doğum günü şenlikleri küçük bi grupla asmalımescit te gerçekleşti. herkes hafiften çakırkeyfi oldu. gecenin en can alıcı tartışması olan "konser alanı mabet midir, konser veren kişi tanrı mıdır vs" konusu tarafların biribirine zarar vermesini önlemek için sonuçsuz olarak noktalandı. onun ötesinde çeşitli yönlerden ilginç bi gece oldu diyebiliriz. doğum gününde insanların otomatik olarak izinli olması gerektiğini savunuyorum hatta ertesi gün de çok verimsiz geçiyo. gönlünüzden kopsun ey patronlar ertesi günü de tatil edin.
artık bugün cmts, havuz eğlencemden sonra çin yemeği yiyerek günü noktaladım. istiklale çıkma hayallerim sebepsiz bi sebepten dolayı suya düştü.
pearl jam çılgınlığına tam gaz devam. "betterman" şarkısı var bi.. eddie yazmış annesi ile evlenen adam için. çok acıklı. doğrusu iyi adam bulmak zor bu devirde. bi de iyi adamlar sonradan kurt adam oluyo..
parasol'e özel arama kutusu
16.6.07
14.6.07
BUGÜN 14 HAZİRAN- BENİM DOĞDUĞUM GÜN
çok kalabalık geçen doğum günlerimi hatırladım bu sabah.. the club da klasikleşen kutlamalarımızı. the club kapandı çoooook önceden. kalabalıklarda yok. anneme ve babama bugüne denk gelen doğum günüm öncesinde yaptıkları- umarım aşk dolu- faaliyetleri için teşekkür ederim. annem çok guzel babamda çok yakışıklı :) çok şanslıymışız o yüzden evrim ve ben. bir iş gününde doğum günü nasıl kutlanır die sorucak olursak; aynı sıkıcı işlerinizi dünki gibi yapmaya devam edersiniz tek fark çoook uzun zamandır konuşmadığınız arkadaşlarınızla konuşursunuz. işte bööle.. suni mutluluk istemiyorum bugün.. neyse o.
ama bence şu çok önemlidir;
doğum gününüzde ve gecesinde yanınızda sizi herhangi bi nedenden ötürü seven ve dudağınıza en içten öpücüğünü kondurup doğum gününüzü kutlayan ve sonra da sarılıp en güzel uykulara daldığınız bi sevdiğiniz varsa başka hediye istemeyin.
ama bence şu çok önemlidir;
doğum gününüzde ve gecesinde yanınızda sizi herhangi bi nedenden ötürü seven ve dudağınıza en içten öpücüğünü kondurup doğum gününüzü kutlayan ve sonra da sarılıp en güzel uykulara daldığınız bi sevdiğiniz varsa başka hediye istemeyin.
12.6.07
CANIM
"canım" kelimesine alerjim var. çok samimiyetsiz buluyorum. herkes herkese bi "canım"dır gidiyo. tüylerim diken diken oluyo. demeyin eğer gerçekten canınız diilse, bunu talep mi ediyoruz ki siz bize "canım" diyosunuz. içten olsun insanlar yapmacık olmasınlar.
hadi görüşürüz CANIM , byyeeee.. (ööööğğğğğğğğkkkkkkkkkkk)
hadi görüşürüz CANIM , byyeeee.. (ööööğğğğğğğğkkkkkkkkkkk)
11.6.07
yaz mevsimi resmen bir havuz aktivitesi ile açıldı.. bikiniler giyildi, yağlar sürüldü, güneş tenimizi kavurdu. hayırlı uğurlu olsun. bu hafta kutlu doğum haftası. ayrıca venedik bienali başladı. gidebilecek miyim bakalım. fransız şengen i alırım avrupa yı gezerim diyenlere kötü haber artık fransa da bize yüz vermiyo. illa ki otel ve uçak parasının ödenmiş olduğunu görmek istiyolar. yazın yunan adalarına gidin, yakındakiler çok guseller. rodos, patmos, middilli, simi miydi simni miydi neyse o.. bazı insanların gerçekten asshole olduğuna karar verdim. jazzy 3 günlüğüne tamire gitti. içim kan ağlar. 22 haziran haftasonu bu hayatta tanıdığım çoğu insan birbirinden habersiz olarak tabii ki çünkü birbirlerini tanımıyorlar- çeşme ye gidiyo. şaştım kaldım. işte bi pazartesi ile yeni hafta start aldı. olaylar nasıl gelişir bilinmez.
8.6.07
bugün tuhafım.. kötü bi gece geçirdim. acaba deliriyor muyum die düşünüyorum. en sevdiğim kıyafet seçme ve giyinme işini bile zoraki yaptım bu sabah. işe, bu hafta her gün olduğu gibi, yarım saat geç kaldım. radikali okuyamadım tam- canım çekmedi. yine bi hafta sonu. haftaya doğum günü. 25 haziran a sayılı gün. huzur batıyo bana. gipsy punk ı birisi durdursun rica ediyorum. site fiyasko. yeşil kombat pantolon, mor t-shirt, siyah bot, kolye, azıcık uzun saç. nikotin, efes light, köpek havlaması, yağmur, ruzgar, fırtına. eylül.
The selfish theyre all standing in line...
Faith in their hope and to buy themselves time.
Me, I figure as each breath goes by,
I only own my mind
The selfish theyre all standing in line...
Faith in their hope and to buy themselves time.
Me, I figure as each breath goes by,
I only own my mind
7.6.07
I AM MINE
bu aralar bi pearl jam "fan" ıyım. 80 li yıllardan beri ara ara dinlediğim, bi cd sini edindiğim ve şimdi fellik fellik arasam da bulamadığım pearl jam geri döndü. black şarkısını günde 14432413 kere dinlemenin yanında, i am mine, better man gibi şarkılarını da dinler oldum. hani bazen şöyle olur. takılırsınız bi şeye, sevdiğinize götürürsünüz takıldığınız şeyi. sonra bakarsınız o zaten orada takıldığınız şeyi dinliyor. habersiz, anlaşmasız. sonra etkilenirsiniz şöyle bi duraksarsınız. işte öyle bi durum olur. anlaşılmaz oldu ama ben anladım. sonrasında okuduğumda ne düşüneceğimi biliyorum.
5.6.07
FRANZ FERDİNAND& MSP
bu yılki rock'n'coke programı açıklandı. şu an için radar live kadar kuvvetli bir line up olmasa da franz ferdinand ve namı değer "MSP"- manic street preachers burada olucak. smashing pumpkins de var ama ben pek haz etmem ne de olsa amerikan rock ı. franz ferdinand dedikodusu iki yıldır dolaşıp duruyordu ve bu yıl nihayet gerçekleşti. müthiş gruptur. bana da pulp ı hatırlatır. sabırsızlıkla beklemekteyim. geçen seneki placebo avutmasından sonra iyi seçimler die düşünüyorum. hayırlı uğurlu olsuuuuuuun..
your love alone is not enough.
your love alone is not enough.
3.6.07
31.5.07
LATELY UPDATE
* saçlarım bi garip oluyodu, şampuanımı değiştirdim güzel oldu.. demek ki şampuan farkettiriyomuş
* baş ağrılarım geçti, demek ki son adet günlerim siddetli cinsindenmiş
* renkli ojeleri bi süreliğine bıraktım, sadece cilalı dolaşıyorum bi doğal olma arsuzu geldi
* renkli ojeler ile birlikte kıyafetlerde de bi takım değişiklikler oldu, demek ki sıkılmışım
* huzursuzluk diz boyu
* mutsuzlık tsunami dalgası kıvamında
* denizsizlik susuzluk kadar beter
* ilgisizlik tahammülümü zorluyo (herkes ilgi bekliyormuş as if i care)
* nick cave & the bad seeds in kemaNcısı- üstün, yakışıklı ve deli insan 6 haziran da babylon da, umarım gitmeyi başarırım
* her bi posta her daim koment yazma ihtiyacında olan insanların derdini çözmek istiyorum, yazılsın tabi de zeka pırıltısı olsa diyorum ne gusel olur.
* zeki insanların önünde eğilmek istiyorum, bu sıralar andreas gursky müthiş bulduğum, fotoğraf demeye dilimin varmadığı işlerinden dolayı favorim. kendisinin çok zeki olduğunu düşünüyorum
* medeni cesareti olan erkeklere buradan kocaman tebrik kurdelası gönderiyorum. her gün gördüğü kıza öküz gibi bakacağına pat diye yanına gidip en şirin tavrıyla "bugün ben de sizinle oturabilir miyim?" diyen ey erkek, hemcinslerine bi kurs programı hazırla, tanıtımını ben yapıcam bedava, söz..
* erkeklerin aramasını beklemeden, kendi hür iradesi ile telefonu kullanan, bloglarında hiç çekinmeden sevgilileri ile gurur duyan, postlar yazan cesur ve süper kızlara da buradan kocaman kirazlar gönderiyorum (kulaklarına taksınlar die :) ) bunları yapamayan, yapamadıklarını cool olma meselesinin arkasına gizleyen erkekleri de bir üst maddedeki kursa katılmaya davet ediyorum...
zehir, zembelek....
ay ben miyim bir melek...
kaan sezyum sizi salonunda bekliyo. (kendisi de çok zeki ayrıca)
* baş ağrılarım geçti, demek ki son adet günlerim siddetli cinsindenmiş
* renkli ojeleri bi süreliğine bıraktım, sadece cilalı dolaşıyorum bi doğal olma arsuzu geldi
* renkli ojeler ile birlikte kıyafetlerde de bi takım değişiklikler oldu, demek ki sıkılmışım
* huzursuzluk diz boyu
* mutsuzlık tsunami dalgası kıvamında
* denizsizlik susuzluk kadar beter
* ilgisizlik tahammülümü zorluyo (herkes ilgi bekliyormuş as if i care)
* nick cave & the bad seeds in kemaNcısı- üstün, yakışıklı ve deli insan 6 haziran da babylon da, umarım gitmeyi başarırım
* her bi posta her daim koment yazma ihtiyacında olan insanların derdini çözmek istiyorum, yazılsın tabi de zeka pırıltısı olsa diyorum ne gusel olur.
* zeki insanların önünde eğilmek istiyorum, bu sıralar andreas gursky müthiş bulduğum, fotoğraf demeye dilimin varmadığı işlerinden dolayı favorim. kendisinin çok zeki olduğunu düşünüyorum
* medeni cesareti olan erkeklere buradan kocaman tebrik kurdelası gönderiyorum. her gün gördüğü kıza öküz gibi bakacağına pat diye yanına gidip en şirin tavrıyla "bugün ben de sizinle oturabilir miyim?" diyen ey erkek, hemcinslerine bi kurs programı hazırla, tanıtımını ben yapıcam bedava, söz..
* erkeklerin aramasını beklemeden, kendi hür iradesi ile telefonu kullanan, bloglarında hiç çekinmeden sevgilileri ile gurur duyan, postlar yazan cesur ve süper kızlara da buradan kocaman kirazlar gönderiyorum (kulaklarına taksınlar die :) ) bunları yapamayan, yapamadıklarını cool olma meselesinin arkasına gizleyen erkekleri de bir üst maddedeki kursa katılmaya davet ediyorum...
zehir, zembelek....
ay ben miyim bir melek...
kaan sezyum sizi salonunda bekliyo. (kendisi de çok zeki ayrıca)
30.5.07
TAPAJ
radikal de gün geçmiyor ki bir tapaj ya da kelime hatası yaşanmasın. her gün her okuduğum bölümde mutlaka bi hata oluyo.. e kardeşim kimse kontrol etmiyo mu, işler acele mi yapılıyo nedir? bugün de kültür sanat sayfasında Andreas Gursky sergisine dair yazının son cümlesinde "kadar kadar" die 2 kere yazmışlar. yuuuuuuuuuuhhhhh... bi de geçen gün şööle bi şi vardı hem de baş sayfada mı ne "istanbul bienali bilmemnesi" yazacakalarına "istanbul bienal bilmemnesi" yazmışler.. ayıp yahu. ismet bi meyili haketti artık. şikayet müdürüne duyurulur.
iron like a lion in zion. iron lion zion...
iron like a lion in zion. iron lion zion...
28.5.07
SERİ KATİL
dün akşam eve gelirken gizliden gizliye ve içten içe gerildim diyebilirim. zodiac ı seyrettik çünkü. bir seri katil hikayesi... arabayı park ettim, indim, saat gece 11 civarı. ıssız otoparkımda sessizce arabayı kilitledim... yürüyorum, ya seri katil beni bulduysa. apartmanın kapısından içeri girerken serin kanlılıkla arkama bakıyorum. sonra asansöre biniyorum. ev kapısının kilidini yavaşça çeviriyorum. içeri giriyorum. neyseki holün ışığını çıkarken açık bırakmıştım. hızlıca evin içinde dolaşıp kapı arkalarına bakıyorum. kimse yok gibi. hemen gidip radyomu açıyorum. ev sesleniyo ben de paniği atlatıyorum. SERİ KATİL.. ne serin bir durum.
26.5.07
Bİ KEZ DAHA GORECKİ
All Ive known
All Ive done
All Ive felt was leading to this
Wanna stay right here
til the end of time till the earth stops turning
Im gonna love you till the seas run dry
geçen yaz deniz kıyısında i-pod umda bilmem kaç kez dinledim... sadece geri dönmeyi düşünerek... döndüğümde bi görüntü var aklımda söyliycem sonra. bazı şarkılar var dinlediğim anda o geçmiş zaman duygusunu aynen yaşatıyo. işte bu şarkıda onlardan biri. şimdi çaldı eksen de ve ben tekrar söylüyorum, taaaaaaa içimden gelerek. tereddütsüz.
All Ive done
All Ive felt was leading to this
Wanna stay right here
til the end of time till the earth stops turning
Im gonna love you till the seas run dry
geçen yaz deniz kıyısında i-pod umda bilmem kaç kez dinledim... sadece geri dönmeyi düşünerek... döndüğümde bi görüntü var aklımda söyliycem sonra. bazı şarkılar var dinlediğim anda o geçmiş zaman duygusunu aynen yaşatıyo. işte bu şarkıda onlardan biri. şimdi çaldı eksen de ve ben tekrar söylüyorum, taaaaaaa içimden gelerek. tereddütsüz.
25.5.07
DENİZ
denize gitmek istiyorum. yaz kış denize gitmek istiyorum. bütün hayatım deniz kıyısında geçti. taa ki üniversite bitinceye kadar. 7 yaşımdan beri her yaz 4 ay denize girdim. o kadar olağan bi durumdu ki o zamanlar. ege de büyüyüp egeli olanlar bilir bunun ne demek olduğunu. şimdi düşünüyorum da ne kadar şanslıymışım ama hiç kıymetini bilememişim. müthiş bi yerde büyüdüm ben, ama o zamanlar sıkıntıdan ne yapacağımızı şaşırırdık. işte o müthiş yer şimdi olsa, bu yaşımda. her gün denize gitsem. hiç bi yerde bi daha rastlamadığım soğukluktaki buz gibi ve pırıl pırıl denize atsam kendimi. yüzsem dubaya kadar. dalıp dipten gitsem bi süre. bi düz takla- bi ters takla.. (küçükken 3-5 kişi denizde birbirimize taklalarımızı gösterirdik.. bak bak ela oldu mu die..) sonra karnımız çok acıksa pide yesek.. sonra kıyıda yatsak, herkesten gizlediğimizi sandığımız sevgillilerimizle gizliden el tutuşsak.. (şimdi düşünüyorum da ne komikmişiz yani çaktırmadığımızı sanarak). sonra servis vakti gelse 4 30. ne kadar da umarsımışız. kafa bi dunya gerçek manada. ne kadar da güzelmişiz hepimiz...
şimdi gitmek için bi ton uçak bileti parası harcamanın yanında sadece hafta sonu gibi küçük bi zaman dilimine sıkıştırmak zorunda kalıyorum denizi. eskiden motora biner her hafta sonu ayvalık a giderdik. bu da başka bi macera bütünüyle. diyceğim o dur ki deniz çağırmakta beni. önümüzdeki hafta sonuna belki.
şimdi gitmek için bi ton uçak bileti parası harcamanın yanında sadece hafta sonu gibi küçük bi zaman dilimine sıkıştırmak zorunda kalıyorum denizi. eskiden motora biner her hafta sonu ayvalık a giderdik. bu da başka bi macera bütünüyle. diyceğim o dur ki deniz çağırmakta beni. önümüzdeki hafta sonuna belki.
23.5.07
AKSİYON ZAMANI
en son bunu düşündüğümde master yapmaya karar vererek gözüm kapalı kayıt olmaya gitmiştim. kendi kendime hayat bu mudur, yeni şeyler öğrenmiycek miyim ben, aman da ne sıkıcı diye düşünürken karşıma çıkıvermişti yapmak istediğim şey. iyi ki de çıkmış her ne kadar çok çok daha tatmin edici olması gerekiyorsa da memnunum seçtiğim programdan. yep yeni bi dünya açıldı önüme. şimdi artık dersler bitti ve tez zamanı.. ee yine durağan bi süreç başladı yani.. 3-5 hafta hiçbi şi yapmadan oturdum belki de çok daha fazla hatırlamıyorum. şimdi yine bi şiler yapma zamanı... hadi aksiyon diyo içim.. neler yapmak istiyorum bu yaz : (yazıyım da yaz sonunda bakarım olmuş mu die) :
1-fransızca dersi almak
2-az biraz spor yapmak
3-hafta sonları denize gitmek
4-her gece yatarken kitap okumak
5-tüm konserlere gitmek (sevdiklerimin tabii)
6-sitenin tüm istanbul da duyulması
7-tez için bi şi ler bulabilmek
8-venedik bienaline gitmek
9-londra da ki damien hirst sergisine gitmek
10-new york a gitmek
11-1 hafta kaş ta tatil yapmak
12-5 kg vermek
not: yazsam daha yazıcam amanın açmışım.. 8,9,10 ve 12 arzusal boyutta, dilek olarak kalabilirler.
1-fransızca dersi almak
2-az biraz spor yapmak
3-hafta sonları denize gitmek
4-her gece yatarken kitap okumak
5-tüm konserlere gitmek (sevdiklerimin tabii)
6-sitenin tüm istanbul da duyulması
7-tez için bi şi ler bulabilmek
8-venedik bienaline gitmek
9-londra da ki damien hirst sergisine gitmek
10-new york a gitmek
11-1 hafta kaş ta tatil yapmak
12-5 kg vermek
not: yazsam daha yazıcam amanın açmışım.. 8,9,10 ve 12 arzusal boyutta, dilek olarak kalabilirler.
21.5.07
THE CHEMICALS BETWEEN US
bush'un "the chemicals between us" şarkısı çalmakta radyomuzda. iki insan arasında kimyadan daha heyecan verici bi şi yok die düşündüm. kimyanızın tutmadığı insana, ne kadar çok severseniz sevin, dokunma arzusu duymazsınız, hatta bu türden bi zorunluluk olursa içten içe rahatsız eder bu his sizi. bazen de şöyle olur. hiç tanımazsınız, bilmezsiniz karşınızdakini daha 1 saat olmuştur tanışalı ama kimyasal etkileşim öyle yoğundur ki sanki uzun zamandır tanıyormuşçasına dokunursunuz karşınızdakine. bazı zamanlarda ise ilk etapta kimyanızın uyuşucağını tahmin etmediğiniz birisine zaman geçtikçe ve karşınızdakini tanıdıkça ilgi duyarsınız. o kişinin size düşünsel olarak sağladığı tatmin kimyasal uyumu da katar içine. kadın ve erkek arasındaki kimyanın müthiş bir durum olduğunu düşünüyorum. neden x e karşı karşı koyulmaz bir çekim duyarım da y ye karşı kılım kıpırdamaz. kimyanızın tuttuğunu bırakmayın !! aramızdaki kimyasallar demek istiyorum. kimyasal çekimin türlerini ilişkilere bağlamak çok mümkün bu arada.
her ne kadar bush benim favori gruplarımdan biri olmasa da "mouth" (ki süper süper şarkıdır, çok etkileyicidir, içinde kendinizi buluverirsiniz" bi de "swallowed" var, bi tane daha vardı şu an adı aklıma gelmiyo..
her ne kadar bush benim favori gruplarımdan biri olmasa da "mouth" (ki süper süper şarkıdır, çok etkileyicidir, içinde kendinizi buluverirsiniz" bi de "swallowed" var, bi tane daha vardı şu an adı aklıma gelmiyo..
18.5.07
CUMA YAZISI OLSUN BU DA
şimdi şöyle bi şi oluyor. her sabah jazzy ye binip işe gelmek üzere hareket ettikten 3-5 dk sonra dikiz aynasından arkaya bakıyorum - trafiği takip etmek için - ama hep bu ilk bakışta, garip ama korkunç olmayan şirin bi yaratığın arka koltukta oturup aynadan bana bakmasını istiyorum. ne gusel olurdu... keşke olsa.. dostum olur!! ne demekse.. evet küçük yaratıklar kendinize ev mi arıyorsunuz, gelin jazzy de kalın. sabahları birlikte işe gideriz. ama akşamları koltuğun altına saklanın görünmeyin bana çünkü gerçek hayata çoktan adapte olmuş oluyorum o sırada.
bu cuma yazısında bi şi daha söylemek istiyorum. dunyalılar ya da diğer gezegenlerden gelen misafirler, lütfen sanal alem ile gerçek hayatı karıştırmayın. sonra hayal kırıklığınının biri bin para olur... sadece "cool" yazıyo die bi dişinin pj harvey olduğunu hayal etmeyin, pekala kendisi arzu balkan çıkabilir (nitekim bu olay birebir yaşamdan alıntıdır :)) prensesinizi sokakta arayın, sanal hayat hiç bi şidir- susuzluk herşey.. hadi sokaklara.
bugün akşam bi sürü gusel şey var yapıcak: the commitments, tiger lillies, the automatic..
bu cuma yazısında bi şi daha söylemek istiyorum. dunyalılar ya da diğer gezegenlerden gelen misafirler, lütfen sanal alem ile gerçek hayatı karıştırmayın. sonra hayal kırıklığınının biri bin para olur... sadece "cool" yazıyo die bi dişinin pj harvey olduğunu hayal etmeyin, pekala kendisi arzu balkan çıkabilir (nitekim bu olay birebir yaşamdan alıntıdır :)) prensesinizi sokakta arayın, sanal hayat hiç bi şidir- susuzluk herşey.. hadi sokaklara.
bugün akşam bi sürü gusel şey var yapıcak: the commitments, tiger lillies, the automatic..
17.5.07
GÜZEL KADINLAR
güzel kadınlara zaafı olan erkekler var... peki genç kadınlara zaafınız var mı?? kadının güzeline kim dayanabilir ki zaten. mesela benim hemcinslerimi beğenmekte zorluk çektiğim söyleniyor. neden beğenmiyim yahu. bak sayıyorum; kate moss, gwyneth, giselle, bi arkadaşım var ebru adı, o, ayşegul, başka başka mete avunduk un sevgilisi, blondie nin solistini eski hali, pj harvey, tori amos, ne bileyim işte var yani. ama şöyle bi şi var ki.. sizi tanıyıp da sokakta göz göze gelip kafasını çeviren kadınlar. bunlardan son dönemde bi kaç tane rastladım. daha dün bi tanesi ile aynı böyle bi durum yaşandı. ben bi de el filan salladım hani samimiyetten.. kız kafasını çevirdi. üzülüyorum tabii bu durumdaki insanlara.. hangi psikolojidir bu şekilde davranmaya iten onları biliyorum da yazarsam yine ben suçlu olucam o yüzden sustum.. nancy sinatra çalıyor, let me kiss u.. bi havaalanı yolculuğu geldi aklıma tam bir yıl önce. çok güzeldi.
16.5.07
the man who fell to the earth
dün akşam bu filmi seyrettim: the man who fell to the earth. son zamanlarda seyrettiğim en kült filmlerden biri demek istiyorum. başrol david bowie, yönetmen nicholas roeg. filmi izlemeye başladığım andan itibaren şuna inandım ki; yönetmen david bowie ile tanıştı ve bu filmi çekmeye karar verdi. neden? çünkü david bowie den daha iyi bu dünyaya düşmüş bir adam olamaz. filmde david bowie kendi gezegeninde tükenen su kaynakları için bir şeyler yapmaya çalışan ve bu sebeple dünyamıza düşen bir yabancıyı canlandırmakta. filmin her sahnesi şok edici ve şaşırtıcı. görüntüler, dekor, kostüm her şey müthiş. ama david bowie için ne diyeceğimi bilemiyorum. bir kez daha önünde saygıyla eğilmek istiyorum. kendisi ile aşk yaşamak isterdim. buna karar verdim.. filmi seyrederken bi yerinde "starman" çalsın istedim. gerçi sözleri çok alakalı diil ama istedim işte.. youtube da çeşitli görüntüler var... seyredile.
http://www.youtube.com/watch?v=KmUKq5aKbgU
http://www.youtube.com/watch?v=KmUKq5aKbgU
14.5.07
İSTANBUL PATLADI
son zamanlarda şehirde gerçekleşen etkinlikler karşısında ne yapacağımı şaşırmış durumdayım aynı zamanda orgazmatik bi durum tabii. müthiş şeyler olucak gibi. mesela şöyle ki daha önce yazdığım üzere londra da andreas gursky nin sergisine gitmiştim. müthiş bir sanatçı olduğunu düşündüm ilk görüşte, ki daha öncesinde o kadar tanımazdım kendisini. her sergide olduğu gibi onun sergisini de bir katalog ile terk etmek isterdim. ama 45 gbp olması sebebi ile edinemedim. neyse. geldim ki ne göreyim 30 mayıs ta istanbul modern de andreas gursky var. öyle böyle diil retrospektif hem de. vay dedim. başka bi şi isteseymişim. iyi ki oradan da katalog almamışım burdan daha ucuza kapatabileceğim şimdi bu işi. şimdi esas daha da heyecan verici şeyler var. müzik ilen ilgili. kimler geliyo kimler.. çok kişi geliyo da. ben nelere gidicem. şimdiden blonde redhead, the dears, anthony &johnsons, robert palmer, bir kez daha bryan ferry biletlerim hazır. ayrıca beastie boyes might be, ayrıca yeniden tori amos ve cake, radar live (müthiş müthiş line up.. süpersiniz öpüyorum sizi burdan), paul young, bob geldof, earth wind & fire. bi de the commitments a gitmek istiyorum bu hafta sonu ama şu an gidicek kimse yok. ayrıca bu hafta sonu babylon da tiger lillies var. çok iyi oldukları söyleniyor. daha bi de çerezler var gidilesi mi diye düşünülen. işte böyle. denize mi konsere mi? temmuz da konsere ağustos ta denize.
11.5.07
9.5.07
8.5.07
sevdiğim şeylere nasıl sıkı sıkı sarıldığımı görmek beni de şaşırtıyor.. kendime şaşırıyorum.. sevdim mi tam severim türünden bi durum.. kulağa ne kadar da avam geliyo.. ama böyle, bilenler çok iyi bilir... bazıları da çok kızar bu bağlılık huyuma.. şöyle ki sevdiğim insanlar için herşeyi yapar, sevdiğim eşyaları da kimseye veremem.. insanlardan bahsetmiyim komplikasyon olur alınanlar olur filan... ama eşyalarım mesela i pod um; çok seviyorum seni içinde sevdiğim tüm şarkılarımı ve fotolarımı taşıyosun üstelik çok da güzel gözüküyosun.. jazzy; seni hiç bi lüks arabaya değişmem sen benim biricik jazzy msin.. dolmakalemimi çok seviyorum, eski model cep tel imi, boyundan geçmeli quiksilver montumu, yeni aldığım ve bantı kopan ayakkabılarımla da bi bağ kurucak gibiyim filan.. daha bi sürü bi şi var işte... bi de aylık olarak almadan duramadığım ve bayıldığım dergiler var onlara da yukarıda bahsettiğim türden bir bağlılık içindeyim.. bant, roll, trendsetter, contemporary.. bi de radikal okumadığım zaman huzursuz olduğumu farkettim.. şimdi nerden çıktı bunların hepsi, aslında sadece bu ay ki bant dergisi önümde duruyo, ona bakarken yazıverdim... geçen diil ondan önceki hafta kaan sezyum un testine bayıldım, çok güldüm bi de.
7.5.07
THE AIR IS ON FIRE
paris teki fondation cartier, 3 mart tan bu yana david lynch in şimdiye kadar yapılan en kapsamlı sergisinin ev sahibi. 27 mayıs ta da sergi bitiyor.. bu sergide david lynch e ait bi sürü bü sürü yapıt ("iş"e alternatif kelime) var.. fotoğraf, video, resim, çizim neler neler.. çoğu insan tarafından ben de dahil fimleri ile tanınan üstün insan lynch in zekasını farklı sanat dallarında nasıl sergilediğini çok merak etmekteyim.. bu sebeple bi hafta sonu paris e bile gitme hamlesinde bulunabilirim.. fondation cartier camdan bir kale ki çok güzel bir bina... en son ron mueck i gördüm burda ve müthişti.. zengin diilim bedava uçak bileti alma şansım var sadece.. bi de herkes her istediğini yapmalı..
http://fondation.cartier.com/main.php?lang=4&small=0
http://fondation.cartier.com/main.php?lang=4&small=0
3.5.07
HARDEST PART- COLDPLAY
http://www.youtube.com/watch?v=bKRZv6NGjdc
dün gece otelde kanaldan kanala atlarken MTV de top ten at 10 denen sadece bir kişi ya da gruba ait şarkıların sıralamasının verildiği nadide programda COLDPLAY e rast geldim.. hardest part adlı bu şarkının klibi inanılmaz.. birincisi kadın 84 yaşında acayip şeyler yapıyo (doğru mu acaba bilemedim) ikincisi Chris Martin e birisi dur desin.. insan gün geçtikçe daha da mı yakışıklı olur.. müthiş kendisi.. kıskançlıktan ölebilirim yani... mutlaka seyredilmesi gereken bir klip demek istiyorum...
dün gece otelde kanaldan kanala atlarken MTV de top ten at 10 denen sadece bir kişi ya da gruba ait şarkıların sıralamasının verildiği nadide programda COLDPLAY e rast geldim.. hardest part adlı bu şarkının klibi inanılmaz.. birincisi kadın 84 yaşında acayip şeyler yapıyo (doğru mu acaba bilemedim) ikincisi Chris Martin e birisi dur desin.. insan gün geçtikçe daha da mı yakışıklı olur.. müthiş kendisi.. kıskançlıktan ölebilirim yani... mutlaka seyredilmesi gereken bir klip demek istiyorum...
2.5.07
bi şi yazmıştım uyarılar üzerine sildim şimdi daha kısa ve sadece bilgi amaçlı bi şi yazıyorum.. istanbul un yeni sanat mekanı hafriyat sergi salonu dün açıldı. açılış oldukça kalabalık ve sanat dünyasının bildik simaları ile doluydu. sergiyi beğenmedim hem zaten fikir olarak bana hitap eden bir oluşum olmaması hem de işlerin kalitesi ve yerleştirmesi münasebeti ile.. bu tür ortamlarda en önemlisi networking tabii, insanlar orada bulunmak diğer bulunanları görmek ve camia ile ilgili haberleri almak ve de neler yaptıklarını dilden dile dolaştırmak arzusu içinde.. yadırgamıyorum ben bunu.. amaca giden her yol mubahtır sanırım.. işte bööle. karaköy de hafriyat anlıycaanız.
1.5.07
feneryolu- altunizade bir mayısta bir saat.. katkısı bulunan herkesi kutlamak istiyorum.. bi şehir bu kadar mı iyi yönetilir.. taksime gidemeyen başka yere gider, ne isterse de onu yapar.. bunu engellemek için önlem aldıklarını zannedenler daha büyük sonuçlar doğuracak başka olaylara sebep olduklarının farkında bile olmadan küp şeklindeki kıvrımsız erkek beyinleri ile etrafta dolaşıyorlar.. ship of fools demek istiyorum.. daha ileri de giderim de gitmiyim..
27.4.07
ANDREAS GURSKY@WHITE CUBE LONDON
Alman sanatçı Andreas Gursky'nin yeni işleri 23/mart-5/mayıs arasında londra'daki white cube (mason's yard)'de sergileniyor. maalesef sergideki işlerinden birini buraya kopyalayamadığım için eski bir işini koydum. Andreas Gursky bir fotoğraf sanatçısı, genel olarak tüm fotoğrafları çok büyük boyutlarda sergileniyor. Londra daki sergi de en az 6 m2 lik fotoğraflardan oluşan muhteşem bir sergi. yolunuz düşerse ziyaret edin. Sergi ile ilgili daha geniş yazı belki yeni internet sitemizde yer alır. sanat editöründen izin almak lazım :)http://www.whitecube.com/exhibitions/gursky/
18.4.07
STARMAN
son 3-4 gündür david bowie nin starman isimli şarkısına takmış durumdayım.. özellikle bak şu 2 kısım.. bi tanesi
"... didn t know what time it was, the lights were low oh oh, i leaned back on my radio oh oh" : şimdi şarkıcı burda ne demek istemiş, gece içkili eve geldim, saat kaç bilmiyorum.. ee zaten bakmaya da halim yok bi de saati öğrenmek için ışık açamıycam.. en iyisi uyumadan önce başımın ucundaki küçük radyoyu bi açıyım bakalım ne çalıyo..o..o..oo.o.ooh
diğer tanesi..
"There's a starman waiting in the sky, He'd like to come and meet us But he thinks he'd blow our minds."
burada da şarkıcı gece çok içtiği için ve muhtemelen içkiyi otla da desteklediği için bi halüsinasyon olayı içine girmiş.. gökyüzünde yıldızadamlar olduğunu sanıyo.. bi de bu yetmezmiş gibi yıldız adam gökyüzünde bizimle tanışmak için bekliyo ama yanımıza gelirse kafayı üşütüceğimizi düşündüğü için gelmeye çekiniyo.. kimbilir yıldızadam neye benziyo.. e kafa iyi tabii .. ama aslında yanımıza gelse ne gusel olur, çünkü kendisi orda çok çok yalnız. o yıldız senin bu yıldız benim sürüklenip duruyo..o.o.o..oooo.ooooh
http://www.youtube.com/watch?v=NFFMH0feAJY (2002 deki david)
http://www.youtube.com/watch?v=muMcWMKPEWQ&mode=related&search= (bu da 70 ler die düşünmekteyim)
evet david bowie ki kendisi fenomendir.. büyük bi müzik adamıdır gerçekten çok eğlenceli olan bu şarkıyı bize armağan etmiş.. bayılıyorum.. bi de çok eğlendim..bi de bu şarkıyı dinleyince direk aklıma biri geliyo..
"... didn t know what time it was, the lights were low oh oh, i leaned back on my radio oh oh" : şimdi şarkıcı burda ne demek istemiş, gece içkili eve geldim, saat kaç bilmiyorum.. ee zaten bakmaya da halim yok bi de saati öğrenmek için ışık açamıycam.. en iyisi uyumadan önce başımın ucundaki küçük radyoyu bi açıyım bakalım ne çalıyo..o..o..oo.o.ooh
diğer tanesi..
"There's a starman waiting in the sky, He'd like to come and meet us But he thinks he'd blow our minds."
burada da şarkıcı gece çok içtiği için ve muhtemelen içkiyi otla da desteklediği için bi halüsinasyon olayı içine girmiş.. gökyüzünde yıldızadamlar olduğunu sanıyo.. bi de bu yetmezmiş gibi yıldız adam gökyüzünde bizimle tanışmak için bekliyo ama yanımıza gelirse kafayı üşütüceğimizi düşündüğü için gelmeye çekiniyo.. kimbilir yıldızadam neye benziyo.. e kafa iyi tabii .. ama aslında yanımıza gelse ne gusel olur, çünkü kendisi orda çok çok yalnız. o yıldız senin bu yıldız benim sürüklenip duruyo..o.o.o..oooo.ooooh
http://www.youtube.com/watch?v=NFFMH0feAJY (2002 deki david)
http://www.youtube.com/watch?v=muMcWMKPEWQ&mode=related&search= (bu da 70 ler die düşünmekteyim)
evet david bowie ki kendisi fenomendir.. büyük bi müzik adamıdır gerçekten çok eğlenceli olan bu şarkıyı bize armağan etmiş.. bayılıyorum.. bi de çok eğlendim..bi de bu şarkıyı dinleyince direk aklıma biri geliyo..
17.4.07
9.4.07
aslında blog umu kapattım bi süredir ama bazı olayları günlerinde buraya yazdığım için kapalı olduğu zamanda da yazmaya devam etmeye karar verdim. parasol ün kapalı kaldığı zamanın en önemli olayı sergiydi tabii.. 1 nisan günü sergiyi açtık herkesin ilk sergisi !! o yüzden heyecan tufanıydı .. her türlü organizasyonun olduğu gibi sergi açmanın da ne kadar meşekkatli olduğun yaşadım bizzat. insanlar ile iletişim kurmak, istediğini anlatmak, anlatamamak, her şey çok guzel olsun istemek ... derken dudağımda patlayan 3 adet uçuk.. organizasyonel işleri bitirdikten sonra cmts sabahı net copy denen yerde 3 saat geçirmek.. bu kopicideki insanlar hayatımda rastladığım en en suratsız ve sevimsiz insanlar... yani insan bi güler, bi insani belirti gösterir.. sanki adamlar kızılay yardımı yapıyo gibi bi tafra bi naz... cmts nin geri kalan kısmı yani 2 den itibaren gece 11 e kadar süren sergi mekanının tasarımı ve işlerin asımı aşaması.. mekanın sorumlusu melisa ve ben... sanatçı nerde die sormayın.. o yok.. merdivene bin, merdivenden in.. fotoları hizalamaya çalışş.. neyse canımız çıktı. melisa olmasa hiç birini yapamazdım kendisine burdan öpücük... allahtan mekan içimize sindi, duvarlar istediğimiz gibi oldu.. fotolar da çok guzel.. hem içtim hem astım.. bu arada fotoblok arkasına geçirilen kancalı askılar kadar pratik olmayan bi malzeme görmedim.. saçmalık..
19.3.07
12.3.07
7.3.07
1.3.07
kadınlar poz verme meraklısı mı?
dün akşam bir fotoğraf studyosunda fotoğraf çektirdim. yani bi arkadaşıma poz verdim. yaklaşık 4 saat sürdü.. son kıyafetle olan fotoğraflar feci oldu bence.. gecenin 11 inde ne olabilirdi onu da bilmiyorum.. aa foto çektirirken uyayakalmış olmamdan korkanlar olabilir.. uyumadım.. fotoğrafı çekildiği anda digital makina sayesinde nasıl çıktığını görmek kendine çeki düzen vermek açısından çok avantajlı. poz vermeye gidildiğinde hep bi guzel görünüp görünmediğini teyit alma ihtiyacı doğuyo insanda. sonuçta çağırmışlar seni ee ya beğenmedilerse.. götürülen kıyafetlerde önemli. ee ne getirdin diyolar, sen de gösteriyosun işte şu bluzum var bu elbisem var, saçımı toplıyım mı açıyım mı.. ay napıyım.. zor işmiş. bi de fotoğrafçı yeteri kadar tanımıyosa seni daha da zor.. neyse geçti bi şekilde aylardır ertelenmekteydi zira. neden böyle bi şi yaptım die merak eden varsa. kadın olmakla alakalı herhalde. bi de kendine güvenmek filan. poz verip guzel göründüğünü görmek ruhsal doyum sağlamakta.. ee arasıra buna ihtiyaç duyuluyo.. e e bi de hatıra ayol.. flick flick flickr...filifililiiiiiiii..
22.2.07
where is my mind
Stop
With your feet on the air and your head on the ground
Try this trick and spin it, yeah
Your head will collapse if there's nothing in it
And you'll ask yourself
Where is my mind? Where is my mind? Where is my mind?
Way out in the water, see it swimming
I was swimming in the Caribbean
Animals were hiding behind the rock
Except for little fish
pixies
*********************************************************
hadi yüzmeye... kaş da olur.
With your feet on the air and your head on the ground
Try this trick and spin it, yeah
Your head will collapse if there's nothing in it
And you'll ask yourself
Where is my mind? Where is my mind? Where is my mind?
Way out in the water, see it swimming
I was swimming in the Caribbean
Animals were hiding behind the rock
Except for little fish
pixies
*********************************************************
hadi yüzmeye... kaş da olur.
19.2.07
13.2.07
diğerlerine garip gelen ve bana çoğunlukla normal gelen- ki herşey normal gelir bana- şeyleri yaptığımda tereddüt etmeden karşılık veren insanlara bayılıyorum.. her an herşeyi denemeye hazır olanlar.. bu ülkede yok onlardan pek.. bu ülkeden olmayıp burda yaşayanlarda var.. there is a light that never goes out dedi morrissey şu an..
12.2.07
blog yazmak bi bağımlılık oluşturdu ben de... bi sürü bi sürü şey yazmak istiyorum. sonra bazılarını yazmamak gerekiyo bazılarını yazsam mı yazmasam mı die düşünüyorum.. gördüğüm, düşündüğüm, konuştuğum her şeyi yazmalıyım diyorum kendime. bazı yönlerden hafızam çok zayıfmış. sayid in geçmişini unutmuşum bile.. işte yaşadıklarımı unutmıyım die buraya izler düşiyim istiyorum bu yüzden.. ee ben kendim demiyo muydum ki blog una günlük tutanlar gitsin evde defterine yazsın.. şimdi işler değişti.. buraya yazmak ve yazamamak daha heyecanlı deftere herşeyi yazmaktansa.. şu an için gattaca yı, haftasonunu, yaş farklarını, ilişkileri, kaybetmeyi, yalnızlığı, sergiyi, internet sitesini, diğer gerçekleşmeyi bekleyen projelerimizi, bu konularda nasıl da heyecanlı olduğumu, tutku oyunlarını vs vs yi yazmak istiyorum.. hadi bakalım hangisinden başlasam.. jarvis cocker cd si kazandım bant dergisinden.. don t let him waste your time şimdilik favori şarkım..umursamamazlık mı umursamamak mı.
9.2.07
is there somebody out there
dağıtmak istiyorum feci şekilde ve dans etmek ve umursamamak ve sarhoş olmak ve en sevdiğim müzik çalsın ama..ve daha neler neler.. usanmak fiili ingilizcede to be sickened with diye geçiyo.. turkçesi daha iyi gibi..
7.2.07
çok sevdiğim birisinin başarısı karşısında nasıl gurur duyduğuma ve sanki benim başarımmış gibi kalbimin çarpmasına bayılıyorum. biliyorum ki buna sonsuz destek verebilirim ve sonuna kadar savunabilirim. içim rahat gönlüm pek.. heyecan tufanı. sonucun iyi olması için benim de çabalamam gerekiyor ve ben elimden gelenin en iyisini yapacağım ve çok güzel olacağına inanıyorum. canımıniçi, çok daha başarılı olacaksın bir gün that s for sure and I will be watching u from far off places..
5.2.07
4.2.07
bi de bu var
Hold me don't ever leave me
Know me, never believe me
Stay here but don't get too near me
Leave me, leave me alone
But don't ever let me go
Love me, try not to need me
Lead me but don't let the greed in
Feel free but don't ever leave me
Give in, don't ever let me...
No, don't ever let me win
the cardigans
Know me, never believe me
Stay here but don't get too near me
Leave me, leave me alone
But don't ever let me go
Love me, try not to need me
Lead me but don't let the greed in
Feel free but don't ever leave me
Give in, don't ever let me...
No, don't ever let me win
the cardigans
2.2.07
Calling where is my boy?
Have I seen you before
In some kind of a dream?
In a place you've forgotten
A place I've forgotten.
*
*
*
hayatımızın belli bir dönemini paylaştığımız, çok değerli olduklarını düşündüğümüz insanları kaybederiz bi süre sonra, kaybetmeden önce biliriz kaybedeceğimizi.. bu his çok garip.. her birlikte yaptığınız şeyde karşınıza çıkar, sürekli kafanızı kurcalar, kalbinizi yer bitirir ve bi gün gelir tüm yaşananlar bi ruyaya dönüşür. gerçek olup olmadığından bile emin olamazsınız..
*
yiter, yitmek, yitirmek..
(ne guzel bi köksün sen sevgili "yit")
1.2.07
help the aged
belli bi yaştan sonra insanların arasındaki iletişim ortak bi zemine oturabiliyo.. ne demek, şu demek.. mesela ben 15 kardeşim 10 yaşındayken anlaşmamız mümkün diildi ben ergen o çocuk, birbirimizden nefret ederdik.. şimdi ise ikimizde belli bir olgunluğa eriştikten sonra artık arkadaşız.. bu çok şaşırtıcı bir durum diil tabii.. 25 olduğunu düşündüğüm yaştan sonra yaş farkı diye bir durum ortadan kalkıyo gibi sanki.. esas konu aynı yaşta iki insanın ne kadar farklı olabileceği.. özellikle otuz yaşından sonra daha belirginleşen ayırımlar ortaya çıkıyor aynı yaştaki insanlar arasında.. bu tamamen insanın hayatı ile ilgili motivasyonundan kaynaklanıyor bence.. çoğu insan kendisi ile ilgili heyecanını yitiriyo gibi, sonra kendini yaşlı hissediyo, hayatta bazı şeyleri yaşayıp bitirdiğini ve artık mevcut hayatının değişmeyeceğine inanıyor, sonra en kızdığım şey sanki üniversiteden sonra bi şey öğrenmek gerekmediğine dayalı bi anlayış olması çoğu insanın içinde- tembellikten dolayı. 22 yaşında öğreneceğimiz herşey sanki bitmiş oluyo.. e bi de üstüne master yapsan hadi 24 olsun.. çok saçma çok erken.. konu dağıldı. toparlamak gerekirse insan hissettiği yaştadır gerçekten de ve ne hissediyorsa o yüzüne yansır.. dün bi de şu konuşuldu iki insan arasındaki aşkın yaşı yoktur.. birisine aşık olduğunuzda ya da hoşlandığınızda yaşın hiç bi önemi olmaz çünkü gönüldür bu zaten söz dinlemez.. çok kötü bi post oldu farkındayım ama hani umrumda diil...
31.1.07
30.1.07
her zaman yatağın sağ tarafından kalkıyorum ama artık soldan kalkıcam, böylece belki ters giden herşeyi düze çevirebilirim.. dün kadıköy beyaz fırından aldığım krokanlı bisküviler ve kepekli galetaları, elimde sıkı sıkı tutmama rağmen, sabah kapı girişinde unutup geldim işe. o kadar sinir oldum ki kendime, poşeti unuttuğuma inanamayıp tekrar jazzy e gittim ve tekrar baktım. ama yoktu tabii.. sonra oturdum masama makyaj yapıcam, makyaj çantam yok.. laneth.. o da beyaz fırın poşetinde kaldı.. daha da sinirlendim.. bugün diğerlerinde de ters başladı ve ters gitmemesi için hiç bi sebep göremiyorum.. oh.. gerçekleri kabul edememe gibi bi problemim var benim- bunu anladım bi süre önce.. mesela, hayır- beyaz fırın poşeti aslında arabada- unutmadım onu ben , ya da hayır- aslında ananem ölmedi -bi yerde yaşıyo, yok -bu o kadar kötü bi ilişki diil aslında filan falan ama gerçek nedir; poşet evde, ananem toprak altında, ilişkilerde kötü ne kelime- feciiiiiiiiiii.. hadi yemek..
29.1.07
GARDEN STATE

hafta sonu garden state i seyrettim ve beğendim.. hayatlarının farklı noktalarında benzer çaresizlikler yaşayan iki insanın birbirlerine duydukları yakınlığın ve sonrasında gelen destek olma durumunun, arkadaşlıkla başlayarak aşka dönen bir ilişkinin anlatıldığı bir film. hayatta yapmak zorunda olduğu şeyler olduğuna kendine inandıran, bu sayede kendini belli kalıplar içinde kalmaya zorlayan ama sonunda bunların hiçbirisini yapmak zorunda olmadığını farkederek sevdiğine koşa koşa dönen bir adam var.. döndüğünde birbirlerine sordukları soru şü "what do we do?" tek başlarına iken ne yapacaklarını bilen insanların bir araya gelmesi ile ne yapacaklarını bilememesi ama esas önemli olanın birlikte belli olmayan bir geleceğe doğru gitmeye karar vermeleri... karşımıza hep seçilmesi gereken 2 yol çıkıyor neyi seçtiğimiz çok önemli, mantığımızın seçtiği mi yoksa kalbimizin seçtiği mi? kim hangisini seçerse ne kazanır ne kaybeder... her halükarda birini görme seçeneğimiz asla olmayacak.. ben insanların kendilerine çerçeveler çizmelerine karşıyım, kendilerini kısıtlamalarına, illa ki belli yönlerde telkin etmelerine.. bırakmak lazım gönlümüz ne isterse onu yapsın.. filmin müzikleri de çok guzel ayrıca coldplay-don't panic var daha ne olsun..
STUART STAPLES KONSERİ
cuma akşamı stuart stapless yeni melek de bir konser verdi. tindersticks in solisti ve beyni aslında.. tindersticks artık yok, stapless 2. solo albümünü yaptı bile.. işte son solo albümündeki şarkıları söylemek için de istanbul daydı. ilgi tahminimden daha fazla, hatta kaliteli denebilecek bir seyirci grubu var. stapless, müziği kadar depresif ingiliz yaşantı halini hal ve tavıtrlarıyla da yansıtan bir müzisyen.. 2002 ya da 2003 deki tindersticks konserinde hiç seyirci ile iletişim kurmadan sahneye gelip gittiğini anımsıyorum... ancak cuma günü kendisi beni şaşırttı. sahneye çıktığı andan itibaren yüzünden gülümseme eksik olmadı.. seyirci bu durumda daha da heyecanlandı ve coştu tabii. genelde türk seyircisinde bi "cool" olma durumu vardır. çok önemli müzik adamları karşısında bile kollarını önde birleştirip bırakın dans etmeyi alkışlamaz bile.. sanki doğduğundan beri bu ortamların içinden çıkmıyormuş ve derin bir müzik bilgisi varmış gibidir. stapless konserinde seyirci beni hayrete düşürdü. bi coşku bi alkış bi tezahurat.. 2 ya da 3 kez bis yapıldı ama 1 tane dışında tindersticks den hiç bi şi söylenmedi.. halbuki hep bekledim ki "her", " bathtime", "can we start again" den bi tanesi bile olsun söylensin.. stapless benzersiz sesi, ingilizlere özgü karizması ve müthiş şarkıları ile çok guzel bir performans sergiledi.. ben çok memnun ayrıldım eminim diğer sevenleri de öyle yapmıştır..
http://www.youtube.com/watch?v=UIef4Z2WBMs&mode=related&search=
http://www.youtube.com/watch?v=UIef4Z2WBMs&mode=related&search=
25.1.07
BENİ BENİMLE BIRAK GİDERKEN
Beni benimle bırak giderken
Başka bir şey istemem ayrılırken
Banabir tek beni bırak ne olur
Gerisi senin olsun
Bir başka alem seni benden alırsa
Bir başkasına olur a aşık olursan
Sanma ki senden
Senin uğruna verdiklerimden
Geriye bir şey isterim sen ayrılırken
Sanma ki senin için yaptıklarımın
Hesabı sorulacaktır senden
Başka bir şey istemem ayrılırken
Banabir tek beni bırak ne olur
Gerisi senin olsun
Bir başka alem seni benden alırsa
Bir başkasına olur a aşık olursan
Sanma ki senden
Senin uğruna verdiklerimden
Geriye bir şey isterim sen ayrılırken
Sanma ki senin için yaptıklarımın
Hesabı sorulacaktır senden
iyi bi insan olmak istemiyorum açıkçası.. iyi bi arkadaş ya da dost da.. umrumda diil.. sevmesinler beni hatta, güzel olduğumu, iyi olduğumu, başarılı olduğumu, şık olduğumu, neşeli olduğumu söylemesinler.. ne önemi var. güçlü olduğuma, ayaklarımın üzerinde nasıl da durabileğime, herşeyin üstesinden gelebileceğime ikna etmeye çalışmasınlar hatta buna inanmasınlar.. hiçbirini istemiyorum.. ihtiyacım yok bunlara.. illa bi şi söylemek zorunda da olmasınlar.. bi şarkı ile ifade etmek isterim ki: words are very unnecessary, they can only do harm.. ne alakası var tabii bilemiyorum. how soon is now desem oda pek bi anlamlı diil.. şu olur... how could anybody possibly know how I feel..
24.1.07
cuma günü bi arkadaşım motordan düşmüş ve bileği kırılmış. allahtan sadece bileği kırılmış, zira koca motor bayağı hasarlı bir biçimde toplanmaya gitmiş. haberi bugün alıp karısını aradım, dediki artık motoru satması gerekir. haydaaaaa.. neden? çünkü artık bi çocuğu var, daha kötü bi şi de olabilirdi. ee doğru tabii de her zaman daha kötü bi şi olabilir. anne olmak budur herhalde. kendine dikkat etme sebebin bi çocuğunun olması. hatta babasının en zevk aldığı şey olan motorunu bile satması gerekir. insanlar başlarına kötü bi iş gelebilir die bazı dünya zevklerinden vazgeçmeli mi yoksa risk almalı mı? herkes ne istiyosa onu yapsın diyorum ben ama her istediğini yapamıyorsun yanında biri olmadan. en basitinden bi konsere gidicen gidemiyosun. hoş diil tabii... vazgeçtim ben bu hayattan. daha rahat olucak işşaallaaah.
22.1.07
Empathy (from the Greek εμπάθεια, "to suffer with") is commonly defined as one's ability to recognize, perceive and directly experientially feel the emotion of another. As the states of mind, beliefs, and desires of others are intertwined with their emotions, one with empathy for another may often be able to more effectively divine another's modes of thought and mood. Empathy is often characterized as the ability to "put oneself into another's shoes", or experiencing the outlook or emotions of another being within oneself, a sort of emotional resonance.
Without empathy for others, it is not clear why we would ever be motivated by anything other than selfishness. Indeed, a person with a complete lack of empathy might rightly be classified as an amoral sociopath.
I strictly advise people to get rid of their selfishness and try to develop some empathy for the people they care about or of course they always have the chance to continue adoring themselves.. for these people with the adorance illness I recommend they undergo a surgery like marilyn manson and please themselves..
Without empathy for others, it is not clear why we would ever be motivated by anything other than selfishness. Indeed, a person with a complete lack of empathy might rightly be classified as an amoral sociopath.
I strictly advise people to get rid of their selfishness and try to develop some empathy for the people they care about or of course they always have the chance to continue adoring themselves.. for these people with the adorance illness I recommend they undergo a surgery like marilyn manson and please themselves..
17.1.07
thee- thy- thou
"thee" eski ingilizcede "you" yerine kullanılan bi kelime ve ben bayılıyorum buna.. birisine hitap etmenin çok seksi ve dokunaklı yolu diye düşünüyorum. belli bi zaman önce çok kullanırdım ve eğlenirdim böyle eski ingilizce konuşmaya çalışarak. hatta o kadar etkilenmiştim ki thee-thy-though lu konuşmaktan shakespeare i tekrar okumaya karar vermiş ve münih ten "shakespeare's sonnets" kitabını büyük bi hevesle almıştım.. geçen gün kitap elime geçti.. artık thee kullanmıyorum .. thee diye konuştuğum günleri özlemişim belli ki... shakespeare bi de şunu demiş "if you spaek love, speak low". aman sevgimizi sevdiğimizi belli etmeyelim, aşktan ise asla bahsetmiyelim.. herkes içinde tutsun. sonra da tuta tuta patlasın. madem işin püf noktası bu.. e shakespeare de bööle demiş ben de tutucam içimde, aşktan konuşmıycam.. BUM..
15.1.07
bi kere de aklıma gelen başıma gelmesin... daha bu sabah "ben sağlam bi kızım hasta olmam" diyodum ki bu akşam hasta olmama ramak kalmış durumda. bu hep böyle olur. ne zaman "başım ağrımadı uzun zamandır, şunu görmedim uzun zamandır, şununla konuşmadım uzun zamandır" desem başım ağrır, birilerini görürüm, birileri arar filan falan.. bi de kötüyü çağırma die bi şi var. pozitif enerji ver ki iyi şeyler olsun filan.. aman verdim de nooldu. iyi şeeyleeeeeeerrr burdayım gelin çağırıyorum sizi..
haftanın büyüsü
eşik büyüsü: bir düşmana, uykusunu bağlamak suretiyle işkence etmek istersen, bir karış kadar uzunlukta bir koyun bağırsağı alıp, üzerine "kul ya eyyühel kafirun" suresini oku, her ayın geldiğinde, bir düğüm üzerine "ma tabdun" de. bu bağırsağı bir şişeye koyup düşmanın eşiğinin altına göm.
ne garip, her gece gökyüzünde parıl parıl parıldıyan yıldızları görüp ertesi günün güneşli olacağını bilmek ve her sabah güneşe kalkmak ve aslında Ocak ortasında olmak.. bi yağmur bi kar bi frıtına bi soğuk olsun.. her gün neşe neşe nereye kadar.. bi de sarı içi kürklü çizmelerimi giyiyim, kalın kazaklarımı, eldiven, bere filan..
12.1.07
8.1.07
".. acaba dostlukla aşk arasında bir yakınlık ya da uzaklık söz konusu mu?Kuşkusuz aşk için söylediğimiz bir çok şeyi dostluk için de söylemek mümkün Dostluk da özne-nesne kaymaları sebebi ile tanımlanması zor bir kavram.. İnsan dostunu kendisi için mi sever, dostunu karşıdaki için mi sever, insan dostunu kendi "iyi"sini yüceltmek için mi arar bulur, yoksa kendisindeki bütün "iyi" leri de vermek istediği birisi midir acaba onun karşısında dost olarak duran kişi? Bu özne-nesne kayması işin içine eros un girmesi ile aşk diye tanımlanabilir. Aşkta da aşağı yukarı aynı anlam, aynı düzlem kaymaları söz konusudur ve belkide en zor yanı insanın aşk içinde kimliği ile yaşadığı çelişkilerdir.... "
bu bir alıntıdır, pipo da diildir..
bu bir alıntıdır, pipo da diildir..
6.1.07
2007
geçen gün saçımı boyayan insan "2007 den beklentilerin ne" diye derin içerikli bir soru sordu.. kendisinden beklemediğim ayrıca hiç hazırlıklı olmadığım bu soruya hazırlıklı olsamda vereceğim cevap "valla hiç bi beklentim yok" oldu sonra içimi bi hüzün kaplayıverdi.. gerçekten ne 2007 den ne hayattan hiç bi beklentim olmadığı gerçeği saç boyatırken bi kez daha ortaya çıkıverdi. eskiden hayatın bi dakkasını bile kaçırmamacasına yaşardım. ben bunu bilinçli olarak yapmazdım da insanlar bana ööle derdi. hiç bi şeyi kaçırmıyım, aman zevk alacağım şeyler yapıyım, geziyim, eğleniyim, yiyim- içiyim, tatilleri değerlendiriğim, arkadaşlarımı göriyim filan falan. şimdi bakıyorum ve bunların hiç birisi yok. saatlerim ve günlerim akıp gidiyo ben hiç bi şi yapmadan. noktayı koydum die düşünüyorum artık, bu sebeple ne bi beklenti ne de hedefim var. ne olucak şimdi?
5.1.07
KIZLAAARRRR
aşağıdaki postun sonunda yer alan youtube linkinden nick cave i seyredin... karizma nasıl olur, bi de serin (coooollll) nasıl olunur hatırlayın.. dans nasıl edilir, şarkı nasıl yazılır, nasıl söylenir, duruş nedir ne diiildir... sonra hayal kırıklığı kesin yaşıycaz hepbirlikte sokağa çıkınca.. çıkmayın. ya da çıkın kabullenin gerçekleri, ya da ya da doğarken seçim şansımız olmadığı için kendinizi avutun.. bilmiyorum.. ben ne yapıcam, bitkisel hayata devam.. taa ki nick cave gelip bana dans edene kadar ..... ( bi de söylenin bana bunlar için akıl yürütün filan aaaa ne ayıp)
I SAY IT
Father says it, mother says it,
Sister says it, brother says it,
Uncle says it, Auntie says it,
Everyone at the party says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire
The horse says it, the pig says it
The judge in his wig says it
The fox and the rabbit
And the nun in her habit says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire
The Papist with his soul says it
The rapist on a roll says it
Jack says it, Jill says it
As they roll down the hill
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire
The menstruating Jewess says it
The nervous stewardess says it
The hijacker, the backpacker
The cunning safecracker says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire
The Viennese vampire says it
The cowboy round his campfire says it
The game show panellist
The Jungian analyst says
Babe, I'm on fireBabe, I'm on fire
Warren says it, Blixa says it
The lighting guy and mixer says it
Mick says it, Marty says it
Everyone at the party says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on Fire
Hit me up, baby, and knock me down
Drop what you're doing and come around
We can hold hands till the sun goes down
Cause I know
That you And I
Can be Together
Cause I love you
(nick cave&the bad seeds, müthiş.. daha çok söz vardı çok uzun olduğu için kısaltıldı)
and I say it, it is a petty if you can't say it :) BABE I'M ON FIIIIIIIIIRRRRRRRREEEEEE
LAY LAY LİLİLİİİLİLİİLİLİ.. DİLİLİLİ DİLİLİLİLİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ
http://www.youtube.com/watch?v=0Z5pebi_ofQ
http://www.youtube.com/watch?v=-8E5Up2S7oI&mode=related&search=
Sister says it, brother says it,
Uncle says it, Auntie says it,
Everyone at the party says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire
The horse says it, the pig says it
The judge in his wig says it
The fox and the rabbit
And the nun in her habit says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire
The Papist with his soul says it
The rapist on a roll says it
Jack says it, Jill says it
As they roll down the hill
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire
The menstruating Jewess says it
The nervous stewardess says it
The hijacker, the backpacker
The cunning safecracker says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire
The Viennese vampire says it
The cowboy round his campfire says it
The game show panellist
The Jungian analyst says
Babe, I'm on fireBabe, I'm on fire
Warren says it, Blixa says it
The lighting guy and mixer says it
Mick says it, Marty says it
Everyone at the party says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on Fire
Hit me up, baby, and knock me down
Drop what you're doing and come around
We can hold hands till the sun goes down
Cause I know
That you And I
Can be Together
Cause I love you
(nick cave&the bad seeds, müthiş.. daha çok söz vardı çok uzun olduğu için kısaltıldı)
and I say it, it is a petty if you can't say it :) BABE I'M ON FIIIIIIIIIRRRRRRRREEEEEE
LAY LAY LİLİLİİİLİLİİLİLİ.. DİLİLİLİ DİLİLİLİLİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ
http://www.youtube.com/watch?v=0Z5pebi_ofQ
http://www.youtube.com/watch?v=-8E5Up2S7oI&mode=related&search=
4.1.07
KASIMPATI
bugün sarı kasımpatılar geldi bana, uzun zamandır gelmemişlerdi.. çiçekler kadınları mutlu ediyo bu kesin, kendilerini bir çiçek kadar narin, güzel, renkli gördükleri için ya da düşünülmüş olmak hoşlarına gittiği için ya da başka nedenleri var şu an bilemiiciim.. erkekler de çiçek alıyo, ama galiba sadece yeni bir işe girdiklerinde hayırlı olsun manasına gelen türden.. çiçek olayı çok hoş ve ince düşünce alameti ama solduklarında vazodan çıkartıp atmak hoşuma gitmiyo.. hep ööle suyun içinde kalsalar canlı ve heyecanlı. olmaz mı.. aspirin atsam, vitamin?? hadi olsun bi seferlik..
AJDA
ajda pekkan ın bu albüm kapağına bayılıyorum, biraz önce arabada gelirken dinledim çoktandır sözlerini buraya düşmeyi arzu ettiğim şarkısı yukarıda.. esasen bir orhan gencebay şarkısıdır..2.1.07
2006 da neler oldu (m)
* artık yalnızım
* geceleri yalnız kalabiliyorun
* geceleri yalnız kalmanın yanında müziksiz (sessi) uyuyabiliyorum
* saatin kaç olduğunu umursamıyorum (artık saat takmıyorum)
* yarın ne olacağını bilmiyorum, muğlak yani
* para harcamıyorum (eskisi kadar diil)
* kolay kolay sinirlenmiyorum
* daha fazla hoşgörü
* eski arkadaşlarımı görmüyorum
* tatil planları yapmıyorum
* başıma bi şi geldi özel.. :)
* hiç tv seyretmiyorum
* az yemek yiyorum
* eskisi kadar neşeli ve mutlu değilim
* güvende hiç değilim
* daha çok nikotin alıyorum
* artık kilolu değilim (16kilo verdim allahım inanılmaz)
* alkole dayanıklılık arttı
* düzenli olarak bi şi daha yapmıyorum iyi mi olmuş kötü mü bilemedim
* artık yalnızım
* geceleri yalnız kalabiliyorun
* geceleri yalnız kalmanın yanında müziksiz (sessi) uyuyabiliyorum
* saatin kaç olduğunu umursamıyorum (artık saat takmıyorum)
* yarın ne olacağını bilmiyorum, muğlak yani
* para harcamıyorum (eskisi kadar diil)
* kolay kolay sinirlenmiyorum
* daha fazla hoşgörü
* eski arkadaşlarımı görmüyorum
* tatil planları yapmıyorum
* başıma bi şi geldi özel.. :)
* hiç tv seyretmiyorum
* az yemek yiyorum
* eskisi kadar neşeli ve mutlu değilim
* güvende hiç değilim
* daha çok nikotin alıyorum
* artık kilolu değilim (16kilo verdim allahım inanılmaz)
* alkole dayanıklılık arttı
* düzenli olarak bi şi daha yapmıyorum iyi mi olmuş kötü mü bilemedim
yeni bir yıl daha başladı, artık saat kullanma alışkanlığımdan kurtulmuş olan ben yeni yılın gelmiş olmasına hiç şaşırmadım hatta umursamadım bile.. zaten kötü bi giriş oldu.. artık yıldan vazgeçtim günler iyi geçsin bari. 2006 hayatımın en ilginç yıllarından biriydi. genelde hangi yıl ne olduğunu hiç hatırlamam ama geçen yılı unutmayacığım kesin. ne yazıcağımı unuttum.. e bitkisel hayat kolay diil tabii.
30.12.06
29.12.06
27.12.06
26.12.06
YENİ YIL
yeni yıl hazırlıkları son sürat devam etmekte..
* az sayıda kişiye kendimce beğendiğim hediyelerimi aldım, bayılıyorum hediye almaya :)
* hediye aldığımdan daha çok kişiye kötü el yazımla yazılmış yılbaşı kartlarımı attım (büyük bi zevkle)
* ofiste herkes birbirine ufak hediyeler verdi def ve ben hariç
* sokaklarda herkes bi hediye alma telaşında çok hoşuma gidiyo, insanların birbirlerini düşünüyor olması çok guzel diil mi?
amma velakin
* bu yıl hayatımda ilk kez evimde 1 adet bile süs yok, motive olamadım bi türlü
* bu yıl ilk kez yılbaşı gecesi için hiç bi planım yok, evde oturup 2006 yı düşünücem..
* bu yıl ilk kez yeni yıl vakti geldi die ne sevinç ne de üzüntü duyuyorum gayet nötrüm
* az sayıda kişiye kendimce beğendiğim hediyelerimi aldım, bayılıyorum hediye almaya :)
* hediye aldığımdan daha çok kişiye kötü el yazımla yazılmış yılbaşı kartlarımı attım (büyük bi zevkle)
* ofiste herkes birbirine ufak hediyeler verdi def ve ben hariç
* sokaklarda herkes bi hediye alma telaşında çok hoşuma gidiyo, insanların birbirlerini düşünüyor olması çok guzel diil mi?
amma velakin
* bu yıl hayatımda ilk kez evimde 1 adet bile süs yok, motive olamadım bi türlü
* bu yıl ilk kez yılbaşı gecesi için hiç bi planım yok, evde oturup 2006 yı düşünücem..
* bu yıl ilk kez yeni yıl vakti geldi die ne sevinç ne de üzüntü duyuyorum gayet nötrüm
25.12.06
insan hayatının hikayesini kendisi yazıyo.bizi mutlu ya da mutsuz yapan olayların büyük bi kısmı bu hikayenin gelişme bölümü, girişimizin devamı yani. herşey istediğimiz gibi gitmiyo olabilir ama bi kere girişi yazmaya başladıktan sonra gelişme bazen bizim dışımızda kontrolü ele alıyo. ama önemli olan olaylar gelişirken bizim nasıl durduğumuz. cesur olmak ve ayaklarının üzerinde durmaya çalışmak lazım. tabii ki hayal kırıklıkları ve üzüntüler yaşanıcak ancak sağlık yerinde ise, çevremizde bizi seven insanlar varsa güzelsek bi de zekiysek biraz da bunlara şükretmek gerekir. bi de rahat bırakmak lazım kendimizi ki su yatağını bulsun.. hoşnutsuz olmak kabul edilebilir, nefret etmek yakışık almaz.. ama bi de sonuca daha çok var gelişmeye ara sıra mudahale etmek yerinde olur, zaman ööle akıp gitmesin kendi bildiği gibi. bi de bi şarkı söylemek isterim, içimden ama. nick cave.. birisi neşeyi kilitlendiği banyodan çıkarabilir mi, çok canı sıkılmış aynada kendine bakmaktan.
Subscribe to:
Posts (Atom)






