bizim toplumda şöyle bir durum var sanki ama emin de değilim.birilerine yaptıkları şeyi beğendiğinizi söylediğinizde- çoğunlukla- "cool" olmaktan uzaklaşıyorsunuz ve insanların gözünde böceğe dönüşüyorsunuz. bu psikolojik olarak nasıl açıklanıyor bilmiyorum. insanların üzerinde yarattığınız ego patlamasının bir sebebi mi, yoksa insanların iyi bir şey yapması direkman onları sizden üstün mü kılıyor, ne oluyor anlayamıyorum.
ben kendi adıma şunu hiç tereddütsüz olarak söyleyebilirim ki, beğendiğim her şeyi, sahibi kimse söylerim, söylemekten de çekinmem. mesela restoranda yemeği mi beğendim çat ahçıya garson ile mesaj gönderirim, konseri mi beğendim çat sanatçıya mail atarım (brian ferry ye atmıştım en son :)), bir butik mi beğendim hemen sahibine söylerim, müzikleri mi beğendim onu da bulur bunu söylerim. aynı şekilde eğer insanlar benim yaptıklarımı beğenir ve söylerse de bu da hoşuma gider ama hiç egomu araya sokmamaya çalışırım.
velhasıl bu davranışlarımın çoğunlukla garip karşılandığını gördüm. olsundu yine de bunu yapmaya devam edeceğim. iyi iş yapanlar takdir edilmelidir bence, onlar bunu nasıl algılarsa algılasın. şuracıkta iyi iş yapan kaç kişi var zaten!! haa benim bi şi söylemem kimin ne kadar umurunda olmalı o da tartışılır tabii ki... ama her şeye rağmen alçakgönüllü olmak önemlidir diyorum. başka da bi şi demiyorum.
not: ay ımızı bombaladılar sevgili dünyalılar, su bulma ümidi ile. bu da vahim geldi bana.
parasol'e özel arama kutusu
10.10.09
sınırlarda yaşayanlara******************************************************
gelsinler artık, özlemişim...ekovedebanimen... in the m a r g i n s . başlığa dokun.
9.10.09
"eylemsiz özgürlük olmaz"
"her arzu özgürlüğe yol açmaz, ama özgürlük bir arzunun tanınması, seçilmesi ve peşine düşülmesi yolunda bir deneyimdir. arzu bir eksiklikten kaynaklanır. şu andaki bir eksiklikten... özgürlük bu eksikliğin tatminini içermez ama önemini temsil eder."
john berger, kıymetini bil herşeyin
ne diyorsunuz? arzularınız var mı? bir eksiklikten mi kaynaklanıyor? özgür olmadığınızı mı düşünüyorsunuz? özgürlük için herhangi bir eylemde bulundunuz mu? eğer bulunduysanız tatmin oldunuz mu?
aşkımemnuuuuu
yaa aslında bu dün gecenin konusu ama, uykuma hakim olamadığım için şimdiye kısmet oldu. konumuz aşk-ı memnu dizisi!! seyredenler var mı, yoksa tamamen göz ardı mı ediyorsunuz bilmiyorum ama ben son günlerde azar azar takılmaya başladım. bunun da nedeni annemlerde bulunduğum sıralarda babam da dahil olmak üzere bu dizinin hararet ile seyredilmesi oldu. mecburen ucundan kıyınsından bulaştım. "anne bu kim?", "şimdi bu neden böyle yapıyor?", "baba bu kadın da fena diilmiş" filan derken konuya hakim duruma geldim. ben dizinin "fan" ı filan diilim henüz... kaçırısam da üzülmem ama, seyrederken,dizi de adrenalinimi yükselten bi şiler var...
bir kere hiç şööle arkanıza yaslanıp da rahatlayabileceğiniz bir sahne yok. herkes stres dolu. bir araya gelen 3 kişi oldu muydu bakışlar konuşuyor! insanları arasında cıızzzzzzt elektirik akımları geliyor gidiyor ama illa da birini kurban olarak alıyor, kimileri çarpılıyor. sonra sözler yılan ısırması kıvamında. bir kere dudaktan döküldü mü zehiri tutana aşk olsun, hemen karşıdakinin deri altına enjekte oluveriyor. sonra telefon konuşmaları ayrı bir stres, suskunluklar en şaibeli dialoglar haline geliyor. artık evin ergen kızı da genç bir kadın moduna geçtikten sonra tek masum karakter evin küçük oğlu olddu.. o da yazık saf saf bu elektrik akımlarının altında kalıyor. sonunda, aklı dışarıdaki bıçkın delikanlıya kaçan gelin hanım, elim bir trafik kazası ile cezasını buldu!!
velhasıl, isimler, mekanlar, kıyafetler, olaylar herşey absürd bir yumak şeklinde "gerilim" dizisi diye de tanımlayabileceğimiz bir yapım ortaya çıkartıyor. hani küçükken biz, martılar adası diye bir dizi vardı ya, hem korkardık hem de bayıla bayıula seyrederdik. şimdi de aşk-ı memnu dan korkuyorum ama denk gelince de seyrediyorum. yani korkuyorum çünkü, allah muhafaza, bir aile yemeğinde tüm karakterler bir araya geldiğinde, elektrik akımları öyle bir kontak yapacak ki gelip beni dahi vuracak vallahi die !!
8.10.09
IAN BROWN'UN GARDROBU EFENDİM!
eğer ki ian brown- maymunlar cehenneminden kaçış- un gardrobu ile ilgili sırları merak ediyorsanız postmoda'ya tıklayın. yok eğer merak etmiyosanız tıklamayın. hatta ne haliniz varsa görün! daha önce çeşitli sebepler ile tıklamış olanlar "of pof yine mi" yapmasınlar. biraz hoşgörülü olsunlar. biz de bi pazarlama faaliyeti yapıcaz herhalde diil mi? burada ot ot takılmıycaz!! çekinmeyin işaret parmağınzı çalıştırın :)
7.10.09
BİR OFİSİN ISSIZ HALİ
istanbul dışında bir diyarda, kimsenin kalmadığı büyük ofiste tek başıma çalışıyorum. hava karardı. duyduğuM tek ses kendi çıkardığım ses. tıkır tıkır klavye, bileğimdeki bileziğin masaya vuruşu, göz kapaklarım... tuvalete gitmem lazım. ayağa kalkıyorum. dum dum dum dum topuk seslerim (amma da parke yapmışlar be kardeşim). tuvaletin ışığına dokunuyorum, ama her zaman kilitlediğim kapısını bu sefer kilitlemiyorum. sanki içeride kilitli kalma ihtimalim var gibi... elimi yıkarken arkamda birisi var gibi geliyor. elimi kurulamadan dışarı çıkıyorum. dum dum dum, parkelerden geri yürüyorum. bu strese hiç gerek yok. hemen çıkmalıyım. ilerleyen saatlerde ruhlar gelicek. belli oldu. eski amerikalı öğretmenlerin ruhlarııııııııııııııııı. BÖÖÖÖHHH!!! annneeeeeeee..
6.10.09
may your mind be wide open
may your heart beat strong
may your mind set you free
may your heart lead you on
may your heart beat strong
may your mind set you free
may your heart lead you on
neymiş sevgili dünyalılar, mantık ile duygu hep birlikte, koordineli, paslaşarak, gerekiyor ise diz dize omuz omuza hareket edeceklermiş. mantık ya da duygu birbirini sindirmeye çalışmayacakmış. ne o öyle duyguları bastırmaya çalışmalar ya da duygularını zıvanadan çıkarıp mantığını evde bırakmalar. yok olmayacak öyle. ikisinden de azar azar idare edip gidecez. sonunda vals var bunun. ikisi vals yapacak. james.
no woman, no cry
işte yine feci bir ülke haberi- ülke puanı (show tv deki striptizli günlere hello)- daha geldi. birleşmiş milletlerin yaptığı "cinsiyete dayalı gelişme endeksi" araştırmasında- ki bu endeks kadınların toplumsal hayata aktif katılımını ölçüyor- 109 ülke içinde bizim köy kaçıncı olmuş dersiniz? tam tamınaaaa yüüüüüüüüüz biiiiiiiiiirrrrrrrrr... yani 101. , güzel sayı değil mi? havalı, böyle çok çok! peki bizim yanıbaşımızda hangi köycükler var? pakistan, azerbeycan, tongaaaaaaaa, İRAN, fas, cezair, suudi arabistan, mısır, bagladeş, yemen. this completes the results of the un.. good night TURKEY!!
ee ne diosunuz? biz hala buralarda kendi postmodern hayatlarımızı yaşaya duralım demek ki bizim gibi yaşamayan 65 milyon insan var (attım tabii belki de 68 milyon)!!! ben daha dün size dedim, bizim adımız mısır olsa valla herkes daha rahat edicek. bizi de avrupa ya sürerler belki. ohh gel keyfim gel!!
şimdi hani bizim sidik yarışı yaptığımız, denize çatır çatır döktüğümüz yunanistan kaçıncı sırada? sadece 28. küçücük bir sayı. kesin onlar BM'ye rüşvet vermiştir di mi? lobi yapmıştır, adilik yapmıştır, çirkeflik yapmıştır... yapmıştır da yapmıştır! bizden sadece bir deniz uzaktalar, çoğu bizim buralardan göçmüş, ama şu an 7 kadın bakan adayları var. peki yunanistan ile bizim aramızda 1 fark söyleyin. sadece 1 fark. herşeyi değiştiren. çekinmeyin söyleyin...
olay budur. "hayır kadınım ağlama" mı deriz, "kadın yok, ağlamak yok" mu deriz, galiba hiç fark etmez!!
not: bu endekste isveç 1. , britanya 15. sırada.
haberin detayı için buraya tık tık.
ee ne diosunuz? biz hala buralarda kendi postmodern hayatlarımızı yaşaya duralım demek ki bizim gibi yaşamayan 65 milyon insan var (attım tabii belki de 68 milyon)!!! ben daha dün size dedim, bizim adımız mısır olsa valla herkes daha rahat edicek. bizi de avrupa ya sürerler belki. ohh gel keyfim gel!!
şimdi hani bizim sidik yarışı yaptığımız, denize çatır çatır döktüğümüz yunanistan kaçıncı sırada? sadece 28. küçücük bir sayı. kesin onlar BM'ye rüşvet vermiştir di mi? lobi yapmıştır, adilik yapmıştır, çirkeflik yapmıştır... yapmıştır da yapmıştır! bizden sadece bir deniz uzaktalar, çoğu bizim buralardan göçmüş, ama şu an 7 kadın bakan adayları var. peki yunanistan ile bizim aramızda 1 fark söyleyin. sadece 1 fark. herşeyi değiştiren. çekinmeyin söyleyin...
olay budur. "hayır kadınım ağlama" mı deriz, "kadın yok, ağlamak yok" mu deriz, galiba hiç fark etmez!!
not: bu endekste isveç 1. , britanya 15. sırada.
haberin detayı için buraya tık tık.
5.10.09
he was born in- new jersey- the usa







yakışıklı patronun 60 yaş kutlamaları çerçevesinde londra daki snap sanat galerisi bir sergi düzenlemiş. sergide bruce'un 1975 yılında çıkmış olduğu "born to run" turunun fotoğrafçı Barbara Pyle tarafından çekilen fotoğrafları ve geçmişten bugüne 7 fotoğrafçı tarafından çekilen bruce fotoları yer alıyor. işşte şuracıkta detayları da var.
ne kadar yakışıklı ve umarsız ve saf ve mütevaziler diil mi? özellikle kasket olayı tuz biber olmuş :)
4.10.09
sahaf abiler
içinde fingirdediğimiz bu günlerde taksim deki gizli bahçe "gezi parkı"nın bir köşesinde sahaflar toplaştı ve bizlere toplu bir selam geçişi yapıyorlar. benim sahaflar ile ilgili özel bir anım şimdiye kadar olmadı. genelde çağdaş edebiyatı takip ettiğim için eski kitapları ya da belgeleri pek bilemedim. ama yine de dün bu etkinliğe bir göz atmadan da geçmedim. öncelikle oldukça çok sahafın katıldığı bir geçit olmuş ama sanki biraz sembolik bir katılım gibi çünkü az sayıda kitap var standlarda...
bunun dışında sahaf kişilerin çoğu koca sakallı, şöyle kelli felli, oturaklı, at kuyruklu entel dantel abiler. yani onların yanına gidip de bir kitap sorsam küçülür de küçülür minniminnnacık bir hale gelirim, bu sebeple hiç bulaşmadım hatta göz göze bile gelmedim. sanki gözlerim karşılaşsa bana "seni sefil insan, sen kitaptan ne anlarsın. hıh" diycekler gibi geldi.
diğer bir sahaf kişiler grubu ise sanki sokakta yürürlerken birden yolda bir kitap grubu bulmuşlar ve onları limon sanmışlar ve buraya satmaya gelmişler gibi... onlarında kitap dünyasından haberi yok sanki. ama tabii ben hiçbiri ile yakın temas kurmadığımdan bunlar sadece fiziksel görünüm analizi olmaktan öteye geçemez.
bir de, hepimizin bildiği gibi, bizim toplum ilginç bi toplum. her türlü etkinliğin yanı başına sunii çim halı döşeyip, çirkin mi çirkin "armut minder" tabir edilen yastıkları yerlere koyarak nargile satma konusunda acayip kabiliyetliler. hemen buraya da döşemişler düzeni!!! düşünüyorum da bize avrupa modeli filan beyhudeee, mısır modeli şahanee!!!
not: allahım allahım eğer bi gün gerçekten - bir mısır olsun, bir tunus olsun ne bileyim bir fas olsun- bu modeller bu topraklara gelecekse, bizi buraya göndererek şaka yaptığını sööle olur mu? hepimiz derin bir nefes alıp yerlere yatarak kahkahalarla gülelim.. ohhh beeee diyelim!!
bunun dışında sahaf kişilerin çoğu koca sakallı, şöyle kelli felli, oturaklı, at kuyruklu entel dantel abiler. yani onların yanına gidip de bir kitap sorsam küçülür de küçülür minniminnnacık bir hale gelirim, bu sebeple hiç bulaşmadım hatta göz göze bile gelmedim. sanki gözlerim karşılaşsa bana "seni sefil insan, sen kitaptan ne anlarsın. hıh" diycekler gibi geldi.
diğer bir sahaf kişiler grubu ise sanki sokakta yürürlerken birden yolda bir kitap grubu bulmuşlar ve onları limon sanmışlar ve buraya satmaya gelmişler gibi... onlarında kitap dünyasından haberi yok sanki. ama tabii ben hiçbiri ile yakın temas kurmadığımdan bunlar sadece fiziksel görünüm analizi olmaktan öteye geçemez.
bir de, hepimizin bildiği gibi, bizim toplum ilginç bi toplum. her türlü etkinliğin yanı başına sunii çim halı döşeyip, çirkin mi çirkin "armut minder" tabir edilen yastıkları yerlere koyarak nargile satma konusunda acayip kabiliyetliler. hemen buraya da döşemişler düzeni!!! düşünüyorum da bize avrupa modeli filan beyhudeee, mısır modeli şahanee!!!
not: allahım allahım eğer bi gün gerçekten - bir mısır olsun, bir tunus olsun ne bileyim bir fas olsun- bu modeller bu topraklara gelecekse, bizi buraya göndererek şaka yaptığını sööle olur mu? hepimiz derin bir nefes alıp yerlere yatarak kahkahalarla gülelim.. ohhh beeee diyelim!!
3.10.09
süper haber
ülkemizin nadide havayolu şirketi thy kasım dan itibaren sabiha gökçen den de uzak diyarlara uçuyormuş. tabii hemen kurban bayramında yapılması planlanan londra seyahati için bilet araştırmasına girildi. bu sayede de öğrenildi ki stansted den 22.45 de dönüş vaaaaaaaar. yehuuuuuuuuuuu. bunun nesi süper haber derseniz, cevap da şudur; atatürk havalimanına dönen londra uçakları en geç 16 10'du ki bu bütün günün ölmesi demek idi. şimdi ise akşama kadar sokaklarda finklemek için zamanımız var. keşke ekim de de bu tarife olsaydı be yaaa!! malum 29 ekim tatili neyin de var. sizin ilgilendiğiniz başka diyarlar varsa onlar için sabiha gökçen tarifelerine bakınız, belki size de çıkar, kim bilebilir?
not: benden önce bu haberi duyan tezcanlı kişiler sayesinde sabiha gökçen biletleri almış başını gitmiş!! peh
not: benden önce bu haberi duyan tezcanlı kişiler sayesinde sabiha gökçen biletleri almış başını gitmiş!! peh
1.10.09
3 Ekim Cumartesi 28 (açık güneşli) - 4 Ekim Pazar 22 (sağnak yağışlı)
devletimizin meteoroloji işleri müdürlüğüne inanıyor musunuz? o zaman bu hafta sonu;
cumartesi:
kızlar: sandalet, şort ya da çorapsız mini etek, bir t shirt, fön çektirilebilir
erkekler: şort, lastik pabuç, t shirt
mekanlar: avrupa yakasındakiler kendi yakalarında, anadolu yakasındakiler kendi yakalarında deniz kıyısı-boğaz kıyısı gezinme, denizdeki balonlara ateş etme, çay yudumlama, öpüşme, tekne gezisi, vapur yolculuğu, park bahçeler müdürlüğüne bağlı parklarda ve beltaşa(neydi bu nadide kurumun adı) bağlı alkolsüz mesire yerlerinde aylak aylak ayak sürtme (aman görevlilere dikkat, samimi pozlarda yakalanırsanız uyarıyı yersiniz!)
pazar:
kızlar: kapalı ayakkabı (çoraba gerek yok), pantolon, t-shirt/ sweat shirt, yağmurluk, şemsiye (fön çektirmeyin bozulur!)
erkekler: pantolon, lastik pabuç (deri olmasına dikkat edin çin kesi giymeyin), t shirt, yağmurluk (şemsiye almayın erkeklere yakışmıyor)
mekanlar: ev, arkadaş ziyareti, sinema, pub (keşke olsaydı), arabanızın içinde yolculuk, anadolu-avrupa yakası değişimi yapılabilir, sergi- bienal ve türevleri, varsa spor musabakaları, yoksa kendi aranızda spor.
oki mi? bakın ne güzel bir şehirde yaşıyoruz, bırakın 4 mevsimi görmeyi hafta sonunda dahi 1 gün yaz bir gün sonbahar. sen bizi seviyosun belli ki, valla da seviyosun billa da seviyosun !!!
cumartesi:
kızlar: sandalet, şort ya da çorapsız mini etek, bir t shirt, fön çektirilebilir
erkekler: şort, lastik pabuç, t shirt
mekanlar: avrupa yakasındakiler kendi yakalarında, anadolu yakasındakiler kendi yakalarında deniz kıyısı-boğaz kıyısı gezinme, denizdeki balonlara ateş etme, çay yudumlama, öpüşme, tekne gezisi, vapur yolculuğu, park bahçeler müdürlüğüne bağlı parklarda ve beltaşa(neydi bu nadide kurumun adı) bağlı alkolsüz mesire yerlerinde aylak aylak ayak sürtme (aman görevlilere dikkat, samimi pozlarda yakalanırsanız uyarıyı yersiniz!)
pazar:
kızlar: kapalı ayakkabı (çoraba gerek yok), pantolon, t-shirt/ sweat shirt, yağmurluk, şemsiye (fön çektirmeyin bozulur!)
erkekler: pantolon, lastik pabuç (deri olmasına dikkat edin çin kesi giymeyin), t shirt, yağmurluk (şemsiye almayın erkeklere yakışmıyor)
mekanlar: ev, arkadaş ziyareti, sinema, pub (keşke olsaydı), arabanızın içinde yolculuk, anadolu-avrupa yakası değişimi yapılabilir, sergi- bienal ve türevleri, varsa spor musabakaları, yoksa kendi aranızda spor.
oki mi? bakın ne güzel bir şehirde yaşıyoruz, bırakın 4 mevsimi görmeyi hafta sonunda dahi 1 gün yaz bir gün sonbahar. sen bizi seviyosun belli ki, valla da seviyosun billa da seviyosun !!!
30.9.09
EKİM AYINDA AKSİYON ÜSTÜNE AKSİYON!!
evet istanbul da yaşayan sevgili gezegen sakinleri, sonbahar ın şehrimize teşrifi ile birlikte, okullar açıldı, trafik canavarları çoğaldı, toplumda ne giyeceğini bilemeyen, bu sebeple hem bu havada ugggg botlara başvuran, çizmelerini ayağına çeken, hem de halen çorapsız etek giyen ya da yazlık elbiseleri ile dolaşan gezegenli karışıklığı baş gösterdi. bunların yanı sıra aksiyon üzerine aksiyon, etkinlik üzerine etkinlik bastı üzerimize ve ben de işte şuracığa ekim ayında neler yapılabilir, maratonla başlayıp, yavaş yürüyüşe nasıl geçilir sizlere bunlardan bahsetmek istiyorum. tam da isabet oldu ki bugün eylül ün son günü yani yarın ekim'e yeni bir başlangıç yapabilirsiniz.
1- bach istanbul: klasik müzik sever misiniz? ben pek de yakın değilim ama bach istanbul etkinliğinde beni çeken 2 şey var; biri mekanlar yani saint antuan klisesi ve sirkeci garı! sirkeci garında bach'ın jazz ile yorumlanmasını seyredebilir, st antuan da ise damardan klasik müzik alabiliriz. detaylı info isterseniz şuraya basın. ikincisi ise poster tasarımı... son günlerde gördüğüm en güzel görsel bu diye düşünüyorum. her harfte mekanlara ilişkin bir özellik var. bunun dışında renkler çok guzel. yani hiç gideceğim yoksa bile poster tasarımı sebebi ile bile gidebilirim!!
2- old seed& plak partisi&başka güzel şeyler: her ay arkaoda ve bant işbirliği ile düzenlenen bu etkinlik kadıköy camiasının entellektüel kişilikleri ve plak piyasası ve ilüstratörler ve kızlar ve erkeklerin katılımı ile gerçekleşiyor, günün sonunda da nadide ve de mütevaziiii müzisyenler müzik neyin yapıyor. bu sefer oldseed. ben hiç gittim mi? yok gitmedim, ama niyetim var. iyi niyetim var. 4 ekim pazar için çok iyi niyetliyim

3-11.istanbul bienali: "insan neyle yaşar?" sorusu çerçevesinde sanat yaşamımıza katkıda bulunan bienalimiz son sürat devam ediyor. eğer siyasi içeriklere ilginiz var ise mutlaka gidiniz. otoriteler tarafından başarılı bir bienal olduğu söyleniyor. işte daha fazla yüklenmek için şuraya çıt çıt yapın.
4- andy votel dj set: işte bir diğer güzide etkinlik de akbank jazzzzz festivali. ben jazzzz dinler miyim? yok onu da pek dinlemem, bu sebeple bu etkinlik çerçevesinde katılmayı düşündüğüm az sayıda konser içerisinde işte andy votel var. kendisi 17 ekim de babylon da. dediklerine göre zıp zıp zıplayıp, eğlenmekten yerlere yatıp, zevkten kendimizi duvarlara çarpıcakmışız. hayırlısı olsun. akbank jazz fest için de en iyisi buraya yumuşakça dokunun. jazzzzzz hoyratlığa gelmez.. yani herhalde.. valla ben de bilemiyorum.. ööle olsa gerek!

5- filmekimi: illaaaa da "ben filmi festivalde seyrederim kardeşim" diyorsanız işte bulunmaz bir film festivali!!! ben senelerdir ucundan kıyısından bulaşıyorum. filmekiminin de şöyle bir güzelliği var ki, sonbahar da beyoğlunda dolaşma fırsatı ve yeme de yanında yat cinsinden güzel filmler seyretme fırsatı veriyor. bu festivale gidenler bazıları tarafından feciii şekilde eleştirilip hırpalanıyor. amaaaaaaaaaan şu kısa ömrümüzde bir de bu eleştirilere mi kulak asacağız. gideriz filmekimimize kime ne?? fimekiminde dikiş dikmek için de şu pedala basın.
6- yüksel arslan retrospektifi: bienale eş etkinikler çerçevesinde en başarılı bulunan ve en
çok ses getiren sergi işte yüksel arslan sergisi. muhakkak gidiniz. bohem bir türk sanatçısının iç dünyasını keşfediniz. penisler, vajinalar, fallik objeler, masturbasyon çılgınlığı, çiş-kan-yumurta akı- vb malzemelerden yapılmış boyalar, siyaset, politika, ortaçağ, mağara resimleri.... bakın gidin diye nasıl da ilginç konulara parmak bastım :) hihihi... gidin gidin gerçekten, hem santral istanbul harika bir mekan, hem de sergi çok başarılı bri sergi :) bu sergi için ise şu adreste dolaşıverin.
işte durum budur. bu arda bir de trip yaptık mıydı keyfimiz keka!! (keka da ne demekse). "kuzum, bu ne küçük entellektüel burjuva tribi böyle" derseniz, valla işte böyle, napıcaksınız küçük dünyamızda kendimizi eğliyoruz. bu vesile ile filmekiminde michael moore'nin kapitalizm:bir aşk hikayesi filmine gidip bir bakayım ne durumdayım:) herkese mutlu, umutlu, bol müzikli, ateşli, çılgın bir ekim olsun. aa bitmek bilmedim. çenem. düştü.
1- bach istanbul: klasik müzik sever misiniz? ben pek de yakın değilim ama bach istanbul etkinliğinde beni çeken 2 şey var; biri mekanlar yani saint antuan klisesi ve sirkeci garı! sirkeci garında bach'ın jazz ile yorumlanmasını seyredebilir, st antuan da ise damardan klasik müzik alabiliriz. detaylı info isterseniz şuraya basın. ikincisi ise poster tasarımı... son günlerde gördüğüm en güzel görsel bu diye düşünüyorum. her harfte mekanlara ilişkin bir özellik var. bunun dışında renkler çok guzel. yani hiç gideceğim yoksa bile poster tasarımı sebebi ile bile gidebilirim!!
2- old seed& plak partisi&başka güzel şeyler: her ay arkaoda ve bant işbirliği ile düzenlenen bu etkinlik kadıköy camiasının entellektüel kişilikleri ve plak piyasası ve ilüstratörler ve kızlar ve erkeklerin katılımı ile gerçekleşiyor, günün sonunda da nadide ve de mütevaziiii müzisyenler müzik neyin yapıyor. bu sefer oldseed. ben hiç gittim mi? yok gitmedim, ama niyetim var. iyi niyetim var. 4 ekim pazar için çok iyi niyetliyim
3-11.istanbul bienali: "insan neyle yaşar?" sorusu çerçevesinde sanat yaşamımıza katkıda bulunan bienalimiz son sürat devam ediyor. eğer siyasi içeriklere ilginiz var ise mutlaka gidiniz. otoriteler tarafından başarılı bir bienal olduğu söyleniyor. işte daha fazla yüklenmek için şuraya çıt çıt yapın.
4- andy votel dj set: işte bir diğer güzide etkinlik de akbank jazzzzz festivali. ben jazzzz dinler miyim? yok onu da pek dinlemem, bu sebeple bu etkinlik çerçevesinde katılmayı düşündüğüm az sayıda konser içerisinde işte andy votel var. kendisi 17 ekim de babylon da. dediklerine göre zıp zıp zıplayıp, eğlenmekten yerlere yatıp, zevkten kendimizi duvarlara çarpıcakmışız. hayırlısı olsun. akbank jazz fest için de en iyisi buraya yumuşakça dokunun. jazzzzzz hoyratlığa gelmez.. yani herhalde.. valla ben de bilemiyorum.. ööle olsa gerek!
5- filmekimi: illaaaa da "ben filmi festivalde seyrederim kardeşim" diyorsanız işte bulunmaz bir film festivali!!! ben senelerdir ucundan kıyısından bulaşıyorum. filmekiminin de şöyle bir güzelliği var ki, sonbahar da beyoğlunda dolaşma fırsatı ve yeme de yanında yat cinsinden güzel filmler seyretme fırsatı veriyor. bu festivale gidenler bazıları tarafından feciii şekilde eleştirilip hırpalanıyor. amaaaaaaaaaan şu kısa ömrümüzde bir de bu eleştirilere mi kulak asacağız. gideriz filmekimimize kime ne?? fimekiminde dikiş dikmek için de şu pedala basın.
6- yüksel arslan retrospektifi: bienale eş etkinikler çerçevesinde en başarılı bulunan ve en
çok ses getiren sergi işte yüksel arslan sergisi. muhakkak gidiniz. bohem bir türk sanatçısının iç dünyasını keşfediniz. penisler, vajinalar, fallik objeler, masturbasyon çılgınlığı, çiş-kan-yumurta akı- vb malzemelerden yapılmış boyalar, siyaset, politika, ortaçağ, mağara resimleri.... bakın gidin diye nasıl da ilginç konulara parmak bastım :) hihihi... gidin gidin gerçekten, hem santral istanbul harika bir mekan, hem de sergi çok başarılı bri sergi :) bu sergi için ise şu adreste dolaşıverin. işte durum budur. bu arda bir de trip yaptık mıydı keyfimiz keka!! (keka da ne demekse). "kuzum, bu ne küçük entellektüel burjuva tribi böyle" derseniz, valla işte böyle, napıcaksınız küçük dünyamızda kendimizi eğliyoruz. bu vesile ile filmekiminde michael moore'nin kapitalizm:bir aşk hikayesi filmine gidip bir bakayım ne durumdayım:) herkese mutlu, umutlu, bol müzikli, ateşli, çılgın bir ekim olsun. aa bitmek bilmedim. çenem. düştü.
29.9.09
NME'NİN BU HAFTA İÇİN SEÇTİĞİ İLK 10 ŞARKIDAN 2 Sİİ
YUMURTA DOĞURAN KADIN!! ilginç bir klip seyretmek isterseniz bunu seyredebilirsiniz!! yeni transferimiz kate le bon.
YAŞLANMAYAN TÜRK DOSTLARI!! bana her zamanki gibi geldi, namı değer eko ve de bannymen...
Echo and the Bunnymen - Think I Need It Too by nmemagazine
Cate Le Bon 'Hollow Trees House Hounds' from casey raymond on Vimeo.
YAŞLANMAYAN TÜRK DOSTLARI!! bana her zamanki gibi geldi, namı değer eko ve de bannymen...
Echo and the Bunnymen - Think I Need It Too by nmemagazine
vitrin mankenlerinin omuzlarındaki büyük yük ve sorumluluk!
şu manzaraya hiç rastladınız mı, hani bir takım eczane ya da ortopedik ürün satan dükkanların önünde, tekerlekli sandalyeye oturtulmuş bir vitrin mankeni, bu mankenin kolunda sargı, bacağında dizlik, belinde korse, boynunda boyunluk, başında başlık, dişinde protez, parmağında sargı, gözünde gözlük! yani ful sakat bir vitrin mankeni. bu mankenin üzerindeki yükü bir düşünün. tüm ürünleri aynı anda sergilemek ve göstermek durumunda. yahu yazık değil mi bu mankenciğe? ayrıca dükkanın önünde ya da vitrinde bu halde bir manken görmek ile korku filminde zombi görmek arasında ne fark var? buradan yetkililere sesleniyorum, lütfen vitrin mankenlerinin omuzlarındaki yükü hafifletin. ne bileyimi her gün en fazla 2 aparat takılacak diye bir kural koyun!
indis, the vitrin mankenlerini koruma kollama kolu başkanı!
not: caddebostan daki eczane, bak seni de uyarıyorum! yürüyüş yolumun üzerinden ful sakat mankenini kaldırıver ya da rüyalarımdan uzak tuuuuuuuuut!!
not1: allahım allahım burada saçmalamak bedava ya, bayılıyorum ayol..
indis, the vitrin mankenlerini koruma kollama kolu başkanı!
not: caddebostan daki eczane, bak seni de uyarıyorum! yürüyüş yolumun üzerinden ful sakat mankenini kaldırıver ya da rüyalarımdan uzak tuuuuuuuuut!!
not1: allahım allahım burada saçmalamak bedava ya, bayılıyorum ayol..
27.9.09
babylon dergi; müzik dergisi mi, mekanın dergisi mi?
bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi dergi dünyamız bu ay yeni bir dergi kazandı; babylon dergi no 1 sonbahar. dergi çıkmadan önce sesi geldiğinden ben de 1 adet kopya edinmek için sabırsızlanıyordum. sonra edindim ve bu yarı yağmurlu istanbul gününde de göz atma fırsatım oldu.
bir kere babylon ve pozitif ekibi bence müthişler. hem istanbul hem de türkiye için ufkumuzu açan, bir sürü müzisyeni canlı seyretmemizi sağlayan başarılı ve gerçekten müziğe gönül vermiş insanlar olduklarını düşünüyorum. hatta pozitif'de çalışmak da hep benim hayallerimden biri olmuştur- hiç bir atılım yaptın mı derseniz ben de hayır derim.
ancaaaaaaaaaaak.. şimdi ben bu derginin çıkacağını duyunca, hem de bant ekibinin bu işi üstlendiğini de duyunca pek bir hoşuma gitmişti. yeni bir müzik dergisi aman da aman demiştim. fakat görüyorum ki aslında bu dergi daha çok babylon'un etkinlikleri üzerine kurulu bir dergi. arasıra sanki mekanın bir reklamı, tanıtımı filan gibi düşüncelerim de ağır basmadı diil. e ama tabii ki de öyle olucak kızım, ne olacaktı adı üstünde babylon dergi diyebilirsiniz, ben de yaa evet aslında öyle gerçekten derim. böylece dergiyi olduğu şekilde kabulleniriz. bu arada derginin içinden 5 tl'lik kupon çıkıyor, bunu da babylondan yapacağınız herhangi bir alışverişten düşebiliyorsunuz. bir nevi dergi parasını çıkarma ihtimaliniz var, bu da iyi bi şi...
ve fakaaaaaaaaaat bir de ne var? derginin dağıtımı konusu. dergi sadece belli noktalardan satışa sunuldu. mesela remzi kitabevi, mesela robinson kitabevi, mesela istanbul modern. başka yerlerde var ama ben şimdi unuttum. epi topu 12 nokta galiba. bu noktalardan pek hoşlanmadım. bana çok elitist bir yaklaşımla belirlenmiş gibi geldi. hep o "beyaz türkler"in gittiği yerler. galiba babylon a gidenleri hedef kitle seçmişler, genel olarak babylona gitmeyen müzik severler ise derginin ayağına gitmek durumunda.
tabii ki bunların hepsi tercih meselesi isteyen istediği şeyi istediği yerde satar ama maalesef bence burada sorun şu. bizim ülkede o kadar az müzik dergisi çıkıyor ki çıkanlar da herkese mal olsun istiyoruz ve o kadar az bu tür organizasyon var ki yaptıkları şeyler fazlasıyla göz önünde oluyor ve o kadar az bu işlere gönül vermiş insan var ki ben de her şeye rağmen onları tebrik edip aman noolur pes etmeyin, devam edin diyerek tahtaya vuruyorum!
bir kere babylon ve pozitif ekibi bence müthişler. hem istanbul hem de türkiye için ufkumuzu açan, bir sürü müzisyeni canlı seyretmemizi sağlayan başarılı ve gerçekten müziğe gönül vermiş insanlar olduklarını düşünüyorum. hatta pozitif'de çalışmak da hep benim hayallerimden biri olmuştur- hiç bir atılım yaptın mı derseniz ben de hayır derim.
ancaaaaaaaaaaak.. şimdi ben bu derginin çıkacağını duyunca, hem de bant ekibinin bu işi üstlendiğini de duyunca pek bir hoşuma gitmişti. yeni bir müzik dergisi aman da aman demiştim. fakat görüyorum ki aslında bu dergi daha çok babylon'un etkinlikleri üzerine kurulu bir dergi. arasıra sanki mekanın bir reklamı, tanıtımı filan gibi düşüncelerim de ağır basmadı diil. e ama tabii ki de öyle olucak kızım, ne olacaktı adı üstünde babylon dergi diyebilirsiniz, ben de yaa evet aslında öyle gerçekten derim. böylece dergiyi olduğu şekilde kabulleniriz. bu arada derginin içinden 5 tl'lik kupon çıkıyor, bunu da babylondan yapacağınız herhangi bir alışverişten düşebiliyorsunuz. bir nevi dergi parasını çıkarma ihtimaliniz var, bu da iyi bi şi...
ve fakaaaaaaaaaat bir de ne var? derginin dağıtımı konusu. dergi sadece belli noktalardan satışa sunuldu. mesela remzi kitabevi, mesela robinson kitabevi, mesela istanbul modern. başka yerlerde var ama ben şimdi unuttum. epi topu 12 nokta galiba. bu noktalardan pek hoşlanmadım. bana çok elitist bir yaklaşımla belirlenmiş gibi geldi. hep o "beyaz türkler"in gittiği yerler. galiba babylon a gidenleri hedef kitle seçmişler, genel olarak babylona gitmeyen müzik severler ise derginin ayağına gitmek durumunda.
tabii ki bunların hepsi tercih meselesi isteyen istediği şeyi istediği yerde satar ama maalesef bence burada sorun şu. bizim ülkede o kadar az müzik dergisi çıkıyor ki çıkanlar da herkese mal olsun istiyoruz ve o kadar az bu tür organizasyon var ki yaptıkları şeyler fazlasıyla göz önünde oluyor ve o kadar az bu işlere gönül vermiş insan var ki ben de her şeye rağmen onları tebrik edip aman noolur pes etmeyin, devam edin diyerek tahtaya vuruyorum!
cumartesi notları ya da herhangi bir gün
* o kadar tezcanlıyım ki kırmızı ojelerin kurumasını bekleyecek kadar dahi sabrım yok.
* 5 yıldır görmediğiniz birisini aynı gün istanbul modern de ve akşamına bahariye de görme ihtimaliniz nedir?
* sarkis sergisini hiç anlamamış olan 6 kişinin müze retoranında parfeden bahsetmesi normal değil midir?
* pişkinlik, duyarsızlık, samimiyetsizlik eğer ruhunuza işlemiş ise- uyuşturucu misali - bundan kurtulmanız mümkün değildir. hatta bunlar sizi o kadar hapseder ki sonunda elinizdeki her şeyi kaybedersiniz. bu insanlar ümitsiz bir vakkaaalardır.
* eski dostlar ile karşılaşıp gece yarısına kadar sohbet etmek bana çok iyi geliyor. bir geçmişim olduğunu hatırlıyorum.
* her zaman beni gerçekten seven insanlarla birlikte olmalıyım, bu benim enerjimin de süper eğlenceli ve olumlu bir moda geçmesine sebep oluyor.
* moda çok güzel bir yer.
* 5 yıldır görmediğiniz birisini aynı gün istanbul modern de ve akşamına bahariye de görme ihtimaliniz nedir?
* sarkis sergisini hiç anlamamış olan 6 kişinin müze retoranında parfeden bahsetmesi normal değil midir?
* pişkinlik, duyarsızlık, samimiyetsizlik eğer ruhunuza işlemiş ise- uyuşturucu misali - bundan kurtulmanız mümkün değildir. hatta bunlar sizi o kadar hapseder ki sonunda elinizdeki her şeyi kaybedersiniz. bu insanlar ümitsiz bir vakkaaalardır.
* eski dostlar ile karşılaşıp gece yarısına kadar sohbet etmek bana çok iyi geliyor. bir geçmişim olduğunu hatırlıyorum.
* her zaman beni gerçekten seven insanlarla birlikte olmalıyım, bu benim enerjimin de süper eğlenceli ve olumlu bir moda geçmesine sebep oluyor.
* moda çok güzel bir yer.
25.9.09
alman hastanesi
hiç sıraselvilerdeki alman hastanesine gittiniz mi? ben hayatımda ilk kez bu akşam bir arkadaşımı ziyaret gittim. aman allahım nasıl bir yer orası? büyük londra oteli halt etmiş yanında. oymalı kakmalı koltuklar, asma tavanlar, aynalar, süsler.. "kitsch" nedir diye sorana "alman hastanesidir" derim terddütsüz. bir de akşam vakti içeriği bir ışıklandırmışlar sormayın gitsin, yanımdaki erkek kişi aynı geneleve benzediğini söyledi. loş atmosfer içinde mavi yandan gömmeli ışıklar. kaç hasta yatıyor bu akşam dedik 23 dediler. az bulduk bu sayıyı ve hastanenin baştan aşağı değişime kucak açması gerektiğine karar verdik.
Subscribe to:
Posts (Atom)

