parasol'e özel arama kutusu
17.4.09
16.4.09
TAŞLAYANLARI TAŞLAYASIM VAR
HAFTAYA NE YAPACAĞIM
artık bu kararsızlık canıma tak etti... yaklaşık 2 senedir yumurta kapıya dayanmadan hiç bir şeye karar veremiyorum. kendimi hayatın içinde rüzgarla savrulan bir yaprak gibi hissediyorum. hiç bir günün akşamında dahi ne yapacağım belli değil, hal böyle olunca da seyahat planlarım son ana kadar kesinleşemiyor. 23 nisan da cuma günü için izin alıp 4 günlük bir tatil yapayım dedim. hedef londra ve arkadaşımı ziyaret. hadi vize işini hallettim, izin işini de ama gel gör ki bir türlü uçak biletini alamadım. ben bu işe kalkıştığımda bilet 500 tl civarında idi şimdi 900 tl. bu sefer hiç karar veremiyorum, her ne kadar puanlarım ile bilet alacaksam da 900 tl çok pahalı, anlıyacağınız kala kaldım. easy jet le mi gitsem, hiç mi gitmesem, nereye gitsem, deniz kenarı olsa süper olur... planlarım üstüme üstüme geliyor ben ise ışığın altında dona kalan tavşan şeklinde onlara bakıyorum.
BU SABAH BUDUR
son zamanlarda bazı amerikalı blogger lerin tasarım blog larına dadandım. nasıl güzel nasıl guzel şeyler var. işte bu foto dan onlardan birinden... benim bu sabah ki hayalim budur. böyle bir evde kalkmak, güzel bir kahvaltı yapmak, ve gün boyu denize gidip kitap ve dergi okumak.
15.4.09
YAZ GELDİĞİNİ ETKİNLİKLERDEN BELLİ EDER
yaz geliyor, her ne kadar havadan anlaşılmasa da biletix e her girdiğimde yeni yeni ve çok cazip etkinliler ile karşılaşıyorum. şimdilik gitmeyi planladıklarım şöyle;
- müzik festivalinde 2-3 konser
- patricia kaas cabaret
- kasier chiefs, jane s addiction, juliete lewis rock n coke
- jane birkin- tim (belki)
- jay jay johanson- ghetto (belki)
- fatboy slim- kuruçeşme arena
- deep purple- kuruçeşme arena
- santana- kuruçeşme arena
- bonnie prince billy- babylon
bence yarısına gidemiyeceğim ama istemek yapmanın yarısıdır.
- müzik festivalinde 2-3 konser
- patricia kaas cabaret
- kasier chiefs, jane s addiction, juliete lewis rock n coke
- jane birkin- tim (belki)
- jay jay johanson- ghetto (belki)
- fatboy slim- kuruçeşme arena
- deep purple- kuruçeşme arena
- santana- kuruçeşme arena
- bonnie prince billy- babylon
bence yarısına gidemiyeceğim ama istemek yapmanın yarısıdır.
14.4.09
ELİŞİ


elişi şeyler tam bana göre. incık cincık kağıtlar, süsler, kalemler, renkler, motifler, şekilller... bu işleri de Jayme McGowan die biri yapıyo. blog unu yeni keşfettim. eğer meraklı iseniz işte buraya tık tık. hatta belki de siz de bir şeyler yapmaya başlarsınız.gündüz hayali
deniz kıyısındabüyük bir varenda
bu koltuk
bu sehpa
beyaz duvar
büyük bir kütüphane
eski kilim
güzel fotoğraf
dantel örtülü bir yatak
13.4.09
OKUYUCU
orijinal ismi ile "the reader" filmi sinemalarımızda geçen cuma itibari ile boy gösterdi. ben de hemen kanyon da gidiverdim. (kanyon en sevdiğim sinema- izleyici kitlesinden bağımsız). filmi seyrederken pek değil ama seyrettikten sonra oldukça etkiledi beni. yani ertesi gün, sonraki gün düşündükçe daha çok etkinlendim ve de hüzünlendim. iki kişi arasındaki ilişkinin her bir taraf açısından zamana bağımlı olarak nasıl da değiştiği ve farklılaştığı kısmı benim en etkilendiğim yön oldu... kadının genç/orta yaş, adamın çocuk/genç olduğu dönemde kadının tavırları ve arzuları/ talepleri ile kadının yaşlı adamın orta yaşlarındaki tavır ve talepleri nasıl da değişiverdi ve bir nevi herşey tersine döndü. ayrıca insanın içindeki merhamet ve gurur duygusunun ne kadar güçlü olabileceğini gördüm filmde. ayrıca şunu da düşündüm, sevdiğiniz birisi; anneniz, babanız, sevgiliniz, çocuğunuz- her kimse, katil dahi olsa siz onu, onunla yaşadıklarınız, sevginiz ve ilişkiniz adına hala sevebiliyor, gözetebiliyor ve affedebiliyorsunuz. bence kate çok guzel oynamış ama oscar lık mı derseniz pek emin değilim, ayrıca yaşlandırmasını çok beğenmedim ama yaşlıların gözüne inen o buğu perdesi ve göz renginin bu sebeple değişimi ayrıntısı beni oldukça etkiledi.
12.4.09
DALGINLIK
bazı günler ters başlar. cumartesi günü de galiba benim öyle bir günümdü. sabahın köründe spor yapma sevdası ile kalkınca benzin istasyonuna geldiğimde henuz uyanmamış olduğumu farkettim. aslında belki de, camlarımı silmek isteyen görevliye can havli ile "hayır silmeyin daha yeni yıkandı" diye bağırmamdan sonra da herşey ters gitmeye başlamış olabilir. bilemiyorum. ayrıca bu cam silme işi de genel olarak sinirimi bozuyor. sürücülere sormadan lönk die sulu fırçaları daldırıyolar arabalara. bakalım ben istiyo muyum silinmesini, bakalım ben bahşiş verecek durumda mıyım. bu tür zoraki işler beni feci geriyor. neyse, arabaya benzin dolarken ben ödemeye gittim, sonra da fişi adama verdim sonra arabaya bindim, sonra çalıştırdım, sonra vitese taktım, sonra gaza bastım.. amanın arkadan birileri arabaya vuruyor, aaaa bir de ne göreyim.. pompa hala arabının içinde dolum pozisyonunda. nerdeyse pompayı alıp gidiyordum ucuz atlattım.. tabii o an çok korktum ve de utandım. gerginlik rüzgarı ile girdiğim benzinciden utançla çıktım. sonra daha bir çok şey ters gitti o gün. bi şi ters başlayınca yapıcak bi şi yok sabredip geçmesini bekliycez.
10.4.09
HAFTANIN SONU MU HAFTANIN BAŞIMI
şimdi soruyorum size cumartesi ve pazar bir haftanın başı mıdır yoksa sonu mudur?
bu hafta sonu erkenden sütümü içip yatıcam çünkü;
yarın sabah babamla ping pong maçım var- çok zinde olmalıyım.
pazar sabahı kulindağ adında bir yerde yoga ve yürüyüş etkinliği var- çok erken kalkmalıyım.
bu hafta sonu erkenden sütümü içip yatıcam çünkü;
yarın sabah babamla ping pong maçım var- çok zinde olmalıyım.
pazar sabahı kulindağ adında bir yerde yoga ve yürüyüş etkinliği var- çok erken kalkmalıyım.
NE İSTEDİM NE OLDU
ne istediğime karar verecek kadar bilinçlendiğimde- ki bu çooook da uzun zaman önce değildi- hemen hemen iş işten geçmişti bile... yani üniversiteden mezun olmuş, hatrı sayılır bir süre boyunca da bir konuda uzmanlaşmıştım. bütün bunlar olurken ne istediğim bir üniversitede okumuş ne de istediğim bir işte çalışır olmuştum... galiba hayatımızdaki ne önemli dönüm noktası üniversite de okuduğunuz bölüm. eğer bir kere burada çuvallarsanız artık hayatınızın geri kalan kısmını değiştirmek için çok çaba sarfetmeniz gerekir. ben ekonomi okudum ne alakası var ise - tabii babamın isteği ile- bana kalsa mimar olmak istiyodum.. ee bu çelişkili duruma bakılacak olursa memnuniyetsizliğimin nedeni çok açık. bunu da buraya yazıyım da arkadan gelen nesillerin kulağına küpe olsun.. pehh. zaha hadid olmama ramak kalmış da direkten dönmüşüm yahuu.
8.4.09
ESKİDEN BİR ŞEYLER TAKİP EDERDİK- 1
bu başlıktan yanlış anlaşılmasın şimdi de bir çok şey takip ediyorum ama nitelik olarak eskisine göre farklı şeyler... geçen gün nereden aklıma geldi bilmiyorum ama küçükken ve ergenken takip ettiğim şeyleri düşündüm. özellikle de tv de olanları. çünkü bu konu o zamanlar için çok önem taşırdı. tv demek trt demekti zaten. ve orada da bir çok şey takip edilirdi; diziler, eğlence programları, yarışmalar... biz annemle ve o zamanlar nispeten küçük olan kardeşimle takipte olurduk. babam ne yapardı hatırlamıyorum... ben neler takip ettiğimizi yazmak istedim, çok uzun olma ihtimaline karşı 1 ve 2 olarak bölüyorum. kısa kısa yazmaya çalışacağım.
1- buz pateni: o zamanlar bütün aileler takip eder miydi bilmem ama kiminle konuşsam (benim yaşıtım) herkesin bir bildiği var buz pateni ile ilgili olarak. biz annem ve kardeşimle avrupa şampiyonası ve dünya şampiyonası olmak üzere ağırlıklı olarak çiftler buz dansı ve artistik patinaj bölümlerini ve turnuvalar sonundaki gösteriler bölümü çok çok dikkatli seyrederdik. tüm sporcuların ismini bilirdik. hiç bir yayını kaçırmazdık. şimdilerde hala trt de verilmesine rağmen kanal kirliliği sebebi ile rastlamıyorum bile. şimdiki çocuklar da bence bu sebeple çok çok güzel bu spordan bi haberler.
2- tenis turnuvaları: buz pateninde olduğu gibi tenis turnuvalarının da baş takipçisiydim. bu takibe galiba annem pek katılmazdı ama ben avustralya, amerika, roland garros, wimbledon hepsini takip eder özellikle son 4 maçı kaçırmazdım. bayan maçlarını daha çok severdim- hala da öyle- tüm zamanlar içinde en favori tenisçim steffi graf dır. tenise en çok yakışan kadındı bence, ayrıca monica seles hırsı ve mary pierce ın sanki topa her vurduğunda incinicekmiş gibi duran hali beni etkilemiştir. şimdilerde favorilerim williams kardeşlerdir, erkeklerde ise federer dir.
3- susam sokağı: her ne kadar tam çocukluğuma denk gelmese de susam sokağı en favori gündüz kuşağı programımdı çok çok severek izlerdim ve çok da gülerdim. buna muppet show u da ekleyebiliriz.
4- martı adası: galiba ismi buydu, şimdi tam çıkaramadım ama ben ki asla korku ve gerilim filmi seyretmem, her hafta tv karşısına geçip o yaşta bu gerilim dolu diziyi seyreder ve sonra da ailecek üzerinde yorumlar yapardık
5-drakula filmleri: lojmanda otrumamız sebebi ile uydu anteni olması bence hayatımın en önemli şanslarından biri idi çünkü bu sayede çok küçük yaşta dünya kanallarını seyrederek ufkum açıldı. tabii bu maddede bahsedeceğim drakula filmlerinin ufkumla bir alakası yok ama.... neyse izmir de olmamız sebebi ile belki de ya da uydu anteni bilmiyorum yunan kanallarını seyrediyorduk et1 ve et2. her cumartesi akşamı 12 den sonra drakula filmleri olurdu ve biz annemle oturur onları izlerdik. yine hayret vericidir ki ben şu an drakula filmi filan seyredemem. en son geçen sene 28 hafta mıydı neydi o zombi filmine gittim de sonrasında 2 saat nutkum tutuldu konuşamadım.
6- bir kelime bir işlem: aslında bu yarışma annemin favorisi idi, meburen biz de seyrederdik. ayrıca pazar günleri akşamüstü olması sebebi ile çok iç karartıcı anıları hatırlatır bu yarışma ben de. biz yine de programın karşısına geçer ve soruları çözmeye çalışır, beyin jimnastiği yapardık.
ayyyy çok uzun oldu.. devamı da sonraya kalsın. yemek vaktiiiiii..
1- buz pateni: o zamanlar bütün aileler takip eder miydi bilmem ama kiminle konuşsam (benim yaşıtım) herkesin bir bildiği var buz pateni ile ilgili olarak. biz annem ve kardeşimle avrupa şampiyonası ve dünya şampiyonası olmak üzere ağırlıklı olarak çiftler buz dansı ve artistik patinaj bölümlerini ve turnuvalar sonundaki gösteriler bölümü çok çok dikkatli seyrederdik. tüm sporcuların ismini bilirdik. hiç bir yayını kaçırmazdık. şimdilerde hala trt de verilmesine rağmen kanal kirliliği sebebi ile rastlamıyorum bile. şimdiki çocuklar da bence bu sebeple çok çok güzel bu spordan bi haberler.
2- tenis turnuvaları: buz pateninde olduğu gibi tenis turnuvalarının da baş takipçisiydim. bu takibe galiba annem pek katılmazdı ama ben avustralya, amerika, roland garros, wimbledon hepsini takip eder özellikle son 4 maçı kaçırmazdım. bayan maçlarını daha çok severdim- hala da öyle- tüm zamanlar içinde en favori tenisçim steffi graf dır. tenise en çok yakışan kadındı bence, ayrıca monica seles hırsı ve mary pierce ın sanki topa her vurduğunda incinicekmiş gibi duran hali beni etkilemiştir. şimdilerde favorilerim williams kardeşlerdir, erkeklerde ise federer dir.
3- susam sokağı: her ne kadar tam çocukluğuma denk gelmese de susam sokağı en favori gündüz kuşağı programımdı çok çok severek izlerdim ve çok da gülerdim. buna muppet show u da ekleyebiliriz.
4- martı adası: galiba ismi buydu, şimdi tam çıkaramadım ama ben ki asla korku ve gerilim filmi seyretmem, her hafta tv karşısına geçip o yaşta bu gerilim dolu diziyi seyreder ve sonra da ailecek üzerinde yorumlar yapardık
5-drakula filmleri: lojmanda otrumamız sebebi ile uydu anteni olması bence hayatımın en önemli şanslarından biri idi çünkü bu sayede çok küçük yaşta dünya kanallarını seyrederek ufkum açıldı. tabii bu maddede bahsedeceğim drakula filmlerinin ufkumla bir alakası yok ama.... neyse izmir de olmamız sebebi ile belki de ya da uydu anteni bilmiyorum yunan kanallarını seyrediyorduk et1 ve et2. her cumartesi akşamı 12 den sonra drakula filmleri olurdu ve biz annemle oturur onları izlerdik. yine hayret vericidir ki ben şu an drakula filmi filan seyredemem. en son geçen sene 28 hafta mıydı neydi o zombi filmine gittim de sonrasında 2 saat nutkum tutuldu konuşamadım.
6- bir kelime bir işlem: aslında bu yarışma annemin favorisi idi, meburen biz de seyrederdik. ayrıca pazar günleri akşamüstü olması sebebi ile çok iç karartıcı anıları hatırlatır bu yarışma ben de. biz yine de programın karşısına geçer ve soruları çözmeye çalışır, beyin jimnastiği yapardık.
ayyyy çok uzun oldu.. devamı da sonraya kalsın. yemek vaktiiiiii..
7.4.09
GREENPEACE BOĞAZDA

şu greenpeace ne yaratıcı eylemler yapıyor yahu. oldum olası beğenmişimdir eylemlerini. dün yine süper bir şey yaptılar. işte fotoğrafda da görüleceği gibi boğaz köprüsünden hem protesto afişlerini hem de kendilerini sallandırdılar. obama ya istanbul dan selam ettiler ve "Barış için önce iklimi kurtar"dediler . yalnız anlamadığım şey şu ki; bunca güvenlik önlemi içinde-4000 polisten filan bahsediliyor- istanbul un en sembolik, en acayip, en can alıcı noktasına greenpeace eylemcileri geliyo, hadi geldiler once alet edevatlarını da indiriyo- ki yaya geçmeyen kuş uçmayan köprüde yapıyorlar bunu- sonra bi de kendilerini köprüye asıp pankartlarını açıyo ve hiç kimse tarafından engellenmiyor... garip değil mi yahu, demek ki isteyen istediği gibi eylem yapabilir köprüde, obama nın geleceği gün daahil... bu arada söylemeden geçemiycem, obama nın karısı michelle çok şanslı yaa, obama süper karizmatik ve yakışıklı benim nacizaaane fikrim...
6.4.09
BANKSY
bu haftaki blog görselim ingilizlerin parlak grafitticisi namı değer "banksy" den. banksy londra nın duvarlarını geceden sabaha öyle güzel boyuyor ki, polisler kendisini tebrik etmek için peşinden koşuyor ama naaafile. benim seçtiğim grafitti de yine banksy nin bir binanın cephe duvarına çizdiği süper resim :) londra da artık banksy öyle bir fenomen haline geldi ki, bansky turu diye bir şey dahi çıktı. yani nedir? bir kılavuz bastılar, ona göre bansky nin grafitti lerini görmek için gezmeye çıkabilyorsunuz. ben grafitti yi çok seviyorum.
ERKEK SÜRÜCÜLER
eyy erkek sürücüler, her sabah neden benim sizi geçmeme bu kadar sinirleniyorsunuz? neden hemencecik gaza geliyorsunuz? valla erkeklerin kadınlar üzerinde egemen olma- ya da küçümseme- ya da adam yerine koymama- hırsları araba kullanırken 5 e katlanıyor gibi... her sabah muhakkak bir erkek sürücünün beni geçme, sollama, sıkıştırma, korna çalma vs eylemlerine maruz kalıyorum- hem gülüyorum, hem sinirleniyorum. hatta geçen gün şöyle bir şey oldu. bir otobüs durağının orada otobüsten inen yayalara yol verdim karşıya geçmeleri için. bayağı çoktular. içlerinden 2 erkek benim önümden geçmeyip arkamdan geçti. biri diğerine dediki- dudaklarından okudum- şunun önünden geçmeyelim arkadan geç- öbürü de uydu buna. bu ne demek? bir kadın kişinin verdiği yoldan geçmeyi gururuna ve erkekliğine yediremiyor demek. ben bu davranışa kahkaha ile güler, bu davranışları sergileyenlere de nanik yaparım... bu arada bir özeleştiri; ben de bu tür durumlarda davranışlarımı kontrol edemeyip bana gıcıklık yapan sürücülere dil çıkarmak, surat yapmak, elimle deli işareti yapmak, yüzlerine bakip kahkaha atmak sureti ile bazı tuhaf hareketler sergiliyorum. erkek kadını mı var ayol sürücü sürücüdür.
4.4.09
YÜRÜYÜŞ
bugün kendi kriterlerime göre uzun bir yürüyüşe çıktım, güzergahım selamiçeşme moda aralığında idi. kendi kendime bu yürüyüşü baharın gelişine ithaf ettim. araba ile geçerken hiç giremediğim dükkanlara girdim, hayatım da hiç geçmediğim yollardan geçtim. genelde bu tür yürüyüşler yaparken hep giriş katında yaşayan insanları düşünürüm, yani onlara özenirim daha doğrusu. giriş katı beni hep cezbeder. özellikle de küçük bir bahçesi, terası ya da kocaman bir balkonu varsa. neden diye sorarsam ya da siz sorarsanız, çünkü galiba sokaktan geçenleri seyretmek ve çiçek yetiştirip bahçeye bir şezlong atabilmek için. bunun yanısıra hep kadıköy de yaşamayı da hayal etmişimdir. evden çıktımmıydı hayatın tam ortasında olurdum. iki adımda çiya, zihni, trip, cafe&shop, the end, saray, turk kahvecisi (adını unuttum), mango, eskiciler, moda, vapur, nezih (eskiden gençlik kitabeviydi ki o zaman daha guzeldi bence), yani benim için kadıköy işte. bugüne dönecek olursam, yolculuk sırasında gözüme bir kaç kiralık ev kestirdim, içimden hadi ara şu numaraları ve uygun fiyata ise taşınmaya karar ver dedim ama yemedi maalesef :) ayrıca moda çay bahçesi sezonunu bugün resmen açmış oldum; çalkantılı mavi deniz, yelkenliler, vapurlar, soğuk çay, karışık soğuk sandviç ve gazete. dönüş yolum saint joseph in olduğu yoldan oldu. keşke seçme şansım olsaydı en çok burada okumak isterdim. frankofon olsaydım ne olurdu sevgili insanlık ha ne olurdu?? saint joseph geçtikten sonraki ilk sokak yani şifa sokak benim en sevdiğim sokaklardan biridir. nedenini bilmiyorum burada oturan hiç bir tanıdığım yok ama ben burada oturmak isterdim. işte bööyle, eve geldiğimde bayağı yorgun ama müthiş iyi hissettim kendimi. iyi baharlar...
1.4.09
1 NİSAAAAAAAAAAAAAAAN
evet işte bugün 1 nisan hem şakacıların günü hem de benim şu an ki işyerime girişimin 6.senesi yani bir rekor. babam çok şakacı olduğundan ve beni de hep şakaları ile keklediğinden 1 nisan ı da es geçmedi tabii ki... sabah saatlerinde tüm aile bireylerine "müthiş haber" adlı bir mail atarak, kendisine turkcell aracılığı ile yapılan bir çekilişten dacia marka araba çıktığını, sadece 7000 tl vergi ödeyerek arabaya sahip olacağını söyledi.. tabi biz de "aaaa, yapma yaaa, süper" filan dedik ama ben babamın bir dolandırıcılığa kurban gitmemesi için- ki bi de çok akıllıyım ya- önce turkcell i, sonra dacia nın ana bayiini ve sonrada dacia nın satış koordinatörü göksel beyi aradım... dedim ki "ayy endişeleniyorum babamı birileri kandırıyor diye, sizin şöyle böyle bir araba çeklişiniz var mıydı?" tabii adamlar "valla hanimefendi, bizim bööle bişiyimiz yok" dedi... ben de telaşla babamı arayıp "babacığım seni kandırıyolar sakın bi şi imzalama" diye çığırdım. işte filan falan.. sonra da öğle yemeğinde bir arkadaşıma "babama bir araba çıktı, ama tuhaf şeyler dönüyor olabilir" dedim. o da bana demez mi ki "kızım, bugün 1 nisan, baban sizi kandırıyor olmasın" !!! işte o an çaktım olayı.. çok şakacı babam bizi kandırmıştı.. ben babamı kandırıyolar derken o bizi kandırdı.. neymiş kıssadan hisseymiş.... iliilililiiiiiiiii lulululuuuuuuu.. tabii olaylar geliştiği sırada, burada okuduğunuz kadar saçma gelmiyo insana, şimdi okuyunca bana da feciii abuk geldiii...
selam olsun benden ingiliz konsolosluğuna
bir turk vatandaşı olarak çeşitli mecralardan, onların ülkelerine girip de para harcamak ve ekonomilerine katkıda bulunmak için, almak zorunda olduğumuz izinler herkesi çıldırtıyor, beni de... ingiliz konsolosluğunu hep diğerlerine göre daha duyarlı olarak nitelendirirdim zira sizin, ülkelerine ziyaret etme sayı ve sıklığınıza göre vize süresini uzatma alışkanlığı olan bir ülke. şengen ülkeleri gibi her seferinde 3 ay ya da 6 aylık vize vermez. ancak şu an hafif delirmiş durumdalar. birincisi yeni adet olarak şirket belgelerinin de ingilizceye çevrilmesini istiyorlar, noterden filan diil mesela ben oturucam çalıştığım yerin faaliyet belgesini, imza sirkülerini ingilizceye çeviricem. neden? oradaki memur turkçe bilmiyomuş, e pes e yuuh bu kadar saçmalık hayatta duymadım. ikincisi de aracı şirket ile vize başvurusu yapılsa dahi şişli deki yerlerine gidip parmak izi vermek zorundaymışım. ayıptır gunahtır şekerler. zaten ben size daha önce parmak basmıştım, ne oldu parmağımın değişmiş olmasından mı korktunuz... peehhhhh... alın ülkeniz sizin olsun diycem de diyemiyorum çünkü çok seviyorum.
30.3.09
ÖĞRENMENİN YAŞI OLMAMALI
yaşadığımız ülkede hayata çok çabuk atılıyoruz bence... 22 yaş dedin mi üniversite bitmiş oluyor (günümüzde lise 4 seneye çıktığı için bu yaş 23 de olabilir) eğer çok iddialı değil isen ya da çok paran yoksa bir an önce çalışma hayatına atılıp para kazanmak istiyorsun ya da zaten kariyer fırsatları kaçmasın yaşım geçmesin diyerek kendini iş hayatının orta yerine bırakıyorsun. şahsen benim bu şekilde oldu. üniversiteden mezun olur olmaz kendimi kapitalist düzenin tam tamına göbek deliğine atıverdim. ne istediğim bir bölüm okudum ne de istediğim bir iş yapmaya başladım. aslında konu benim istediklerimi yapamamam değil. konu öğrenme yaşı. yani genel olarak neymiş, 22 yaşında öğrenim süremiz bitiyormuş. bu yaştan sonra bir şey öğrenmek, kendine bir şeyler katmak tamamen bizim elimizde... ister artık büyüdüm, ne öğrenicem dersin. istersen de yahu daha 22 yaşında bebek iken öğrenme eylemi bitermi, daha çok şey öğrenicem dersin. ben ikinci yolun seçilmesi gerektiğine inanıyorum. öğrenme asla bitmemeli, insan kendine yeni bir şeyler katmak için çalışmalı ya da öğrendiklerinin üzerine ek yapıp geliştirmek için uğraşmalıdır. ben şunu farkettim ki en yoğun eğitim aldığım yillarda algılarım kapalı olduğundan hiçbirşey öğrenmemişim, hep ezberlemişim. esas şimdi herşeyi öğreniyorum-isteyerek- bilerek- farkında olarak. bir şeyler öğrenmek ufku açar, güven verir, tatmin eder, hırs yapar, beyni çalıştırır, verimliliği artırır, kapalı gözlere merhem olur ve daha neleeer neleeerr...
ben yakın gelecekte neler öğrenmek istiyorum:
1- uzaktan öğrenme programları ile sanat tarihi/ moda tarihi lisans /yüksek lisans eğitimi
2- fransızca
3- tenis (biraz biliyorum ama serena williams gibi olmak istiyorum)
4- grafik tasarımı
aaha işte buraya çiziyorum, yaptıkça çentik atıcam vallahi billahii..
ben yakın gelecekte neler öğrenmek istiyorum:
1- uzaktan öğrenme programları ile sanat tarihi/ moda tarihi lisans /yüksek lisans eğitimi
2- fransızca
3- tenis (biraz biliyorum ama serena williams gibi olmak istiyorum)
4- grafik tasarımı
aaha işte buraya çiziyorum, yaptıkça çentik atıcam vallahi billahii..
Subscribe to:
Posts (Atom)