parasol'e özel arama kutusu

27.7.07

26.7.07

yazıcaam şeyden şimdilik vazgeçtim..

ama kalite denen bi şi var ve bazen çok kolay ortaya çıkıveriyo.

faşizan diilim, olmaya itiliyorum.

vıcık vıcık vıcık..

24.7.07

no regrets

etrafta sıkça dolaşan ve hayat hakkında insanları bilinçlendirme amacı güttüğünü düşündüğüm amerikan vari meyillerin birinde telafi edilemiyecek 4 şey gibisinden bir son vardı.

* tas atıldıktan
* söz söylendikten
* fırsat kaçtıktan
* zaman geçtikten

sonra ne yapsanız boş... (çok geyik biliyorum)

taş atıp geri döndürmeye çalıştığım, söz söyleyip özür dilediğim ve son zamanlarda özellikle akıp giden zaman karşısında hiç bi şi yapmadığım anlar o kadar çok ki.. tek tesellim fırsat kaçırmama durumu.. kendim için fırsat bildiğim her şeyin peşinden koştum, bırakmadım öyle kolay kolay. bi çok insan şaşırdı harcadığım çabalara. sonra baktım herkes o kadar alışmışki benim çabalamama.. her daim aynı dozda azim bekleniyo benden. e yoruldum yahu. hayalkırıklıkları da cabası. işte böyle. durumlar fena anlıyacağınız. herkes haklıymış.. olabilir.

şimdi size bush dan "letting the cables sleep" adlı nadide şarkıyı gönderiyorum..

"Whatever you say its alright

Whatever you do its all good"

http://www.youtube.com/watch?v=DvXzk3jpaAM

20.7.07

insanlar bi kere sizinle ilgili bir karar verdiyse ne yapsanız bunu değiştiremiyosunuz galiba. önyargı konuşmayı engelliyor, soru sormayı engelliyor, doğru iletişim kurmayı engelliyor.. sonunda her sorduğunuz soruya ve belirttiğiniz her fikre tepkili cevaplar, sinirli çıkışlar, alaylı yazılar gelmekle bitmiyo. görünen köy kılavuz istemiyo. sadece kendi doğruları olmak ve karşısındaki herkes için "benim için ne düşünürse düşünsün, umrumda diil" demek çok kolay, zor olan her türlü ilişkinin sorumluluk doğurduğu.. whether u like it or not.. zaman geçtikçe dediğim dedik çaldığım düdük (ne şeker) tavrı ile hiç bi yere varılamayacağı görülüyo. aman geç olmadan vaz geçelim bu işlerden..

bi de insanları cezalandırarak günlerini gösterme sistemini sevmiyorum. gereksiz yere kırıcı olmaktan başka bi sonuca ulaşmıyo.

love, love in a trash can...ay ay..

19.7.07

bu sıralar, her sabah deniz kıyısında bi yerde uyandığımı hayal ediyorum. işe gitmek gerekmediğinde saat 7 de pıt diye gözlerim açılıyo ya, işte, uyandığım yerde de öyle oluyo.. kahvaltıdan önce hop diye denize atlıyorum. sonra yumurta, beyaz peynir, zeytin domates ve ev yapımı reçel ile donatılmış kahvaltı masasına oturuyorum.. sonra masmavi denizin yanıbaşındaki şezlonga kurulup önce gazete sonra kitap sonra araya dergi yapıyorum. gölgede olmak gibi bi derdim yok güneş beni istediği kadar yakabilir. yarım saatte bir serin denize kendimi atıp yüzüyorum.. bi de dibe dalıyorum. çok seviyorum dalmayı.. imkan dahilinde dipten deniz kabuğu ve ölmüş deniz kestanesi kabukları çıkarabilirim.. her bi deniz sonrası bikini değiştiriyorum.. bikinilerimi de çok seviyorum ... belli aralıklarla i-pod da o sıralar takıntılı olduğum şarkıları defalarca dinliyorum... öğlen yemeğinde zeytinyağlı yemekler ya da karpuz peynir.. sonra akşam 7 ye kadar deniz keyfine devam.. sonra duş ve guzellik.. sonrası farketmez. yeter ki günüm denizde geçsin. gölköy de "kiraz", ayvalık da "ortunç", kaş da "bilal in yeri " karışımı bi hayal oldu. hadi hayırlısı...

16.7.07

KAHVE

londra dan 1 haftalığına vatana dönen sunay ve onun bi arkadaşı ile cmts günü beyoğlunda o dükkandan bu dükkana gezerken kahve falı baktırma fikri ile hedef değiştirdik. geçen yaz 2-3 seferlik girişimlerim dışında hayatımın hiç bi döneminde ne kahve falı ne de benzeri bi şi ile alakam olmadı ama baktım ki sunay dünyanın çeşitli yerlerinde bu tür iş yapan insanlara gittiğinden bahsediyo, ee bi de istanbul un fal ortamına bi göz atsın die kendimizi melekler kahvesinde bulduk. ben o sokağa ilk kez gidiyorum ama belli ki orası falcılar sokağı.. her mekan da fal ve tarot bakılıyo. biz de oturduk kahvelerimizi söyledik. içtik, soğuttuk ve sonra 22-27 yaş aralığında bi kız gelip teker teker bizi "fal odası"na aldı ve de gördüklerini söyledi.. genelde olduğu gibi bazı dedikleri tuttu bazıları çok alakasız kaldı filan... bu kafelerde fal baktırma kültürü ne zaman peydah oldu da bu kadar mekan bu işi bu kadar çok müşteri ile yapmaya başladı ben kaçırmışım ama ;

1- günde 20-30 kişiye 7.5 ytl ye bakılan faldan hayır gelir mi?
2- fala inanma falsız kalma ne demek?
3- ofiste öğle yemeğindan sonra içtiğim kahve ve kadıköyde zencefilli limonata ile birlikte içtiğimiz kahve gibisi yok..

her şeye rağmen 3 kızın birlikte kahve falı baktırmaya gitmesi ve sonra birbirlerine "falcı güzeli"nin söylediklerini anlatması çok zevkli, şimdi de canım kahve istedi..

"geleceğinizi bilmek ister miydiniz?"

ben bilmek istemem neler olacağını... hayat sürprizler ile dolu olsun...

12.7.07

FREUD DUY SESİMİ

bu sabah 06:06 itibari ile ağlayarak uyandım ruyamın devamı olarak.. çok çok sevdiğim kaza geçirmiş hastanede yatıyordu ve ben bunu telefondan ortak bi arkadaşımız vasıtası ile öğreniyodum ve telefonda bağıra çağıra ağlıyodum. adı "dilkum devlet hastanesi" olan hastaneye gitmek istedim, çok uzak dediler.. eğer ruyam devam etseydi şu an dilkum devlet hastanesindeydim. tabi bi çok ayrıntısı var ruyanın ama ana hatları budur. çok ağladım, çok üzüldüm. ey freud ne demek şimdi bu? bilinçaltım da ne var da ben bu ruyayı gördüm. son zamanlarda çok fazla ruya görüyorum ve hepsini unutuyorum ama bu sefer kalktım kalem kağıdı aldım tüm ayrıntısını yazdım ruyamın, en azından bundan memnunum.. kötü rüya görünce şöyle oluyo hep, sabah ilk iş gördüğünüz kişi ile temasa geçip nasıl olduğunu öğrenmek istiyosunuz... ruya ile gerçek hayatın iç içe geçmesi durumu galiba.. sonra iyi olduğunu öğrenip "ooh" diyosunuz.. tabi rüyanın kahramanı için garip bi durum çünkü onun hayatı zaten olağan bi şekilde akarken birisinin "ruyamda gördüm seni iyi misin?" die sorması kafa karıştırıcı olabilir. dilkum hastanesi diye bi yer var mı acaba?

10.7.07

DEATH PROOF

yeni template imi quentin tarantino ya ithaf ediyorum.. death proof radikalden de iki yıldız alan film. benden 4 yıldız alır; konsept filmlerine bayılıyorum çünkü ve "ölüm geçirmez" de öyle bi şi. işte her yerde okuyoruz tarantino nun 70 lere olan hayranlığı sonucu ortaya çıkmış. belli bi döneme gönderme yapıyo olması filmi ikonik bi hale geitiriyo doğal olarak ve ben bundan çok hoşlanıyorum. yani nedir? seyirciyi o döneme götürebilmek için seçilen stil, sembol, görüntü, müzik vs... ayrıca karakterlerin isimleri tamlama şeklinde anılıyor. JUNGLE JULIA, süper isim ya da STUNTMAN MIKE ... sonra kullanılan arabalar sarı siyah çizgiler, kıyafetler, müzik, filmin başlangıç sahnesi, tarantino nun ayak merakı.. özellikle lap dance sahnesi ne kadar abartısız ama bi o kadar seksi olması. ayağında parmak arası terlik ve yok sayılamayacak göbeği ile BUTTERFLY ın lap dansı, bize illa da topuklu ayakkabı, kırmızı oje ve 36 bedenin seksi olmanın ön şartı olmadığını gösteriyor. sonra kızların küçük kasaba barında eğlenceleri, özendim doğrusu.. Kurt Russell nasıl da cuk cuk die oturmuş rolüne.. birlikte gitmemeniz gerektiğini bildiğiniz halde çekiciliğinden kendinizi alamayıp yapışıp kalacağınız türden bi çekim gücü.. (ben zaten oldum olası bozuk cilt taraftarıyım, bi de yüzüne kocaman yara izi koyunca artık neler olur neler). sonra ikinci bölümde kadının fendi erkeği yendi durumu. yaşasın dişli kadınlar.. bi de dişiliğini gösterme die bi talep var. ne yapılır bu durumda bilemedim. memelerine bant bağlayıp, erkek kıyafeti giymek, saçları kısa kestirmek, bıyık taksak olur mu?? hilary swank e yazdım cevap bekliyorum.

neyse diyceğim o ki death proof a gidin eğlenin.. bi de def bana kıyak yaptı amazon dan soundtrack ini ısmarladı.. oh arabada chick habit dinleyip gitmek gibisi yok.. geçtiğim erkeklerin hırslarını seyretmek bi de... sabahları süper zevkli..

(bu link ten chick habit i dinleyin ne demek istediğimi anlıycaksınız)

http://www.deathproof.net/

9.7.07

nasıl geçtiğini unutmamak adına son günlerde gidilen müzik etkinlikleri ile ilgili kısa notlar şöyle zira bir önceki bryan ferry konserinin detaylarını hatırlamadığımı fark ettim.. evrim bi şiler anlattı o konserle ilgili ve ben öyle boş boş baktım;

radar live; yol uzak gelmesine rağmen varıldığında iyi ki gelmişim dedirticek bi mekan ve aksamayan organizasyon. müzik ile alakası olmayıp sadece orada bulunup güneşlenmek isteyen bir grup insan. beirut ile başlayan ve james ile biten guzel müzik. nouvelle vague eğlenceli ama cover söylemeleri sebebi ile kolaycı gibi, beirut özgün ve neşeli, magic numbers guzel müzik ama yemek molasına denk geldi, the rapture dans etmeden durulamaz müzik ve yakışıklı grup elemanları ve james için diycek bi şi yok tabii ki muhteşem de radarlive daki seyirci James i nerden bilecek derken yine de orta ölçekli bir hayran kitlesi. ben james i seyrettim ya artık gözüm açık gitmez demek istiyorum.

blonde redhead; jazz festivali için şaşırtıcak derecede sıkıntılı bir konser girişi (tahmin ederim ki istanbul modernin kaprisleri sonucu oldu.. ), kötü mekan diyemiycem haksızlık olur ama daha iyisi olabilirdi, performans grubu olmadığını kanıtlayan bir blonde redhead, kocaman bi fiş ve bira kuyruğu, gribal enfeksiyon, çok heyecanlandığm ama gayet sönük geçen bi etkinlik gecesi.

bryan ferry: açık havanın her zamanki büyüleyici atmosferi, kolayca mekana giriş, açlıktan sucuk ekmeğe 10 ytl verecek kadar gözümün kararmış olması, ve bryan ferry... nasıl bi silüet, nasıl bi duruş, ne karizma.. birinci yarıda giymiş olduğu pullu ceketi ve sigara pantolunu ile ne kadar da etkileyici ve bir kendi bir dylan şarkıslarını arda arda sıralarken nasıl da büyüleyici. yaş ortalaması diğer etkiniklere göre yüksek olan konserde seyircinin hareketsizliği dışında hiç bi şi brayn ferry konserinin ihtişamına gölge düşüremez. neyseki son 3 şarkıda herkes ayaktaydı ve bryan ı bırakmadık ve 2 kere bis yaptı.. ve ben ne diyceğimi bilemiyorum. ertesi gün biyografisine bakıp kaç yaşında olduğunu merak ettim... babamla yaşıt 1945 doğumlu!! böyle bi duruş bi nick cave de bi de bryan ferry de vardır ve ben ölürüm..

anthony&the johnsons; şan tiyatrosu ne büyüleyici bi mekan ama bu kadar çok kişi için çok boğucu ve kapalı.. bu sebeple çıkışa yakın bi yerde ayakta durmak ile iyi bi şi yaptığıma karar verdim. önce çok şık ve asil die tabir edebileceğim bir küçük orkestranın ardından garip hatta zavallı görünüşlü anthony... utangaç ve çekingen tavırlı sanki heyecandan bayılacakmış gibi bir duruş.. fakat şarkılarını söylemeye başladığında garip bi çekim yaratan ve neredeyse ilahi diyebileceğim bi dinletiye dönüşen konser.. gayet güzeldi, ben beğendim. anthony en çok bülent ersoy u seviyomuş bu arada. youtube da sürekli seyrediyomuş, konsere davet etmek istemiş ama sonradan düşünmüşki bu diva kadın benim gibi süklüm püklüm birisinin konserine neden gelsin.. işte böyle..

bu arada heyecanla beklediğim the dears konseri iptal oldu, hafta sonu masstival var..

5.7.07

g İ r i Ş
.
.
.
G e L i ş M e
.
.
.
s O n U ç
.

4.7.07

bu sabah işe geldim aklımda nisan. sergi zamanı kadıköy.. neden bilmiyorum. blog fotom da bu hissiyatımdır, kadıköy de salondan bakılınca diğer binaların üst katları... balkonların güzelliği... aklımda karanlık mekanda içilen bira ve kadiköy ün eski ve kalabalık sokakları... kadıköy ü özledim... zihni ye gitmeyeli aylar oldu, gusel yemek, turk kahvesi, trip... bu temmuz sabahı nerden çıktı. bilmiyorum...

bi de daha denize ayağımı sokmadan eylül ü istedim.. serin havada sinema ve çıkışta yağmura yakalandığımı hayal ettim.. nick cave e öpücük..

as i sat sadly by your side..

not:sabah çok erken olduğu için sanatçının iznini alamadım ama koydum fotoyu, umarım başım derde girmez :)

29.6.07

26.6.07

kıs-kan cım

çoooook kıskancım çok.. ölücem yani gerçekten. geçen pazar jilet atmadan önce bülent somay ın birşeyler eksik adlı kitabını bi çırpıda okuyuvermişim. bu kitapta aşk, kıskançlık, arzu sevgi, kadın, erkek, iktidar vs konuda küçük küçük tespitler var, guzel işte isteyenler okusun. ksıkançlık ile ilgili bölümü okuyunca halihazırda bi çok kişinin bilip, bizzat işkencesel boyutta yaşadığı kıskançlığımla bi kez daha karşı karşıya kaldım. yazar der ki kıskançlık bebeğin annesini başkaları ile paylaşmak zorunda olduğunu hissettiği an başlar. ve hayat boyu ikili ilişki kurduğunuz insanların 3.kişiler ile paylaştığı hadiselere karşı hep gün yüzüne çıkar. bi keresinde lisede en yakın kız arkadaşımla küsmüştüm. neden? başka bi kız arkadaşımızla üniversite sınavına çalışıyo die. yani bu kadar vahim. söz konusu karşı cins olunca işte düşün-ün/-eyim beni. eyy erdem böcekler ne yapıyım ben siz söyleyin..

When I left they were sleeping, I hope you run into them soon.
Don't turn on the lights, you can read their address by the moon.
And you won't make me jealous if I hear that they sweetened your night:
We weren't lovers like that and besides it would still be all right,
We weren't lovers like that and besides it would still be all right

leonard cohen

onların geceni tatlandırdığını duyarsam seni kıskanmayacağım; biz sevgili değildik zaten... dedi benim diyemeyeceğimi

21.6.07

IT IS DIVINE JUSTICE I WORSHIPPED FOR ALL MY LIFE

son zamanlarda ilahi adalet ile ilgili düşünüyorum. durup dururken diil tabii.. ilahi adalete tanık oldum o yüzden. inanıyorum artık varlığına. eğer iyi bi insansanız talihsiz olaylardan vakit geçmeden sıyrılmak için tanrı- ya da düşünce gücü- kutsal ruh- her kimse o ben de bilemiyorum- bize bi takım şeyler gösteriyo ve tam da o yanlış yolda giderken öyle bi dank ediyo ki kafanıza, anında çark ediveriyosunuz, ayrıca içinde kötü düşünce besleyen- kendi egosu sebebi ile başkalarını ezip geçen insanların bi gün ilahi adalete maruz kalarak akıllarının başlarına geleceğine inanıyorum.. not if i did not see it.. bekliyorum, sabirsızlıkla, eeeeeeeyyyy ilahi adalet geldiysen bi işaret çakıver- ama çok gecikme vaktim az..

(hayal ediyorum ilahi adalet; beyaz atın üzerinde maskeli süvari- gökyüzünden inip kılıcını savurup dörtnala geri gidiyo)

20.6.07

BADLY DRAWN BOY

yehu yehu, badly drawn boy rock n coke da. kent fm zamanı tequila yı, nerde olursam olıyım kaçırmadığım, mete ve cuneyti her program arayıp sorulara cevap verip sonra da kazandığım cd leri almaya gitmediğim mutlu günleri hatırladım. cüneyt kaşeler badly drawn boy- disillusion çalardı, çok severdi die hatırlıyorum, zaten bana da grubu kent fm (mete avunduk) tanıştırmıştır şimdi geliyo olmalarına müthiş sevindim, onur duydum hatta. badly drawn boy, franz ferdinand, msp- gelicem tapınıcam size, mabette buluşalım, sizinle şarkılarınız söyliyim bağıra çağıra, hastasıyım..

16.6.07

can t find a better man

doğum günü şenlikleri küçük bi grupla asmalımescit te gerçekleşti. herkes hafiften çakırkeyfi oldu. gecenin en can alıcı tartışması olan "konser alanı mabet midir, konser veren kişi tanrı mıdır vs" konusu tarafların biribirine zarar vermesini önlemek için sonuçsuz olarak noktalandı. onun ötesinde çeşitli yönlerden ilginç bi gece oldu diyebiliriz. doğum gününde insanların otomatik olarak izinli olması gerektiğini savunuyorum hatta ertesi gün de çok verimsiz geçiyo. gönlünüzden kopsun ey patronlar ertesi günü de tatil edin.

artık bugün cmts, havuz eğlencemden sonra çin yemeği yiyerek günü noktaladım. istiklale çıkma hayallerim sebepsiz bi sebepten dolayı suya düştü.

pearl jam çılgınlığına tam gaz devam. "betterman" şarkısı var bi.. eddie yazmış annesi ile evlenen adam için. çok acıklı. doğrusu iyi adam bulmak zor bu devirde. bi de iyi adamlar sonradan kurt adam oluyo..

14.6.07

BUGÜN 14 HAZİRAN- BENİM DOĞDUĞUM GÜN

çok kalabalık geçen doğum günlerimi hatırladım bu sabah.. the club da klasikleşen kutlamalarımızı. the club kapandı çoooook önceden. kalabalıklarda yok. anneme ve babama bugüne denk gelen doğum günüm öncesinde yaptıkları- umarım aşk dolu- faaliyetleri için teşekkür ederim. annem çok guzel babamda çok yakışıklı :) çok şanslıymışız o yüzden evrim ve ben. bir iş gününde doğum günü nasıl kutlanır die sorucak olursak; aynı sıkıcı işlerinizi dünki gibi yapmaya devam edersiniz tek fark çoook uzun zamandır konuşmadığınız arkadaşlarınızla konuşursunuz. işte bööle.. suni mutluluk istemiyorum bugün.. neyse o.

ama bence şu çok önemlidir;

doğum gününüzde ve gecesinde yanınızda sizi herhangi bi nedenden ötürü seven ve dudağınıza en içten öpücüğünü kondurup doğum gününüzü kutlayan ve sonra da sarılıp en güzel uykulara daldığınız bi sevdiğiniz varsa başka hediye istemeyin.

12.6.07

CANIM

"canım" kelimesine alerjim var. çok samimiyetsiz buluyorum. herkes herkese bi "canım"dır gidiyo. tüylerim diken diken oluyo. demeyin eğer gerçekten canınız diilse, bunu talep mi ediyoruz ki siz bize "canım" diyosunuz. içten olsun insanlar yapmacık olmasınlar.

hadi görüşürüz CANIM , byyeeee.. (ööööğğğğğğğğkkkkkkkkkkk)