parasol'e özel arama kutusu

30.9.10

wheel of emotions




şimdi buna iyi bakın, belki sonra anlatıcam oki  mi??


29.9.10

ON .................STAND...........................BY..............................

.....ON........................STAND............BY...

...............................ON...................................STAND..................BY.....


...............ON....................STAND.........................BY...........................

ON.....................STAND...................................................................BY

..................ON................................STAND................BY....................

28.9.10

2:35

it's 2.35

sleep don't come

no

it won't come

25.9.10

gibisi yok. (bu hafta sonu için)

erken kalkıp güzel bir sonbahar sabahında balkondan dünyaya bakmak gibisi yok

sahile çıkıp da bir yandan pedal çevirip bir yandan da müzik dinlemek gibisi yok

tanıdık bildik bir yerde tanıdık bildik insanlarla dans edip şarkı söylemek gibisi yok

gecenin bir köründe yüzümü güldüren bir mesaj gibisi yok

alışveriş yapmak- hele de kilo verdikten sonra - gibisi yok

adrenalin gibisi yok

sağlıklı olmak gibisi yok

haftasonu gibisi yok!!

23.9.10

 
foto: görkem keser
 (bu fotoğrafı o kadar çok beğendim ki direkman le cool'dan arakladım. )

bir deterjan balonunun bire bu kadar güzel olduğu bir gezegende
biz neden bu topraklarda hergün saçmalıklara maruz kalıyoruz??
birileri bana bu sorunun cevabını borçlu ona göre!! 


22.9.10

şşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş. sessizlik... her yerde...

evet muhafazakar ülkenin sevgili sakinleri. artık dün itibari ile yavaş yavaş bundan sonra yaşayacaklarımız herhalde kafalarımızda şekillenmeye başlamıştır!! ama yine de hala- henüz- still- already- yaşadığımız güzel günlerimiz var. mesela dün akşam; yani tindersitcks'in harika performansı. evet babylon'dan pek hoşlanmıyorum dedim ama dün akşam ki konser için fikrimi değiştirdim. ayol sahnenin dibindeydik!! sizlere dün açıklamış olduğum "wishlist" ile yukarıdaki setlist'i karşılaştırırsanız benim ne kadar hayalperest olduğumu anlarsınız. kısacası çok temiz bir konser oldu, grubun performansı gayet iyiydi. "can we start again"- ki biss de çaldılar- seyircinin kopuş anı oldu. 

ben bazı grupların büyük sahne performansının her zaman daha iyi olduğunu düşünüyorum; hem ses düzeni açısından hem de büyük kitleye hitap etmenin verdiği güven açısından. mesela stuart staples bence seyirci ile sıcak iletişim içinde olan bir müzisyen değil. hal böyle olunca da 50 cm ötesinden başlayan seyirci kitlesini kendi tavırları açısından yönetmesi zor oluyor.

ben sahnenin dibindeki ses teknisyenini yanında durduğum için konser sonunda hemen kendisi ile temasa geçerek setlist'i ele geçirdim. kendimce çok havalı bir durum olduğunu düşünerek konserden çıktım. kapıda cüneyt ile karşılaştım, bir de ne göreyim elinde bir setlist!! meğersem o da üst kattaki teknisyenlere yakın durmuş!! :) ee tabii benim havam biraz söndü ama yine de bir hatıra olsun, bir anı olsun artık arşivimizin nadide bir köşesinde saklıyacağız!! 

bu arada babylon pazartesi günü derin sohbetlere dalan seyirci kitlesinin neredeyse grup elemanlarını da sohbetin içine alıp konserin gerçekleşmesini engelleyecek raddeye getirmesınden ötürü (tahminimce) dün bir "sessizlik bildirgesi" yayınladı. çok da iyi yaptı. salı akşamı seyirci sohbetlerini konser sonrasına bıraktı ama babylon yetkililerinin böyle bir yazı yayınlamak zorunda kalmasının, toplum bilincimizin seviyesi açısından, ne kadar vahim olduğunun farkında mısınız?

not: dün sanat galerilerine karşı gerçekleşen iğrenç eylemleri kınıyorum. bu eylemler ve üzerimizde kurulan baskılar ve özgürlüklerimizin elimizden gitmesine karşın bir şansımız daha var o da seneye gerçekleşecek seçimler. umarım kafamıza "daaank" eder de bu gidişattan kurtuluruz. korkuyorum. gerçekten çok korkuyorum!!

müzik notu: müzik adamları müzik konusundaki amatör görüşlerimi hoşgörsünler, aman diyim sonra her işi bilen her iş hakkında ahkam kesen twitter'da boy gösteren karakterlere dönmek istemem.

tindersticks göndermeli not: 
hey sen- kendini biliyorsun- can we start again??
içinde yaşadığımız kaos- can we start again?
kariyerim- can we start again?
kısacası her şeye yeniden başlasak bee, şahane olurdu vallahi de!!
(ama ama yani bu bilinçle tabii)

21.9.10

bu gece tekrar aşık olacak mıyım??

her zaman diyorum, tindersticks her ay gelse dinlemeye giderim, bir de üstüne evime çaya davet eder pötibör ikram ederim.bu akşam yine geldiler ben de yine gidiyorum. itiraf etmem gerekirse babylon'un mekanından hoşlanmıyorum. hem sıkışık hem de gürültülü. geçen sefer tindersticks cemal reşit rey'e gelmişti. bordo kadifeler, ahşap duvarlar ve bir tiyatro sahnesine bence çok uymuşlardı. oradaki tek eksik ise bir kadeh şarabımızı ya da biramızı alıp oturamıyor olmamızdı. şimdi istediğimiz kadar içebiliriz ama crr'deki atmosferi yakalayamayabiliriz. nerede olursa olsun ben varım!! hem de yağmurlu bir istanbul gününde!! biliyorum ki setlist'leri yeni albüm ağırlıklı olacak ama benim gönlümden geçen ufak bir setlist işte böyle: kim bu gece tekrar aşık olmak isityor??


17.9.10

biking stylaaaaaa

işte son numaram; harika bir bisiklet!! ben küçükken babam o kadar çok çalışıyordu ki kendisi benimle pek ilgilenememişti ama allahtan ki bir bisiklet almıştı!!  lojmanda oturduğumuz için de zaten herkes kendi başının çaresine bakar, ilgi milgi aramazdı. bana da bisiklete binmesini petkim- aliağa servisimizin şöförü mehmet abi öğretti. dün paraya kıyıp işte bu fotoğraftaki bisikleti aldım ve mehmet abiye buradan bir teşekkürü borç bilirim. o zamanlar bordo bir sindrellam vardı ve galiba tek bisikletim de o oldu. sonra mesela münih'e gittiğimizde ilk kez şehirde bisiklete binmenin keyfini tatmıştım. acayip güzel bir histi. istanbul'da çok uzun yıllar motosiklete bindiğimiz için ve sürücülerin ne kadar angut olduğunu bildiğim için bisiklet edinmeye hep çekinmiştim. ama işte o gün geldi. gittim. paraya kıydım. kendime nefis bir bisiklet aldım. şimdilik trafikte bineceğimi sanmıyorum ama sahili arşınlayacağım kesin!!

onuın dışında dün mega embesil bir şekilde capitol servisinden inerken düştüm. dizlerim harap oldu. insan koca yaşta yere düşünce, bu düşmenin travmasını bir türlü atlatamıyor. feci şekilde onurunuza dokunuyor ki kimin neyin onuru?? ofisimizdeki çay servisi yapan harika kız gafure bana "artık siz de pantolon giyin biraz" dedi. o cümlenin altında içten içe mini eteklerimin biraz can sıktığına dokunduran bir düşünce mi var diye düşünmedim diil!!

neyse onun dışında hafta sonu geldi, konser haberlerine bir yenisi eklendi; i am kloot 9 ekim de bronx pi sahnede, herşey belirsiz, herşey fluuu, herşey yengeç kabuğuu... neşeli hafta sonları olsun biricik pekicik gezegen sakinleri :)

not: donnie darko'nun ilk sahnesinde echo&the bunnymen "the killing moon" çalar, kahramanımız bisikletine biner, şarkı eşliğinde yeşil ve dar yollardan geçer. işte ben de bunu istiyorum. bisikletime binerken dünyanın fonunda the killing moon çalsın. sonra yolda bana bir beyaz tavşan rastlasın ve sonra olaylar karmankarışık gelişsin.

16.9.10

seni kaybetmeye dayanamıyorum

I guess this is our last goodbye
And you don't care, so I wont cry
But you'll be sorry when I'm dead
And all this guilt will be on your head
I guess you'd call it suicide
But I'm too full to swallow my pride

çaresizlik iyi şey değil sevgili dünyalılar. insan çaresiz kaldığında saçmalar, karşı tarafa tehditler savurur, gözyaşları döker, en olmayacak zayıflıklarını sergiler ama başa gelmiş başa gelmiştir. ister ağlayın ister zırlayın, ister bilekleriniz kesin terkedilmişseniz terkedilmişsinizdir. bilindiği ya da bilinmediği üzere bu aralar the police playlistlerimde sıkça dönmekte. "can't stand losing you" şarkısına da bolca gülünmekte. bu şarkı tam olarak terkedildiği için çaresizlikten ne yapacağını bilemeyen bir dünyalının trajikomik hikayesi. bu durumu çok iyi anlıyorum. hem benim başıma geldi hem de benim yüzümden başkalarının başına geldi. ben heyecanlı ve sapkın bir kişilik olduğum için aynı şarkıdaki gibi davrandım. "ben ölürsem görürsün" dedim, "ya hastalanırsam üzülmez misin?" dedim. "kendimi aşağı atıcam" dedim. dedim de dedim. tabii artık olay ile hiçbir duygusal bağı kalmayan karşı taraf öylece durdu, kılını bile kıpırdatmadı. bana da vakti zamanında bir aklı evvel "bana geri dönersen sana araba alıcam" demişti. ben de çok gülmüştüm. sanki ben de bir arabaya tav olacaktım.

velhasıl manital enfeksiyon durumlarında sağlam basabilmek çok önemli, en azından az yara alıp geçip gidebilirsiniz. eğer çaresiz bir şekilde saldırmaya başlarsanız ki buna patetik olmak deniyor, o zaman ayrıca antipatik olursunuz. işte ben bu iki durumun arasındaki farkın önemini kavramış ancak uygulamaya alamamış kendimin bilincinde bir canlıyım. daha ileriki safhalarda bir gün kademe atlayarak "canın cehenneme" safhasına geçmek arzusundayım. taa ki o gün gelene kadar umarım hep ben terkederim. ııııyyyyyyykk fenayım ayol!!

not: an itibari ile ne terkettim ne terkedildim, sadece bir şarkı dinledim. bilgilerinize!

15.9.10

biraz iç dökmesi

oooof.. tatil sonrası iş çekilmiyor da bir de başka şeyler de istediğiniz gibi gitmezse o hiç hiç hiç çekilmiyor. 1 hafta tatile gittim ama sanki sadece 3 gün gibi geldi. kaş'ı seviyorum. kaş'taki rutinlerimi seviyorum. kaş benim eylül'de gel durumum. sabah denize gidip, akşamüstü çay bahçesinde çay içip, deja vu'da güneşi batırıp, duş alıp güzel yemekler yiyip, tekrar deja vu da bünyeyi dans ettirip her gece 2-3 de sallana sallana otele dönme işini seviyorum. 1 hafta boyunca kaş'ın sadece bu saydığım mekanlarına gidip diğer yerleri görmeden geliyorum ama bu umurumda bile olmuyor. kaş'da dejavu olmasa naapardık bilmiyorum. mavi'nin önündeki et pazarına katılmak zorunda mı kalırdık, yoksa yemek sonrası otelimize mi dönerdik?? deja vu'ya giriyoruz, anıl harika müzikler çalıyor, bizim kaprisimizi çekiyor, bazen başına ekşiyoruz; "anıl, yeah yeah yeah's den heads will roll'u çalsana, anıl pixies'den hey'i çalsana, anıl the police olur mu??" kendisi de saolsun bir dediğimizi iki etmiyor. ben nazımın geçtiği yerleri seviyorum...

her güzel şey çabuk biter... tatil de bitttiiiiiiiiiiiiiiii. şimdi istanbul'da sonbahar zamanı. şimdi konser zamanı, film zamanı, spor zamanı. söylemişmiydim çok  kilo verdim ve hergün spor yapıyorum. hani böyle az yiyen gıcık kızlar vardır ya işte onlardan birine dönüştüm. bu arada sigara içmekten nikotin komasına girmem an meselesi. bugün yarın bir de gerçek bisiklet ediniyorum. sahilde hafta sonu beni yakalayana aşkolsun. hani birdenbire değişip de mesafeli bir samimiyet politikası uygulayan insanlar var ya işte onlara gıcığım. yarın akşam istanbul da fno var yani fashion's night out. isterseniz çıkıp biraz vitrin gezebilirsiniz. nişantaşı, bağdat caddesi, istinye park. bu arada mercury ödülleri bahsini kaybettim. santa bora bey kazandı. kendisini tebrik ediyorum. son günlerde hrant dink ve ponpon kızlardan dolayı ceza aldığımız için sevinçliyim en azından uzay boşluğunda kendi kendine dolanan ve içinde bir sürü badem bıyıklının bizim üzerimize oyunlar oynadığı bir uzay gemisinin içinde değil de, dışarıdan da gözlemlenebilen bir batağın içinde olduğumuzu görenler var. 

ohh içimi döktüm rahatladım. sıkıldıysanız keşke okumasaydınız :)
sahilde beni yakalayııııııııııın :)

14.9.10

vaay vaaay vaaayyy, etkilendim

MIDLAKE

KASIM DA

SALON DA

MIDLAKE

AMAN DA AMAN

MIDLAKE ŞEHRİMİZE GELİYOR!!! NE DURUYORUM OYNASAM YAAA!!

NOT: şuna bakın önümüzdeki iki ay sırasıyla; tindersticks, new model army, midlake, ed harcourt. can mı dayanır sevgili gezegen gezginleri!! sizi uyarıyorum, midlake e muhakkak gidin bakın sonra pişman olursunuz. muhteşemler!!!

13.9.10

thy, f..ck uuuuu!!

ayy sevgili dünyalılar çok güzel bir tatilin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız ama tatilin son günü çektiklerimizi bir biz, bir thy, bir de 4 uçak dolusu yolcu bilir. tatil konusu artık hep aynı yer, hep aynı mekanlar olduğu için detaylı olarak verilmesi gerekmeyen bir konu ancak bu thy'nin elinde oyuncak olma durumu gerçekten vahim bir konu. 

bazılarının bildiği üzere biz pazar günü oy kullanmak adına, aslında akşama olan dönüş biletlerimizi 90 tl ekstra para ödeyerek öğlen 12 35 uçağına almıştık. vatani görevimizi yapabileceğimiz için çok sevinçliydik. bu görev için 1 günlük deniz sefasından elbette vazgeçebilirdik. 12 eylül sabahı kaş'tan 8 15 itibari ile tekerlekleri döndürdük. hızlı şoförümüz sayesinde 11 15 de antalya'da olduk. check in yaptırdık, birer çorba içtik. ohh keyfimize diyecek yoktu! ben plan sapığı olduğum için günün geri kalan kısmında ne gibi aksiyonlar alınacağını açıkladım. sonra uçak saati geldi. sonra bekledik. sonra ekranda "delay" yazdı. 14 35 yazdı. 2 saat rötar. olsundu dedik, yine de hızlı bir çaba ile sandığa yetişiriz dedik. sonra saat 14 35 oldu. bekledik. ekrana baktık. "delay" dedi. 15 45 dedi.yok artık dedik. hesap yaptık. sandığa yetişemez bir hale gelmiştik. tahmin edilebileceği gibi yolcular gaza geldi. thy görevlilerine bağırıldı, çağırıldı, tehdit edildi, oy sandığı istendi. ama naaaafile. biz saat 16 15 de kalkan uçağımız ile 17 10 da istanbul'a indik. sandıklar kapanmış oylar verilmişti. dün şahidim ki antalya'dan 12 den sonra kalkan 4 adet istanbul uçağı. en az 2 saat rötar yaparak kalktı, içlerinde en az 800 kişi vardı!!

ben bu bileti değiştirdiğimde bazı arkadaşlarım bana "bak görürsün thy bilerek rötar yaptırıp tatil yörelerinden gelecek olanların "hayır" oylarını bertaraf edecek" dedi. ben de yok artık dedim. bu kadarı olamaz!! ve sevgili gezegen sakinleri oldu. ben thy de hiçbri yere 4 saat rötarla uçmamıştım. dün bir ilk gerçekleşti. ben inanıyorum ki bu thy'nin başındaki hükümet görevlisinin verdiği emir ile kastiiii olarak yapılan bir şeydi. biz de kurbanları idik. bizi aptal yerine koyarak bütün gün havalimanında beklememize ve oylarımızı heba etmemize sebep olan takunyalı thy genel müdürünü buradan kınıyorum. başka da bir şey yapamıyorum. ayrıca evet verenlerde sonra ellerinden oyuncakları alındığında lütfen ağlamsınlar. kendiniz ettiniz kendiniz bulursunuz!!

3.9.10

küçük jestler bizi bekler yatağımızın başucunda

artık bu dünyanın çivisi çıktı sevgili gezegen sakinleri!! nereye baksam herkes bir travma yaşıyor. welcome to the jungle, we've got fun and games. etrafımda ayrılmayan çift kalmadı, yeni tanıştığım insanların da muhakkak bir ilişki travması olmuş oluyor, ya da bu travma halen yaşanıyor. o eski bildik insanlar nerede diye hergün kendime soruyorum. hani mütevazi, alçak gönüllü, insani değerleri olan, karşısındakine değer veren, bir iyilik yaptığında illa da karşılık beklemeyen, kendisine yapılan bir iyilik karşısında ezilip büzülüp kendisini sorumluluk altında hissetmeyen, bu yüzden de "aman kimse bana bi iyilik yapmasın" şeklinde dolaşmayan, insanlar ile ilgili her türlü sorumluluktan kaçmayan, yüzleşen, deneyen, mücadele eden,gülen eğlenen, tahammül edebilen, şans veren... arkadaş muhabbetlerinin son zamanlardaki sıcak konusu bu. benim hatırladığım kadarı ile bu tür bir hayatın yaşandığı en son yer ankara'ydı ve ben de çok küçüktüm. şimdi devir çarpışan egoların, kalkanların arkasındaki ruhların devri!!

benim tercihim "eskisi gibi olanlardan yana". bir de dileğim o ki herkes birbirine küçük jestler yapsın. buna üşenmesin, kendini gereksiz fedakarlıklar yapıyor sanmasın. karşınızdaki size bunu yapmıyor ise siz ona bunu öğretin. bunun korkacak bir yanı yok. karşınızdakileri mutlu etmenin gocunması da yok. bu hayatta ben şunu öğrenmeye çalışıyorum ki; küçük şeylerden mutlu olmak gerekir. bir jest, bin liraya bedeldir :)

not: kopuk bir bağlamda afırdığım sözler olduğunun farkındayım ama bugün de ruh halim böyle. bu ruh halimde bazen can sıkıyor. bir en aşağı bir en yukarı. i m going on a roller coaster everyday, allah sizi inandırsın!! 

notnot: iflah olmaz bir hayalperest olduğumu aklınızdan geçiriyorsanız ben hemen söyliyeyim; biliyorum!!

1.9.10

eylülüülülülülülüüülü

harika!!! işte sonbaharın ilk günü tam tamına kendine yakışır bir şekilde geldi, hava amma da serinledi!!! 2 aydır ayağıma etekten başka bir şey geçirmezken, bu sabah çok çok özlediğim kot pantolonlarımdan birini giydim ve kendimi süper hissettim. tabiiki bulutlar güneşi sakladığı için hava kapandı ve tabiiki bu sebeple içimi bir hüzün kapladı ve tabiiki yazın bitmiş olması hem de nasıl geçtiğini bile anlamadan çok sevindirici olmadı... ama life is life, eğer mevsimler bunu gerektiriyor ise buna katlanmaya hazırım.

eylül 12 ayın içinde gerçekten özel bir yere sahip; tekrardan merserize kazakların giyilmesi, tüylerin ürpermesi, yağmurda sinemalara gitmek, konserlerin başlaması, trip günleri ve tabiiki kaş tatili. seviyorum eylül'ü mesela ekim den daha çok...

susan miller'ı biliyor musunuz? son zamanların favori astroloğu, ben de yeni öğrendim. bugün eylül için burç analizim çıktı ve ben de susan'ın söylediği şeyleri ajandama not aldım. eğer gerçekten çıkarsa buraya da yazacağım. mesela eylül kariyer açısından benim için iyi olacakmış, bir çok romantik gece yaşanacakmış. şu an ki durumuma baktığımda eylül çok çok önemli şeylere gebe ve sevgili dünyalılar umarım herşey istediğim gibi olur!! daha somut şeylerden bahsedecek olursam da bu eylül;

* haftaya kaş'tayım, deniz, güneş, arkadaşlar, yemekler, dinlence ve beklemece ile geçecek bir hafta olacak

* sonra aramızda kalsın çok  kilo verdim, 3 daha vericem ve bu da eylül ayı içinde olacak

* 7 eylül de mercury ödülleri sahiplerini bulacak bakalım bahiste kim kazanacak??

* haberlerin en en en güzeli 21 eylül de tindersticks konserinde olucam (inşllh) ve hatta belki de 20 eylül'de de!!  sabırsızlıkla bekliyorum, jismjismjism

* 12 eylül'de ak koyun kara koyun belli olacak ya da aslında herşey aynı şekilde devam edecek. yaptığım bir salaklık sebebi ile ben "HAAAAAAAAAYYYYYYYIIIIIIIIIIIIR" diyemiyeceğim, noolur siz diyin benim yerime de diyin!!!

işte eylülülüülülülülül de böyle bir ayımız. herkesin ki gönlüne göre geçsin. evrene sesleniyorum; pliiiiiiiz :)

sizlere son zamanlarımın en favori şarkısı ile veda ediyorum. tam bir .......... şarkısı!!




31.8.10

radikal

sevdim mi tam severim durumları sebebi ile sevdiğim herşeye deli gibi tutunmamın sonucunda, onları kaydettiğimde doğal olarak feci travmalar yaşıyorum. zaten travması bol bir insanım, bir de bu yeni eklenenler olmasa olmaz mı sevgili evren? 

ben düzenli olarak gazete okuyan bir kişiliğim. her sabah radikal'i okumazsm o günüm iyi geçmez. zaten ritüel takıntım da olduğu için bu durumu kendimce açıklayabiliyorum. öyle internetten filan da değil, ellerimi boyayan gazete kağıdını hissetmem gerekir. kaç yıl önceydi bilmiyorum ama bu gazete okuma alışkanlığı yeni yüzyıl ile başlamıştı. ona da radikal'e davrandığım gibi davranyordum. sonra bir gün geldi ve "yeni yüzyıl" "yeni binyıl" oldu. sonra da ben ondan vazgeçtim. 

bugün radikal'in kuruluşundan beri genel yayın yönetmeni olan ismet berkan radikal'e veda etti. neden mi? çünkü radikal referans ile birleşiyor ve başına da eyüp can geçiyor. hali ile gazetenin bir çok çalışanı ve gidişatı da değişecektir. eminim radikal'i sevmeyen, yeteri kadar radikal olmadığını söyleyen bir çok kişi vardır, bu doğru da olabilir ama ben en çok kültür ve sanata ayrılan yerin 2 sayfa olması ve "kitap", "cumartesi" ve "iki" ekleri sebebi ile gazetemi seviyorum. yeni dönem de neler olucak merak ediyorum, eminim elif şafak haberleri artacaktır!! 

velhasıl sevgili dünyalılar, önyargılı olmak istemiyorum ama geçmiş tecrübelerime göre belki de kendime yeni bir gazete bulmam gerekebilir ki bu da hangisi olur bilemiyorum. bugün üzgünüm, çünkü ne geliyor bilmiyorum, yarın göreceğiz bakalım radikal hangi şekilde posta kutuma düşecek.

30.8.10

ben gitmiyorum, üzülmüyorum da!

daha ne kadar susabilirim. işte bir şeyler karalamanın vakti geldi de geçiyor bile. bilindiği gibi haftaya pazartesi bu koordinatlarda u2 konseri gerçekleşecek. dev konser, kocaman konser, bol tırlı, bol görselli, bol şatafatlı konser. ayrıca bol paralı, bol reklamlı, bol seyircili konser. ben bu hayatta defalarca kez konserlere göre tatil planı yapan birisi olarak, bu sefer u2 geliyor diye kaş'a gidiyorum. yok yok o kadar da değil ama ben haftaya kaş'ta olacağım. u2 konseri için herhangi bir plan değişikliği yapmadım. daha u2'nun istanbul'a geleceği açıklandığında demiştim kendimce; u2 benim için eskilerde kaldı, sunday bloody sunday'lerde kaldı diye. dünyanın en çok para kazanan grubunun bana bundan sonra bir hayrı olmaz diye düşündüm, tabii bu arada snow petrol'u de feda ettim ama nasıl olsa onları bir yerlerde seyrederim dedim. sadece müziği ön planda olduğu bir salonda belki... işte u2 konseri benim için böyle.

size çok çok tavsiye ederim ki 29.8.10 tarihli radikal iki'de yer alan mert emcan'ın "belki şehre u2 gelir" başlıklı yazısını okuyunuz. işte tam da u2 konseri mert emcan'ın yazdığı gibidir (bence). son cümle şöyle;" ...  ama hala bütün bu hikayede bir şey ısrarla eksik kalacak. evet bildiniz;müzik." 

not: maalesef yazının linkini veremiyorum çünkü radikal gazetesi birleşmenin telaşı içinde henüz 29.8.10 tarihli iki ekini internet sitesine koymuş değil!! onlar koyunca ben de link vericem.

27.8.10

hiç keyfim yok be sevgili dünyalılar. yazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorumyazamıyorum

tek söyliyceğim şey bruce'dan olabilir, o da şu olabilir!!

tell me what I see
when I look into your eyes
is it you baby or just a briliant disguise???


patron ne derse doğru der!!

26.8.10

dediğimi yap, yaptığımı yapma!!

estetik kaygısı deyip de cır cır dır dır konuştuktan sonra, son zamanlarda hangi manyaklıklar peşinde olduğumu söylemeden edemeyeceğim. öncelikle yaklaşık 2.5 haftadır karnım bir an için bile olsun doymadı. sonunda 5 kg verdim, sonra hadi bir adım daha atayım ve spora da başlayım demez miyim. hemen tenis hocası aktive edildi. eve bir bisiklet alındı ve "sapkın zihniyetlerin takıntılı halleri " adlı kısa dizi yayına girmiş bulundu. aslında herkesin de bildiği gibi herşey zihinde bitiyor. ben ona "yeme" dedim o yemedi, "spor yap" dedim spora başladı. allah sizi inandırsın dün akşam kebapçıda yenen bir yemekte önümden etler, pideler, tatlılar, dondurmalar geçip gitti ve ben hiçbirine yüz vermedim, ama öyle içim giderek değil, gerçekten hiç içim istemeyerek. klişelere referans yapmak gerekirse, isteyince oluyor diyebilir miyiz? valla bazen oluyor bazen de olmuyor. tamamen çevre şartları ile de ilgili bir durum.bayramda bir hafta kaş'ta olacağım ve plajlarda aç aç salınacağım. benden size tavsiye ne isterseniz onu yapın :)

sapkın zihniyet notu: geçen akşam o 2 şişe şarabı içmiycektik, şimdi onların kalorisini ben atana kadar 2 saat daha fazla bisiklet çevirmeliyim!!

24.8.10

estetik kaygısı

estetik kaygısı aldı başını gitti, eğer yetişemediyseniz geçmiş olsun! eyy erkekler, kadınlar üzerinde yarattığınız baskının farkında mısınız? eğer ince bir beden, bakımlı tırnaklar, silikonlu göğüsler, botokslanmış gözler, fondotenli yüzler, yapılı saçlar ve topuklu ayakkabılara haiz iseniz o zaman en makbül kadınsınız (şehirler için konuşuyorum). üstüne üstlük medyada ve sosyal paylaşım alanlarında da dayatılan formül bu!! sanki çoğu erkek artık kadınların akıllı, sevgi dolu, eğlenceli, anlayışlı, donanımlı olduğuna bakmıyor da varsa yoksa estetik kaygıları...

ben kendi adıma kendimde güzel bulduğum şeyleri yapmaya devam ediyorum. gerektiğinde mavi oje sürüp, gerektiğinde topuklu ayakkabı giyiyorum. ruhumdan önce bedenime bakan erkeklerden uzak durmak istiyorum. ilk görüşte aşk değil ama konuştukça aşık olmak istiyorum. bana klişelerden bahsetmeyenler ile zaman geçirmek, kıyafetimi gönlüme göre giyip, farklı olduğumda yadırganmamak istiyorum. her zaman saçım güzel, yüzüm renkli olsun istiyorum ama asla saçımı sarıya boyatmak istemiyorum. kendime bakıp bana verilenlerin kıymetini bilmek istiyorum. gözlerimin yanındaki kaz ayaklarına bayılıyorum. hepsi süs bebeği olmadığımı, gerçekten bu dünyadaki varlığımı gösteriyor.

velhasıl sevgili dünyalılar, benden daha çok kitap okumamı, daha çok film seyretmemi, daha fazla seyahat etmemi, daha fazla konsere gitmemi, daha fazla dinlememi isteyenlere kapılmak istiyorum.

bu da nereden çıktı derseniz ki bence son günlerdeki modum sebebi ile demezsiniz :) etrafa bakıyorum da bir estetik ameliyatı furyasıdır gidiyor, tüm kadınlar hali ile genç görünmek istiyor, rekabet yaman tabii, bunun yanında erkekler de bu duruma bir "dur" demiyor, ama kendilerini ne kadar geliştirmeye çalışıyorlar bu da ayrı bir konu!!

buradan tüm cinslere sesleniyorum, güzellik iyi bir şeydir de abartmamak lazım. ayol herşey tadında güzel!!


örnek: bu minvalde geçen kış vaktı geçmişte uzun süre birlikte olduğum bir kişi bana "neden herkes gibi giyinmiyorsun?" dedi mesela. düşündüm de onca süre anlaşılamamışım meğersem.