çiçeklerim ölüyo.. göz göre göre. e çünkü sulamıyorum ki. her gün onlara bakıp kurumalarına şahit olup sırtımı dönüp gidiyorum. ee tabii ki hoşlanmıyorum bundan ama içimden de gelmiyor onları sulamak, kuru yapraklarını temizlemek, yenileri ekmek.. maalesef durum şu ki ben mutsuz olduğum sürece evimi de mutsuz ediyorum. çiçeklere diyorum ki "madem ben mutlu diilim, siz de olmayın". ev için de aynı şey geçerli, eşyalar olması gereken yere ulaşana kadar 2 hafta filan geçiyor. şimdi beni görenler çok mutlu olduğumu sanar, hatta bunu da okursa şaşırır belki ama gerçekte taaaaaaa derinlerde ki, "deep down inside" demek isterim cuk diye oturması babında, olaylar göründüğü gibi değildi. şimdi yine de bugün cuma 2 gün hafta sonu, babam olsa da ping pong oynasaydım keşke, ayrıca haftaya rock'n coke, ayrıca öbür haftaya kaş.. derken işte özlenen sonbahar. bienal filan falan. işte böyle böyle oyalanıcaz. all things move toward their end dedi nick cave
şimdi şu şarkı çok guzeldir.
I want you to come walk this world with me.
http://www.youtube.com/watch?v=iPcmMUzo3PA
parasol'e özel arama kutusu
23.8.07
22.8.07
14.8.07
10.8.07
6.gun
tatil bitti ve ;
* babam gelemediği için annemle guzel gunler geçirdim
* iki kitap bitirdim
* az foto çektim
* no deniz kabuğu
* kaşarlı gözleme
* çok düşündüm de karar verdim de nooldu?
* i-pod da dinlemedim
* balık yedim, dans etmedim, 2 bilezik, 1 yelpaze aldım
evet neymiş? böyleymiş.. tatil guzeldir, deniz harika bi şi dir. durumlara alışmak zordur. kaş gibisi yoktur. söke adidas outlet tapınak misali bi yer bi de..
falan filan..
şimdi tatilde dinlenen ve de her daim çok sevdiğim bu şarkıyı gönderiyorum (klip çok kötü ama olsundu)
Love, if you ever find me I wonder
Will you try me I'm so different than before
http://www.youtube.com/watch?v=g2HFYYFVEtU
* babam gelemediği için annemle guzel gunler geçirdim
* iki kitap bitirdim
* az foto çektim
* no deniz kabuğu
* kaşarlı gözleme
* çok düşündüm de karar verdim de nooldu?
* i-pod da dinlemedim
* balık yedim, dans etmedim, 2 bilezik, 1 yelpaze aldım
evet neymiş? böyleymiş.. tatil guzeldir, deniz harika bi şi dir. durumlara alışmak zordur. kaş gibisi yoktur. söke adidas outlet tapınak misali bi yer bi de..
falan filan..
şimdi tatilde dinlenen ve de her daim çok sevdiğim bu şarkıyı gönderiyorum (klip çok kötü ama olsundu)
Love, if you ever find me I wonder
Will you try me I'm so different than before
http://www.youtube.com/watch?v=g2HFYYFVEtU
3.8.07
5 GÜNLÜK BEYİN TEMİZLİĞİ
gidiyorum. 5 gün için. deniz ve güneşi sadece kendi çıkarlarım için kullanıcam. beynimi temizleyip gelicem. sanki burada hiç hayatım yokmuş gibi, aklımın ucundan bile geçmiyecek. şimdi gitmek istemiyorum sonra da gelmek istemiycem. bu beş gün için yapmak istediğim şeyler var;
* annem ve babam ile uzun zamandır denize girememiştim 2 gün bunu yapıcam. anneme sarılıcam
* 3 kitap bitirmek istiyorum. şu an dönemsel olarak azıtan kitap okuma arzusu kaplı içim.
* fotoğraf çekicem bol bol işşşaallaah.
* dipten deniz kabuğu çıkarıcam
* güzel kahvaltılar yapmak istiyorum, peynir, zeytin, domates, yumurta, karpuz.
* bazı kararlar vermek istiyorum, hayatım için. çok önemli bu.
* müzik dinleyip dergi okuycam bol bol. shuffle yapıcam i-pod umu, ne gelirse onu dinliycem. geçen seneme damgasını vuran şarkıları dinleyip gülümsiycem o zamanki hallerime..
* incik boncuk alıcam, gerekirse dans edicem, gerekirse balık yiycem.
işte budur.
* annem ve babam ile uzun zamandır denize girememiştim 2 gün bunu yapıcam. anneme sarılıcam
* 3 kitap bitirmek istiyorum. şu an dönemsel olarak azıtan kitap okuma arzusu kaplı içim.
* fotoğraf çekicem bol bol işşşaallaah.
* dipten deniz kabuğu çıkarıcam
* güzel kahvaltılar yapmak istiyorum, peynir, zeytin, domates, yumurta, karpuz.
* bazı kararlar vermek istiyorum, hayatım için. çok önemli bu.
* müzik dinleyip dergi okuycam bol bol. shuffle yapıcam i-pod umu, ne gelirse onu dinliycem. geçen seneme damgasını vuran şarkıları dinleyip gülümsiycem o zamanki hallerime..
* incik boncuk alıcam, gerekirse dans edicem, gerekirse balık yiycem.
işte budur.
2.8.07
NORAH
izlediğim
en duru
en yalın
en güzel
en alçak gönüllü
en kabiliyetli
sanatçılardan biri..
NORAH JONES
norah jones a özel bir ilgi beslemedim müziğe ilgi duyduğum sürece, kendisi benim için suya sabuna dokunmaz bir türü ifade ediyor (benim dinlediğim müzikler arasında yoksa caza laf etmiyorum yanlış anlaşılmasın)... eğer canım bi şi dinlemek istemezse, nötrsem, ne üzgün ne sevinçli, işte bi norah jones koyarım dinler giderim. bu da yılda 2-3 kere olur. dün gece canlı performansını izledim, tabii ki onun benim için geçerli olan nötr durumu değişmedi ama canlı performans cd de dinlediğin kadar iyi olamaz diyenler halt etmiş... çok büyüleyici ve sakinleştirici bir etkisi var. çok beğendim şahsen. bu arada konser öncesi çıkan m.ward da norah ın erkek versiyonu gibiydi. yalnız bu turk seyircisinin neden konsere gittiği konusunda ciddi soru işaretlerim var. şöyle ki; m.ward çıktı saat 8 15 gibi, iksv norah jones un 9 30 da çıkacağını ilan etmişti, dolayısıyla açıkhava henuz dolmamış, yarı dolu gibi.. neyse m.ward çıktı yanında norah, kimse alkışlamadı bile şarkı söylemeye başladılar, kimse anlamadı sahnedekinin norah olduğunu, hatta herkes arkadaşı ile o gün iş yerinde neler olduğunu filan konuşuyodu.. şaştım kaldım. sadece orada bulunmak mı? kendini göstermek mi? görgü mü? hamur mu? sevmiyorum işte var mı dahası..
en duru
en yalın
en güzel
en alçak gönüllü
en kabiliyetli
sanatçılardan biri..
NORAH JONES
norah jones a özel bir ilgi beslemedim müziğe ilgi duyduğum sürece, kendisi benim için suya sabuna dokunmaz bir türü ifade ediyor (benim dinlediğim müzikler arasında yoksa caza laf etmiyorum yanlış anlaşılmasın)... eğer canım bi şi dinlemek istemezse, nötrsem, ne üzgün ne sevinçli, işte bi norah jones koyarım dinler giderim. bu da yılda 2-3 kere olur. dün gece canlı performansını izledim, tabii ki onun benim için geçerli olan nötr durumu değişmedi ama canlı performans cd de dinlediğin kadar iyi olamaz diyenler halt etmiş... çok büyüleyici ve sakinleştirici bir etkisi var. çok beğendim şahsen. bu arada konser öncesi çıkan m.ward da norah ın erkek versiyonu gibiydi. yalnız bu turk seyircisinin neden konsere gittiği konusunda ciddi soru işaretlerim var. şöyle ki; m.ward çıktı saat 8 15 gibi, iksv norah jones un 9 30 da çıkacağını ilan etmişti, dolayısıyla açıkhava henuz dolmamış, yarı dolu gibi.. neyse m.ward çıktı yanında norah, kimse alkışlamadı bile şarkı söylemeye başladılar, kimse anlamadı sahnedekinin norah olduğunu, hatta herkes arkadaşı ile o gün iş yerinde neler olduğunu filan konuşuyodu.. şaştım kaldım. sadece orada bulunmak mı? kendini göstermek mi? görgü mü? hamur mu? sevmiyorum işte var mı dahası..
31.7.07
çırp
kötüğe giden işler olduğunda bazen, birdenbire bırakmak yerine biraz çaba harcanır. iyileştirmeye çalışılır... bu çoğu zaman otomatik bir refleks gibidir.. tıpkı insan vücudunun her koşulda iyileşmeye programlanmış olması gibi. düşüpte dizinizi yaraladığınızda hücreleri tam gaz derinizi eski haline getirmek için çalışır. işte bazı durumlarda da insanlar arasında da bu tür iyileştirme hamleleri yapılır. bi süre her şey çok iyi gider "eski guzel günler"deki gibi, ama aslında o kadar derin ve çoklu yaralarınız vardır ki, iyileştirmeye çalıştıkça başka bi yara iltihaplanmaya başlar. sonunda bir yerde bir zamanda her şey hissizce ve sessizce biter gider... sonra dersiniz ki biliyodum böyle olacağını, işte buraya da çizmiştim.. hiç bir şey sonsuza dek sürmez söyleminin arkasına en son sığınacak kişi benim aslında, o yüzden ne zaman ve hangi koşulda sonuçlanacak olursa olsun tüpteki çokokremi tüp düzlenene kadar hatta orasından burasında patlayana kadar sıkıp sonrada çatlakları yalayarak tüketmek gerekir die düşünmekteyim. bu tüpte çokokremler ne guzeldi, burdan anne memesine gönderme yapar mıyız?? hadi yapalım buyrun..
aha işte buraya çizdim.
26.7.07
24.7.07
no regrets
etrafta sıkça dolaşan ve hayat hakkında insanları bilinçlendirme amacı güttüğünü düşündüğüm amerikan vari meyillerin birinde telafi edilemiyecek 4 şey gibisinden bir son vardı.
* tas atıldıktan
* söz söylendikten
* fırsat kaçtıktan
* zaman geçtikten
sonra ne yapsanız boş... (çok geyik biliyorum)
taş atıp geri döndürmeye çalıştığım, söz söyleyip özür dilediğim ve son zamanlarda özellikle akıp giden zaman karşısında hiç bi şi yapmadığım anlar o kadar çok ki.. tek tesellim fırsat kaçırmama durumu.. kendim için fırsat bildiğim her şeyin peşinden koştum, bırakmadım öyle kolay kolay. bi çok insan şaşırdı harcadığım çabalara. sonra baktım herkes o kadar alışmışki benim çabalamama.. her daim aynı dozda azim bekleniyo benden. e yoruldum yahu. hayalkırıklıkları da cabası. işte böyle. durumlar fena anlıyacağınız. herkes haklıymış.. olabilir.
şimdi size bush dan "letting the cables sleep" adlı nadide şarkıyı gönderiyorum..
"Whatever you say its alright
Whatever you do its all good"
http://www.youtube.com/watch?v=DvXzk3jpaAM
* tas atıldıktan
* söz söylendikten
* fırsat kaçtıktan
* zaman geçtikten
sonra ne yapsanız boş... (çok geyik biliyorum)
taş atıp geri döndürmeye çalıştığım, söz söyleyip özür dilediğim ve son zamanlarda özellikle akıp giden zaman karşısında hiç bi şi yapmadığım anlar o kadar çok ki.. tek tesellim fırsat kaçırmama durumu.. kendim için fırsat bildiğim her şeyin peşinden koştum, bırakmadım öyle kolay kolay. bi çok insan şaşırdı harcadığım çabalara. sonra baktım herkes o kadar alışmışki benim çabalamama.. her daim aynı dozda azim bekleniyo benden. e yoruldum yahu. hayalkırıklıkları da cabası. işte böyle. durumlar fena anlıyacağınız. herkes haklıymış.. olabilir.
şimdi size bush dan "letting the cables sleep" adlı nadide şarkıyı gönderiyorum..
"Whatever you say its alright
Whatever you do its all good"
http://www.youtube.com/watch?v=DvXzk3jpaAM
20.7.07
insanlar bi kere sizinle ilgili bir karar verdiyse ne yapsanız bunu değiştiremiyosunuz galiba. önyargı konuşmayı engelliyor, soru sormayı engelliyor, doğru iletişim kurmayı engelliyor.. sonunda her sorduğunuz soruya ve belirttiğiniz her fikre tepkili cevaplar, sinirli çıkışlar, alaylı yazılar gelmekle bitmiyo. görünen köy kılavuz istemiyo. sadece kendi doğruları olmak ve karşısındaki herkes için "benim için ne düşünürse düşünsün, umrumda diil" demek çok kolay, zor olan her türlü ilişkinin sorumluluk doğurduğu.. whether u like it or not.. zaman geçtikçe dediğim dedik çaldığım düdük (ne şeker) tavrı ile hiç bi yere varılamayacağı görülüyo. aman geç olmadan vaz geçelim bu işlerden..
bi de insanları cezalandırarak günlerini gösterme sistemini sevmiyorum. gereksiz yere kırıcı olmaktan başka bi sonuca ulaşmıyo.
love, love in a trash can...ay ay..
bi de insanları cezalandırarak günlerini gösterme sistemini sevmiyorum. gereksiz yere kırıcı olmaktan başka bi sonuca ulaşmıyo.
love, love in a trash can...ay ay..
19.7.07
bu sıralar, her sabah deniz kıyısında bi yerde uyandığımı hayal ediyorum. işe gitmek gerekmediğinde saat 7 de pıt diye gözlerim açılıyo ya, işte, uyandığım yerde de öyle oluyo.. kahvaltıdan önce hop diye denize atlıyorum. sonra yumurta, beyaz peynir, zeytin domates ve ev yapımı reçel ile donatılmış kahvaltı masasına oturuyorum.. sonra masmavi denizin yanıbaşındaki şezlonga kurulup önce gazete sonra kitap sonra araya dergi yapıyorum. gölgede olmak gibi bi derdim yok güneş beni istediği kadar yakabilir. yarım saatte bir serin denize kendimi atıp yüzüyorum.. bi de dibe dalıyorum. çok seviyorum dalmayı.. imkan dahilinde dipten deniz kabuğu ve ölmüş deniz kestanesi kabukları çıkarabilirim.. her bi deniz sonrası bikini değiştiriyorum.. bikinilerimi de çok seviyorum ... belli aralıklarla i-pod da o sıralar takıntılı olduğum şarkıları defalarca dinliyorum... öğlen yemeğinde zeytinyağlı yemekler ya da karpuz peynir.. sonra akşam 7 ye kadar deniz keyfine devam.. sonra duş ve guzellik.. sonrası farketmez. yeter ki günüm denizde geçsin. gölköy de "kiraz", ayvalık da "ortunç", kaş da "bilal in yeri " karışımı bi hayal oldu. hadi hayırlısı...
17.7.07
16.7.07
KAHVE
londra dan 1 haftalığına vatana dönen sunay ve onun bi arkadaşı ile cmts günü beyoğlunda o dükkandan bu dükkana gezerken kahve falı baktırma fikri ile hedef değiştirdik. geçen yaz 2-3 seferlik girişimlerim dışında hayatımın hiç bi döneminde ne kahve falı ne de benzeri bi şi ile alakam olmadı ama baktım ki sunay dünyanın çeşitli yerlerinde bu tür iş yapan insanlara gittiğinden bahsediyo, ee bi de istanbul un fal ortamına bi göz atsın die kendimizi melekler kahvesinde bulduk. ben o sokağa ilk kez gidiyorum ama belli ki orası falcılar sokağı.. her mekan da fal ve tarot bakılıyo. biz de oturduk kahvelerimizi söyledik. içtik, soğuttuk ve sonra 22-27 yaş aralığında bi kız gelip teker teker bizi "fal odası"na aldı ve de gördüklerini söyledi.. genelde olduğu gibi bazı dedikleri tuttu bazıları çok alakasız kaldı filan... bu kafelerde fal baktırma kültürü ne zaman peydah oldu da bu kadar mekan bu işi bu kadar çok müşteri ile yapmaya başladı ben kaçırmışım ama ;
1- günde 20-30 kişiye 7.5 ytl ye bakılan faldan hayır gelir mi?
2- fala inanma falsız kalma ne demek?
3- ofiste öğle yemeğindan sonra içtiğim kahve ve kadıköyde zencefilli limonata ile birlikte içtiğimiz kahve gibisi yok..
her şeye rağmen 3 kızın birlikte kahve falı baktırmaya gitmesi ve sonra birbirlerine "falcı güzeli"nin söylediklerini anlatması çok zevkli, şimdi de canım kahve istedi..
"geleceğinizi bilmek ister miydiniz?"
ben bilmek istemem neler olacağını... hayat sürprizler ile dolu olsun...
1- günde 20-30 kişiye 7.5 ytl ye bakılan faldan hayır gelir mi?
2- fala inanma falsız kalma ne demek?
3- ofiste öğle yemeğindan sonra içtiğim kahve ve kadıköyde zencefilli limonata ile birlikte içtiğimiz kahve gibisi yok..
her şeye rağmen 3 kızın birlikte kahve falı baktırmaya gitmesi ve sonra birbirlerine "falcı güzeli"nin söylediklerini anlatması çok zevkli, şimdi de canım kahve istedi..
"geleceğinizi bilmek ister miydiniz?"
ben bilmek istemem neler olacağını... hayat sürprizler ile dolu olsun...
12.7.07
FREUD DUY SESİMİ
bu sabah 06:06 itibari ile ağlayarak uyandım ruyamın devamı olarak.. çok çok sevdiğim kaza geçirmiş hastanede yatıyordu ve ben bunu telefondan ortak bi arkadaşımız vasıtası ile öğreniyodum ve telefonda bağıra çağıra ağlıyodum. adı "dilkum devlet hastanesi" olan hastaneye gitmek istedim, çok uzak dediler.. eğer ruyam devam etseydi şu an dilkum devlet hastanesindeydim. tabi bi çok ayrıntısı var ruyanın ama ana hatları budur. çok ağladım, çok üzüldüm. ey freud ne demek şimdi bu? bilinçaltım da ne var da ben bu ruyayı gördüm. son zamanlarda çok fazla ruya görüyorum ve hepsini unutuyorum ama bu sefer kalktım kalem kağıdı aldım tüm ayrıntısını yazdım ruyamın, en azından bundan memnunum.. kötü rüya görünce şöyle oluyo hep, sabah ilk iş gördüğünüz kişi ile temasa geçip nasıl olduğunu öğrenmek istiyosunuz... ruya ile gerçek hayatın iç içe geçmesi durumu galiba.. sonra iyi olduğunu öğrenip "ooh" diyosunuz.. tabi rüyanın kahramanı için garip bi durum çünkü onun hayatı zaten olağan bi şekilde akarken birisinin "ruyamda gördüm seni iyi misin?" die sorması kafa karıştırıcı olabilir. dilkum hastanesi diye bi yer var mı acaba?
10.7.07
DEATH PROOF
yeni template imi quentin tarantino ya ithaf ediyorum.. death proof radikalden de iki yıldız alan film. benden 4 yıldız alır; konsept filmlerine bayılıyorum çünkü ve "ölüm geçirmez" de öyle bi şi. işte her yerde okuyoruz tarantino nun 70 lere olan hayranlığı sonucu ortaya çıkmış. belli bi döneme gönderme yapıyo olması filmi ikonik bi hale geitiriyo doğal olarak ve ben bundan çok hoşlanıyorum. yani nedir? seyirciyi o döneme götürebilmek için seçilen stil, sembol, görüntü, müzik vs... ayrıca karakterlerin isimleri tamlama şeklinde anılıyor. JUNGLE JULIA, süper isim ya da STUNTMAN MIKE ... sonra kullanılan arabalar sarı siyah çizgiler, kıyafetler, müzik, filmin başlangıç sahnesi, tarantino nun ayak merakı.. özellikle lap dance sahnesi ne kadar abartısız ama bi o kadar seksi olması. ayağında parmak arası terlik ve yok sayılamayacak göbeği ile BUTTERFLY ın lap dansı, bize illa da topuklu ayakkabı, kırmızı oje ve 36 bedenin seksi olmanın ön şartı olmadığını gösteriyor. sonra kızların küçük kasaba barında eğlenceleri, özendim doğrusu.. Kurt Russell nasıl da cuk cuk die oturmuş rolüne.. birlikte gitmemeniz gerektiğini bildiğiniz halde çekiciliğinden kendinizi alamayıp yapışıp kalacağınız türden bi çekim gücü.. (ben zaten oldum olası bozuk cilt taraftarıyım, bi de yüzüne kocaman yara izi koyunca artık neler olur neler). sonra ikinci bölümde kadının fendi erkeği yendi durumu. yaşasın dişli kadınlar.. bi de dişiliğini gösterme die bi talep var. ne yapılır bu durumda bilemedim. memelerine bant bağlayıp, erkek kıyafeti giymek, saçları kısa kestirmek, bıyık taksak olur mu?? hilary swank e yazdım cevap bekliyorum.
neyse diyceğim o ki death proof a gidin eğlenin.. bi de def bana kıyak yaptı amazon dan soundtrack ini ısmarladı.. oh arabada chick habit dinleyip gitmek gibisi yok.. geçtiğim erkeklerin hırslarını seyretmek bi de... sabahları süper zevkli..
(bu link ten chick habit i dinleyin ne demek istediğimi anlıycaksınız)
http://www.deathproof.net/
neyse diyceğim o ki death proof a gidin eğlenin.. bi de def bana kıyak yaptı amazon dan soundtrack ini ısmarladı.. oh arabada chick habit dinleyip gitmek gibisi yok.. geçtiğim erkeklerin hırslarını seyretmek bi de... sabahları süper zevkli..
(bu link ten chick habit i dinleyin ne demek istediğimi anlıycaksınız)
http://www.deathproof.net/
9.7.07
nasıl geçtiğini unutmamak adına son günlerde gidilen müzik etkinlikleri ile ilgili kısa notlar şöyle zira bir önceki bryan ferry konserinin detaylarını hatırlamadığımı fark ettim.. evrim bi şiler anlattı o konserle ilgili ve ben öyle boş boş baktım;
radar live; yol uzak gelmesine rağmen varıldığında iyi ki gelmişim dedirticek bi mekan ve aksamayan organizasyon. müzik ile alakası olmayıp sadece orada bulunup güneşlenmek isteyen bir grup insan. beirut ile başlayan ve james ile biten guzel müzik. nouvelle vague eğlenceli ama cover söylemeleri sebebi ile kolaycı gibi, beirut özgün ve neşeli, magic numbers guzel müzik ama yemek molasına denk geldi, the rapture dans etmeden durulamaz müzik ve yakışıklı grup elemanları ve james için diycek bi şi yok tabii ki muhteşem de radarlive daki seyirci James i nerden bilecek derken yine de orta ölçekli bir hayran kitlesi. ben james i seyrettim ya artık gözüm açık gitmez demek istiyorum.
blonde redhead; jazz festivali için şaşırtıcak derecede sıkıntılı bir konser girişi (tahmin ederim ki istanbul modernin kaprisleri sonucu oldu.. ), kötü mekan diyemiycem haksızlık olur ama daha iyisi olabilirdi, performans grubu olmadığını kanıtlayan bir blonde redhead, kocaman bi fiş ve bira kuyruğu, gribal enfeksiyon, çok heyecanlandığm ama gayet sönük geçen bi etkinlik gecesi.
bryan ferry: açık havanın her zamanki büyüleyici atmosferi, kolayca mekana giriş, açlıktan sucuk ekmeğe 10 ytl verecek kadar gözümün kararmış olması, ve bryan ferry... nasıl bi silüet, nasıl bi duruş, ne karizma.. birinci yarıda giymiş olduğu pullu ceketi ve sigara pantolunu ile ne kadar da etkileyici ve bir kendi bir dylan şarkıslarını arda arda sıralarken nasıl da büyüleyici. yaş ortalaması diğer etkiniklere göre yüksek olan konserde seyircinin hareketsizliği dışında hiç bi şi brayn ferry konserinin ihtişamına gölge düşüremez. neyseki son 3 şarkıda herkes ayaktaydı ve bryan ı bırakmadık ve 2 kere bis yaptı.. ve ben ne diyceğimi bilemiyorum. ertesi gün biyografisine bakıp kaç yaşında olduğunu merak ettim... babamla yaşıt 1945 doğumlu!! böyle bi duruş bi nick cave de bi de bryan ferry de vardır ve ben ölürüm..
anthony&the johnsons; şan tiyatrosu ne büyüleyici bi mekan ama bu kadar çok kişi için çok boğucu ve kapalı.. bu sebeple çıkışa yakın bi yerde ayakta durmak ile iyi bi şi yaptığıma karar verdim. önce çok şık ve asil die tabir edebileceğim bir küçük orkestranın ardından garip hatta zavallı görünüşlü anthony... utangaç ve çekingen tavırlı sanki heyecandan bayılacakmış gibi bir duruş.. fakat şarkılarını söylemeye başladığında garip bi çekim yaratan ve neredeyse ilahi diyebileceğim bi dinletiye dönüşen konser.. gayet güzeldi, ben beğendim. anthony en çok bülent ersoy u seviyomuş bu arada. youtube da sürekli seyrediyomuş, konsere davet etmek istemiş ama sonradan düşünmüşki bu diva kadın benim gibi süklüm püklüm birisinin konserine neden gelsin.. işte böyle..
bu arada heyecanla beklediğim the dears konseri iptal oldu, hafta sonu masstival var..
radar live; yol uzak gelmesine rağmen varıldığında iyi ki gelmişim dedirticek bi mekan ve aksamayan organizasyon. müzik ile alakası olmayıp sadece orada bulunup güneşlenmek isteyen bir grup insan. beirut ile başlayan ve james ile biten guzel müzik. nouvelle vague eğlenceli ama cover söylemeleri sebebi ile kolaycı gibi, beirut özgün ve neşeli, magic numbers guzel müzik ama yemek molasına denk geldi, the rapture dans etmeden durulamaz müzik ve yakışıklı grup elemanları ve james için diycek bi şi yok tabii ki muhteşem de radarlive daki seyirci James i nerden bilecek derken yine de orta ölçekli bir hayran kitlesi. ben james i seyrettim ya artık gözüm açık gitmez demek istiyorum.
blonde redhead; jazz festivali için şaşırtıcak derecede sıkıntılı bir konser girişi (tahmin ederim ki istanbul modernin kaprisleri sonucu oldu.. ), kötü mekan diyemiycem haksızlık olur ama daha iyisi olabilirdi, performans grubu olmadığını kanıtlayan bir blonde redhead, kocaman bi fiş ve bira kuyruğu, gribal enfeksiyon, çok heyecanlandığm ama gayet sönük geçen bi etkinlik gecesi.
bryan ferry: açık havanın her zamanki büyüleyici atmosferi, kolayca mekana giriş, açlıktan sucuk ekmeğe 10 ytl verecek kadar gözümün kararmış olması, ve bryan ferry... nasıl bi silüet, nasıl bi duruş, ne karizma.. birinci yarıda giymiş olduğu pullu ceketi ve sigara pantolunu ile ne kadar da etkileyici ve bir kendi bir dylan şarkıslarını arda arda sıralarken nasıl da büyüleyici. yaş ortalaması diğer etkiniklere göre yüksek olan konserde seyircinin hareketsizliği dışında hiç bi şi brayn ferry konserinin ihtişamına gölge düşüremez. neyseki son 3 şarkıda herkes ayaktaydı ve bryan ı bırakmadık ve 2 kere bis yaptı.. ve ben ne diyceğimi bilemiyorum. ertesi gün biyografisine bakıp kaç yaşında olduğunu merak ettim... babamla yaşıt 1945 doğumlu!! böyle bi duruş bi nick cave de bi de bryan ferry de vardır ve ben ölürüm..
anthony&the johnsons; şan tiyatrosu ne büyüleyici bi mekan ama bu kadar çok kişi için çok boğucu ve kapalı.. bu sebeple çıkışa yakın bi yerde ayakta durmak ile iyi bi şi yaptığıma karar verdim. önce çok şık ve asil die tabir edebileceğim bir küçük orkestranın ardından garip hatta zavallı görünüşlü anthony... utangaç ve çekingen tavırlı sanki heyecandan bayılacakmış gibi bir duruş.. fakat şarkılarını söylemeye başladığında garip bi çekim yaratan ve neredeyse ilahi diyebileceğim bi dinletiye dönüşen konser.. gayet güzeldi, ben beğendim. anthony en çok bülent ersoy u seviyomuş bu arada. youtube da sürekli seyrediyomuş, konsere davet etmek istemiş ama sonradan düşünmüşki bu diva kadın benim gibi süklüm püklüm birisinin konserine neden gelsin.. işte böyle..
bu arada heyecanla beklediğim the dears konseri iptal oldu, hafta sonu masstival var..
Subscribe to:
Posts (Atom)