parasol'e özel arama kutusu

26.5.09

HEART OF GOLD

Neil Young babamla aynı yaşta Kanada lı bir folk- rock şarkıcısıdır. geçtiğmiz günlerde de "fork in the road" adlı yeni bir albüm yayınladı. benim kendisi ile olan ilişkim uzaktan takip etmeyi pek geçmez ama bir şarkısı vardır ki "heart of gold", işte o benim favori "içli" şarkılarımdan biridir, hele ki bir de johnny cash versiyonu çalıyor ise hüzün iki kat katlanır. ne der bu şarkı? aslında- hepimizin arayışında olduğu- "altın kalp"i arayan adamı anlatır. adam hollywood a gitmiştir, redwood (kaliforniya sahilleri imiş) a gitmiştir, okyanuslar geçmiştir ve oralarda altın bir kalp aramıştır, zaten yaşlanıyordur da, bu sebeple bu kişiyi bulmayı çok ister, hatta bu arayış onun kendisini altın arayan bir madenci gibi hissetmesine sebep olmuştur.

bu şarkının beni etkilemesinin bir sebebi lirik ve melodi bütünlüğü, çünkü bu benim takıntım. lirik takıntım var, melodi takıntım var... ama daha önemli bir sebebi, o "altın kalp" arayışının herkes için- en azından benim için- çok geçerli olmasıdır. hayatımız boyunca hep o aradığınız kişiyi bulmak istersiniz- adına ne derseniz artık ruh ikizimi, ruh eşimi, beyaz atlı prensi mi- bazen bulduğumuzu sanıyoruz, bazen gerçekten buluyoruz, bazen bulup da kıymetini bilemiyoruz, bazen de hiç karşılaşmıyoruz. en tehlikelisi, aradığınız kişi olmamasına rağmen kendinizi çaresiz hissedip bir insan ile hayat birleştirmek. burada bulduğunuzu zannetmekten bahsetmiyorum, aslında içten içe altın kalbin o olmadığını bilirsiniz ama yine de kendinizi bile bile kandırırsınız, bunu yapan insanlar çok. neyse herkesin altın kalbi kendine... bu arada acaba aslında böyle birisi yok mu? neil young bu şarkıyı yazarken aslında bu arayış ile alay mı ediyor? işte bu da başka bir konu. ben beyaz atlı prens durumlarına asla inanmadım, en inandığım şey, insan hamuru diye bir şey olmasıdır ve iyi hamurlar benim altın kalbimdir.

Ive been to hollywood
Ive been to redwood
I crossed the ocean for a heart of gold
Ive been in my mind, its such a fine line
That keeps me searching for a heart of gold
And Im getting old.
Keeps me searching for a heart of gold
And Im getting old.

şarkıyı dinlemek için buraya tık tıklayınız.

25.5.09

ORHAN GENCEBAY

"orhan baba yale e kapak oldu" başlıklı bir haber dolaşıyor etrafta. işte kapak da bu aşağıdaki kapak. yale de turkler ve osmanlı tarihi üzerine bir araştırma yapan Prof. Findley ‘Türkiye, İslam, Milliyetçilik ve Modernlik’ adlı kitabının kapağına orhan gencebay ın "aşkı ben yaratmadım" adlı albümünün kapağını koyacakmış ve bunun için bir amerikalı "terbiyesi" ve "görgüsü" ile orhan gencebay dan telif izni istemiş. filan falan. şimdi orhan gencebay ın türk toplumu için önemi tartışılmaz, benim gibi daha çok orta sınıfta yerini almış tiplar dahi orhan gencebay dinler ucundan ve müzikçalarında şarkıları bulundurur ( bu lafı etmemin sebebi gelir düzeyi düşük ve/veya çileler içinde yaşamış insanlara daha yakın bir müzik olmasıdır, yani benim gibi tatlı su hayatlarından daha zor hayatlar içindir çoğu şarkısı). hatta ana eğilimi yabancı müzik çalmak olan barlar araya bir orhan gencebay şarkısı sıkıştırır. ancak ben bu haberi görünce bir afalladım. yani kitabın başlığı çok ağır, içeriğinin de ağır olduğu düşünülebilir. koca bir kültürden, tarihten ve çelişkiler kümesinden, zıtlıklar zincirinden, 23425 bilnmeyenli bir denklemden bahsediyor olmalı- yoksa türkler ve osmanlı zaten nasıl anlatılır- ama bu kapak için bir yanım "evet tam da budur" diyor, bir yanım ise bir amerikalı gözünden bakıp- hele ki karmaşık yapıyı bilmeyen bir amerikalı gözünden bakıp- "aaa bu türkiye fas-tunus-cezayir in kardeşi mi?" diyor, hatta "afrika da mı acaba?" diye de sorabilir zira bir çöl durumuda mevcut. velhasıl, bu ülke ile ilgili kafam karıştıkça karışıyor. diyeceğim şu ki;

Dilerim her arzun gerçek olsun
Hayat bu, şansın hep açık olsun
Dertler benim, çile benim
Hayat senin senin olsun
Hatıralar, hasret benim
Ömrüm senin senin olsun

klip için buraya tık tık.


24.5.09

22.5.09

SEN NAPIYOSUN?

hayatınızı yaşarken hiç dışarıdan kendinize bakıp da " ben napıyorum" diye sordunuz mu? ben bu aralar çokça soruyorum. kendime dışarıdan bakıyorum. ne yaptığımı ya da yapamadığımı görüyorum. korkup tekrar içeri giriyorum.

birisinin dinlediği bir radyoda patricia kaas çığıtıyor; je taiiime jöö teeeeeeeeem lilililiiiiiiii. konuyla hiç alakası yok tabii...

21.5.09

FIRTINA

şu an hiç olmayacak bir yerde bir yağmur fırtınasının ortasındayım. ne şemsiyem var ne de ayakkabım. şans mı şanssızlık mı bilemedim. ayağımda şort ve terlik bir çardağın altında sığınmış yağmurun dinmesini bekliyorum. guzel istanbulum bu sene seni daha mı çok seviyorum... özledim bile şimdiden. buradan bir şarkı gönderiyorum. burası böyle bir yer.

radio nowhere, is there anybody alive out there.

20.5.09

NE GÜZELDİR YOLLARDA OLMAK ŞİMDİ

SADECE BAHAR GELDİ!

geçen gün bir yerde okudum da hak verdim. diyor ki; bahar geldi diye herkesde bir enerji ve hareket var, ama aslına bakarsanız sadece mevsim değişiyor hayatlarımız değil. yine aynı işe gidip geliyor, aynı araba ile aynı yollardan gidiyoruz, aynı şeyleri yapıyoruz. valla adam haklı. ama ne yalan söyliyeyim benim de içimin içime sığası yok. yerimde durasım hiç yok. e nooldu derseniz. esasen hiç de bir şey olmadı. benim de hayatım aynı, ama bünye baharı kaldıramıyor. uçup kaçmak istiyor. kalp çarpıntısı, heyecan, deniz, güneş, müzik istiyor. geçen gece olduğu gibi trip de bağıra çağıra şarkı söyleyip dans etmek ve sarhoş olduğu için ve taksi ile dönmek istiyor. bir pantolon bir gömlek şibidibidip dibi dibi dip...

not. bir şarkı arka arkaya kaç kez dinlenebilir? şarkı obsesyonu diye bir bozukluk var mıdır?

18.5.09

BEN HARPER & the RELENTLESS7

Shimmer and shiiiiiiiine
We leave it all behiiiiiiiind
Shimmer and shiiiiiiiiiine
When you tell me that you're miiine

işte son favorilerimden biri... ben harper, benim gördüğüm
kadarı ile sessiz sakin müzik yapan barış yanlısı bir kişilikti.
onu görünce de aklıma hep bob marley gelirdi-müziği benzediğinden
diilde tipinden galiba-ama şimdi yeni gurubu ve bu şarkısı ile
algımda bambaşka bir yere oturdu. bu şarkı müthiş tam da herkesin
aklını kaçırdığı tabii ki benim de bu bahar günlerinde dinledikçe
delirmek istiyorum.dinlemek için sözlere bi zahmet tıklayın,
halen buraya video linki koymayı beceremiyorum.
yuuyuuhuhuhuhuuuuuuuuuuuu

17.5.09

BİR TÜRLÜ DENK GELMEYEN DURUMLAR


aynı müziği dinlediğiniz, aynı filmleri seyrettiğiniz, aynı yerlere gitmekten hoşlandığınız, benzer yaşam görüşlerinine sahip olduğunuz insanları bilirsiniz- görürsünüz- anlarsınız ama bir türlü bir araya gelemezsiniz. ya zaman uygun değildir, ya o bir türlü bunun farkında değildir, ya hamle yapacak ortam ya da cesaret yoktur, ve yahut bilinmez çoktur ve siz uzaktan durur düşünür ve bu denk gelememe durumu üzerine yakınır durursunuz. çift olan kadın ve erkeklere baktığınızda bir çoğunun bunun tersi bir durumda olduğunu görebilirsiniz. aynı müziği dinlemezler, benzer kitapları okumazlar, biri film sever biri sevmez, biri deniz sever biri kar sever, biri spor sever biri yaymayı sever, biri bruce hastasıdır biri bruce un kim olduğunu çift olduktan sonra öğrenir. bu insanlar neden bir araya gelir? neden benzer insanlar bir araya çoğunlukla gelemez?? takığım bu duruma pehhh....

not: hani şu geyik vardır ya, işte, çiftler farklı şeylerden hoşlanırlarsa sıkılmazlar çok ideal bir durum olur diye... ben buna katılıyorum ama bunu demek istemiyorum. siz anladınız ne dediğimi.

15.5.09

MUTLU HAFTA SONLARIIIIIIIIIII

işte yeni ve yine bir haftasonu;akşamakadıköydeeğlenceyarınasporgezmegörmeterziişleri
pazaramodadoğadenizvebilinmezler

14.5.09

MOLLAAAAAAA

evet sakınan göze çöp batar mı batar. benimkine dün gece battı. ataturk havalimanına 9 civarında indim, bir taksiye binmek için sıranın başına gittim, oradaki değnekçi beni taksiye yönlendirdi, ben taksinin bagajının önünde durdum sonra içeriden şoför çıktı. amaaaaaaaaaaaaanııııııın, o da ne, vah vaaaaaaaaaah... şok oldum çünkü şoför bildiğiniz molla, yani bilmediğiniz. yani belki ileride bileceğiniz. ben de bilemiyorum. kısaca 15 cm uzunluğunda kara siyah sakal, az uzun saç, şalvar, sıfır yaka düğmeli gömlek, yelek ve ayağında mes. yani sokakta badem bıyıklar imam sakallar görüyoruz da bu tarif ettiğimden henuz pek görmüyoruz. neyse ben aslında vazgeçip bu taksiye binmesem mi diye çok düşündüm, sonra ayırımcılık kötü bir şeydir diyerek atladım taksiye. şoför bey benim korkularımın tersine müthiş düzgün bir turkçe ile benimle görülmemiş bir şekilde sohbet ediyor: "nereye gideceğiz efendim, ben şimdi bir trafik durumunu öğreneyim efendim, siz nasıl isterseniz öyle gideriz efendim, trafik olduğunda sirkeci vapuruna binin bir de çay içersiniz keyifli keyifli gidersiniz efendim." bunlara rağmen ben az konuştum çünkü bunların altında bir bit yeniği aradım hatta bir ara adamın beni kaçıracağını ve bir ormanda beni "sen misin örtünmeyen pis kafir" diyerek allaha kurban edeceğini filan düşündüm. bir arkadaşıma sırf bu yüzden bir sms attım "ben garip bir taksinin içindeyim, bana bi şi olursa haberin olsun" diye. sonra adam beni maçıında yardımı ile hiç olmayan trafik de evime götürdü, benim 2 liram çıkmadı onu bana helal etti, bir nevi helllalleştikten sonra ayrıldık. ama ben apartmana girerken hala korku içindeydim " acaba evimi belirleyip sonra gelip beni bulur ve kurban eder mi" diye... biliyorum çok şüpheciyim ama ülkemizdeki olaylar beni bu hale getirdi, yetkililere duyurulur.

13.5.09

DİŞ KAMAŞMASI

diş kamaşması ilginç bir olgudur. erik ve turşu gibi gıcır gıcır yiyecekler yiyince dişlerimiz de gıcırdar ve kamaşma olarak taabir ettiğimiz feci durum ortaya çıkar. herkesin kamaşma sınırı bir başkadır. bazıları 3 erik yiyince bazıları 13 erik yiyince kamaşır. bir kere diş kamaştımıydı artık bir daha geçmesi zaman alır. kamaşma anından sonra artık ne yeseniz o size kamaşır. hele kamaşmış dişin üzerine gelen yiyecek beyninize öyle bir sinyal uçurur ki yerinizden hoplarsınız. bu durumun en kötüsü her iki taraftaki azı dişlerin kamaşmasıdır. işte o zaman yediklerinizi çiğnemeden yutmak ya da anlamsızca ağzınızın içinde gevelemek sureti ile yersiniz. hiç hoşlanmadığım bir olgu olan diş kamaşması şu an başımda ve hem de 2 taraflı. bir an önce eski sağlığıma kavulmak için pozitif enerjilerinizi evrene bekliyorum.

12.5.09

BİR EV ÖZLEME SAVI

şöyle bir savım var:

"eğer evinizi ve bulunduğu şehri seviyorsanız, onlardan ayrıldıktan 2 gün sonra onlara geri dönmek istersiniz"

ben hoş bir iş gezisi geçiriyorum ama bu sebeple istanbul da iptal etmiş olduğum spor aktiviteleri, kardeşimin gelinlik provasını kaçırmış olmam, canım isterse moda da çay içmeye gidebilmem, evimin balkonu, yatağım bana özlemle el sallıyorlar, bu sebeple 2 gün uzak kalmak dahi beni kötü etkilemekte. yine de buralar sakin, güneşli, durağan, huzurlu ve bol çiçekli ve ikinci bir sav:

"evinizi ve şehrinizi ne kadar sevdiğinizi anlamak isterseniz, en az 2 günlüğüne onlardan ayrılın"

11.5.09

AAAAAAA MÜTHİŞŞŞŞ






























bu linke mutlaka bakın çılgınlık. 57578465443543542 tane paket örneği var. delilik

ŞU AN BİR GARİP YERDEYİM

bugün 3 günlük bir iş gezisine çıktım. şu an kıyı şehirlerinen birinin- adı sahibinin çılgınlıkları ile ünlenmiş- bir otelinin yemek terasındayım. teras dediysem aslında yer seviyesi. palmiyeler altında latin müzikleri eşliğinde yemek yiyor, denizin sesini dinliyor, şarap içiyor ve bloglara bakıyorum. benden başka kimse yok- garsonlar hariç... bilmem hayal edebildiniz mi ama müthiş bir atmosfer. iş yerine bolca kızmam ile birlikte şu an bana bu imkanları tanıdıkları için onlara teşekkürü bir borç bilirim. burada tek saçmalık interneti satın almak. artık 2 yıldızlı otellerde bile bedava internet varken burada 29 tl ödemek gerekiyor. neyse ben ödedim aldım interneti, bunu da problem etmeyeceğim. işte böyle... yanii bessame muçooo..

MAKARON



AHH MAKARON VAH MAKARON SEN NE DE GUZELSIN MAKARON HİÇ SENİ YEMEDİM AMA YEMEYİM DE YANINDA YATAYIM MAKARON...

BAY MILK

geçtiğimiz cuma şehrimize gelen filmlerden MILK e gitme fırsatını buldum. hikaye gerçek hayattan alınmış ve kısmen belgesel niteliğinde bir film... herkesin bildiği gibi amerika da 1970 li yıllarda eşcinsel hakları savunucusu harvey milk in 40 ından sonraki macerasını anlatıyor. filmin verdiği mesajlar çok önemli ama daha önemlisi nedir derseniz; sean penn dir. bu kadar iyi bir oyunculuk görmek pek fazla rastlanır bir şey değil. bir insan bu kadar mı oynadığı kişi olur, bu kadar mı içine sindirir. pes doğrusu. bravo... bu filmi izlemeyi düşünmemiş olsanız dahi sean penn için fikrinizi değiştirin derim ben...

ÖZLEDİM SENİ BLOG

AYYYY . 3 gün oldu bi şi yazamadım... özledim seni blog. ne de olsa sen benim ilk göz ağrımsın. iyi günde kötü günde can yoldaşımsın. dur işlerimi bitireyim hemen sana bazı sırlar vereyim.. öpüyorum.

7.5.09

RUMBAAA

nisan ayında istabul film festivalinde, bu hafta da sinemalarda vizyona giren Rumba adlı filmini - muhtemelen- son gününde seyretme fırsatım oldu. çok çok beğendim. rumba yapmaya bayılan bir çiftin başına gelebilecek en kötü şeylerin gelmesine rağmen, hiç isyan görmediğiniz, her şeye olumlu yaklaşan, konuşmadan başka ortak dillerle de anlaşabileceğimizi anlatan, çok sade, çok pastel, çok hoş, ince ve komik bir film. hiç sıkılmadan büyük bir zevk ile seyrettim, tekdüze filmlerden sıkılıp biraz farklı ve avrupa kültürünün ince mizah, estetik, zerafet ve akıl dolu yansımasını seyretmek isterseniz bu filmin dvd sine başvurun zira bence bugün vizyondaki son günüydü. (kanyonda 19 30 seansında koca kocccaa salonda 6 kişiydik, üzücü, insanlar merak etmiyor mu, farklı bir şey seyretmek istemiyor mu, zevk mi almıyor, beğenmiyor mu, anlamıyor mu, önmsemiyor mu, nedir ben çözemedim- bu gidişle de çözemeyeceğim)

fatih özgüven in film ile ilgili yazısını buraya tıklayarak bulabilirsiniz.

İNSANLAR İNSANLAR

çeşit çeşit insan var. bunu herkes biliyor. ben de biliyorum. herkes aynı geçmişten gelmiyor bunu da biliyorum. ve galiba bu yüzden de benim bazı tip insanlara karşı tepkilerim oluyor, bunu da biliyorum. kimlere mi mesela?:?!;.

1- yolda yürürken giydiğiniz kıyafeti sanki vitrin mankeniymişsiniz gibi yukarıdan aşağıya süzen kadınlara, ya da çorabınız sıradan çoraplardan farklı olduğu için gözünü bacaklarınıza diken kadınlara

2- sanki küçük dağları yaratmış gibi ortalıkta süzülen ve size nefretle bakıp; kapı ağızlarında, kaldırımlarda, asansörlerde, size yol vermemek için kıvrak hareketlerde bulunan kadınlara,

3- 55 yaş üstü erkeklerin çapkın bakışlarına (yani -göz var izan var diye bir laf vardır, bre amcalar siz ve biz mümkün mü? olacak iş mi? komik olmayın- diyesim geliyor)

4- cooooool olmaya çalışmak için çaba harcayan erkeklere, aslında çaktırmadan ilgi duyup duymuyormuş gibi yapıp, bir de ortada hiçbir şey yokken coool davranmaya ve ilgilenmiyormuş gibi yapmaya çabalayanlara- bence cool olunmaz doğulur, bu sebeple çabalamaya gerek yok

5- dikkat çekmek için yolda size yol vermeden üstünüze üstünüze gelen erkeklere

6- tanışma atılımında bulunup reddedilmeye tahammül edemeyerek sapık davranışlar sergileyen erkeklere

7- tanışma çabası içinde olan, tanışmayı başaran ama umduğunu bulamayınca 180 derece dönen erkeklere

8- gunaydın, iyi günler, iyi akşamlar, iyi geceler, teşekkürler demenize rağmen ağzını açmayan suratsız taksicilere, tezgahtarlara, kasiyerlere, santral memurelerine, vb görevdeki tüm kişilere

tabiii her zaman olduğu gibi bu post da uzayıp gider ama ben burada kesiyorum. işe dönmem lazım... eğer bunu okuyorsanız ve maaşlı bir çalışansanız sizin de işe dönmeniz iyi olur.. benden sööylemesi :))

6.5.09

hıdırellez

izmir deki okul hayatım boyunca 5 mayıs akşamları yatılı kızlar ile birlikte göztepe sahiline çıkar ateşlerin üzerinden atlardık ve akşam dışarı çıkma olayı sadece bu gece cereyan ederdi. yani diğer akşamlar voleybol antremanım biter bitmez okuldan yurda gelir bütün akşam ders çalışıp kötü kötü yemekler yerdim. ben o zamanlar çok da umursamazdım hıdırellez i ama yine de aksiyon olsun diye çıkar dolaşırdım. ama taaaaa o zamanlardan beri özellikle bu günün haftasonuna geldiği zamanlarda annemle hıdırellez ritüeli yapardık. kağıda isteklerimizi çizip hemen kapının önündeki çiçeklikte büyüyen güllerin dallarına bu kağıtları asardık. ertesi gün ise onları alır toprağa gömerdik. ben geçen sene de apartmanın bahçesinde bu ritüeli gerçekleştirdim ama dün akşam unuttuuuuuuum.. yani gece 1 de aklıma geldi. tırstığım için de o saatte dışarı çıkıp gül ağacı bulmaya yeltenmedim. bu akşam bağlasam dileklerim yerine gelir mi hıdır ilyas? yokda yine dileklerimin yerine gelmediği bir yıl mı geçer. sevgili hıdır ilyas cevap ver. kaçma kaçmaaaaaa...

5.5.09

OLABİLİRDİ AMA OLMADIM

şu zamana kadar yaşadıklarımdan anladığım kadarı ile;
  1. çok iyi bir tenisçi
  2. çok iyi bir yüzücü
  3. çok iyi sanatçı (tasarım, el işi, resim, moda)
olabilirdim. ama olamadım. onun yerine babamın talepleri üzerine voleybolcu oldum. toplam 7 sene voleybol oynadım. sevdiğimi pek söyleyemem vasat bir oyuncuydum ama boyum uzun olduğu için ve babamın da gayretleri sayesinde bu kadar zaman idare ettim. şimdi geriye bakınca keşke daha istekli oynasaydım diyorum, ama bu yıllar sayesinde şimdi spor yaparken zorlanmıyorum ve yaptığım şeyleri beceriyorum ve ilginç olarak da biliyorum ki tenisçi ya da yüzücü olsaydım başarılı olurdum. tenis hocası da öyle diyor. ayrıca üniversite de güzel sanatlar da okusaydım bu da süper olurdu. ayrıca aile ve yatılı okul yaşantılarım daha sağlıklı olsaydı daha dengeli bir insan olurdum. yaşadığımız her gün, geçmişimizin ne kadar önemli olduğunu, çocukluk çağlarının her şeyin başlangıcı olduğunu görüyorum. bu sebeble çocuğu olanların ne kadar büyük bir sorumluluk içinde olduğunu bilmek gerekir.

KIZLARIN MUTASYONU

son yıllarda "single" kızların sayısının "single" erkeklere göre artması mıdır yoksa kızlara bi cesaret gelmesi midir, dişilerin mutasyonu mudur.. nedir bilemiyorum ama etrafta tuhaf tavırlı kızlar dolaşmakta. bir kendine güven, bir hulyalı bakış, bir nazlı ceylan, biraz da depresif mod durumu var. bu durumda -varsa- sevgilinizi kaybetme olasılığı bence çok yüksek. bu cool görünümlü mutant kızlar hoşlarına giden erkekleri ağlarına düşürüp yiyecekler korkarım ki... çok korkuyorum.. oldukça korkuyorum.. epey korkuyorum... esasen bu iş dışarıdan bakan 3.kişi için oldukça komik oluyo... korkuyodum... çok korkuyodum... epeyce korkuyodum...
YAŞADIĞIMIZÜLKEDEARTIKGÜVENDEDEĞİLİZ

4.5.09

ADEM İLE HAVVA WERE HERE

evet hafta sonu yaptığım urfa gezisinde- zor yol koşullarına rağmen- "göbeklitepe" ye de gittik. burası milattan önce 10 bin yıllarında inşa edilmiş bir yerleşim yeri daha doğrusu söylentilere göre tevratta geçen cennet bahçelerinin burada olduğu ve adem ile havva nın da bu bahçelerden kovulduğu öne sürülüyor. gerçekten büyüleyici bir yer, burası bir çoban tarafından 1994 yılında bulunmuş ve o zamandan beri fotoğrafta gördüğünüz bölgeden biraz daha fazlası gün yüzüne çıkmış. yani çok çok yavaş ilerleyen bir kazı... Alman arkeolog Dr. Klaus Schmidt kazının liderliğini yapıyor. burası harran ovasına bakan bir tepe. yukarıdaki resimde, boynunda kartı olan şahıs ise hem buranın toprak sahibi hem de rehberi. çok karizmatik ve düzgün turkçe konuşan birisi. bize tüm bildiklerini anlattı ve bölgeyi gezdirdi. adı da mahmut bey dir. bakın ortaya çıkması beklenen görüntü işte aşağıdaki gibi. cennet bahçeleri olabilir mi acaba? bence olabilir...

URFA MI???








hafta sonu iş sebebi işe gaziantep ve urfa da bulundum. aslında 3 günün sadece yarım gününü iş için toplantı yaparak geri kalan kısmını ise yemek yiyerek ve gezerek geçirdim. özellikle pazar günü urfa bölümü çok ilginçti. yani başka bir dünyaydı demek daha doğru olur. her ne kadar turkiye nin doğusunu fazla gezmemiş olsam da bir çok yere gittim ama burada yaşadığım kültür şokunu hiç bir yerde yaşamadım. sanki başka bir ülke gibi; insanlar, mekanlar, yemekler, taş, toprak her şey farklı. orada uzaylı gibi kaldığımı hissettim. aynı ülkenin vatandaşları bu kadar mı farklılaşır diye düşündüm. artık gündem maddesi olan konuları daha iyi kavrayıp anlayacağım. oraları görmek lazım ki biz nerede-nasıl yaşadığımızı anlayalım. bu arada, fotosunu gördüğünüz balıklar meşhur balıklı gölün balıkları. onlara balık dendiğine bakmayın,

adete eminönü meydanında ki güvercinlerin bir türevi gibiler. insanlar yukarıdan yem
atıyor ve bu balıklar işte burada gördüğünüz gibi toplaşıp ağızlarını açıyolar. sanırsınız ki hoplayıp sizi de kapıcaklar. işte bööle ilginç balıklar- yerler- şehirler- insanlarlar- yaşamlar.
Posted by Picasa

30.4.09

BALKONLU EV OLMAZSA OLMAZ

hemen hemen tüm çocukluk ve gençlik hayatım bir tatil köyü havası içinde (aliağa petkim lojmanları) geçtiği için, oradan ayrıldıktan sonra da temiz hava, çiçek- böcek, deniz sevgimi her fırsatta değerlendirmeye çalışıyorum. yani öyle aman şehir dışına gideyim orada yaşayayım gibi ideallerim yok, şehiri çok seviyorum ama doğayı da seviyorum. zaten çok fazla beton ve hava kirliliği ve diğer çeşitli kirlilikler içinde yaşarken, doğaya kucak açma arzumu balkonumda tatmin etmeye çalışıyorum. balkonsuz bir hayat düşünmek istemiyorum. çok şanslıyım ki istanbul koşullarına göre oldukça geniş ve yeşilliğe, kocaman ağaçlara bakan bir balkonum var. bir de çiçeklerimi, süslerimi minderlerimi çıkardım mıydı balkonum çok güzel bir mekan haline geliyor. ondan sonra artık kahvaltılar akşam yemekleri balkonda yeniyor. yazın en zevkli kısmı da bu oluyor. bence belediyeler kampanya başlatmalı ve her eve saksı ve sardunya vermeli ve tüm evler balkonlarına ya da pencere kenarlarına renkli saksılarda sardunya koymalı. bakın o zaman çirkin betonlar nasıl renklenip güzelleşir. eyyyy belediye sesime kulak ver, lale yerine sardunya ya geel ...
(bu lale işine ne paralar harcanıyor acaba, sopa gibi dikiyorlar iki güne harap oluyor lalecikler)

29.4.09

CERRRRRRRRRRAAAAH

evet bildiğiniz gibi dün ülkemizde- her gün olduğu gibi- rezil 2 olay yaşandı;
1- bostancı daki terörist operasyonu
2- cellllllaaallllleeetttttin cerrraahh efendinin iç sesinin dışa vurumunun iğrençliği

yani gerçekten bu olanlara karşı hissettiğim nefret ve mide bulantısını durduramıyorum.

1- hepimizin yaşadığı mahallelerden birinde, istanbul un göbeğinde bir evde bir çatışma çıkıyor, ve polis evin etrafını boşaltma ihtiyacı duymuyor, hatta evin önünden belediye otobüsü filan geçiyor. bu nedir? yaşadığımız ülkede insanlığımıza ve hayatımıza nasıl da değer verilmediği ve bunu yapanların ne kadar cahil olduğudur. bu aynen şöyle bir şey, biz nasıl trafikte karşıdan karşıya geçerken arabalar üstümüze üstümüze sürüyor, nasıl vapur iskeleye yanaşmadan yolcular kıyıya atlıyabiliyor, minibüslerin içinde nasıl 25 kişi ayakta gidiyor, kaldırımlara nasıl arabalar park ediyor, metrobüsü yapmasını bilip de yaşlılar ve sakatları düşünmeksizin sıra sıra üst geçitler dikiliyor, işte bu zihniyet. maalesef bu zihniyet ülkeyi mahvediyor, yaşamlarımıza kastediyor ve sonunda 1 masum genç insan ve bir de polis hayatlarına veda ediyor. insana hiç mi hiç değer verilmiyor.

2- bu cellllaaallllleeettttttiiiiinnnnnn cerrrraaahhhh- ki ismi dahi korku verici- ne demiş biliyorsunuzdur. kafası bedeninden kesilerek ayrılan münevver in katilinin 2 ay sonra dahi bulunamaması rezaleti üzerine: " aileler kızlarına sahip çıksın" demiş. bak bak.. zihniyete bak. hani derler ya çocuklar adına benzermiş, işte somut örneği. yani bu ne demek oluyor. kızlarınız öyle sokaklarda erkeklerle gezerse işte başına gelecek budur demek. bence açık açık burada hak edilmiş bir cezadan bahsediliyor ve ne cüretle bahsediliyor.... kardeşim sen kimsin de ailelerin kızlarnı nasıl yetiştireceğine karışıyorsun. zaten her halinden bellli ki insanları ilgilendiren konulara uzaksın, e o zaman sen nerden bilicen kim nasıl yaşamalı. bu ne insanlık dışı bir söylemdir. vay canına. demek ki kız başımıza bir yerde başımıza bir şey gelse polisler bize ne gözle bakacak ve zaten bakıyor da...

ben kendisini her iki olaydan dolayı derhal istifaya davet ediyor ve kendini türk cerrahlarının eline bırakarak evrimleşmesine imkan tanımasını diliyorum.

celallendim vallahi billahi... ne şiddet ne celal .cerrrrrah. c.c.

28.4.09

İKİZLER BURCU OLMANIN DAYANILMAZ DENGESİZLİĞİ

ikizler burcu olmak başa çıkması zor bir durum. ne gününüz gününüze ne de saatiniz saatinize uymuyor. dün depresyondan intiharın eşiğine gelebilecekken bugün dünyanın en mutlu insanı oluyorsunuz. ve iki gün arasında bu kadar değişimi tetikliyecek hiç bir şey olmazken. sabah aynı sabah, araba aynı araba, yol aynı yol, ofis aynı ofis, insanlar aynı insanlar. demek ki nedir? havanız nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsunmuş. genelde bu burç geyiklerinde ikizler burcu sevgilisi olanların pek sıkılmayacaklarını çünkü an be an aynı vücut içinde farklı insanlar ile birlikteymiş gibi bir hisse kapılmalarının kaçınılmaz olduğu yazar. (böyle yazınca da biraz psikopat bir karakter gibi gözüküyo ama öyle anlamayın çok şeker insanlarız biz). açıkçası ben bence tam tamına ikizler burcunu 12 den vurmuşum ve bundan çokk mutlu olmuşum. lakin etrafımdakilere sorarsanız onlar maduriyetlerini mahkeme kapılarında "manevi tazminat" talep edeerek gidereceklerini söylüyor. pehh.. neyse bu kadar saçmalık kadı kızında da olur. ayy saçmalamayı durduramıyorum. işte bugün yani şu saat benim ikizimin saati. hayırlısı olsun. muckkkkckckckkckckc....

not: derler ki ikizlerin erkekleri en kötü burçtur- kötü karakter anlamında hahahah- hele hele kendini yengeç zanneden ikizlerden 10 adım ötede durun emi.

5-6 AĞUSTOS DA AÇIKHAVADAYIM

gönderdim pozitif mesajı evrene, kavuştum leonard cohen e....

ayyy valla inanması güç ama bugün gazetede okuduğuma göre leonard cohen 5-6 ağustos günlerinde açıkhavada konser verecekmiş. hani böyle durumlarda "keşke başka bi şi isteseydim" denir ya, ben demiyorum isteğimden ve geçekleşecek olmasında son derece memnunuuumm.. bakın siz şahitsiniz, gerçekten istedim- taa içimden istedim. lallalalala liil ililii li..


dance me to the end of love

27.4.09

JOHHNY CASH


arka arkaya iki adet -eskilerden müzik- yazısı yazmak sıkıcı oldu galiba ama size bir de Johhny Cash den bahsetmek siterim. durum şu; hani teneke kutuların içine bir takım toplama albümler koyarak satıyorlar ya, işte geçen gün hiç sevmediğim ama çeşitli sebepler ile sıklıkla girdiğim D&R mağazalarının birinden Johnny Cash in bu şekil bir toplamasını aldım. içinde 3 cd var ve sadece 26 tl, bir tanesi Johnny nin Folsom hapishanesinde verdiği konserin canlı kaydı. nedense bu durum beni etkiliyor yani şu hapishane konserleri. Johnny Cash yaşamı boyunca hapishanelere karşı özel ilgi duymuş ve bir çok hapishanede de konser vermiş hatta kendisi de bir gece başkasına ait bir mülkün bahçesinden çiçek koparttığı için tutuklanmış. bir de Johnny Cash in June Carter a olan dilllere destan aşkı var. hatta Johhny Cash hayata karısının ölümünden 4 ay sonra 2003 yılında veda etmiş. bu veda ile ilgili de en belirgin anım 2003 yılında parkorman da johnny cash in öldüğü gün placebo nun verdiği konserde onların bu vedayı anons etmesi ve onun anısına bir şarkı söylemesidir. tüm bunların yanında johnny cash müthiş bir adamdır hatta amerikalılar onun başkan olmasını istemişlerdir. bende çok görmüş geçirmiş, hep hüzünlü, hep bir şeylere özlem duyan, çok içten ve erdemli bir insanmış izlenimi uyandırır ve hangi şarkıyı söylerse söylesin hakkını verir. velhasıl ben daha "walk the line" filmini izlememiş bir johhny cash hayranıyım. bana da ayıp vallahi billahi.

25.4.09

17.7.08 LONDRA O2 ARENA- LEONARD COHEN

"the last time I was on stage in london, I was just a 60 year old kid with a crazy dream"


hislerim henuz çok tazeyken buraya yazıyorum. leonard cohen in geçtiğimiz yaz londra da verdiği konserin dvd ve cd si turkiye de raflardaki yerini aldı ve ben de cd mi dvd mi derken bir dvd edindim. artık özelliğini tamamen yitirmiş cumartesi akşamlarımın bir tanesinde- yani şu an- 3 saat boyunca süren bu konseri seyrettim, daha doğrusu tv nin karşısında hipnotize oldum. Leonard Cohen 74 yaşında 3 saatlik bir performans göstermiş. her anı tüyler ürepertici... her şarkı sonrası ayakta alkışlanması gereken.... her şarkı sonrası göz yaşı engellenemeyen.

ilk duyduğum andan beri Leonard Cohen i çok çok beğendim. daha doğrusu benim onu beğenmemin haddime düşmeyeceğini düşündüğümden kendisine hayran oldum ama bu konsere kadar aslında hiç bir şey anlamamışım. fötr şapkası ile dimdik, hayatı çok iyi anlamış, duyarlı, alçak gönüllü, gerçek bir müzisyen, erdemli insan ve ozan Leonard Cohen. konser başlangıcından sonuna kadar seyircilere geldikleri için 1000 kez "thank you friends" diyen her firsatta grup üyelerini tekrar tekrar tanıtan mütavazi insan. her bis e tereddüt etmeden koşarak geldi. kadife sesli vokalistleri, müthiş yetenekli telli çalgılar ustası Javier Mas, "instrument that has the sound of the wind" i çalan Dino Soldo, tuşlu çalgılarda Neil larson ve diğerleri ile gerçekten sihirini ve büyüsünü enjekte edip gitti. bu konserin onun vedası olduğu söyleniyor. ben de orada olmalıydım diye çok düşündüm. çok pişman oldum. asla Leonard Cohen ile ilgili kötü haber duymak istemem bundan sonra. eğer bu dediklerim ile ilgileniyor iseniz ve para harcamak problem olmayacaksa bu dvd yi edinin, eğer bunu yapamıyorsanız aşağıda Leonard Cohen in konserde okuduğu şiirinin sözleri var. bunu okumak için zaman ayırın. pişman olmayacaksınız. leonard cohen e hayranlığım ve sevgilerimle...

Recitation with N.L.- LEONARD COHEN

You came to me this morning and you handled me like meat. You’d have to be a man to know how good that feels, how sweet. My mirrored twin, my next of kin, I’d know you in my sleep and who but you would take me in,
a thousand kisses deep.

I loved you when you opened like a lily to the heat, see I’m just another snowman standing in the rain and sleet, who loved you with his frozen love and his second hand physique, with he is and all he was,
A thousand kisses deep.

I know you had to lie to me, I know you had to cheat, to pose all hot and high behind the veils of shear deceit, a perfect born aristocrat so elegant and cheap, I’m old but I’m still into that,
A thousand kisses deep

I’m good at love, I’m good at hate, its in between I freeze. Been working out, but its too late, it’s been to late for years. But you look good, you really do, they love you on the street. If I could move I’d kneel for you,
a thousand kisses deep.

The autumn moved across your skin, got something in my eye, a light that doesn’t need to live, and doesn’t need to die. A riddle in the book of love, obscure and obsolete, to witness tear and time and blood,
A thousand kisses deep.

I’m still working with the wine, still dancing cheek to cheek, the band is playing Auld Laing Sine, but the heart will not retreat. I ran with Dez and I sang with Ray, I never had their sweep, but once or twice they let me play
A thousand kisses deep.

I loved you when you opened like a lily to heat, just another snowman standing in the sleet, who loved you with his frozen love, his second hand physique, with all he is, and all he was,
A thousand kisses deep

But you don’t need to hear me now, and every word I speak, it counts against me anyhow,
A thousand kisses deep.

24.4.09

YOGA NIN EN GUZEL YANI

bir süredir Kızıltoprak da bir yoga merkezine gidiyorum ve gayet memnunum. öncelikle merkezin başındaki kişi çok olumlu ve insanlara para olarak bakmayan birisi. ayrıca sırf ben erken ders yapmak istiyorum diye 18.00 a ders koydular. tabii ki umutları başka insanların da bu saatte gelmesi idi ancak şu ana kadar benden başka bu saati tercih eden çıkmadı. böylece dersler bana özel oldu. :) öyle yoga diyip geçmeyin, gerçekten çok efor sarfetmek gerekiyor. benim en sevdiğim tarafı 1.5 saatlik ders sonunda rahatlama bölümünün olması. şöööyle yatıyosun yeree oohhh.. gözüne de bi lavanta torbası. sonra birisi sana bazı absurd hikayeler anlatıyor. mesela "gözleriniz kapatın, şimdi göz bebekleriniz içinde küçük kuşların kanat çırptığını hayal edin" ya da "saçlarınızın arasından hafif bahar meltemleri esiyor ve tüm kötü düşünceleri alıp gidiyor" ya da "kalçanızı sıkın ve bırakın, şimdi de ellerinizi sıkın ve bırakın, tüm hücrelerinizin yeniden doğduğunu hissedin".... vaaay vaaaaay vaaaaaaaaaaaay demek istiyorum.

ÖRGÜ GRAFİTTİ




kardif de bir grup kız "keep cardiff cosy" adı altında gerilla örgü eylemlerine girişmiş. neden örüp örüp ağaçları ve çeşitli direkleri kapladıkları sorulduğunda da, klişelere karşı -yani burada sprey boya ile yapılan grafitti kasdediliyor- bir başkaldırı olduğunu ve örgü örmenin ayırca kendilerini çok çok rahatlattığını söylemişler. ilginç. yorumsuz. daha fazlası için tık tık.

22.4.09

ROUGH TRADE




eveeeeet sonunda 23 nisan tatili de geldi çattı ve ben aylar öncesinden almış olduğum cuma günü için izin kağıdım ve geçen hafta edinmiş olduğum ingiltere vizem ile burada oturuyorum. diğer bir deyişle londra planları suya düştü. başka bir plan ortaya çıktığı için değil benim maddi durumum feci sarsılmış olduğu için. hala daha yarın sabah atlayıp gitsem mi diye de düşünmekteyim. dedim ki kendi kendime madem gidemiyorsun memlekete o zaman anısına bir şey yaz. işte rough trade de buradan çıktı. rough trade londra nın günümüzde en favori ve cool ve hip semtlerinden shoreditch de yeni dükkanını bir süre önce açtı. burası hem bağımsız bir plak şirketi, hem bir müzik dükkanı, hem müzik ile ilgili aksesuar satan bir mağaza, hem kahve- çay içebileceğiniz bir mekan hem de dükkanın içinde canlı konser düzenleyen bir organizasyon. diğer bir deyiş ile dükkana girip saatlerinizi geçirebilirsiniz, burada güzel müzikler dinler, guzel kahve içer, şanslıysanız da son günlerin alternatif gruplarından birinin canlı performansına denk gelebilirsiniz. tam anlamı ile müzikle ilgili her şeyi bulabilirsiniz. üstüne üstlük burada işiniz bitince kendinizi shoreditch sokaklarına atıp vintage kıyafetler alabileceğiniz dükkanlara uğrar, afrika ülkelerinden yemekler tadar, sokakta bir sürü özgür ruhla karşılaşabilirsiniz. ahh ahhhhh. gitsem mi acaba yaa.. hay allah. bu arada istanbul da da böyle bir mekan olsa ne de süper olur. mekanın fotoları da işte böyle gayet basit 4 duvar şaşaaası olmayan bir yer.

21.4.09

BAHAR

istanbul a mümkünse hiç yaz gelmesin
hep bahar olsun
etraf missssss gibi koksun

a m i n

20.4.09

twitter mwitter

galiba ben çok safım. bu twitter ın güzelliğini -ki varsa eğer- ben keşfedemedim. yani kardeşim ne oluyo naaptığını yazıyosan. duruyorum burda bi şi yapmıyorum size ne. sonra gidip herkesi "follow" etsem onlarda beni "follow" etse sonu nereye varıcak bunun. bence facebook tan bile daha sıkıcı. hem nooldu ayıla bayıla facebook a yazıldık, arkadaşlarımızı bulduk, kim napıyo ona baktık da nooldu. şimdilerde arasıra giriyorum ve ne görüyorum? herkes bir video olayı tutturmuş gidiyo. başka da hiç bi şi yok. haa tek iyi şey nerede ne oluyo, etkinlik haberlerini ve davetiyelerini almak. bi de ben insanlara grafitti çizmekten hoşlanıyorum hakkını yemiyeyim şimdi. neyse işte twittter bundan da sıkıcı. çok geyik gibi geldi bana ama dediğim gibi ben çok saf olabilirim, ehemmniyetini kavramamış olabilirim, networking i sevsem şu an zaten başka bir yerde olabilir (d) im....

DEĞİŞİM İYİDİR - EVOLUTION IS CONVENIENT




flickr da bulduğum bir projeden bazı alıntılar yapıyorum. projenin adı değişim iyidir gibi bir şey. benim anladığım düşünceleri görselleştirmek. oldukça ilginç fotoğraflar çıkmış ortaya. değişim iyidir gerçekten ama aman yanlış şeyleri değiştirmeyin. ben de buna benzer bir proje yapsam ne guzel olur dedim kendi kendime. daha fazlası için tık tık.
fotoğrafların ismi sırasıyla 1- çünkü bayanlar etraftayken buna ihtiyacı var. 2- her zaman doluma ihtiyaç vardır. 3- yüzünüzden şekil yapmak 4- ping pong çalışması

16.4.09

TAŞLAYANLARI TAŞLAYASIM VAR

işte bakın, beyni küçükken yıkanmış bir sürü zavallı el kol hareketi yaparak ağızlarını oynatıyor. zavallılığın son noktası bu olsa gerek. her şeye rağmen henuz şanslıyız galiba. bu gördükleriniz afgan erkekleri kadınları taşlarken görüntüleri. .. neden mi? evlilik içi tecavüzü meşru kılıp kadın haklarını sınırlandıran yasaya karşı çıkan kadınların hadleri olmadan yürümeye cesaret etmeleri sebebi ile... inanasım gelmiyor ama oluyor, herşeyin başı eğitim sevgili insanlar...

HAFTAYA NE YAPACAĞIM

artık bu kararsızlık canıma tak etti... yaklaşık 2 senedir yumurta kapıya dayanmadan hiç bir şeye karar veremiyorum. kendimi hayatın içinde rüzgarla savrulan bir yaprak gibi hissediyorum. hiç bir günün akşamında dahi ne yapacağım belli değil, hal böyle olunca da seyahat planlarım son ana kadar kesinleşemiyor. 23 nisan da cuma günü için izin alıp 4 günlük bir tatil yapayım dedim. hedef londra ve arkadaşımı ziyaret. hadi vize işini hallettim, izin işini de ama gel gör ki bir türlü uçak biletini alamadım. ben bu işe kalkıştığımda bilet 500 tl civarında idi şimdi 900 tl. bu sefer hiç karar veremiyorum, her ne kadar puanlarım ile bilet alacaksam da 900 tl çok pahalı, anlıyacağınız kala kaldım. easy jet le mi gitsem, hiç mi gitmesem, nereye gitsem, deniz kenarı olsa süper olur... planlarım üstüme üstüme geliyor ben ise ışığın altında dona kalan tavşan şeklinde onlara bakıyorum.

BU SABAH BUDUR

son zamanlarda bazı amerikalı blogger lerin tasarım blog larına dadandım. nasıl güzel nasıl guzel şeyler var. işte bu foto dan onlardan birinden... benim bu sabah ki hayalim budur. böyle bir evde kalkmak, güzel bir kahvaltı yapmak, ve gün boyu denize gidip kitap ve dergi okumak.

15.4.09

YAZ GELDİĞİNİ ETKİNLİKLERDEN BELLİ EDER

yaz geliyor, her ne kadar havadan anlaşılmasa da biletix e her girdiğimde yeni yeni ve çok cazip etkinliler ile karşılaşıyorum. şimdilik gitmeyi planladıklarım şöyle;

- müzik festivalinde 2-3 konser
- patricia kaas cabaret
- kasier chiefs, jane s addiction, juliete lewis rock n coke
- jane birkin- tim (belki)
- jay jay johanson- ghetto (belki)
- fatboy slim- kuruçeşme arena
- deep purple- kuruçeşme arena
- santana- kuruçeşme arena
- bonnie prince billy- babylon

bence yarısına gidemiyeceğim ama istemek yapmanın yarısıdır.

14.4.09

ELİŞİ



elişi şeyler tam bana göre. incık cincık kağıtlar, süsler, kalemler, renkler, motifler, şekilller... bu işleri de Jayme McGowan die biri yapıyo. blog unu yeni keşfettim. eğer meraklı iseniz işte buraya tık tık. hatta belki de siz de bir şeyler yapmaya başlarsınız.

gündüz hayali

deniz kıyısında
büyük bir varenda
bu koltuk
bu sehpa
beyaz duvar
büyük bir kütüphane
eski kilim
güzel fotoğraf
dantel örtülü bir yatak

13.4.09

OKUYUCU

orijinal ismi ile "the reader" filmi sinemalarımızda geçen cuma itibari ile boy gösterdi. ben de hemen kanyon da gidiverdim. (kanyon en sevdiğim sinema- izleyici kitlesinden bağımsız). filmi seyrederken pek değil ama seyrettikten sonra oldukça etkiledi beni. yani ertesi gün, sonraki gün düşündükçe daha çok etkinlendim ve de hüzünlendim. iki kişi arasındaki ilişkinin her bir taraf açısından zamana bağımlı olarak nasıl da değiştiği ve farklılaştığı kısmı benim en etkilendiğim yön oldu... kadının genç/orta yaş, adamın çocuk/genç olduğu dönemde kadının tavırları ve arzuları/ talepleri ile kadının yaşlı adamın orta yaşlarındaki tavır ve talepleri nasıl da değişiverdi ve bir nevi herşey tersine döndü. ayrıca insanın içindeki merhamet ve gurur duygusunun ne kadar güçlü olabileceğini gördüm filmde. ayrıca şunu da düşündüm, sevdiğiniz birisi; anneniz, babanız, sevgiliniz, çocuğunuz- her kimse, katil dahi olsa siz onu, onunla yaşadıklarınız, sevginiz ve ilişkiniz adına hala sevebiliyor, gözetebiliyor ve affedebiliyorsunuz. bence kate çok guzel oynamış ama oscar lık mı derseniz pek emin değilim, ayrıca yaşlandırmasını çok beğenmedim ama yaşlıların gözüne inen o buğu perdesi ve göz renginin bu sebeple değişimi ayrıntısı beni oldukça etkiledi.

12.4.09

DALGINLIK

bazı günler ters başlar. cumartesi günü de galiba benim öyle bir günümdü. sabahın köründe spor yapma sevdası ile kalkınca benzin istasyonuna geldiğimde henuz uyanmamış olduğumu farkettim. aslında belki de, camlarımı silmek isteyen görevliye can havli ile "hayır silmeyin daha yeni yıkandı" diye bağırmamdan sonra da herşey ters gitmeye başlamış olabilir. bilemiyorum. ayrıca bu cam silme işi de genel olarak sinirimi bozuyor. sürücülere sormadan lönk die sulu fırçaları daldırıyolar arabalara. bakalım ben istiyo muyum silinmesini, bakalım ben bahşiş verecek durumda mıyım. bu tür zoraki işler beni feci geriyor. neyse, arabaya benzin dolarken ben ödemeye gittim, sonra da fişi adama verdim sonra arabaya bindim, sonra çalıştırdım, sonra vitese taktım, sonra gaza bastım.. amanın arkadan birileri arabaya vuruyor, aaaa bir de ne göreyim.. pompa hala arabının içinde dolum pozisyonunda. nerdeyse pompayı alıp gidiyordum ucuz atlattım.. tabii o an çok korktum ve de utandım. gerginlik rüzgarı ile girdiğim benzinciden utançla çıktım. sonra daha bir çok şey ters gitti o gün. bi şi ters başlayınca yapıcak bi şi yok sabredip geçmesini bekliycez.

10.4.09

HAFTANIN SONU MU HAFTANIN BAŞIMI

şimdi soruyorum size cumartesi ve pazar bir haftanın başı mıdır yoksa sonu mudur?

bu hafta sonu erkenden sütümü içip yatıcam çünkü;

yarın sabah babamla ping pong maçım var- çok zinde olmalıyım.

pazar sabahı kulindağ adında bir yerde yoga ve yürüyüş etkinliği var- çok erken kalkmalıyım.

NE İSTEDİM NE OLDU

ne istediğime karar verecek kadar bilinçlendiğimde- ki bu çooook da uzun zaman önce değildi- hemen hemen iş işten geçmişti bile... yani üniversiteden mezun olmuş, hatrı sayılır bir süre boyunca da bir konuda uzmanlaşmıştım. bütün bunlar olurken ne istediğim bir üniversitede okumuş ne de istediğim bir işte çalışır olmuştum... galiba hayatımızdaki ne önemli dönüm noktası üniversite de okuduğunuz bölüm. eğer bir kere burada çuvallarsanız artık hayatınızın geri kalan kısmını değiştirmek için çok çaba sarfetmeniz gerekir. ben ekonomi okudum ne alakası var ise - tabii babamın isteği ile- bana kalsa mimar olmak istiyodum.. ee bu çelişkili duruma bakılacak olursa memnuniyetsizliğimin nedeni çok açık. bunu da buraya yazıyım da arkadan gelen nesillerin kulağına küpe olsun.. pehh. zaha hadid olmama ramak kalmış da direkten dönmüşüm yahuu.

8.4.09

ESKİDEN BİR ŞEYLER TAKİP EDERDİK- 1

bu başlıktan yanlış anlaşılmasın şimdi de bir çok şey takip ediyorum ama nitelik olarak eskisine göre farklı şeyler... geçen gün nereden aklıma geldi bilmiyorum ama küçükken ve ergenken takip ettiğim şeyleri düşündüm. özellikle de tv de olanları. çünkü bu konu o zamanlar için çok önem taşırdı. tv demek trt demekti zaten. ve orada da bir çok şey takip edilirdi; diziler, eğlence programları, yarışmalar... biz annemle ve o zamanlar nispeten küçük olan kardeşimle takipte olurduk. babam ne yapardı hatırlamıyorum... ben neler takip ettiğimizi yazmak istedim, çok uzun olma ihtimaline karşı 1 ve 2 olarak bölüyorum. kısa kısa yazmaya çalışacağım.

1- buz pateni: o zamanlar bütün aileler takip eder miydi bilmem ama kiminle konuşsam (benim yaşıtım) herkesin bir bildiği var buz pateni ile ilgili olarak. biz annem ve kardeşimle avrupa şampiyonası ve dünya şampiyonası olmak üzere ağırlıklı olarak çiftler buz dansı ve artistik patinaj bölümlerini ve turnuvalar sonundaki gösteriler bölümü çok çok dikkatli seyrederdik. tüm sporcuların ismini bilirdik. hiç bir yayını kaçırmazdık. şimdilerde hala trt de verilmesine rağmen kanal kirliliği sebebi ile rastlamıyorum bile. şimdiki çocuklar da bence bu sebeple çok çok güzel bu spordan bi haberler.

2- tenis turnuvaları: buz pateninde olduğu gibi tenis turnuvalarının da baş takipçisiydim. bu takibe galiba annem pek katılmazdı ama ben avustralya, amerika, roland garros, wimbledon hepsini takip eder özellikle son 4 maçı kaçırmazdım. bayan maçlarını daha çok severdim- hala da öyle- tüm zamanlar içinde en favori tenisçim steffi graf dır. tenise en çok yakışan kadındı bence, ayrıca monica seles hırsı ve mary pierce ın sanki topa her vurduğunda incinicekmiş gibi duran hali beni etkilemiştir. şimdilerde favorilerim williams kardeşlerdir, erkeklerde ise federer dir.

3- susam sokağı: her ne kadar tam çocukluğuma denk gelmese de susam sokağı en favori gündüz kuşağı programımdı çok çok severek izlerdim ve çok da gülerdim. buna muppet show u da ekleyebiliriz.

4- martı adası: galiba ismi buydu, şimdi tam çıkaramadım ama ben ki asla korku ve gerilim filmi seyretmem, her hafta tv karşısına geçip o yaşta bu gerilim dolu diziyi seyreder ve sonra da ailecek üzerinde yorumlar yapardık

5-drakula filmleri: lojmanda otrumamız sebebi ile uydu anteni olması bence hayatımın en önemli şanslarından biri idi çünkü bu sayede çok küçük yaşta dünya kanallarını seyrederek ufkum açıldı. tabii bu maddede bahsedeceğim drakula filmlerinin ufkumla bir alakası yok ama.... neyse izmir de olmamız sebebi ile belki de ya da uydu anteni bilmiyorum yunan kanallarını seyrediyorduk et1 ve et2. her cumartesi akşamı 12 den sonra drakula filmleri olurdu ve biz annemle oturur onları izlerdik. yine hayret vericidir ki ben şu an drakula filmi filan seyredemem. en son geçen sene 28 hafta mıydı neydi o zombi filmine gittim de sonrasında 2 saat nutkum tutuldu konuşamadım.

6- bir kelime bir işlem: aslında bu yarışma annemin favorisi idi, meburen biz de seyrederdik. ayrıca pazar günleri akşamüstü olması sebebi ile çok iç karartıcı anıları hatırlatır bu yarışma ben de. biz yine de programın karşısına geçer ve soruları çözmeye çalışır, beyin jimnastiği yapardık.

ayyyy çok uzun oldu.. devamı da sonraya kalsın. yemek vaktiiiiii..

7.4.09

GREENPEACE BOĞAZDA


şu greenpeace ne yaratıcı eylemler yapıyor yahu. oldum olası beğenmişimdir eylemlerini. dün yine süper bir şey yaptılar. işte fotoğrafda da görüleceği gibi boğaz köprüsünden hem protesto afişlerini hem de kendilerini sallandırdılar. obama ya istanbul dan selam ettiler ve "Barış için önce iklimi kurtar"dediler . yalnız anlamadığım şey şu ki; bunca güvenlik önlemi içinde-4000 polisten filan bahsediliyor- istanbul un en sembolik, en acayip, en can alıcı noktasına greenpeace eylemcileri geliyo, hadi geldiler once alet edevatlarını da indiriyo- ki yaya geçmeyen kuş uçmayan köprüde yapıyorlar bunu- sonra bi de kendilerini köprüye asıp pankartlarını açıyo ve hiç kimse tarafından engellenmiyor... garip değil mi yahu, demek ki isteyen istediği gibi eylem yapabilir köprüde, obama nın geleceği gün daahil... bu arada söylemeden geçemiycem, obama nın karısı michelle çok şanslı yaa, obama süper karizmatik ve yakışıklı benim nacizaaane fikrim...

6.4.09

BANKSY

bu haftaki blog görselim ingilizlerin parlak grafitticisi namı değer "banksy" den. banksy londra nın duvarlarını geceden sabaha öyle güzel boyuyor ki, polisler kendisini tebrik etmek için peşinden koşuyor ama naaafile. benim seçtiğim grafitti de yine banksy nin bir binanın cephe duvarına çizdiği süper resim :) londra da artık banksy öyle bir fenomen haline geldi ki, bansky turu diye bir şey dahi çıktı. yani nedir? bir kılavuz bastılar, ona göre bansky nin grafitti lerini görmek için gezmeye çıkabilyorsunuz. ben grafitti yi çok seviyorum.

ERKEK SÜRÜCÜLER

eyy erkek sürücüler, her sabah neden benim sizi geçmeme bu kadar sinirleniyorsunuz? neden hemencecik gaza geliyorsunuz? valla erkeklerin kadınlar üzerinde egemen olma- ya da küçümseme- ya da adam yerine koymama- hırsları araba kullanırken 5 e katlanıyor gibi... her sabah muhakkak bir erkek sürücünün beni geçme, sollama, sıkıştırma, korna çalma vs eylemlerine maruz kalıyorum- hem gülüyorum, hem sinirleniyorum. hatta geçen gün şöyle bir şey oldu. bir otobüs durağının orada otobüsten inen yayalara yol verdim karşıya geçmeleri için. bayağı çoktular. içlerinden 2 erkek benim önümden geçmeyip arkamdan geçti. biri diğerine dediki- dudaklarından okudum- şunun önünden geçmeyelim arkadan geç- öbürü de uydu buna. bu ne demek? bir kadın kişinin verdiği yoldan geçmeyi gururuna ve erkekliğine yediremiyor demek. ben bu davranışa kahkaha ile güler, bu davranışları sergileyenlere de nanik yaparım... bu arada bir özeleştiri; ben de bu tür durumlarda davranışlarımı kontrol edemeyip bana gıcıklık yapan sürücülere dil çıkarmak, surat yapmak, elimle deli işareti yapmak, yüzlerine bakip kahkaha atmak sureti ile bazı tuhaf hareketler sergiliyorum. erkek kadını mı var ayol sürücü sürücüdür.