dün yaptığımız bir kız grubu konuşmasında türkiye de erkeklerin sarı saçlı her kıza baktığı konuşuldu. her kız demek güzel, az güzel, küçük, büyük kızlar. dikkatimi çeken başka bir şey ise genelde anne diyeceğimiz yani annemizin yaşındaki çoğu kadının (55-70 aralığı filan gibi) sarı saçlı olması. bizim ülkede sarı saç durumları sosyologlar tarafından irdelenesi bir durum sanki... yalnız şunu söylemeliyim ki sarı saç herkese yakışmıyor sevgili sarışınlar! neden kendi saçınızın doğal rengini beğenemiyorsunuz bir türlü? bu durumun tam tersine, benim gördüğüm kadarı ile türk kızlarının sarışın erkeklerden çok esmer ya da kumral erkeklere ilgisi var. bu da bizlerin elimizdekilere razı olup, onlarla mutlu olduğumuzu gösteriyor!!!!
geyiğin sonu yok!
parasol'e özel arama kutusu
9.7.09
JİNEKOLOG OLMAK
bugün ki oturumumuzda son derece ilginç bir konu ve aynı zamanda da tıbbın bir dalı olan jinekolojiyi irdeliyeceğiz. daha doğrusu sorumuz jinekolog olmak nasıl bir şeydir? bence feci şekilde garip bir şeydir. kadın jinekolog olmak da ilginçtir, erkek jinekolog olmak da... bir de erkek jinekoloğun erkek arkadaşı olma konusu var ki, o daha da ilginç bir şeydir. bence o arkadaş hayatı boyunca jenekolog arkadaşını kıskanır, ondan hikayeler dinlemek ister, onu gözünde yüceltir, ona sürekli sorular sorar. halbuki bence jinekolog olmak öyle özenilecek bir şey değildir. sabah akşam kadın hastalıkları ve bu hastalıkların bağlı olduğu mecralar ile ilgilenmek yer yer sıkıcı yer yer bıktırıcıdır. hele bir de erkek jinekoloğun karısı olmak nasıldır? kıskanç mıdır bu kadın? sürekli başka kadınlar ile mukayese mi ediliyordur? kocası ile fiziksel münasebeti iyi midir? (bana pek iyidir gibi gelmiyor). bir de kadın jinekolog olmak var, o da garip- o da çok sıkıcı. tabii ben burada tüm düşüncelerimi detaylı olarak yazamayacağım ama siz düşünün oldukça garip durumlar olduğunu hayalinizde kurarsınız artık (tabii eğer düşünmek isterseniz, bu konunun saçma olduğunu da düşünebilirsiniz). ingilizce de bizarre diye bir kelime var ya tuhaf-garip anlamında ben bayılıyorum bu kelimeye, fonetik olarak tam da anlamı gibi diye düşünüyorum. konuya dönersek bence tüm doktorlar gibi jinekologlar da otomatiğe bağlamış durumda ve artık önlerine ne gelirse bakıp geçiyorlar, bir meslek gurubu daha var böyle önlerine ne gelirse kıyan, onlar da nikah memurları !!!
8.7.09
bu fotoğrafın güzelliği karşısında ne yapmalıyız? biz de iki davul alıp onun üzerinde amuda mı kalkmalıyız yoksa arctic monkeys in crying lightning single ını mı dinlemeliyiz. yeni albümleri humbug yakında çıkıyor.
7.7.09
BENİM GİBİLER İÇİN KOLAYLIKLARIN ARDI ARKASI KESİLMİYOR
şimdi bu post kimileri için utanç verici olabilir. beni kınayanlar olabilir, ayy ne yüzeysellik diyenler olabilir. göğsümü her türlü eleştiriye gerdim yazıyorum. bazı şeyler vardır ki, onlar için içinizden pratik bir yolun bulunmasını geçirirsiniz. siz içinizden geçirdikçede bu pratik yollar önünüze çıkar (tabii bazen). mesela araç muayenesi için sizin yerinize her şeyi halleden şirketler, vize başvurunuzu sizin adınıza yapan insanlar, siz uçak ile giderken aracınızı tatil yörelerine götüren şoförler, köpeğinizi sizin yerinize gezdiren insanlar, evinizi sizin yerinize temizleyen kadınlar filan falan. işte benim için tam da bunlara benzer bir şey oldu. ben bilinçli bir insan haline geldim geleli -ki çoğu tanıdığımın bu konuda şüphesi var- dünya klasikleri kitaplarını okumuşluğum yok, bundan da üzüntü duyuyorum ama bir türlü de içim almıyor. naapsam naapsam diye dalgakıranın ucundaki kayada otururken birden NTV yayınlarının benim gibi az akıllılar için çıkartmış olduğu "dünya klasiklerinin çizgi roman versiyonu"nu gördüm. hem de sevin okyay çevirmiş. diyorum ki " ee sevin okyay bu taşın altına elini koyduysa, bunları okumak o kadar da utanç verici olmasa gerek" ve 10 tl vererek ediniyorum ilk çizgi romanı. yani macbeth!! biraz da okudum. çizimlerden ötürü bana sanki shakespeare diil de zagor, conan filan okuyorum gibi geldi ama neymiş? bitirdiğimde macbeth de ne anlatıyor olduğunu bilecekmişim. öyle mal mal bakmayacakmışım. işte böyle sevgili dünyalılar. teşekkürler türkiye, teşekkürler neteve.
6.7.09
4444154
bu hattan haberiniz var mı? 4444 154. istanbul daki en iyi dostunuz. arıyorsunuz size nerede nasıl trafik durumları yaşanıyor söylüyorlar. eğer arayanlara ilişkin istatistik tutuyorlarsa şu konuşma sebebi ile;
- trafik kontrol merkezi
-iyi günler hanfendi/beyfendi, bir şey öğrenmek istiyorum, anadolu yakasından avrupa yakasına geçişte köprülerin durumunu öğrenebilir miyim?
- açık/ kapalı/ altunizade den itibaren trafik var (filan falan)
- teşekkerler, kolay gelsin
şimdi ben ne safım. birincisi tabii ki aradıysan bi şey sorucam, sapık gibi susmıycam ama nedense direkt konuya giremiyorum. ikincisi murat kazanasmaz gibi konuşuyorum, teknik ve kalıp halinde, üçüncüsü kolay gelsin lafına hepsi bayılıyor, hemen bir yumuşak iyi günler lafı geliyor.
bir gün bu hattan biri arayıp bana trafik kontrol merkezi plaketi verebilir ya da avrupa yakasına taşınamamı öğütleyebilir. işte böyle. şimdide anadoludan avrupaya geçiş yapıcam. ho hooooyytt..
- trafik kontrol merkezi
-iyi günler hanfendi/beyfendi, bir şey öğrenmek istiyorum, anadolu yakasından avrupa yakasına geçişte köprülerin durumunu öğrenebilir miyim?
- açık/ kapalı/ altunizade den itibaren trafik var (filan falan)
- teşekkerler, kolay gelsin
şimdi ben ne safım. birincisi tabii ki aradıysan bi şey sorucam, sapık gibi susmıycam ama nedense direkt konuya giremiyorum. ikincisi murat kazanasmaz gibi konuşuyorum, teknik ve kalıp halinde, üçüncüsü kolay gelsin lafına hepsi bayılıyor, hemen bir yumuşak iyi günler lafı geliyor.
bir gün bu hattan biri arayıp bana trafik kontrol merkezi plaketi verebilir ya da avrupa yakasına taşınamamı öğütleyebilir. işte böyle. şimdide anadoludan avrupaya geçiş yapıcam. ho hooooyytt..
4.7.09
8 haziran 2001
pulp istanbul a gelip gideli 8 yıl olmuş. ben burada saksı gibi otururken aklıma jarvis düştü. yaa bunlar nasıl oldu da istanbul a geldiler dedim. daha da önemlisi, o akşam ben ve kardeşim tuvalete gitmiştik ve ben işimi bitirip kendisini beklerken jarvis de tuvalete geldi, dibimden geçti, erkekler tuvaletine girdi sonra ben kalakaldım sonra o da işini bitirdi ve yine yanımdan geçti ve ben yine kalakaldım. sonra kardeşim işini bitirdi, sonra ben ona demin jarvis tuvalete geldi çişini yaptı dedim. sonra biz konseri seyrettik. buradaki 2 yanlışı bulun. 1- ben jarvis e "hey jarvis" diyebilirdim, 2- boynuna sarılıp koala takidi yapabilirdim. buradan çıkarılacak hayat dersi geçmişi düzeltemezsiniz sevgili dünyalılar.
joe jackson
bu akşam ki joe jackson konserine gidemiyorum. joe orada söylüyor ben burada yazıyorum. demek ki durumlar hiç iyi değil.
MAYO
ne kadar iyi bakarsanız bakın mayolar eskiyecek sevgili dünyalılar. isterseniz bir deniz tatilinde, yıpranmayı engellemek için, 10 çift bikini 15 adet mayo giyin- ben diyeyim 3 siz diyeyin 2 yaz mevsimi sonunda- mayoların lastikleri olsun, bağcıkları olsun, renkleri olsun eskiyor. bağcıklar lastiksi hallerini unutup sanki kolalı kurdele kıvamına geliyor. renkler canlılığını kaybediyor ve asıl parçalar elastik fazdan uzaklaşıp oranızın buranızın gözükmesine neden oluyor. çok sevdiğim bir bikinimi bu şekilde kaybetmenin üzüntüsü içindeyim.
2.7.09
PEYNİRSİZ SİMİT OLMAZ OLSUN
peynirsiz simit olmaz olsun sevgili dünyalılar! sevgili en sevgili arkadaşım ile simit rejime girmiş bulunuyoruz. bugün "gün3", daha 4 gün var. sevgili en sevgili arkadaşım gayet ince olmasına rağmen bana eşlik etmek ve metabolizma deneyimizi gerçekleştirebilmek için bu rejime beminle birlikte başladı. bu deney için gereken şeyler bir elin 10 parmağı değil 5 parmağı kadar; simit, yeşillik, et, tavuk ve 2 kadın bedeni. düşünün bakın bir daha düşünün, KOCA YEDDDDİİİ GÜÜÜNN ve bu kadarcık malzeme. şimdi siz de içinizden "vaaaaaaaaay" esaslı deneymiş bu cesur kızların yaptığı diyorsunuz değil mi? diyin diyin... ancak deney sırasında bazı problemler yaşıyoruz. 3 gündür 15. simitimizi yediğimizden gözyaşlarımız susam olarak akıyor. bunun dışında her şey yolunda- diyemiycem- AÇIIIIIZ!! peh sayın dünyalılar, herşey bu kadar ilerledi; teknolojiydi, ufoydu, glastonbury di derken neden hala kilo problemi diye bir şey var? arkamızdan oyunlar çeviriyorlar. uzun lafın, küçük diyetin kısası, çok sevdiğim güzelim simit peynirsiz yenmiyormuş, öğlenleri salatalar ton balıksız olmuyormuş !!
1.7.09
KUS KUS
datça daki kargı koyunda 10 tl ye almış olduğum deniz ayakkabılarım ile güneşleniyorum. datça ya gidince aklıma hep eski günler geliyor. eski derken feci eski. 1986- 1995 arası gibi. o zamanlar gençler olarak klan şeklinde dolaşır, datça nın ne kadar can sıkıcı bir yer olduğunu günde 20 kez tekrarlardık. zaten aslında tatilin tadını bile çıkarmaya çalışmıyomuşuz. ben şahsen her akşam en az 2 saat jetonlu telofon başında "çıktığım çocuk" la konuşmaya çalışır. datça daki arkadaşlarıma beni jetonlu telefonun oraya götürmeleri için yalvarırdım, çünkü telefon uzak bir yerdeydi. ne saçmaymış. sonra bir keresinde de aç karnına 2 bira içtim diye bayılmıştım. sonra da ayılmıştım. sonra da bayılmış olmamı hiç önemsememiştim. şimdi bayılsam akşamına emar, tomografi, kan testi hepsini yaptırır 1 hafta acaba neden bayıldım diye düşünürüm. bir de insanlar ne acayip. datça dayken eski günler aklıma geldiği için o zamanlardan çok çok iyi arkadaşım olan birine e-posta gönderdim. "datçadaydım süperdi, hani şöyle yapardık, böyle yapardık, nasılsın? " filan diye, tık yok. herkes selam verip borçlu kalmamak derdinde. geçen gün" güya" yakınımdaki birisine ben tatildeyken benim için bir şey yapmasını istedim. kıyamet koptu. istediğim şeyi aşağılamaktan tutun da bunun yapması ne kadar zor olduğuna dair bir ton da laf işittim. pes dedim doğrusu. ben nelerle uğraşmışım bunca zaman. bu yazının teması ne diye sordum kendi kendime. zihinsel kusma hali olduğuna karar verdim.
GLASTONBURY -2



funda nın yardımı ile bu fotoları buldum. müthişler. kedinin ciğere baktığı gibi bakıyorum. hani şu "ölmeden önce yapmanız, etmeniz, gezmeniz, yemeniz gereken 100 şey" kitapları var ya onlarda umarım vardır. en azından benim yapmam gerek, yapmalıyım, noolur yapıyım !!
30.6.09
GLASTONBURY HABERLERİ -1
geçtiğimiz haftasonu glastonbury 2009 toz, bulut, yağmur, çamur, güneş altında gerçekleşti ve dedikodulara göre şimdiye kadar ki en iyisiydi. neredeyse jay z (böyle mi yazılıyordu) headliner olmasından sonra seyircileirn tepkisi üzerine bu sene neil young, bruce springsteen ve blur headliner olarak seçildi. cumartesi sahneye çıkan bruce springsteen i önce herkes çok beğense de sonrasında çok sıkılmış, çok uzun sürdüğünü düşünmüş (ben öyle düşünmezdim, bruce cuğumu sonuna kadar bağıra çağıra seyrederdim) . pazar gecesi ise blur sahneye çıkınca anladığım kadarı ile yer yerinden oynamış. e nasıl oynamasın; bakın neler çalıp söylemişler;
'She's So High'
'Girls And Boys'
'Tracy Jacks'
'There's No Other Way'
'Jubilee'
'Badhead'
'Beetlebum'
'Out Of Time'
'Trimm Trabb'
'Coffee And TV'
'Tender'
'Country House'
'Oily Water'
'Chemical World'
'Sunday Sunday'
'Parklife'
'End Of A Century'
'To The End'
'This Is A Low'
'Popscene'
'Advert'
'Song 2'
'For Tomorrow'
'The Universal'
işte tam insanı delirtecek bir playlist. damon albarn ülkemize the good, the bad & the queen ile geldi ve bence o konser üzerine bir daha gelmez. koca park orman da ben diyeyim 100, siz diyin 200 kişi vardı. neyse konumuza dönecek olursak michael jackson ın vedasının da festivale denk gelmesi sebebi ile - ki ne kadar tuhaf bir rastlantı- festivalin ana konusu mj olmuş, şık da olmuş.
allahım glasto bu sene olmadı seneye inşallah. dedikodular devam edicek.
(nme.com aracılığı ile)
29.6.09
tatil sonrası travması
şu 3 günlük dünyada ve 5 günlük tatilimde ne ne çok önemli olay oldu da ben yakalayamadım. pes .
dalaman da istanbul a dönen pazar akşamı uçaklarının hali içler acısı. acayip tipler oluyor uçakta. hali vakti yerinde genç çiftler ve onların guzel, ingilizce konuşan, şık ve oldukça şımarık 2-5 yaş grubu çocukları. annelerin kolunda çokça LV ya da başka ünlü marka çantalar, 34 bedenler, yanık ten ve uzun dalgalı saçlar. babalar janti, hafif göbekli, sanki anneyi eve bırakıp gece alemlerine akacakmış hissi veren tipler. hoşlanmıyorum ben bu tiplerden. muhtemelen onlar da benden hoşlanmıyor. ne 34 bedenim, ne marka çantam var, ne de sarı saçlarım. ortak noktamız ben de bir pazar akşamı dalaman dan eve döndüm. hem de exit koltuğunda. exit parayla değil ya peh !! yer hostesi ben uzun boyluyum diye bana direk exit verdi. kendisine öpücük. bir de ilginç olan şey plansız programsız, balayından dönen kardeşimi dalaman havalimanında gördüm. dünya küçük, ozon deliği büyük.
bir yeni hafta travması yaşamaktayım.
dalaman da istanbul a dönen pazar akşamı uçaklarının hali içler acısı. acayip tipler oluyor uçakta. hali vakti yerinde genç çiftler ve onların guzel, ingilizce konuşan, şık ve oldukça şımarık 2-5 yaş grubu çocukları. annelerin kolunda çokça LV ya da başka ünlü marka çantalar, 34 bedenler, yanık ten ve uzun dalgalı saçlar. babalar janti, hafif göbekli, sanki anneyi eve bırakıp gece alemlerine akacakmış hissi veren tipler. hoşlanmıyorum ben bu tiplerden. muhtemelen onlar da benden hoşlanmıyor. ne 34 bedenim, ne marka çantam var, ne de sarı saçlarım. ortak noktamız ben de bir pazar akşamı dalaman dan eve döndüm. hem de exit koltuğunda. exit parayla değil ya peh !! yer hostesi ben uzun boyluyum diye bana direk exit verdi. kendisine öpücük. bir de ilginç olan şey plansız programsız, balayından dönen kardeşimi dalaman havalimanında gördüm. dünya küçük, ozon deliği büyük.
bir yeni hafta travması yaşamaktayım.
24.6.09
YARINDAN İTİBAREN TATİİİİİİİİL
evet sevgili dünyalılar, ben yarından itibaren pazar a kadar datça dayım. annemlerin yazlığına huzuru bulmaya gidiyorum. tamamen minimal şartlarda bir 5 gün geçireceğim. aslında başka bir plandan bu noktaya geldim. hayırlısı olsun. datça sessiz ve sakindir şimdi. sabahtan akşama kadar kitap okuyup, denize girip, bol bol müzik dinleyeceğim. öğlenleri gözleme ve karpuz yiyeceğim. akşamları bir şey yapmıyacağımdan biraz sıkıcı olacak. tabii ben gidiyorum diye burada bir sürü şey kaçırmam allahın emri olduğundan bir sürü şey kaçırıyorum. uzun zamandır gitmek istediğim bir duman konseri, geçen kış babylon a gelmelerine rağmen benim kıl payı kaçırmış olduğum firewater konseri (maçkada balkan soundz festivali diye bir şeye geliyorlar), ve gitmeyi istediğim ama muhtemelen burada olsam da gitmeyeceğim karga mecmua tekne gezisi.
bunlar haricinde moda kahvaltıları ve kadıköy gezilerimden de mahrum kalacağm ama arasıra şarj olmak lazım. bu sebeple beni okuyan, arasıra ne yazdım diye bakan kişilere duyurulur. pazar a kadar yazı yok, saçmalık yok, çocukluk yok, şikayet, hayalkırıklığı, durum bildirimi yok, haberiniz olaaaaaaaa...
not: belki de var..... siz yine de arasıra tık tıkkkkk..
bunlar haricinde moda kahvaltıları ve kadıköy gezilerimden de mahrum kalacağm ama arasıra şarj olmak lazım. bu sebeple beni okuyan, arasıra ne yazdım diye bakan kişilere duyurulur. pazar a kadar yazı yok, saçmalık yok, çocukluk yok, şikayet, hayalkırıklığı, durum bildirimi yok, haberiniz olaaaaaaaa...
not: belki de var..... siz yine de arasıra tık tıkkkkk..
23.6.09
rock n coke- 5 N 1 K GİBİ
yine bir rock n coke geliyo çatıyo;
headliner tabir edilen linkin park- the prodigy adlı gruplar ile hiç işim olmaz. ama ilk gün juliette lewis, jane's addiction, duman- ikinci gün razorlight, kaiser chiefs görmeyi arzu ettiklerimdir. bakalım neler olucak. bu sene ki performansım kötü gidiyor, bu sebeple kendimi istanbul parka atarmıyım bilinmez. ama en son iki sene önce yapılan rock n coke a sadece ve sadece badly drawn boy u seyretmek için gitmiştim. kendisi vasat bir performans göstermiş ve beni heyecanlandıran şarkılarının çoğunu söylememişti. ama haksız da sayılmaz çünkü 35 derece sıcaklıkta kendisi yün bere ve parka ile sahneye çıkmış, beyin haşlaması sebebi ile söylemesi gereken şarkılarını söyleyememişti. tam bir hayal kırıklığı yaşanmıştı bizim cephede... ne geyik oldu. nevada çölünde bir rüzgar fanının önünde oturan zenci gibiyim.
headliner tabir edilen linkin park- the prodigy adlı gruplar ile hiç işim olmaz. ama ilk gün juliette lewis, jane's addiction, duman- ikinci gün razorlight, kaiser chiefs görmeyi arzu ettiklerimdir. bakalım neler olucak. bu sene ki performansım kötü gidiyor, bu sebeple kendimi istanbul parka atarmıyım bilinmez. ama en son iki sene önce yapılan rock n coke a sadece ve sadece badly drawn boy u seyretmek için gitmiştim. kendisi vasat bir performans göstermiş ve beni heyecanlandıran şarkılarının çoğunu söylememişti. ama haksız da sayılmaz çünkü 35 derece sıcaklıkta kendisi yün bere ve parka ile sahneye çıkmış, beyin haşlaması sebebi ile söylemesi gereken şarkılarını söyleyememişti. tam bir hayal kırıklığı yaşanmıştı bizim cephede... ne geyik oldu. nevada çölünde bir rüzgar fanının önünde oturan zenci gibiyim.
22.6.09
BUNLAR HOŞUMA GİTTİ
son günlerde hoşuma giden laflar;
* arabesk nedir? hayal ettikleri ile yaşadıkları arasında dağlar kadar fark olan insanların kültürü (bir tv kanalında yapılan tanım)
* tünelin ucunda ışık göründü ama bu ışık gün ışığımı yoksa üstümüze gelen arabanın ışığımı o belli değil (maliye bakanı ya da merkez bankası başkanının kriz ile ilgili yaptığı açıklamadan bir benzetme
* bana verilen yetki ile sizleri eş ilan ediyorum (kardeşimin nikah memuru karı-koca ilan etmek yerine eş ilan etti onları, sevdim bu işi)
* arabesk nedir? hayal ettikleri ile yaşadıkları arasında dağlar kadar fark olan insanların kültürü (bir tv kanalında yapılan tanım)
* tünelin ucunda ışık göründü ama bu ışık gün ışığımı yoksa üstümüze gelen arabanın ışığımı o belli değil (maliye bakanı ya da merkez bankası başkanının kriz ile ilgili yaptığı açıklamadan bir benzetme
* bana verilen yetki ile sizleri eş ilan ediyorum (kardeşimin nikah memuru karı-koca ilan etmek yerine eş ilan etti onları, sevdim bu işi)
19.6.09
TESADÜFİ DURUMLARIN FANATİZMİ OLUR MU?
yine düşünüyordum da, fanatik olmanın ve bazı şeyleri savunmanın ne kadar anlamsız olduğuna karar verdim. bu dünyaya gelirken bizim tercihimize bırakılmayuan şeyler neler?
* anne- baba
* ülke
* din
* cinsiyet
e peki eğer biz tercih etmediysek bunların fanatiği olmamız mümkün mü? (burada anne babayı bu kategori dışında bırakıyorum). hepimiz budist, zenci, afrikalı, erkek/ kız doğabilirdik. ve o zaman da bunların savunucusu olabilirdik. benim bu konularda hiçbir taraf olma durumum yok çünkü seçmediğim şeyin nesinin tarafı olucam. bu işler tesadüfiiiii sevgili insanlar, bu sebeple başıma gelmiş olan bazı tesadüflere şükredebilirim ancak. peki hiç mi fanatik olunmaz. bal gibi de olunur. kendi geliştirdiğimiz şeylerin fanatiği olunur, kendi tercihlerinizin savunucusu olunur. bu sebeple ideoloji, takım tutma, müzik ve diğer görsel sanatlar, meslekler ve kişilerin fanatiği olabilirim ama seçmediğim şeylerin olamam. bu iş nerden çıktı diye soran olursa, ben de bilmiyorum. vahi geldi.
hafta sonu bu dünyaya kardeşim olarak gelen bebeğin düğünü var. heyecan tufanı. kardeşler de seçilmez ama gönlünüzce eğitilir. hihihii... şakaaa..
* anne- baba
* ülke
* din
* cinsiyet
e peki eğer biz tercih etmediysek bunların fanatiği olmamız mümkün mü? (burada anne babayı bu kategori dışında bırakıyorum). hepimiz budist, zenci, afrikalı, erkek/ kız doğabilirdik. ve o zaman da bunların savunucusu olabilirdik. benim bu konularda hiçbir taraf olma durumum yok çünkü seçmediğim şeyin nesinin tarafı olucam. bu işler tesadüfiiiii sevgili insanlar, bu sebeple başıma gelmiş olan bazı tesadüflere şükredebilirim ancak. peki hiç mi fanatik olunmaz. bal gibi de olunur. kendi geliştirdiğimiz şeylerin fanatiği olunur, kendi tercihlerinizin savunucusu olunur. bu sebeple ideoloji, takım tutma, müzik ve diğer görsel sanatlar, meslekler ve kişilerin fanatiği olabilirim ama seçmediğim şeylerin olamam. bu iş nerden çıktı diye soran olursa, ben de bilmiyorum. vahi geldi.
hafta sonu bu dünyaya kardeşim olarak gelen bebeğin düğünü var. heyecan tufanı. kardeşler de seçilmez ama gönlünüzce eğitilir. hihihii... şakaaa..
MANDO DİAO- BİR CUMA GÜNÜ İÇİN EN İYİ BAŞLANGIÇ!!!!!!
bakın, her şey bir yana dünyada süper şeyler olmuyo da diil. eğer gerçekten müthiş enerjik, ve delireceğiniz ve kanınızın kaynayacağı bir şeyler dinleyerek bu hafta sonuna girmek istiyorsanız bunları dinleyin. bir dinleyin pir dinleyin sonra tekrar dinleyin. ben şu an kulaklıkla dinliyorum ve ofisin ortasında delirmemek için kendimi zor tutuyorum.
kimdir bu bizi delirten insanlar "mando diao"- hiç bir anlamı olmayan 2 sözcüğün birleştiği çatının altında buluşan yakışıklı isveçliler.
şimdi buraya 3 şarkılarını iz olsun diye koyuyorum, canımız istedikçe dinleriz. hepsi de çok canlı, heyecanlı, hareketli, manaaalı, yeri geldiğinde 70 ler, yeri geldiğinde 80 ler, yeri geldiğinde 2000 ler....
1- DANCE WITH SOMEBODY !!!!!LİLİLİLİLİİİİİİİİİİİİİİİİİ
bu şarkı ilk duyulduğunda bir arkadaşım bana; " bu şarkıyı duyunca aklıma sen geliyorsun" dedi.. ne güzel bir imaj allahım, hihihi yaşaaaşaşşaşaaaaaaaasııııııııın. bugün yine delirdim. kusura kalmayın.
2- DOWN IN THE PAAAAASTTTTTTTTT
3- GLORIAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA
kimdir bu bizi delirten insanlar "mando diao"- hiç bir anlamı olmayan 2 sözcüğün birleştiği çatının altında buluşan yakışıklı isveçliler.
şimdi buraya 3 şarkılarını iz olsun diye koyuyorum, canımız istedikçe dinleriz. hepsi de çok canlı, heyecanlı, hareketli, manaaalı, yeri geldiğinde 70 ler, yeri geldiğinde 80 ler, yeri geldiğinde 2000 ler....
1- DANCE WITH SOMEBODY !!!!!LİLİLİLİLİİİİİİİİİİİİİİİİİ
bu şarkı ilk duyulduğunda bir arkadaşım bana; " bu şarkıyı duyunca aklıma sen geliyorsun" dedi.. ne güzel bir imaj allahım, hihihi yaşaaaşaşşaşaaaaaaaasııııııııın. bugün yine delirdim. kusura kalmayın.
Mando Diao - Dance With Somebody from rooroo on Vimeo.
2- DOWN IN THE PAAAAASTTTTTTTTT
3- GLORIAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA
18.6.09
AH BU ÜLKE
bu ülkede çok garip şeyler oluyor, siz de farkında mısınız? artık öyle haftada bir filan diil sabah öğle akşam farklı gariplikte işler meydana geliyor;
not: hani şöyle bir geyik vardır ya "bu dünyaya çocuk getirip onu bu kötülüklerin ortasına atmak istemiyorum, bu sorumluluğu alamam" derler. ben bununla dalga geçerdim ama doğru mu acep??
- fenerbahçe- efes maçında, efes in maç bitiminde 3 sayı ile galip gelmesini izleyen 10 saniye içinde tüm fenerliler sahaya inip basketçileri ve herhalde efesli yöneticileri dövmeye başlıyor, şampiyon olan takım bunu kutlama zevkine dahi sahip olamadan soyunma odasına kaçıyor. sen bütün sene çalış didin paralar harca filan falan, e nooldu sonunda şampiyon oldun diye dayak ye!!
- 19 yaşlarında bir insan evlilikten sıkıldı diye 17 yaşındaki karısını silahla vurup öldürmüş, yahu bari kendini öldürseydin yiyorsa, neden kızı öldürdün? bakın cahil zihniyete bakın. zaten o yaşta evlenirsen sıkılırsın tabii, ama madem sıkıldın bundan kurtulmak için aklına gelen ilk şey kızı yok etmek mi?
- sonra nedeni dahi belli olmayan bir şekilde birisi kız arkadaşını öldürüyor, öldürmek ne kelime, kızı parçalara ayırıyor, bunu yapmak için gidip züccaciyeden testere alıyor, ve sonra kızı çöpe atıp gidiyor. bildiğiniz testere, alıyor, kesiyor, atıyor, gidiyor. bu "yıka ve çık" tadında bir şey.
- trafikte kendisine yol vermeyen sürücüyü enseleyip, durdurup boğazda denize atıyor mesela aklı evel bir şahsiyet ve adam gece vakti boğazda boğuluyor. yahu bırak geçsin, bu kadar hsırlanıcak ne var? beynin var mı? neyin var? hasta mısın?
- adam karısına hayatı zindan etmiş, kadın dayanamayıp evden kaçmış, adam kadını bulmuş dannn! arkasından vurmuş. ee o zaman sen de çekilebilir bir insan olsaydın. hem kadını kaçır hem de kaçtı diye arkasından vur. yok öyle yağma!!
not: hani şöyle bir geyik vardır ya "bu dünyaya çocuk getirip onu bu kötülüklerin ortasına atmak istemiyorum, bu sorumluluğu alamam" derler. ben bununla dalga geçerdim ama doğru mu acep??
17.6.09
IS THIS LOVE ??? YA DA KARTLARIMI AÇIK OYNADIM

I m willing and able, So I throw my cards on your table! I wanna love you and treat you right; I wanna love you every day and every night: Is this love, is this love is this love that Im feelin?
dedi demin
****************************************************************************
ben de tam bugünlerde bunu düşünüyordum. ben de bob marley gibiyim. içimde bir şey duramıyor. kartlar hep açık... bunun faydasını gördün mü derseniz, valla gerçekten bilemiyorum. birisine gidip açıkça duygularınızı söyleyememenin derdi ve karın ağrısı, gidip açık açık hissiyatınızı dile getirmek ve kartları onun masasına atmaktan daha zor geliyor bana. iç rahatlatıcı olması açısından süper bir durum ancak siz kartları açtıktan 2 gün sonra kendinize kızmaya başlayabilrsiniz, bu bir ihtimal. bu durumun bir yönü de yanlış anlaşılmak olabilir. siz kendinizce, çok naif bir şekilde duygularınızı ifade ederken, karşınızdakinin sizin dediklerinizi sadece ortamın verdiği bir gaz ya da öylesine atılmış bir olta- kaba ve günümüz tabiri ile- olarak algılayabilir. bu en istenmedik durumdur. ben öylesine yapılan her türlü davranışa karşıyım bu sebeple yaptığım herşey çok gerçek oluyor. neyse işte bu kartları açık oynama durumları böyle. kartınızı açık oynarsanız, bol bol hayal kırıklığını da göze almanız gerekir, ama içinizde sizi bir şey kemirmeden yolunuza devam edersiniz. esas konuya dönersek bob marley in bu şarkısı süperdir. harika bir aşk ilanıdır. çok güzel duyguların dışavurumdur. dinlemek isterseniz işte burada.
http://www.youtube.com/watch?v=WIq9x2Cu0Cw
not: imkansızlıklar karşısında yine de tanıştığımıza memnun oldum :)
15.6.09
YANIMIZDA BİRİLERİ ÖPÜŞMEYE BAŞLARSA NE YAPARIZ KILAVUZU
HAHA!! kendim buldum kendim güldüm. bu resim müthiş yahu. bugünkü konumuz french kissing- fransız usulü öpüşme durumu. etken- edilgen-seyirci olarak bir çok kez bu duruma tanık olunmuştur. biz de haftasonu çok yakından seyirci pozisyonunda tanık olduk. mesela siz bir barda elinizde bira müziğe uygun şekilde salınırken birden ama gerçekten aniden yanınızda bir çift belirip öpüşmeye başlıyor. bu durumda ne yapılması gerekir. çok garip bir durum, çünkü bir yandan çok özel bir şey paylaşılırken bir yandan da bu paylaşma bir topluluğun içinde gerçekleşiyor. bu durumda yapılacaklar şöyledir;
1- sanki etrafta özel hiçbir şey olmuyor ve ortam 5 dakika öncesindekinin aynısı gibi takılmaya devam edilir. müziğin ritmine ayak uydurulur, gözler başka yönlere bakar
2- öpüşme anından itibaren yanınızdaki arkadaşlarınızın kolunu dürtüp gülmeye başlarsınız, öpüşme yarım saat aralıksız devam ederse kendi aranızda "yok artık" filan diyip yine gülersiniz.
3- dibinizde öpüşen çiftin ateşine göre arasıra size de dokunmaları sebebi ile 1 dakika sonra sizi de öpmeye başlıyacakları korkusuna kapılıp çaktırmadan biraz daha arkadaşlarınızın yanına yanaşırsınız
4- "aaaa ayıp yahu evleri yok mu bunların" der, muhafazakar bir tavır sergiler, gergin davranışlarda bulunursunuz ki o zaman siz hiç sevmemişsiniz sevgili sevgililer
5- kendi başınızdan geçen tüm bu durumlar gözünüzün önünden geçer içinizden hem "ne güzeldir be böyle öpüşmek" der, hem de "ayyyyy ne acayip gözüküyormuşum meğer" demeden de duramazsınız. sonra yanınızdaki arkadaşlarınıza bu seriden bir kaç anınızı anlatırsınız.
bakın seyirci olarak dahil olduğunuz bir öpüşme sizi ne kadar çok madde ile başbaşa bırakıyor. benim bu yazdıklarım bir durum tespitidir, insanların özgürce istediklerini yapmaları taraftarıyım ama tabi bizi de dahil edecek kadar yaklaşmasınlar, az biraz kol mesafesinde yapsınlar.
not: eğer bir konserde tam önünüzdeki çift öpüşmeye başlarsa konseri izlemek için sahneye bakmanız gerektiği için ister istemez tüm öpüşme sekansını da izlemiş olursunuz. bu da saçmadır.
14.6.09
DOĞUM GÜNÜ VESİLELERİ
kutlamalar söz konusu olduğunda aileler "kutlayanlar" ve "kutlamayanlar" olarak ikiye ayrılıyor. bu gezegendeki yaşam tecrübeme göre bazı aileler yılbaşı ve doğum günlerini pek önemsemeden geçiyor. hediye almalar, pastalar, hindiler, maskeler, gramafon kağıtları, yemekler olmuyor. bazı aileler ise bütün "özel" günleri içlerinden geldiği şekilde çoşkulu ve vecibelere sadık şekilde kutluyor. benim ailem ikinci grup. kendimi bildim bileli bizde yılbaşı ve doğumgünleri çok şenlikli ve ritüelli kutlanır- aman yanlış anlaşma olmasın anneler, babalar ve sevgililer günü bu "özel" günler içinde değildir. esas konu bugün benim doğum günüm. hayatımda ilk kez bu sene kutlama yapmayacak ve sadece ailemle yemek yiyecektim ancak hafta sonuna denk gelen doğum günlerinin güzelliği bu hedefimi gerçekleştirmeye engel oldu. 3 gün 3 gece kutlamalar yapıldı. 2 gecesi kadıköy bir gecesi aile yemeği ve arkadaş buluşmaları olmak üzere cuma, cumartesi ve pazar çok hareketli geçti. buruk bir tarafı olmasına rağmen çok çok güzeldi. emeği geçenlere teşekkür teşekkür...
kutlamalar geleneğine sahip bir aileden gelen ben, bu geleneği etrafımdakilere yaymaya devam etmek istiyorum, lakin bir ufak hediye, 2 telefon, bir pasta ve 3 mum insanın kendisini özel hissetmesine yetiyor. zaten koşuşturma, hayal kırıklıkları, sinir, stres, beton, trafik, iş, güç ve sevgisizlik içinde geçen bu "modern" hayatımızda bu kadarcık ilgi ve alakayı hak ediyoruz bence.
bu arada eksen de bir şarkı dönmekte; bu modern dünyada; şeker oğlanlar, plastik kızlar, kırık kalpler ve hasta eden boşluk hissinden yoruldum demekte. valla sevgili şarkı yazarı ben de yoruldum ne diyeyim. şu plastik kız meselesi de ilginç bir mesele. ama konu dağılmadan ben bu doğum günü postumu yayınlayayım.
sevgili insanlar, yaş almaktan hoşlanmıyor değilim ancak bir süre sonra vücut ruha ayak uyduramayınca ne olacak bu konuda biraz endişeliyim ee ne de olsa artık yirmili yaşlarda değilim. işte bu şekilde kafiyeli cümleler yazma üstadıyım bir de... herkes kendi doğum gününü gönlüne göre geçirsin. diyeceğim budur.
kutlamalar geleneğine sahip bir aileden gelen ben, bu geleneği etrafımdakilere yaymaya devam etmek istiyorum, lakin bir ufak hediye, 2 telefon, bir pasta ve 3 mum insanın kendisini özel hissetmesine yetiyor. zaten koşuşturma, hayal kırıklıkları, sinir, stres, beton, trafik, iş, güç ve sevgisizlik içinde geçen bu "modern" hayatımızda bu kadarcık ilgi ve alakayı hak ediyoruz bence.
bu arada eksen de bir şarkı dönmekte; bu modern dünyada; şeker oğlanlar, plastik kızlar, kırık kalpler ve hasta eden boşluk hissinden yoruldum demekte. valla sevgili şarkı yazarı ben de yoruldum ne diyeyim. şu plastik kız meselesi de ilginç bir mesele. ama konu dağılmadan ben bu doğum günü postumu yayınlayayım.
sevgili insanlar, yaş almaktan hoşlanmıyor değilim ancak bir süre sonra vücut ruha ayak uyduramayınca ne olacak bu konuda biraz endişeliyim ee ne de olsa artık yirmili yaşlarda değilim. işte bu şekilde kafiyeli cümleler yazma üstadıyım bir de... herkes kendi doğum gününü gönlüne göre geçirsin. diyeceğim budur.
13.6.09
YAZLIK EV

istiyorum ki bir yazlık evde 3 ay geçireyim. her gün denize giriyim. her gün kitap okuyayım. her gün müzik dinleyeyim. her gün karpuz peynir gözleme yiyeyim. bu hatunlar gibi oturayım. yaz günleri, istanbul betonunun ve trafiğinin içinde anlamını yitiriyor. ama allahtan bu yaz şehir bir güzel kokuyor.
12.6.09
TEKNE GEZİLERİNİN "EN" LERİ!
kardeşimin medeni durum değişikliği etkinlikleri çerçevesinde geçtiğimiz günlerde 10 kız bir tekne gezisine çıktık. tekne süperdi, yemekler harikaydı, biralar su gibi içildi, hiç oturmadan danslar edildi, miçolar çok yakışıklıydı, boğaz müthişti, hava harikaydı, müzikler ve playlist katılanların demesi ile süperdi- playlist i ben hazırladığım için burada ukalaca müthiş, süper, harika filan demek istemem- çok güzel şarkılar çaldı biz oynadık, ancak tüm bunalrın yanında tekne gezilerinin en en eğlenceli ve farklı tarafı; özgürce etrafında olan her şeyle ilgilenme, el sallama, şirin olma, laf atma, kur yapma, omuz sallama, el çırpma, kalça kıvırma vb. hareketler. nasıl mı? işte şööyle;
bir kere teknedesin yani 4 yanın deniz ile çevrili bu sebeple yanından geçen teknelere, kıyıda balık tutan gençlere, kokoş restoranlarda oturan kalantor abilere, boğaz kıyısında çekirdek çitleyen sevgililere, reyna-layla-hoppa nın garsonlarına, teknede düğün yapan gelin damat ve onların sülalelerine, yüke gemilerinin kaptanlarına, balıkçı kardeşlere ve sürat teknesi ile boğazı birbirine katan delilere yukarıda bahsettiğim hareketlerin hepsini gönül rahatlığı ile yapabiliyorsunuz. aman gelirler, laf atarlar, pandik atarlar, yavşarlar, takip ederler, ayıp olur, günah olur, terbiyesizlik olur demeden yapıyosunuz. ohhhhhh, yapıp yapıp gülüyosunuz ve normal hayatta yapamadığınız bu lakayıııt ve lauubali hareketleri güle oynuyo yapıyosunuz.
her kim ki 100 tl si, 10 tane kız arkadaşı ve süper playlistleri var, onlar tekne gezisine gide !!!
bir kere teknedesin yani 4 yanın deniz ile çevrili bu sebeple yanından geçen teknelere, kıyıda balık tutan gençlere, kokoş restoranlarda oturan kalantor abilere, boğaz kıyısında çekirdek çitleyen sevgililere, reyna-layla-hoppa nın garsonlarına, teknede düğün yapan gelin damat ve onların sülalelerine, yüke gemilerinin kaptanlarına, balıkçı kardeşlere ve sürat teknesi ile boğazı birbirine katan delilere yukarıda bahsettiğim hareketlerin hepsini gönül rahatlığı ile yapabiliyorsunuz. aman gelirler, laf atarlar, pandik atarlar, yavşarlar, takip ederler, ayıp olur, günah olur, terbiyesizlik olur demeden yapıyosunuz. ohhhhhh, yapıp yapıp gülüyosunuz ve normal hayatta yapamadığınız bu lakayıııt ve lauubali hareketleri güle oynuyo yapıyosunuz.
her kim ki 100 tl si, 10 tane kız arkadaşı ve süper playlistleri var, onlar tekne gezisine gide !!!
10.6.09
MUTLU YILLAR ISLAND RECORDS!!
marianne faithful- 1970 lerin sonu
grace jones- 1977
bono- 1980 ler
tom waits- 1985
amy winehouse- 2003
roxy music
tom petty and the heart breakers- 1979******************************************
Island Records bu sene 50.yılını kutluyor. bu vesile ile londra nın poland caddesindeki the Vinyl Factory de bir galeri açtılar ve geçmiş 50 yıllarına ait fotoğrafları da burada sergilemeye karar verdiler. fotoğraflar adrian boot tarafından çekilmiş. diğer fotoğraflar için buraya tık tık. tüm bu fotoğraflar urbanimage.tv online galerisinde satışa sunuluyor :)
The Vinyl Factory Manufacture from thevinylfactory on Vimeo.
bu arada plak nasıl yapılıyor diye merak ederseniz de bunu seyredin :)
(nme.com aracılığı ile)
9.6.09
BİR SİVRİSİNEK HİKAYESİ
dün akşam evde pencereyi açmış otururken, bir kaç sivrisinek vızıltısı ile birlikte, geçmişte sivrisinekler ile ilgili yaşadıklarımız aklıma geldi. şimdi şanslıyız ki sivrisinek tabletleri var, takıyoruz prize bakıyoruz keyfimize. ama eskiden böylemiydi. çocukluğumda yaz aylarında sivrisinek olayı en büyük problemdi. tüm camlarda sivrisinek e karşı korunmak için tel olurdu. telsiz camların açılmasına anneler izin vermezdi. eğer kazara telsiz bir cam açarsanız, gece bunu bedelini çook ağır öderdiniz. diyelim ki yattığınız odada sivrisinek var, o zaman uykunuzu almanız hayal demektir. gece ışıklar söner, tam uykuya dalmak üzereyken ince ince bir ses duyulur. viziizzizizizizi. o an nefret edersiniz sivriden, ama uykuya dalmak da çok tatlı geldiğinden bir süre kendinizi kandırmaya çalışırsınız. pikeyi kafanızın üstüne kadar çekip sivri yokmuş gibi davranırsınız. kısa bir süre sonra ya nefes alamamaktan ya da uyku sırasında oranızı buranızı açtığınız için 2.sivri atağına maruz kalırsınız. bu durumda uykunun ağırlığı önem taşır, eğer kalkamayacak kadar uykulu iseniz 3.atağa kadar aynı numaraları tekrarlarsınız. sonra ne olur? 2. ya da 3. ataktan sonra sinir içinde yataktan kalkılır. ışık yakılır. sivrisinekler ışık yandığında araba farında kalmış tavşan gibi olacağından, duvarlarda duruyo olurlar. onları duvarda görünce ya dün akşamdan hazır olan sineklik ile üstüne vurur ya da elinize ne geçerse bir t şört, bir terlik, bir yastık ile sinekleri vurmaya çalışırsınız. bu arada sivrilerin çoğu tavanda durur, bu sebeple yastık en iyi çözümdür. yatağın üstüne çıkıp yastığı yatay bir şekilde sivriye doğru fırlatırsınız. bu eylemleriniz 3 sonuç duyurur. 1- sinek kanlı bir şekilde duvara yapışır, 2- sinek yastığa ya da hangi aparatı kullanıyorsanız ona yapışır, ya da 3- konmuş olduğu yerden sizi sinir edercesine bir peri gibi süzülerek uçar. sivrinin bu hareketleri sizin psikolojinizde şu sonuçları doğurur; 1- duvardaki kanları görünce tiksinir ve duvarı leke yaptığı için sinekten daha fazla nefret eder ama uyuyabilceğiniz için mutlu olursunuz 2- yastık için aynı şeyleri hisseder ama yine de uyuyabileceğiniz için mutlu olusunuz, 3- gece boyunca sivrinin peşinden koşar ve herşeyden nefret edersiniz.
eğer ailecek tatile filan gitmişseniz- mesela biz dsi nin kamplarına giderdik- o zaman herkes aynı küçük evciğin içinde uyur ve odada sivrisinek varsa babalar kalkıp onları öldürmeye çalışırdır. gerçekten kabus günlerdi. ama neyseki geride kaldı. şu an sivrisinek ile ilgili tek derdim, kokusuz tablet alacağıma kokulu tablet almışım ve o iğrenç çiçek kokusu gibi koku saçan tabletler sinirimi bozuyo. bu arada bir de sivrisinek in bi şekilde beni ısırması durumunda aklıma hemen benden önce kimi ısırdığı ve kiminle kan kardeş olduğum geliyor !!!
eğer ailecek tatile filan gitmişseniz- mesela biz dsi nin kamplarına giderdik- o zaman herkes aynı küçük evciğin içinde uyur ve odada sivrisinek varsa babalar kalkıp onları öldürmeye çalışırdır. gerçekten kabus günlerdi. ama neyseki geride kaldı. şu an sivrisinek ile ilgili tek derdim, kokusuz tablet alacağıma kokulu tablet almışım ve o iğrenç çiçek kokusu gibi koku saçan tabletler sinirimi bozuyo. bu arada bir de sivrisinek in bi şekilde beni ısırması durumunda aklıma hemen benden önce kimi ısırdığı ve kiminle kan kardeş olduğum geliyor !!!
8.6.09
AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPEAKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE
AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE
OFFF içimde kalmıştı 40 kere söyledim.
edepsizim edepsiz . tüüüüühh.
ayıp bana.
AKEPE AKEPE AKEPE AKEPE
OFFF içimde kalmıştı 40 kere söyledim.
edepsizim edepsiz . tüüüüühh.
ayıp bana.
5.6.09
FLEETWOOD MAC

bugün üye olduğum çeşitli sitelerden gelen konser haberlerinden biri fleetwood mac a aitti. benim için çok özel olan bu grup ingiltere çapında bir konserler dizisine başlıyordu, bunlardan bir tanesi londra wembley de 30 ekim 09 da olacaktı. şimdi ölür müsün öldürür müsün.
fleetwood mac benim oldukça küçüklüğümden beri bildiğim ve dinlediğim bir grup- küçük derken herhalde 14-15 yaşında mıdır nedir bilmiyorum- açıkçası nereden bulduğumu da bilmiyorum. tahminim izzet öz dendir. izzet öz çok çalardı trt 3 de ki biz de o zamanlar trt3 dinlerdik. fleetwood mac i herkes sevmez- daha doğrusu ben çok kişiye rastlamadım. ben seviyorum. bir kere sıkıcı değildir. gruptaki hemen hemen herkes şarkı söylemeye yatkındır. her şarkı başka bir grup üyesi tarafından söylenir- stevie nicks, lindsay buckingham , christine McVie mesela- ayrıca grubun kurucusu olan mick fleetwood da delidir ve çok uzun boyludur vee karizmatiktir.grup bir çok çalkantı yaşadı, neden mi?? tabii ki aşk meşk meselesi, grup tan en az iki çift çıktı sonra onlar ayrıldı sonra o onunla oldu bu bununla oldu filan falan. yani klasik insanlık hali. velhasıl bellli ki şimdi artık olgun ve orta yaş üstü insanlar olarak tekrar bir araya gelip konser vermeye karar vermişler. şimdi konser 30 ekim de, 29 ekim tatil ve perşembe ye denk geliyor, bir gün tatil alsam 4 gün olur. acaba?? naapsam?? ne etsem??? hep kafa karıştırıyorlar, insana bir rahat vermiyorlar. sizi gidi..
not: 70 li yıllarda doğan bizler ne de şanslıyız, 80 leri gördük, 90 ları gördük. daha ne isteriz. 80 ler de var olmasaydım üzülürdüm vallahi.
4.6.09
3.6.09
HARD TIMES
PATRICK WOLF "HARD TIMES" from IE HAGY on Vimeo.
sonunda buraya bir video koymayı başardığım için öncelikle kendimi tebrik ediyorum, sonra bu şarkı için patrick i tebrik ediyorum. klip için ace norton u tebrik ediyorum. patrick wolf ilginç bir kişilik. geçen sene aralık a kadar ben kendisinin bu kadar şahsına münhasır olduğunun farkında değildim. bu şarkıda, iç gıcıklayan ve isyan ettiren bir hal var, tabii ki bence...bir de oryantal de bir durum var, o yüzden de hoş geliyor kulağıma. klip müthiş, yani biraz da komik. bu teknolojik durum nereye kadar gidecek merak içerisindeyim.
FESTİV MEVSİMİ
şimdi efendim, bildiğiniz gibi mübarek 3 aylardayız. yani ingilizceden çevirisi ile "festiv" mevsimindeyiz. bu ne demektir? ibadet zamanıdır. festiv kelimesini kök yaparsak ve "al" hecesini eklersek ne olur ? "festiv-al" işte bu kelime müminlerin ibadet zamanının adıdır - eğer bu yazıya devam edemezsem bilinki taş oldum- en kutsal mekanda yapılan ibadet takriben milattan sonra 1970 yılında başlamıştır. ben henüz hacı olamadım ancak olmak için can atıyorum. ibadetin gereklerini yapmaya çalışıyor, festiv mevsiminde lokal mekanlarda olabildiğince çok alıştırmalar yapıyorum. ancak hiç bir şey kutsal mekanının heyecanını dindirmiyor. bakın yukarıdaki müminler 1970 yılında kutsal mekana ibadete gelmiş müninler. nasılda sevinç ve huzur içinde koşuyorlar. dünya malı onlar için önemli değil, çamur-toz-toprak-su-tıraş demeden bir donla ibadet ediyorlar. tanrım bana da nasip etsin inşallah!!!!!!!!!!! bunun yanısıra tüm dünyada daha doğrusu bizim yarıkürede tüm ülkelerde bir sürü bir sürü festivaller yapılıyor ve mübarek 3 aylar kutlanıyor.işte benim gidemediğim bir GALSTONBURY festivi daha geldi çattı. her sene bilet almaya çalışıyorum ama buradan almak zor oluyor. bu sene kendimi avutmak için sziget e gitmeye karar verdim. gerçi line up hiç de cazip değil ve hemen hemen hepsi bu sene turkiye ye de geliyor ancak maksat hava koklamak olsun... buradan sziget turunu organize eden turk yetkililere sesleniyorum. "biz müminlerin kutsal topraklara varmasını tez sağlayınız!!"
neyse çok geyik yaptım. asıl konum şu ki. glastonbury line up ını gördünüz mü??? yani acayip saçma, herkes orada yahu... yok yok.. pes doğrusu. buraya koyamıyorum bile. bakın siz aşağıya tıklayın da kendi gözünüzle görün. tabii bu festiv in benim için en buruk yanı the boss piramit sahnede olacak, ve fakat ben orada olamıyacağım!!!
2.6.09
LOST
bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi dün, içinde 200 den fazla kişinin olduğu bir air france uçağı, atlantik okyanusu üzerinden geçerken kayboldu ve şu an 30 saat geçmesine rağmen bulunamıyor. çok garip bir durum. koca uçak ve o kadar kişi dünyamızdan birden bire yok oldu. bu filmlerdeki ışınlanma olayı gibi bir şey. tahminlere göre yıldırım çarptı ve uçak un ufak olup okyanusun derinliklerine gömüldü. eminim ki kafayı ufolara ve uzaylılara takmış kişiler uçaktan haber alınana kadar, uçağın uzaylılar tarafından kaçırılmış olduğunu düşünecek ve bunun için bir sürü araştırma yapacak. açıkçası olayın medyada yer alış şekli sebebi ile de benim aklımda da "acaba? " şimşeği çaktı. belki de uzaylılar var ve şu an uçak bir gezegende yolcuları ile birlikte uzaylılar tarafından inceleniyor. tıpkı filmlerdeki gibi. bir düşünün eğer uçağa ait hiçbir şey bulunamazsa ve bu düşünce gerçek olursa halimizi. .. hayatmızda yeni bir dönem başlar, geceleri korkarak uyuruz. uzaylılara karşı silahlar geliştiririz. bakın gülmeyin, dünyada garip şeyler oluyor; kuş gıribi, domuz gıribi (grip nasıl yazılıyo yahu alah alah), distopya filmlerindeki olaylar gerçekleşmeye başladı. zombiler ortaya çıkarsa artık şaşırmıycam.
not: uçağın denize iniş yapmış olduğunu, yolcuların haritalarda yer almayan bir adaya gittiklerini ve orada hayatlarına devam ettiklerini umuyorum. tabii bu da aynen lost oldu. darma kardeşliği.
not: uçağın denize iniş yapmış olduğunu, yolcuların haritalarda yer almayan bir adaya gittiklerini ve orada hayatlarına devam ettiklerini umuyorum. tabii bu da aynen lost oldu. darma kardeşliği.
İŞTE BUDUR
not: dün bu bileti bastırmaya gittiğimde, arkamdaki bir kız telefonda şöyle konuşuyordu: "esraaa, loenard kohen die bi adamın konseri varmış açıkhavada, naparız- gider miyiz??" tabii ki kimse kimseyi bilmek zorunda değil ancak ben kendi kendime bu konuşmayı garipsedim, bir de seyircinin bilinçliliği konusunda düşündüm biraz. yine de ben bu konserde hep bir ağızdan haallaaaluuujaahhh diyeceğimizi ve bir de dance me to the end of love daki "lalalaa la la la la la laaa" şeklindeki nakaratı söyliyeceğimizi düşünüyorum. bakalım neler olucak.
1.6.09
BİR KONSER ANISI

bu anımı unutmamam gerek çünkü müthiş bir anı bence, bu sebeple zamanı geçmiş dahi olsa buraya yazıyorum. aslında geçen sene yaşanan bu durum nereden aklıma geldi derseniz olaylar şöyle gelişti;
cumartesi günü apartmandan çıkarken anıma konu olan çifte rastladım. bu çift benim komşumun oğlu ve onun karısı. işte bu rastlantı da bana geçen sene yaşananları anımsattı. yer kuruşçeşme arena, konser mark knopfler. bir arkadaşım ve kardeşimle sahneyi iyi gören bir alanda yerimizi aldık. ben çok heyecanlıyım çünkü hem dire straits hem de mark benim çok sevdiklerimdir. kafamı bir sağa çevirdim ki allah! eski şirketimdeki genel müdürüm. haydaa dedim 10 000 kişi içinde şansa bak. neyseki kendisi ofiste mesai saatlerinde gitar çalan, zamanın parlak borsacılarından biri idi. yani kasmaya pek gerek yoktu. kafamı sola çevirdim aaaaaaaaaa komşunun oğlu ve karısı. kendisinde amway ürünleri satın aldığım için benimle bağları kuvvetlidir. ayrıca kendisi kod müziğin kurucularındandır, yani ortak muhabbetimiz var bayağı. neyse. komşu oğlu ve karısıda bizim yanımızda yerlerini aldı. sonra hafif hafif konser başladı. her konserde olduğu gibi, alkol kanlarında yüksek seviyeye gelmiş insanlardan bazıları bizleri ite ite öne gitmeye çalışıyor- ki bu en sevmediğim şeydir- umarsız ve terbiyesiz ve bastı bacak tipler özür bile dilemeden bizleri itiyor bir kız ve bir erkek- ben bir laf etmedim çünkü biliyorum ki bunlara bulaşırsanız onlar size 10 kat daha fazla bulaşır, fakat komşu oğlunun karısı kıza bir laf etti, ne dediğini duymadım, sonra kız ona bir laf etti sonra "oğulun karısı" bi şi dedi ve tahminen 25-26 yaşlarında olan küçük kız "oğul karısına" ŞŞŞŞŞRRRRRRRAAAAAAAAK!!!! bi tokat atmaz mı, kanımız dondu, algılayamadık, durayazdık... yani böyle bir duruma şahit olmak dahi utanç verici, kim bilir "oğul karısı" o an nasıl hissetti. tabii 10 saniye kadar zaman donmasından sonra kavga daha şiddetlenerek devam edecekti ki, erkekler araya girdi ve kızcık ile oğlancık yine insanları ite ite öne doğru gitti.
işte anı böyle, bi yorum yapmaya gerek yok herhalde. rezalet!! umarım hiç böyle bir durumda kalmam zira sonunda kan çıkar !!!
29.5.09
CUMA GÜNLERİ İŞVEREN İÇİN KAYIPTIR
sevgili işverenler,
şimdi size üzücü bir haber vereceğim. cuma günleri size zarar yazmaktadır. cuma günleri çalışanların en sevdiği günlerdir, tabii eğer çalışanlarınız normalse ya da cumartesi bir iş günü değilse. çalışanlar cuma günleri özellikle öğleden sonra artık iyice tatil moduna girerler. çalışır gibi bilgisayarlarına bakarken aslında hoşlarına giden internet sitelerinde surf yapmakta, msn ya da gtalk da yazışmakta ya da ofisin çeşitli köşelerinde kaynatmakta ya da sigara molasını upuzun tutmaktadır. aslında bazılarınız bu gevşemenin farkına varmış ve "casual friday", "free friday" gibi yabancı menşe-ili kavramları ofisinize katmışsınızdır. (yani bu nedir? çalışanlar her gün olduğundan daha spor giyinir. mesela takım elbise ile gidilen ofislere kanvas pantolon gömlekle gidilir, takım elbise giyilmeyenlere- bizimki gibi- neredeyse şortla gelinir, olayın suyu çıkarılır). e zaten kıyafetleri de rahatlayan çalışanlar ruhen daha da rahatlar ve cumaları işveren için zarar yazar. bu durumu önlemeye çalışsanız dahi, sadece banka şubelerinde çalışan personelinizin üzerinde etkili olabilirsiniz. o yüzden bu fikir ile barışmaya çalışın. siz de rahatlayın, öğleden sonra bandırma ferbotuna binerek ege deki yazlığınıza- karınız ve çocuklarınızın yanına gidin- ve bu suretle işyerini erken terkedin ki biz de keyfimizi bulalım.
saygılar
not: sevgili işveren, sana bir sır. ben cumaları hafta sonu giydiğim kıyafetler tadında kıyafetler ile işe geliyorum ve öğleden sonraaaa napıyorum bil bakalım.
şimdi size üzücü bir haber vereceğim. cuma günleri size zarar yazmaktadır. cuma günleri çalışanların en sevdiği günlerdir, tabii eğer çalışanlarınız normalse ya da cumartesi bir iş günü değilse. çalışanlar cuma günleri özellikle öğleden sonra artık iyice tatil moduna girerler. çalışır gibi bilgisayarlarına bakarken aslında hoşlarına giden internet sitelerinde surf yapmakta, msn ya da gtalk da yazışmakta ya da ofisin çeşitli köşelerinde kaynatmakta ya da sigara molasını upuzun tutmaktadır. aslında bazılarınız bu gevşemenin farkına varmış ve "casual friday", "free friday" gibi yabancı menşe-ili kavramları ofisinize katmışsınızdır. (yani bu nedir? çalışanlar her gün olduğundan daha spor giyinir. mesela takım elbise ile gidilen ofislere kanvas pantolon gömlekle gidilir, takım elbise giyilmeyenlere- bizimki gibi- neredeyse şortla gelinir, olayın suyu çıkarılır). e zaten kıyafetleri de rahatlayan çalışanlar ruhen daha da rahatlar ve cumaları işveren için zarar yazar. bu durumu önlemeye çalışsanız dahi, sadece banka şubelerinde çalışan personelinizin üzerinde etkili olabilirsiniz. o yüzden bu fikir ile barışmaya çalışın. siz de rahatlayın, öğleden sonra bandırma ferbotuna binerek ege deki yazlığınıza- karınız ve çocuklarınızın yanına gidin- ve bu suretle işyerini erken terkedin ki biz de keyfimizi bulalım.
saygılar
not: sevgili işveren, sana bir sır. ben cumaları hafta sonu giydiğim kıyafetler tadında kıyafetler ile işe geliyorum ve öğleden sonraaaa napıyorum bil bakalım.
28.5.09
PÖTİ BÖRR BENİM VAZGEÇİLMEZ BİSKÜVİM
ufaklığımdan beri sadık kaldığım yiyeceklerden biri işte bu basit, mütevazi, sade ve narin pöti börrdür. güzel pöti börümü çaya batırabilirim, nestcafe ye batırabilirim. soğuk sütün yanında yiyebiliirm ve pöti bör varsa başka bir şey istemeyebilirim. pöti bör ün benim için diğer bir alternatifi de finger bisküvidir. finger, biraz daha tıknaz, daha tatlı, daha yuvarlak ve daha espritüeldir. son senelerde ülker in yeşil sermaye durumu sebebi ile sadece eti pöti bör ve finger alıyorum. biz küçükken ve o zamanlar daha şirin bir aile iken annem pöti bör ün içine lokum koyup yerdi. biz de kardeşimle iki pöti bör ün arasına yağ ve vişne reçeli sürer, bir nevi sandviç yapar, öyle yerdik, hatta bunu bile çaya batırırdım ben. bir de galiba pöti bör mozaik pastanın ana maddelerinden biridir ki bu durum bile pöti böre saygı duymam için yeterlidir. şimdilerde artık bu aksesuarları kullanmadan direk çaya batırıyorum ve afiyetle yiyorum. malum artık daha sağlıklı beslenmeye çalışıyoruz!!
pöti börr pöti börr
gel beni gör
seni nasıl da seviyorum
gözlerinden öpüyorum..
bu saçmalığa dayanamadıysanız pöti bör yemeyin, bu da nerden çıktı diosanız şu an çaya pöti bör batırıyorum.
FORMAT ATTIM, MUTSUZ OLDUM
işyerindeki bilgisayarım artık gerektiği gibi çalışmadığından dün itibari ile kendisine "format atmak" diye taaabir edilen işlem yapıldı (bu çözüm bilgi işlemcinin çözümüdür) . bugün formattan sonraki ilk gün ve artık hiçbir şey eskisi gibi değil :( öncelikle, firefox um bir türlü eski görünümüne kavuşamıyor. colorful tabs mi yapmadım, radyo eksenimi eklemedim, hava durumunu mu koymadım.. ee hepsini yaptım yine de gözüm tutmadı. sonra müziklerim ve resimlerim karıştı, podcast lerimin hepsi yok oldu... benim gibi alışkanlıklarına sadık bir insanın, bir günden bir güne değişiklikleri hazmetmesi biraz zor oluyor.
bir daha format atmak mı, tövbe ki ne tövbe. bu arada gördüğüm kadarı ile erkekler bu işe çok meraklı format atmaktan ayrı bir zevk alıyorlar. ne zaman başları sıkışsa hemen at bir format, ohhh problemi kökünden çöz. bu konuyu da hemen günlük hayattaki kadın erkek ilişkilerine çıt diye çıtçıtlayabiliriz. neymiş? kadınlar problemleri çözmek için incik cıncık uğraşır, son ana kadar gemiyi terk etmezken- mesela ben format attormadan önce 1 hafta bekledim belki makinam düzlemeye karar verir diye-, erkekler bir problem karşısında dona kalır ve onunla ince ince uğraşmak yerine çaat konuyu bitirir, problemi halı altına süpürürmüş. bu bence böyle itirazı olanlar tabii ki olabilecektir, ama şunu söylemeliyim ki bizim ofisteki bilgi işlem sorunlusu bir erkek !!!
bir daha format atmak mı, tövbe ki ne tövbe. bu arada gördüğüm kadarı ile erkekler bu işe çok meraklı format atmaktan ayrı bir zevk alıyorlar. ne zaman başları sıkışsa hemen at bir format, ohhh problemi kökünden çöz. bu konuyu da hemen günlük hayattaki kadın erkek ilişkilerine çıt diye çıtçıtlayabiliriz. neymiş? kadınlar problemleri çözmek için incik cıncık uğraşır, son ana kadar gemiyi terk etmezken- mesela ben format attormadan önce 1 hafta bekledim belki makinam düzlemeye karar verir diye-, erkekler bir problem karşısında dona kalır ve onunla ince ince uğraşmak yerine çaat konuyu bitirir, problemi halı altına süpürürmüş. bu bence böyle itirazı olanlar tabii ki olabilecektir, ama şunu söylemeliyim ki bizim ofisteki bilgi işlem sorunlusu bir erkek !!!
27.5.09
İNGİLTERE YE HOŞGELDİNİZ








bugün radikal gazetesini okuyan olduysa görmüştür, okuyan olmadıysa da buradan görebilir, polonyalı fotoğraf sanatçısı maciej dakowicz ingiltere nin cardiff kentinde cuma ve cumartesi gecelerinni geç saatlarini görüntülemiş. alkolden çıldıran ingilizler de tam olarak durumlarını yansıtmışlar :) maciej, tüm şehirleri dolaşarak foto çektiğini ancak ingiltere de ki gibi bir eğlence anlayışına hiç rastlamadığını söylemiş. valla doğru demiş.. . yani işte olay budur. alkolün bedende çığırdan çıkmasına en guzel örnek. bence müthiş bir durum, kimse kimsenin ne giydiğine, ne yaptığına, ne yediğine, ne içtiğine bakmaz, herkes kafasına göre takılır. eğer türkiye de hal böyle olsa, düşünün tecavüze uğrayan gerek erkek gerekse de kadın sayısı bir gecede kaç olur!!
ingiltere yi her hali ile seviyorum kim ne derse desin.
daha fazla foto için buraya tık tık.
26.5.09
HEART OF GOLD
Neil Young babamla aynı yaşta Kanada lı bir folk- rock şarkıcısıdır. geçtiğmiz günlerde de "fork in the road" adlı yeni bir albüm yayınladı. benim kendisi ile olan ilişkim uzaktan takip etmeyi pek geçmez ama bir şarkısı vardır ki "heart of gold", işte o benim favori "içli" şarkılarımdan biridir, hele ki bir de johnny cash versiyonu çalıyor ise hüzün iki kat katlanır. ne der bu şarkı? aslında- hepimizin arayışında olduğu- "altın kalp"i arayan adamı anlatır. adam hollywood a gitmiştir, redwood (kaliforniya sahilleri imiş) a gitmiştir, okyanuslar geçmiştir ve oralarda altın bir kalp aramıştır, zaten yaşlanıyordur da, bu sebeple bu kişiyi bulmayı çok ister, hatta bu arayış onun kendisini altın arayan bir madenci gibi hissetmesine sebep olmuştur.
bu şarkının beni etkilemesinin bir sebebi lirik ve melodi bütünlüğü, çünkü bu benim takıntım. lirik takıntım var, melodi takıntım var... ama daha önemli bir sebebi, o "altın kalp" arayışının herkes için- en azından benim için- çok geçerli olmasıdır. hayatımız boyunca hep o aradığınız kişiyi bulmak istersiniz- adına ne derseniz artık ruh ikizimi, ruh eşimi, beyaz atlı prensi mi- bazen bulduğumuzu sanıyoruz, bazen gerçekten buluyoruz, bazen bulup da kıymetini bilemiyoruz, bazen de hiç karşılaşmıyoruz. en tehlikelisi, aradığınız kişi olmamasına rağmen kendinizi çaresiz hissedip bir insan ile hayat birleştirmek. burada bulduğunuzu zannetmekten bahsetmiyorum, aslında içten içe altın kalbin o olmadığını bilirsiniz ama yine de kendinizi bile bile kandırırsınız, bunu yapan insanlar çok. neyse herkesin altın kalbi kendine... bu arada acaba aslında böyle birisi yok mu? neil young bu şarkıyı yazarken aslında bu arayış ile alay mı ediyor? işte bu da başka bir konu. ben beyaz atlı prens durumlarına asla inanmadım, en inandığım şey, insan hamuru diye bir şey olmasıdır ve iyi hamurlar benim altın kalbimdir.
Ive been to hollywood
Ive been to redwood
I crossed the ocean for a heart of gold
Ive been in my mind, its such a fine line
That keeps me searching for a heart of gold
And Im getting old.
Keeps me searching for a heart of gold
And Im getting old.
şarkıyı dinlemek için buraya tık tıklayınız.
bu şarkının beni etkilemesinin bir sebebi lirik ve melodi bütünlüğü, çünkü bu benim takıntım. lirik takıntım var, melodi takıntım var... ama daha önemli bir sebebi, o "altın kalp" arayışının herkes için- en azından benim için- çok geçerli olmasıdır. hayatımız boyunca hep o aradığınız kişiyi bulmak istersiniz- adına ne derseniz artık ruh ikizimi, ruh eşimi, beyaz atlı prensi mi- bazen bulduğumuzu sanıyoruz, bazen gerçekten buluyoruz, bazen bulup da kıymetini bilemiyoruz, bazen de hiç karşılaşmıyoruz. en tehlikelisi, aradığınız kişi olmamasına rağmen kendinizi çaresiz hissedip bir insan ile hayat birleştirmek. burada bulduğunuzu zannetmekten bahsetmiyorum, aslında içten içe altın kalbin o olmadığını bilirsiniz ama yine de kendinizi bile bile kandırırsınız, bunu yapan insanlar çok. neyse herkesin altın kalbi kendine... bu arada acaba aslında böyle birisi yok mu? neil young bu şarkıyı yazarken aslında bu arayış ile alay mı ediyor? işte bu da başka bir konu. ben beyaz atlı prens durumlarına asla inanmadım, en inandığım şey, insan hamuru diye bir şey olmasıdır ve iyi hamurlar benim altın kalbimdir.
Ive been to hollywood
Ive been to redwood
I crossed the ocean for a heart of gold
Ive been in my mind, its such a fine line
That keeps me searching for a heart of gold
And Im getting old.
Keeps me searching for a heart of gold
And Im getting old.
şarkıyı dinlemek için buraya tık tıklayınız.
25.5.09
ORHAN GENCEBAY
"orhan baba yale e kapak oldu" başlıklı bir haber dolaşıyor etrafta. işte kapak da bu aşağıdaki kapak. yale de turkler ve osmanlı tarihi üzerine bir araştırma yapan Prof. Findley ‘Türkiye, İslam, Milliyetçilik ve Modernlik’ adlı kitabının kapağına orhan gencebay ın "aşkı ben yaratmadım" adlı albümünün kapağını koyacakmış ve bunun için bir amerikalı "terbiyesi" ve "görgüsü" ile orhan gencebay dan telif izni istemiş. filan falan. şimdi orhan gencebay ın türk toplumu için önemi tartışılmaz, benim gibi daha çok orta sınıfta yerini almış tiplar dahi orhan gencebay dinler ucundan ve müzikçalarında şarkıları bulundurur ( bu lafı etmemin sebebi gelir düzeyi düşük ve/veya çileler içinde yaşamış insanlara daha yakın bir müzik olmasıdır, yani benim gibi tatlı su hayatlarından daha zor hayatlar içindir çoğu şarkısı). hatta ana eğilimi yabancı müzik çalmak olan barlar araya bir orhan gencebay şarkısı sıkıştırır. ancak ben bu haberi görünce bir afalladım. yani kitabın başlığı çok ağır, içeriğinin de ağır olduğu düşünülebilir. koca bir kültürden, tarihten ve çelişkiler kümesinden, zıtlıklar zincirinden, 23425 bilnmeyenli bir denklemden bahsediyor olmalı- yoksa türkler ve osmanlı zaten nasıl anlatılır- ama bu kapak için bir yanım "evet tam da budur" diyor, bir yanım ise bir amerikalı gözünden bakıp- hele ki karmaşık yapıyı bilmeyen bir amerikalı gözünden bakıp- "aaa bu türkiye fas-tunus-cezayir in kardeşi mi?" diyor, hatta "afrika da mı acaba?" diye de sorabilir zira bir çöl durumuda mevcut. velhasıl, bu ülke ile ilgili kafam karıştıkça karışıyor. diyeceğim şu ki;
Dilerim her arzun gerçek olsun
Hayat bu, şansın hep açık olsun
Dertler benim, çile benim
Hayat senin senin olsun
Hatıralar, hasret benim
Ömrüm senin senin olsun
klip için buraya tık tık.
Dilerim her arzun gerçek olsun
Hayat bu, şansın hep açık olsun
Dertler benim, çile benim
Hayat senin senin olsun
Hatıralar, hasret benim
Ömrüm senin senin olsun
klip için buraya tık tık.
Subscribe to:
Posts (Atom)




