum...

filmi seyretmekle kalmayıp, na'vi olmak istiyorum, ikranlara binmek, james'in sevgilisi olmak (burada yönetmen kendini kahramanımız ile özdeşleştirmiş mi?)  :) gökyüzünde süzülen dağlarda hoplayıp zıplamak, inandığım şeylere tutunmak, azmetmek, elde etmek.. filmin basit senaryosunda aslında alınacak çok mesaj var, anlayana!!  ben şahsen bi tur daha yapar, james cameron'a da buradan rüya isimli şarkıyı gönderirim;

sakın dokunmayın bana, rahat bırakın
sürüp gitsin bu rüya, uyandırmayın...

4.1.10

eksen'in ilk 20'sini yorumluyorum

hani böyle ülkemizde müzik adamları var, twitter da var, web de var, ne bileyim partilerde var işte onlar böyle herşeyi yorumluyorlar... albümleri, şarkıları, yılları... bense kısır müzik sistemimiz içinde yokluk sebebi ile, tutunduğum tek radyo olan eksen'in 2009'un en iyileri listesini yorumluyorum.  gelin tutun elimi birlikte yorumlayalım;

1.YEAH YEAH YEAHS - HEADS WILL ROLL- harika şarkı, duyduğum anda çıldırmak isterim, aferin çocuklar, çok yerinde bi seçim olmuş, şaşırdım ho hoyyyttttt

2.MARIANNE FAITHFULL - HOLD ON HOLD ON- yok ben sevmedim, 2.sıraya yakıştıramadım...

3.ARCTIC MONKEYS - CRYING LIGHTNING- 1.de olsan olurdu be şarkı, harika, parasol'de zamanında hakettiği övgüyü almıştı, özellikle albüm görseli ile!!

4.PAOLO NUTINI - PENCIL FULL OF LEAD- ben candy i biliyorum, bu hangi şarkı??

5.SPARKLEHORSE - LITTLE GIRL- bu güzel bak, 5 olmalı mıydı bilmiyorum ama....


6.MORRISSEY - I'M THROWING MY ARMS AROUND PARIS- offff çocuk şarkısı yaa, parasol de yine zamanında yerden yere vurmuştum, bak yine gelmiş buraya oturmuş, tabii ki morrissey e saygım sonsuzda yaaniiiii bu şarkı olmadı bee abicim!!

7.MADNESS - THAT CLOSE- madness bu sene küllerinden doğdu, ilk 10 içinde her yerde olur bence, yakışır... 

8.PEARL JAM - THE FIXER- bak bak bak, huysuz çocuklar bu sene olgun erkek moduna geçti, bi de bizi düzeltiyolar, pearl jam in pozitif enerji yayması garibime gidiyo ama şarkı harika, edved açıkçası;  i luv u..

9.MANDO DIAO - DANCE WITH SOMEBODY- e biz bunu aylaaaaaaar önce söyledik, trip te bağıra çağıra söyledik... sesimizi duymasaydınız ayıp ederdiniz... doğru seçimi aferin kızım !!

10.PATRICK WOLF - DAMARIS- bilmiom

bundan sonrasını kısa geçicem.

11.MUSE - UPRISING- ayyy sevmiyorum muse'yi kızanlar çok kızsın ama benim gerçeğim bu!!
12.BONNIE PRINCE BILLY - I AM GOODBYE- güzel şarkı da 12.olmaya değer mi bilemedim..
13.COLDPLAY - LOVERS IN JAPAN- ayy sıkıldım artık hüzünbaş coldplay şarkılarından, chris martin dünyanın en yakışıklısı sensin amaaa, değiştir!!
14.THEM CROOKED VULTURES - NEW FANG- newfangnewfangnewfaangg, ofofofofof müthiş ne denebilir ki, bence onlar şöyle diodur; "kurt cobain iyi ki bizi terk ettin yoksa dave grohl nirvana da hala tiki tiki gitar çalıyo olucaktı!!
15.PETE DOHERTY - LAST OF THE ENGLISH ROSES- seni her zaman sevdim pete ama the libertines'i senden biraz daha fazla!! 15 biraz çok olmuş!!
16.BOB DYLAN - MUST BE SANTA- bence bu şarkı jüri özel ödülü filan almalı, herhangi bir sıralamada olmamalı, kült şarkı olmaya aday, ne de olsa bob dylan'ı bir daha kim noel baba kıyafeti içinde görebilir?
17.ECHO & THE BUNNYMEN - DRIVETIME- işte budur aslanlar- kaplanlar. seneler sonra harika bir şarkı yaptınız, daha önce de dediğim gibi çaya bekliyorum!!
18.KAREN O AND THE KIDS - ALL IS LOVE- ne ne neee???
19.ALICE IN CHAINS - CHECK MY BRAIN- bana gelmez
20.THE CRIBS - CHEAT ON ME- güzel şarkı, mümkün, olası...

işte böyle sevgili dünyalılar, artık siz gerçekten "dünyalısınız" çünkü ben na'vi olmayı seçtim, gelirseniz pandora'ya beklerim. İkran'larımıza biner dolaşırız, sonra ara sıra nasıl olsa uzmanlığımız yok cahilliğimiz çok cinsinden müzik listeleri ahkamları keseriz... bu arada yılın en iyileri tarzında yapılan şarkı, türkü, film, albüm klip toplamalarında farkındaysanız hep yılın sonuna doğru çıkanlar ödül alıyo, yılın başında çıkanlar unutulup gidiyor. yazıktır günahtır... na'vi kızdan size mavi bi öpücük olsun bari, yılın ilk çalışma günündeeee!!

not: aallaşkına müzik otoriteleri beni jiddiye almayın, takılıyorum kendimce!
coming soooooooonnnnnnnnnnnnnnnnnn to a blog very very close to youuuuuu


AVATARRRRRRRRR YAZIIIISIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIII......


aaaa vvvvv aaaaa tttttt aaaaaaaaa rrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr..

DIKŞŞŞŞŞ DIKKŞŞŞŞ DIKKKŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ

kitap kurdu köşesi

ben kitap kurdu muyum ki köşem olsun??? diilim ama siz olabilirsiniz... sanki ben istemiyo muyum kitap kurdu olmayı, her hafta en az 1 kitap bitirmeyi ama olmuyor. bi türlü bi kitaba başlayamıyordum. yazın deniz kenarında yattığım zamanlardan beri kitap okumuyordum taa ki birden bire dün, daha yeni alnmış olduğum, alain de button kitabı "havaalanında bir hafta" ya başlayıverdim. her  alain de button kitabı gibi kolay okunan ve her cümlesi kulağa hoş gelen bir kitap. konusu ise harika!!  bir firma, yazarı 1 haftalığına heathrow'da ağırlıyor, otelde kaldırıyor, yediriyor, içiriyor ve terminal 5'de geçireceği günler ile ilgili izlenimlerini yazmasını istiyor.

havaalanlarını, özellikle de heathrow gibi kalabalık olanlarını çok ilginç buluyorum. gelenler, gidenler, bekleyenler, acele edenler, uzak diyarlara- yakın diyarlara uçanlar, yer hostesleri, polisler, güvenlik görevlileri, restoranlar, dükkanlar, ekranlar, beyaz insanlar, siyah insanlar, sarı insanlar, çıplak ayaklılar, çizmeliler, şık giyimliler, feleğini şaşırmışlar, hepsi orada... işte böyle, ben kitabın yola çıkış temasını çok sevdim. henuz başındayım ama hem havaalanlarını hem de alain de button'u seviyorsanız tavsiye olunur.

kitap kurdu olmak isteyen ama bi türlü olamayan, ama olsa ne güzel olurdu olan elma kurdu...

2.1.10


atacağınız okun hedefi vurup vurmayacağı ya da hedefi vursa dahi hedefin durumunu bilemiyecek olmanız, sizi, oklarınızı hedefe doğrultmaktan alı koyamaz !
içgüdü temeldir :)

1.1.10

ilk gün

yılın ilk günü, ajandamın ilk sayfası, takvimimin ilk karesi... işte 2010.babam bu senenin yazılışını çok sevmiş ve bu seneye yirmi on demeye karar vermiş. yirmion...

sabah ne kadar güzeldi herşey, sokaklar bomboş, yollar bomboş, deniz dalgalı.. 1 ocak her zaman güzeldir. 31 aralık için söyleyeceklerim ise özet olarak şöyle:

  • never ever never ever- asla asla deme demiycem aslaaaa- bir daha taksim mi!!
  • rejansın sokağında gölge diye bir küçük restoran- cafe var, yeni açılmış, çok çok guzel, mutlaka gidin, sade, aydınlık, açıklık, lezzetli yemekleri olan ve de güzel müziklerin çalındığı bir yer
  • eğlenmeyi bilmeyen bir grup insan var ki onlar çok tehlikeli
  • insan sabit fikirli, müzik takıntılı ve tutucu oldumuydu, kadıköy dışında bi yerde tatmin olmuyor, her sene kanıtlanan gerçek, kabullendim ki zaten çoktan...
  • yılbaşında herkesin, günlük görünüşleirnin aksine, parti havasına uygun şeyler giymesini ümit ediyorum
  • özel parti iyi bi şi 
  • rahat ayakkabı giymek ise en önemli bi şi...
  • takma kirpik harika bi şi  :)

31.12.09

yeniyılyeniyılyeniyılyeniyıllililililillulululululuulululhoopppppaaaaa


işte yılın son günü. ajandamın son sayfası. takvimimim son karesi. yarın herşey yine 1 den başlayacak... her ne kadar herşey aslında aynı şekilde devam edecekse de, yeni bir yıl geldiği için onu pohpohlamak, geldiğine sevindiğimizi söylemek, "amanda aman pek de sevimliymiş bu yeni yıl, ayyy şunun gamzelerine bak, bicibicibici" demek, en güzel-çılgın-maskeli-pijamalı-portakkallı-kestaneli-hindili- indieli- danslı-sevgilili-kırmızılı görüntülerimizle onun karşılamak bizim lehhimize bi hareket olacaktır, laaakin eğer geldiğinde ona ilgi gösterirsek o da 365 gününün hepsinde olmasa bile çoğunda bizi kollayabilir. işte gördüğünüz gibi herşey karşılıklı. eğer ki siz yeni yılı takmaz, önemsemez, görmezseniz o da sizi sevmeyebilir. 

bugün iş yarım gün, 12 30 da harç bitti yapı paydos durumları, günü şerefine kırmızılı yeşilli kıyafetler giydim ve 12 30 da yılbaşı sepetim, koluma iştekiler kendi yoluna yapıp sokaklara akacağım. bu sene kadıköye ihanet edeceğim, halbuki en rahat ve pratik ve güzel eğlenme yöntemi idi ama şartlar her zaman herşeye uymuyor. bu  akşamın kendim için kaotik olacağını düşünüyorum, hatta mıncıklanma ve tartaklanma ihtimalim dahi olabilir zira galata civarında bir mekanda olacağım. bu vesile ile tanru herşeyi gönlünüze göre versin derim.....

not: fotodaki paketler daha önce bahsetmiş olduğum el emeğim göz nurum.

30.12.09

cicim, bana bir kart göndersen canın mı çikar??

Before loneliness will break my heart,
send me a postcard darling.
How can I make you understand?
I wanna be a woman.
Here, here I'm waiting for a little sign,
waiting 'til the end of time.
Send me a postcard darling.
Send me a poscard now.


işte dişilerin erkeklere çığlığını belgeleyen bir şarkı daha... eğer türkçe mealini çevirirsek; "cicim, yakışıklı insan, cool çocuk, bak yalnızlık kalbimi kırmadan- ki aslında belli ki çoktan kırmış- bana bi kartpostal gönder. yaniii anlatabiliyor muyum hani yaaani ben istemek senin kadının olmak!!!  anlıyacağın aslında kartpostal filan hikaye de bana bi işaret yolla. ne olursa kabulum. mail-facebook-twitter-blogger hepsi de olur, malum zamanımızda kart yaz, pul yapıştır, ptt ye git filan... yok öyle şeyler.. bu işaret için ben sonsuza kadar bekleyeceğim, zaten gördüğüm kadarı ile pek de yapacak bi şi yok. bak, hadi üzme beni... hadi cicim, bana bi kartpostal neyin gönder, olmadı bi işaret gönder!!!"

bu şarkıya diyecek bi şi yok çünkü erkekler hep aynı kadınlar hep aynı... ama asıl diyeceğim o ki çok üzgünüm.senelerdir mail işine karşı durarak, bir don kişot edası ile insanlara yılbaşında kartlar yazdım, adreslerine gönderdim, kartlarımı güzel güzel seçtim, özendim- bezendim ve bu sene şöyle bi karar verdim; kartlarımı kendim yapacağım!! gittim kartonlar, kurdeleler, boyalar, simler ne gerekiyor ise aldım. 1 ay öncesinden. sonra kartları yapmaya başladım- karton kesmek zormuş onu öğrendim- 5 kart yaptım, bence hepsi de çok güzel oldu amma velakin devamını getiremedim. yok bayramdı yok seyrandı, yok eğlenceydi, yok bunalımdı, yok uykuydu, yok hayattan nefret etmeydi, yok hayata bayılmaktı derken kart işi sekteye uğradı. şimdi elimde ki 5 nadide kartı aileme ve bi kaç "cicim"e  veriyorum, diğer insanlara da şirket kartımı e-posta ile gönderiyorum!!! ayıp bana, üzgünüm, hiç memnun değilim.

not: yaa dün bi ruya gördüm, allah sizi inandırsın çok acayipti. ama eğer gerçek olabilseymiş çok mutlu olurmuşum bunu anladım!!! sizi gidi karşı cins!!
şarkı notu: çaresiz kadın şarkısı blue shocking dendi, hatırlamak için http://fizy.com/s/151nrs bağlantı budur.

28.12.09

hediye- (almak ya da almamak)

hediye kavramı yıllar boyu çeşitli uygarlıkların en önemli konularından biri olmuştur. ilk çağlarda erkekler kadınlara avladıkları gergedanları ve domuzları hediye ederken, asurlularda kadınlar erkeklere istediklerinin yazılı olduğu hitabeleri hediye etmiş, romalılarda hediye işi biraz karışmış ve kadın- erkek kim kimi sevmiyor ise "yılanlı üzüm sepeti" konsepti çerçevesinde herkes birbirine hediyeler göndermiştir. günümüze geldiğimizde ise, ailelerden gelen alışkanlıklar doğrultusunda hediye kavramı çeşitlilik göstermiştir. misalse, benim geldiğim ailede hediye almak mubah hatta süper caiz ve de eğlenceli bi eylemdir. bu çerçevede yılbaşı hediyelerimi almış bulunmaktayım. hatta mağazalarda yapılan paketleri de beğenmediğim için kendim paket malzemesi alarak hepsini dün gece emek emek paketlemiş bulunmaktayım. bence en güzel hediyeyi anneme aldık- aldık diyorum çünkü kardeşim, babam ve ben güçlerimizi birleştirdik ve şööööyle okkalı bir hediye aldık. neyse.... hediye konusunda bi diyeceim daha var. benden herkese naaacizaane tavsiye; kimseye ne hediye istediğini, neye ihtiyacı olduğunu sormayın, hediye alacağınız kişiyi düşünün ve size göre ne seveceğini düşünüyorsanız onu alın. (hediye= ihtiyaç) diye bi şi yoktur. (hediye= ince düşünce, düşünce, zaman harcama) diye bi şi vardır. (hediye=çok para) diye bi şi ise kimileri için var kimileri için yoktur. yani tabiiki çok parası olan insanlar "aman fazla para harcamayım, ufak bi şi alayım" demiyeceklerdir. velev ki neden desinler? 

buradan bana hediye alacak güzel insanlara duyurulur.. neymiş??? ince düşünce, düşünce, düşünce, özen, soru sormadan halletme.... işte budur. yaa valla paketlerimin şuraya bi fotosunu çekip koyayım mı? bakın çok şekerler. lips like sugar, gerçekten de.... bir de başka bi tavsiye, hediye almak güzeldir. "ben hediye almam" diye hava atmaya çalışmayın. isterseniz alabilirsiniz, vallahi de billahi de yapabilirsiniz :)

bir varmış bir yokmuş, bir sürü güzel beyaz atın olduğu bir gezegende prensler orta dünyada kaybolmuşmuş!

27.12.09

welcome to the jungle, we've got fun and games!!

ülkemizde her gün meydana gelen skandalları ve olayları ve kavgaları ve tuhaflıkları ve medrano sirki durumlarını takip edebiliyor musunuz? vallahi ben artık edemiyorum. tv'de haberleri seyretmediğimden her sabah gazete aracılığı ile haberdar oluyorum başımıza gelenlerden. eskiden okuyodum, bilmeye çalışıyodum ama ya şimdi?? artık benim için ipin ucu kaçtı, eeee herkesin de bi kapasitesi var, tuhaflık üzerine tuhaflık çirkinlik üzerine çirkinlik nereye kadar. çöktük yahu!! asker bilmem kimi izliyo, mit bilmem kimi dinliyo, polis miti dövüyo, şu parti bu partiyi kapatıyo, bi parti açılıyo, öbürü birleşiyo, o ona küfrediyo, ağaç senin nerene girsin dio (kulağımla duydum, tv de, milletvekilinin biri öbürüne "o ağaç senin nerene girsin?" dedi), hükküümeet hepimizi dinliyo, dövüyo, izliyo, takip ediyo, kapatmaya çalışıyo, yaşamayın- eğlenmeyin- huzurlu olmayın dio.... aaaaaaaaaayyyy oofff.... peki biz napıyoruz sanki hiç bi şi olmamış gibi yaşayıp gidiyoruz, sessizce, suya sabuna dokunmadan. bizim burda olanlar batı koordiantlarında herhangi bir yerde olsa vallahi de billahi de herkes sokakta protesto ediyo olurdu. ama kavga etmeden, dövüşmeden sadece tepkisini göstermek için "biz burdayız, yaptıklarınıza dikkat edin hoooooop" demek için.... benim de içimden """HEEY WHAT'S HAPPENNING GUYZZZZZZZZZ?" diyesim var. malum aralarına kadınları almadıkları için sürekli dövüşüp duruyorlar!! peeehhh.. yılbaşı alışverişime kaldığım yerden devam edeyim bari, herşey yolundaymış gibi, yeni yılda herşey düzelecekmiş gibi, sanki birbirimizi sevecek ve saracakmış gibi!!

not: kuşların da bizim gibi  iki bacağı var ama allahtan biz onlar gibi yürümüyoruz!!!! ( konudan bağımsız önümde bi martı yürüyo, iki ayağı ile, komedi dünyası)

26.12.09

burda bu iş öyle olmaz canım

şu erkeklerin avlanma merakı bazen onları komik durumlara sokuyor. benden bu avcılara bir tavsiye, tabii ki bu tür avcılara böyle blog işleri ile uğraşmayacağından ben  aslında yine geyik yapmakla kalacağım ama olsundu...

şimdi sayın avcı, öncelikle kapalı bir mekanda motosiklet montu sırtında, kaskın kolunda, bira bardağın elinde, müziğin ritmine göre salınıp, gözlerini de bön bön- sence haşin haşin ve etkileyici-  karşı cinsine dikersen pek bir şey avlayamazsın. hatta senin bu komik halini gören karşı cins içten içe güler,kaçar, saklanır, sıkılır, rahatsız olur, tadı kaçar filanda falan. sonra bu saydığım ekipman ile avının kah önünde, kah arkasında, kah yanında, onun gözlerinin döndüğü her yerde belirirsen bu biraz bariz olmaz mı? yani eee av seni gördüüüüü!! öyle kalakalmış, öyle motorcu montunla, öyle kolunda kask ile.... 

eeee söyle bakalım bu tür davranışların sonunda hayalkırıklığı ile motoruna binip gitmek, vınn vınnn vınn die gaz vermek, inine dönmekten başka ne olabilir?

yaaa işte sevgili dünyalılar, böyle avcı erkekler var, amaaaa kolay mı yahu kızları tavlamak, önce zeka pırıltısı görücez sonra sevicez :)

25.12.09


kafamın içindeki düşünce balonlarından kurtulduğumda daha güzel bir yaratık olacağım!!

23.12.09

DAR ALANDA KISA PASLAŞMALAR

"bir tarafta erkek, bir tarafta kadın, aynı eylem için hazırlanırken ne yaparlar" konulu oturumumuza hoşgeldiniz. tabii ki aaa bu sorunun cevabı ne olabilir ki? "yani kadın denize giderken mayosunu giyer, eee erkek de mayosunu giyer" diyebilirsiniz.ammaaaa mayo giyme, evden çıkma ve denize kapağı atma eylemleri sırasında geçen bir dizi olay cinsler arasında farklılık göstermektedir. tabiiki bu oturumun konusu denize girmek değil, bir misal verdim.

lafın özü şu; bir buluşma düşünün. kadının bu buluşmaya giderken olacak hazırlıkları şunlardır- diyelim ki ortalama 3 günlük bir süre var-;
- nerede buluşulacağın düşünülmesi ve inceden inceye erkeğin bu konuda işlenmesi
- buluşulacak yere göre kıyafet seçilmesi, eğer seçilemiyor ise bedelinin ne olacağı düşünülmeden alışverişe çıkılıp içe sinen bir şey alınması
- tüm yakın arkadaşları arayıp buluşma ile ilgili dedikodu yapılması, telefonlarda saatlerce çene çalınması, tiyo alınması
- buluşmadan bir gün önceye manikür, pedikür, ağda randevusunun alınması (burada manikür elzem yani buluşmanın sonu nereye varırsa varsın yapılacak bir iş ancak diğerleri "just in case" diye ingilizce tabir edilen "canım ne olacağı belli olmaz" şeklinde yapılacak şeylerdir)
- bazı kızlar için manikür pedikür seansına kuaför de eklenir. saçlar yaptırılır, boyalar yenilenir, asla yeni bir saç kesimine girişilmez- bu risklidir! var olan model modifiye edilir
- buluşmadan önceki gün evde rahat rahat oturulur, ağır bir program yapılmaz
- buluşma günü çoooooooook önceden seçilmiş olan kıyafet giyilir, saçlar taranır, örülür, açılır, makyaj yapılır, ayakkabılar giyilir, evin içinde son görüntü ile 3-5 tur atılır
- kalp çarpıntısı sabahtan başlamıştır, işe konsantre olunamaz, internette surf yapılır
- bazı kızların arzusu evden alınmaktır ama günümüzde artık erkekler daha umarsız kızlar da daha cevval olduğundan, kızımız tıpış tıpış arabasına binip buluşma yerine gider...  
ve iştee o an!

bu sırada erkeğimiz neler yapmıştır?

- kızımızın yer seçimi konusundaki ataklarına boyun eymiş ve "O" nun istediği yeri kabul etmiştir. aslında belki o salaş bir meyhanede kasılmadan yemek yemek istemektedir.
- yemeğin yer tespiti ile buluşma günü arasında geçen zaman aralığında erkeğin konu ile herhangi bir alakası yoktur.
- "O" gün geldiğinde ağır ağır üstünü giyinir, evde mevcut olan kot pantolonu, t-şört ya da gömleği, kış ise kazağı ve spor ayakkabılarını giyerek yola koyulur - eğer erkeğimiz daha bi ağır abi türünde ise kıyafetini kanvas pantolon, gömlek, lumberjack- camper türevi ayakkabı ve bir ceket olarak seçebilir- ama işte onun olayı budur.
- bir de giyinmeden önce belki traş olabilir bu da onun "cool" luk seviyesi ve yaptığı iş ile ilgilidir.
- son kez aynaya bakar ve kendini sokağa atar.... vee işte o an!!

şimdi bu analizimizden de görüleceği üzere kadınlar bir buluşma seansına fiziksel ve zihinsel olarak 72 saat harcarken erkekler bu seans için hmmmmmm bi düşüniyim, buluşma teklifini yapmak için 10 dk., yemek rezervasyonu yapmak için ki bu opsiyoneldir 5 dk, buluşma günü duruma göre traş olmak için 10 dk, giyinmek ve saç-banyo işler için 20 dk harcamaktadır. yani toplamda 45 dk dır. alın işte tüm bu çabaya rağmen genelde hayalkırıklığına uğrayan, ağlayan, bağıran, çağıran, sızlanan, şikayet eden, attığı her türlü taklaya rağmen aradığı ilgiyi bulamayan da kızlar olur!! bu da doğanın kanunudur. erkekler erkektir işte ve asla formatlanmaya uygun değillerdir!

oturumumuzu kapatırken bu uzun yazı için sizlerden özür diler, ayrıca erkekler ile ilgili olarak tamamen atıp tuttuğumu belirtir, tüm bunların aksi aksiyonlar yapılıyor ise hepiciğinizden özür dilerim.

bir güne hoplaya zıplaya başlamak için yapılması gereken şey; yumurtanın sarısını çiğ olarak içmek, suya limon sıkmak, kendi işini yapmak, evinin hanımı olmak ya da haftasonunun gelmiş olmasıdır.

22.12.09

bizi ne tutuyor?

bizi, sıklıkla gördüğümüz insanlara " merhaba, nasılsın, iyi akşamlar, gunaydın" demekten ya da çantamızın, elimizin, kolumuzun çarptığı insanlara "pardon" demekten alı koyan nedir? tanışmamış olmamız mı? geçmişimiz olmaması mı? ukalalığımız mı? eğitimsizliğimiz mi? hamurumuz mu? küçükken bize dayatılan "yabancılar ile konuşma" öğretileri mi? kendimize olan güvensizliğimiz mi? ya da kendimize olan aşırı güvenimiz mi? karşımızdakinin gözümüzdeki değeri mi? yabaniliğimiz mi? göçebeliğimiz mi? 

alt tarafı diyeceğimiz sadece bir kelime ve bunu esirgemenin kazancı ne olabilir? çok cana yakın olduğumdan diil ama biraz daha medeni bir hayat yaşamak istediğimden...