parasol'e özel arama kutusu

29.1.07

GARDEN STATE


hafta sonu garden state i seyrettim ve beğendim.. hayatlarının farklı noktalarında benzer çaresizlikler yaşayan iki insanın birbirlerine duydukları yakınlığın ve sonrasında gelen destek olma durumunun, arkadaşlıkla başlayarak aşka dönen bir ilişkinin anlatıldığı bir film. hayatta yapmak zorunda olduğu şeyler olduğuna kendine inandıran, bu sayede kendini belli kalıplar içinde kalmaya zorlayan ama sonunda bunların hiçbirisini yapmak zorunda olmadığını farkederek sevdiğine koşa koşa dönen bir adam var.. döndüğünde birbirlerine sordukları soru şü "what do we do?" tek başlarına iken ne yapacaklarını bilen insanların bir araya gelmesi ile ne yapacaklarını bilememesi ama esas önemli olanın birlikte belli olmayan bir geleceğe doğru gitmeye karar vermeleri... karşımıza hep seçilmesi gereken 2 yol çıkıyor neyi seçtiğimiz çok önemli, mantığımızın seçtiği mi yoksa kalbimizin seçtiği mi? kim hangisini seçerse ne kazanır ne kaybeder... her halükarda birini görme seçeneğimiz asla olmayacak.. ben insanların kendilerine çerçeveler çizmelerine karşıyım, kendilerini kısıtlamalarına, illa ki belli yönlerde telkin etmelerine.. bırakmak lazım gönlümüz ne isterse onu yapsın.. filmin müzikleri de çok guzel ayrıca coldplay-don't panic var daha ne olsun..

STUART STAPLES KONSERİ

cuma akşamı stuart stapless yeni melek de bir konser verdi. tindersticks in solisti ve beyni aslında.. tindersticks artık yok, stapless 2. solo albümünü yaptı bile.. işte son solo albümündeki şarkıları söylemek için de istanbul daydı. ilgi tahminimden daha fazla, hatta kaliteli denebilecek bir seyirci grubu var. stapless, müziği kadar depresif ingiliz yaşantı halini hal ve tavıtrlarıyla da yansıtan bir müzisyen.. 2002 ya da 2003 deki tindersticks konserinde hiç seyirci ile iletişim kurmadan sahneye gelip gittiğini anımsıyorum... ancak cuma günü kendisi beni şaşırttı. sahneye çıktığı andan itibaren yüzünden gülümseme eksik olmadı.. seyirci bu durumda daha da heyecanlandı ve coştu tabii. genelde türk seyircisinde bi "cool" olma durumu vardır. çok önemli müzik adamları karşısında bile kollarını önde birleştirip bırakın dans etmeyi alkışlamaz bile.. sanki doğduğundan beri bu ortamların içinden çıkmıyormuş ve derin bir müzik bilgisi varmış gibidir. stapless konserinde seyirci beni hayrete düşürdü. bi coşku bi alkış bi tezahurat.. 2 ya da 3 kez bis yapıldı ama 1 tane dışında tindersticks den hiç bi şi söylenmedi.. halbuki hep bekledim ki "her", " bathtime", "can we start again" den bi tanesi bile olsun söylensin.. stapless benzersiz sesi, ingilizlere özgü karizması ve müthiş şarkıları ile çok guzel bir performans sergiledi.. ben çok memnun ayrıldım eminim diğer sevenleri de öyle yapmıştır..

http://www.youtube.com/watch?v=UIef4Z2WBMs&mode=related&search=
iyiki varsın baba.. seni çok seviyorum doğum günün kutlu olsun.

25.1.07

BENİ BENİMLE BIRAK GİDERKEN

Beni benimle bırak giderken
Başka bir şey istemem ayrılırken
Banabir tek beni bırak ne olur
Gerisi senin olsun

Bir başka alem seni benden alırsa
Bir başkasına olur a aşık olursan
Sanma ki senden
Senin uğruna verdiklerimden
Geriye bir şey isterim sen ayrılırken
Sanma ki senin için yaptıklarımın
Hesabı sorulacaktır senden


STUART STAPLES of TINDERSTICKS

26 01 07 İSTANBUL DA

iyi bi insan olmak istemiyorum açıkçası.. iyi bi arkadaş ya da dost da.. umrumda diil.. sevmesinler beni hatta, güzel olduğumu, iyi olduğumu, başarılı olduğumu, şık olduğumu, neşeli olduğumu söylemesinler.. ne önemi var. güçlü olduğuma, ayaklarımın üzerinde nasıl da durabileğime, herşeyin üstesinden gelebileceğime ikna etmeye çalışmasınlar hatta buna inanmasınlar.. hiçbirini istemiyorum.. ihtiyacım yok bunlara.. illa bi şi söylemek zorunda da olmasınlar.. bi şarkı ile ifade etmek isterim ki: words are very unnecessary, they can only do harm.. ne alakası var tabii bilemiyorum. how soon is now desem oda pek bi anlamlı diil.. şu olur... how could anybody possibly know how I feel..

24.1.07

cuma günü bi arkadaşım motordan düşmüş ve bileği kırılmış. allahtan sadece bileği kırılmış, zira koca motor bayağı hasarlı bir biçimde toplanmaya gitmiş. haberi bugün alıp karısını aradım, dediki artık motoru satması gerekir. haydaaaaa.. neden? çünkü artık bi çocuğu var, daha kötü bi şi de olabilirdi. ee doğru tabii de her zaman daha kötü bi şi olabilir. anne olmak budur herhalde. kendine dikkat etme sebebin bi çocuğunun olması. hatta babasının en zevk aldığı şey olan motorunu bile satması gerekir. insanlar başlarına kötü bi iş gelebilir die bazı dünya zevklerinden vazgeçmeli mi yoksa risk almalı mı? herkes ne istiyosa onu yapsın diyorum ben ama her istediğini yapamıyorsun yanında biri olmadan. en basitinden bi konsere gidicen gidemiyosun. hoş diil tabii... vazgeçtim ben bu hayattan. daha rahat olucak işşaallaaah.

23.1.07

Everyday is like sunday

Everyday is silent and grey

22.1.07

Empathy (from the Greek εμπάθεια, "to suffer with") is commonly defined as one's ability to recognize, perceive and directly experientially feel the emotion of another. As the states of mind, beliefs, and desires of others are intertwined with their emotions, one with empathy for another may often be able to more effectively divine another's modes of thought and mood. Empathy is often characterized as the ability to "put oneself into another's shoes", or experiencing the outlook or emotions of another being within oneself, a sort of emotional resonance.

Without empathy for others, it is not clear why we would ever be motivated by anything other than selfishness. Indeed, a person with a complete lack of empathy might rightly be classified as an amoral sociopath.

I strictly advise people to get rid of their selfishness and try to develop some empathy for the people they care about or of course they always have the chance to continue adoring themselves.. for these people with the adorance illness I recommend they undergo a surgery like marilyn manson and please themselves..

20.1.07

içime bi sıkıntı oturdu kalkmaz, sanki pazar akşamı.. bi allak bullak olma durumu.. nerdeyim napıyorum... fuck!



17.1.07

thee- thy- thou

"thee" eski ingilizcede "you" yerine kullanılan bi kelime ve ben bayılıyorum buna.. birisine hitap etmenin çok seksi ve dokunaklı yolu diye düşünüyorum. belli bi zaman önce çok kullanırdım ve eğlenirdim böyle eski ingilizce konuşmaya çalışarak. hatta o kadar etkilenmiştim ki thee-thy-though lu konuşmaktan shakespeare i tekrar okumaya karar vermiş ve münih ten "shakespeare's sonnets" kitabını büyük bi hevesle almıştım.. geçen gün kitap elime geçti.. artık thee kullanmıyorum .. thee diye konuştuğum günleri özlemişim belli ki... shakespeare bi de şunu demiş "if you spaek love, speak low". aman sevgimizi sevdiğimizi belli etmeyelim, aşktan ise asla bahsetmiyelim.. herkes içinde tutsun. sonra da tuta tuta patlasın. madem işin püf noktası bu.. e shakespeare de bööle demiş ben de tutucam içimde, aşktan konuşmıycam.. BUM..

15.1.07

bi kere de aklıma gelen başıma gelmesin... daha bu sabah "ben sağlam bi kızım hasta olmam" diyodum ki bu akşam hasta olmama ramak kalmış durumda. bu hep böyle olur. ne zaman "başım ağrımadı uzun zamandır, şunu görmedim uzun zamandır, şununla konuşmadım uzun zamandır" desem başım ağrır, birilerini görürüm, birileri arar filan falan.. bi de kötüyü çağırma die bi şi var. pozitif enerji ver ki iyi şeyler olsun filan.. aman verdim de nooldu. iyi şeeyleeeeeeerrr burdayım gelin çağırıyorum sizi..

haftanın büyüsü

eşik büyüsü: bir düşmana, uykusunu bağlamak suretiyle işkence etmek istersen, bir karış kadar uzunlukta bir koyun bağırsağı alıp, üzerine "kul ya eyyühel kafirun" suresini oku, her ayın geldiğinde, bir düğüm üzerine "ma tabdun" de. bu bağırsağı bir şişeye koyup düşmanın eşiğinin altına göm.
ne garip, her gece gökyüzünde parıl parıl parıldıyan yıldızları görüp ertesi günün güneşli olacağını bilmek ve her sabah güneşe kalkmak ve aslında Ocak ortasında olmak.. bi yağmur bi kar bi frıtına bi soğuk olsun.. her gün neşe neşe nereye kadar.. bi de sarı içi kürklü çizmelerimi giyiyim, kalın kazaklarımı, eldiven, bere filan..

12.1.07


yves klein
Y O Z
what stupidity is, doing the same thing over and over again and expecting a different result...

10.1.07




everything, so meaningless and worthless at all times

8.1.07

".. acaba dostlukla aşk arasında bir yakınlık ya da uzaklık söz konusu mu?Kuşkusuz aşk için söylediğimiz bir çok şeyi dostluk için de söylemek mümkün Dostluk da özne-nesne kaymaları sebebi ile tanımlanması zor bir kavram.. İnsan dostunu kendisi için mi sever, dostunu karşıdaki için mi sever, insan dostunu kendi "iyi"sini yüceltmek için mi arar bulur, yoksa kendisindeki bütün "iyi" leri de vermek istediği birisi midir acaba onun karşısında dost olarak duran kişi? Bu özne-nesne kayması işin içine eros un girmesi ile aşk diye tanımlanabilir. Aşkta da aşağı yukarı aynı anlam, aynı düzlem kaymaları söz konusudur ve belkide en zor yanı insanın aşk içinde kimliği ile yaşadığı çelişkilerdir.... "

bu bir alıntıdır, pipo da diildir..
D E S P AI R & D EC E P T I ON
Love's ugly little twins
Came knocking on my door, I let them in
you're the punishment for all of my former sins
said somebody and I liked it

6.1.07

2007

geçen gün saçımı boyayan insan "2007 den beklentilerin ne" diye derin içerikli bir soru sordu.. kendisinden beklemediğim ayrıca hiç hazırlıklı olmadığım bu soruya hazırlıklı olsamda vereceğim cevap "valla hiç bi beklentim yok" oldu sonra içimi bi hüzün kaplayıverdi.. gerçekten ne 2007 den ne hayattan hiç bi beklentim olmadığı gerçeği saç boyatırken bi kez daha ortaya çıkıverdi. eskiden hayatın bi dakkasını bile kaçırmamacasına yaşardım. ben bunu bilinçli olarak yapmazdım da insanlar bana ööle derdi. hiç bi şeyi kaçırmıyım, aman zevk alacağım şeyler yapıyım, geziyim, eğleniyim, yiyim- içiyim, tatilleri değerlendiriğim, arkadaşlarımı göriyim filan falan. şimdi bakıyorum ve bunların hiç birisi yok. saatlerim ve günlerim akıp gidiyo ben hiç bi şi yapmadan. noktayı koydum die düşünüyorum artık, bu sebeple ne bi beklenti ne de hedefim var. ne olucak şimdi?

5.1.07

KIZLAAARRRR

aşağıdaki postun sonunda yer alan youtube linkinden nick cave i seyredin... karizma nasıl olur, bi de serin (coooollll) nasıl olunur hatırlayın.. dans nasıl edilir, şarkı nasıl yazılır, nasıl söylenir, duruş nedir ne diiildir... sonra hayal kırıklığı kesin yaşıycaz hepbirlikte sokağa çıkınca.. çıkmayın. ya da çıkın kabullenin gerçekleri, ya da ya da doğarken seçim şansımız olmadığı için kendinizi avutun.. bilmiyorum.. ben ne yapıcam, bitkisel hayata devam.. taa ki nick cave gelip bana dans edene kadar ..... ( bi de söylenin bana bunlar için akıl yürütün filan aaaa ne ayıp)

I SAY IT

Father says it, mother says it,
Sister says it, brother says it,
Uncle says it, Auntie says it,
Everyone at the party says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire

The horse says it, the pig says it
The judge in his wig says it
The fox and the rabbit
And the nun in her habit says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire

The Papist with his soul says it
The rapist on a roll says it
Jack says it, Jill says it
As they roll down the hill
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire

The menstruating Jewess says it
The nervous stewardess says it
The hijacker, the backpacker
The cunning safecracker says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on fire

The Viennese vampire says it
The cowboy round his campfire says it
The game show panellist
The Jungian analyst says
Babe, I'm on fireBabe, I'm on fire

Warren says it, Blixa says it
The lighting guy and mixer says it
Mick says it, Marty says it
Everyone at the party says
Babe, I'm on fire
Babe, I'm on Fire

Hit me up, baby, and knock me down
Drop what you're doing and come around
We can hold hands till the sun goes down
Cause I know
That you And I
Can be Together
Cause I love you


(nick cave&the bad seeds, müthiş.. daha çok söz vardı çok uzun olduğu için kısaltıldı)

and I say it, it is a petty if you can't say it :) BABE I'M ON FIIIIIIIIIRRRRRRRREEEEEE
LAY LAY LİLİLİİİLİLİİLİLİ.. DİLİLİLİ DİLİLİLİLİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ

http://www.youtube.com/watch?v=0Z5pebi_ofQ
http://www.youtube.com/watch?v=-8E5Up2S7oI&mode=related&search=

4.1.07

KASIMPATI

bugün sarı kasımpatılar geldi bana, uzun zamandır gelmemişlerdi.. çiçekler kadınları mutlu ediyo bu kesin, kendilerini bir çiçek kadar narin, güzel, renkli gördükleri için ya da düşünülmüş olmak hoşlarına gittiği için ya da başka nedenleri var şu an bilemiiciim.. erkekler de çiçek alıyo, ama galiba sadece yeni bir işe girdiklerinde hayırlı olsun manasına gelen türden.. çiçek olayı çok hoş ve ince düşünce alameti ama solduklarında vazodan çıkartıp atmak hoşuma gitmiyo.. hep ööle suyun içinde kalsalar canlı ve heyecanlı. olmaz mı.. aspirin atsam, vitamin?? hadi olsun bi seferlik..

AJDA

ajda pekkan ın bu albüm kapağına bayılıyorum, biraz önce arabada gelirken dinledim çoktandır sözlerini buraya düşmeyi arzu ettiğim şarkısı yukarıda.. esasen bir orhan gencebay şarkısıdır..

2.1.07

2006 da neler oldu (m)
* artık yalnızım
* geceleri yalnız kalabiliyorun
* geceleri yalnız kalmanın yanında müziksiz (sessi) uyuyabiliyorum
* saatin kaç olduğunu umursamıyorum (artık saat takmıyorum)
* yarın ne olacağını bilmiyorum, muğlak yani
* para harcamıyorum (eskisi kadar diil)
* kolay kolay sinirlenmiyorum
* daha fazla hoşgörü
* eski arkadaşlarımı görmüyorum
* tatil planları yapmıyorum
* başıma bi şi geldi özel.. :)
* hiç tv seyretmiyorum
* az yemek yiyorum
* eskisi kadar neşeli ve mutlu değilim
* güvende hiç değilim
* daha çok nikotin alıyorum
* artık kilolu değilim (16kilo verdim allahım inanılmaz)
* alkole dayanıklılık arttı
* düzenli olarak bi şi daha yapmıyorum iyi mi olmuş kötü mü bilemedim
yeni bir yıl daha başladı, artık saat kullanma alışkanlığımdan kurtulmuş olan ben yeni yılın gelmiş olmasına hiç şaşırmadım hatta umursamadım bile.. zaten kötü bi giriş oldu.. artık yıldan vazgeçtim günler iyi geçsin bari. 2006 hayatımın en ilginç yıllarından biriydi. genelde hangi yıl ne olduğunu hiç hatırlamam ama geçen yılı unutmayacığım kesin. ne yazıcağımı unuttum.. e bitkisel hayat kolay diil tabii.

31.12.06

artık bitkisel hayattayım.. fiziksel varlığım sürmekte sadece..

30.12.06

In starlit nights I saw you
So cruelly you kissed me
Your lips a magic world
Your sky all hung with jewels
The killing moon
Will come too soon

29.12.06

doğru insanlarla doğru şeyleri paylaşmak lazımmış, herkesin "çok değerli" bi o kadar da değersiz olduğu ortamlardan da uzak durmak gerekiyomuş.. herkes ne kadar da yapay ve ilişkiler vıcık vıcık.. eski yılın yeni öğretisi.
I AM ACCUSED OF BEING ME!

28.12.06

bugün zor bi gün..

trauma over trauma

26.12.06

YENİ YIL

yeni yıl hazırlıkları son sürat devam etmekte..
* az sayıda kişiye kendimce beğendiğim hediyelerimi aldım, bayılıyorum hediye almaya :)
* hediye aldığımdan daha çok kişiye kötü el yazımla yazılmış yılbaşı kartlarımı attım (büyük bi zevkle)
* ofiste herkes birbirine ufak hediyeler verdi def ve ben hariç
* sokaklarda herkes bi hediye alma telaşında çok hoşuma gidiyo, insanların birbirlerini düşünüyor olması çok guzel diil mi?

amma velakin
* bu yıl hayatımda ilk kez evimde 1 adet bile süs yok, motive olamadım bi türlü
* bu yıl ilk kez yılbaşı gecesi için hiç bi planım yok, evde oturup 2006 yı düşünücem..
* bu yıl ilk kez yeni yıl vakti geldi die ne sevinç ne de üzüntü duyuyorum gayet nötrüm

25.12.06

insan hayatının hikayesini kendisi yazıyo.bizi mutlu ya da mutsuz yapan olayların büyük bi kısmı bu hikayenin gelişme bölümü, girişimizin devamı yani. herşey istediğimiz gibi gitmiyo olabilir ama bi kere girişi yazmaya başladıktan sonra gelişme bazen bizim dışımızda kontrolü ele alıyo. ama önemli olan olaylar gelişirken bizim nasıl durduğumuz. cesur olmak ve ayaklarının üzerinde durmaya çalışmak lazım. tabii ki hayal kırıklıkları ve üzüntüler yaşanıcak ancak sağlık yerinde ise, çevremizde bizi seven insanlar varsa güzelsek bi de zekiysek biraz da bunlara şükretmek gerekir. bi de rahat bırakmak lazım kendimizi ki su yatağını bulsun.. hoşnutsuz olmak kabul edilebilir, nefret etmek yakışık almaz.. ama bi de sonuca daha çok var gelişmeye ara sıra mudahale etmek yerinde olur, zaman ööle akıp gitmesin kendi bildiği gibi. bi de bi şarkı söylemek isterim, içimden ama. nick cave.. birisi neşeyi kilitlendiği banyodan çıkarabilir mi, çok canı sıkılmış aynada kendine bakmaktan.
Sometimes it’s wise to lay down your gloves
And just give in,
Come in
To this wonderful life
If you can find it
And if you find it
It’s a wonderful life that you bring
It’s a wonderful, wonderful thing
It’s a wonderful life

24.12.06

I'm talking to god
He knows everything
He knows what will happen
He tells me..
Since he is the god
He gives me the feeling of what will happen
He armed me with prerecognition
So that I can also see the future..

21.12.06

kadınla daha önce bir iki kez karşılaşmışlardı.. daha önceki karşılaşmalarında da kadının erkeğe olan ilgisi onun dikkatini çekmişti.. ama bu kez karşılaştıklarında kadın herşeyi daha bir açıkça belli etmişti. oturdukları yerden kadının erkeğe bakışlarını görmemek imkansızdı. ilgisini açıkça belli ediyordu. durumu aslında kadını ilk gördüklerinde hissetmişti ancak emin olmadan bir şey söylemek istemedi erkeğe.. emin olduktan sonra döndü ve "bu kadın seninle ilgileniyor" dedi. "evet farkındayım"diye cevap verdi erkek. kadın her bakışından sonra ona yakalanıp yakalanmadığını görebilmek için ona da bakıyor ve her seferinde göz göze geliyorlardı. konferans sonrası katılımcılar salonun dışında tanıdıkları ile konuşurken, kadın da erkeğin etrafında dönüp durmaya başladı ve en sonun konuşmak için bir fırsat yakaladı ve erkeği ondan uzaklaştırmaya başladı. tabii ki o herşeyin farkındaydı ama kadının şanslı olmadığını da biliyordu.. yine de kendi kadınlık içgüdüsü ve birazda kadını hayalinden uyandırmak adına yanlarına gidip kendini bir an göstermek istedi.. gitti ve kadının elini sıktı.. "merhaba, nasılsınız" dedi, kadın "iyiyim, siz?" diye cevap verdi. bu küçücük diyalogdan sonra sahneden uzaklaştı hemen.. kadının çabalaması için zaman kaldı biraz daha.. kadın elinden geleni yaptı galiba.. trajik bir durumdu belki.. beklentisini doğrudan ortaya koydu, gözü başka bir şeyi görmeden. olay şuydu.. iki kadın kılıçlarını havada sallayarak tam da iki kadına uygun bir şekilde bir meydan savaşı yaptılar. savaş çığlıkları gözlerinden geldi. bu onun çok hoşuna gitti tabii çünkü kadınlığını kullanmaktan çok hoşlanıyordu ama hele erkeğin orgazmı tartışılmazdı...

18.12.06

Toxic Schizophrenia- this is it for the moment

Tim Noble and Sue Webster
Toxic Schizophrenia is a classic badass tattoo, constructed from 516 little light bulbs. Blaring violently bright and self-indulgent, Tim Noble and Sue Webster take pop art to the extreme, blowing it up in lights like fly-by-night casino chintz. The artist design and make these light paintings themselves, creating a DIY glam that’s better than the real thing.

13.12.06

SCIENCE of SLEEP- RUYA BİLMECESİ

close your eyes open your heart

günlerdir seyredilmeyi beklenen film seyredildi.. müthiş.. çok dokunaklı.. dokunaklı olup da gülmekten kendinizi alamamak.. bi kez daha seyredicem. o kadar çok detay var ki.. kabusundan çıkamadığı karton araba, sudan daha parlak selefon, bi türlü cesaret edipte sevdiği kızı götüremediği kayak merkezi, havada uçuşan bulutlar, beyaz gemi ve zaman makinası, ama ama en guzeli golden the pony boy.. ne güzel bi attır o; gri ve altın sarısı spagetti yelesi. ben de binip gitmek istiyorum mümkünse.. satılıyo mudur acaba oyuncakçılarda. sonra nasıl bir hayal gücüdür. çok estetik aynı zamanda. çok beğendim işte budur. ruyalar gerekli bi de.. görmüyosanız bi gariplik vardır. ruya çağırmak die de bi şi var ayrıca. filmin görsel yanı bir yana anlattıkları daha da anlamlı ama bu da bana kalsın.
not: bu filmin michel gondry nin en iyi filmi olduğu yazıp çiziliyo, açıkçası ben eternal sunshine of the spotless mind ı daha başarılı buldum. daha içiçe geçmiş ve derinliği olan bir hikaye. bi de ağlatır fena halde.

11.12.06

ÖPÜŞ

öpüşürken gözler kapalı olur çoğunlukla.dudaklarımızla görürüz o zaman.hissederiz. tadına varırız. tatmaktır. dokunurken de ellerimiz gözlerimizin yerine geçer. dokunmanın ardındaki duygu ve heyecanla dolar belleğimiz. gözleriniz kapalı olsa da görürsünüz o anı. hayalinizde canlıdır eş zamanlı olarak.. daha güzel bir şey var mıdır bi de dokunmaktan. tadına vararak sevmekten. ..öpüşün :)

GEMIN İKİZLERİ


- ikizler burcu musun?
- evet neden?
- hareketli ve hırslısın, tam ikizler gibi..
lost un başlangıç bölümlerinden birinde, birbirlerini tanımaya çalışan kadınlar böyle konuştu.
****************************************
ben hırslıymışım, öyle diyorlar.. kötü bi şimiş ama, öyle de diyolar. hırslı kadından korkulurmuş. halt etmişler. hırslı diilim bi de zaten, istekli ve tutkuluyum. vazgeçmiyorum bi şilerden. uğraşıyorum. bunu da hırs olarak değerlenidirirsek o zaman istediğimiz şeylerin peşinden koş mıycaz mı hiç? kader kısmet diyip geçicek miyiz? sonra varlığımızı sorgulamaz mıyız? bi de sonunda "keşke" dersek çok fena olmaz mı? hayat çaba gerektiriyo, sonunda istediğiniz olsa da olmasa da. iyiyi çağıralım ayrıca. ee tabi tükeniliyo bazen ama sonunda "elimden geleni yaptım" demek daha iyi diil mi? herşey istediğimiz gibi olsun, gönlümüzce.. içimiz rahat sırtımız pek olsun... yaşasın ikizler.. yaşasın yaz çocukları..

10.12.06

LOST

hafta sonu lost olayına girdim ben de.. hadi hayırlısı..

8.12.06

DIAMONDS& RUST

radyoda çalıyo diamonds&rust.. bu aralar içimi en çok cız ettiren şarkı.. halbuki ne bir joan baez cd m var ne de joan baez hayranlığım.. ama bu şarkı başka. joan baez bu şarkıyı bob dylan için yazmış. sevgilisi için. müthiş bence... içim çıktı şu an, ağladım ağlıycam. çok guzel. aşk.

youtube dan seyredin bi..

......

You who are

so good with words

And at keeping things vague

Because

I need some of that vagueness now

It's all come backtoo clearly

Yes I loved you dearly

And if you're

offering me diamonds and rust

I've already paid




http://www.youtube.com/watch?v=2lk-GiNQFTU&mode=related&search=

7.12.06

KUSUCAM

ey blog sen nelere kadirsin
foto çekimi iptal oldu ahı tutanlara duyurulur
alışveriş??
bi iş günü daha bitti
herkes de amma dertli
hayat bok gibi
tuvalete gitmem lazım üşeniyorum
uyku vakti gelsin de uyıyım
nikotin, jazzy, müzik.. most of what ı have
msn den nefret ediyorum
ilgisevgiaşkmeşk
napıyorum ki
filanfalanvsvsvs

I NEED ONE MORE DAY

ingilizce başlığa turkçe post... cık cık cık cık.. olucak şey diil.. çok ayıp.. ingilizce yazanlardan ve konuşanlardan gıcık kapanlar var.. onlara burdan bi indiskiss göndermek istiyorum.. çok seviyorum ingilizceyi yazarım yazmam.. who gives a fuck..

şimdi haftaiçi bi gün off olmaya ihtiyacım var. yani off nedir izinli :) buna uf olmak da diyebiliriz, dedik de.. haftaiçi 8-5 çalışmaktayım.. thanks god ki 5 e kadar ama it's never enough.. hafta sonunda 2 gün işe gitmemek bana yetmiyo istiyorum ki hafta içinde de bi gün çalışmıyım.. şöyle herkesin çalıştığı bi günde ben çalışmıyım etraf daha sakinken, şehir olağan düzenini yaşarken. sabah erkenden kalkıyım, kendimi sokaklara atıyım.. kadıköy ve taksim en çok gezeceğim yerler olur.. sergi sergi geziyim bi de.. hepsini gezebiliyim.. öööle haftasonu zaman kısıtlı die iyilerini gezmeye çalışmıyım sadece (onu da yapamıyorum ya neyse) sonra manikür-pedikür- ağda üçlüsünü bu günlerde yaptırıyım, öyle akşamın 8 30 una kadar güzellik salonlarında helak olmıyayım.. moda da kahvaltı ediyim.. zihni de cd bakiim.. nezih ten gereksiz kırtasiye malzemeleri alayım.. vapura biniyim (ki çok çok özledim) gidiyim gidiyim.. bol bol fotoğrafta çekebilirim belki.beyoğlu olsun sonra sinema, sergi, yemek.. mektuptan defter alıyım bi tane.. robinson dan da bi şiler.. mum dikmem lazım bu aralar, gerekiyo.. işte akşam akıyım (hahaha).. ooff neyse işte I need one more day.... daha yapıcak çok şey varda burada yazamıycam şimdi.. eğer mümkünse çarşamba yı tercih ederim.. talebimin buna göre değerlendirilmesini rica ederim..

6.12.06

SPLASH and STAIN- blood is all I want to see


BLEED
TILL U SWEEP
THE EVIL
IN HIS SLEEP
BLEED
TILL U SWEEP
DOWN YOUR SOUL DEEP
BEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEP

5.12.06

WISH BONE

is there a reason for everything that's happening to us or are all the things coincidences.. should I spend time on thinking about them or should I just go with the flow... should I be logical or stay emotional. should I play or should I be straight forward.. should I act or should I live. anybody who can show me the way is very welcome..

2.12.06

WE ARE ACCIDENTS, WAITING TO HAPPEN.

PARFÜM ve KREDİ KARTI

kendimi bildim bileli parfümsüz kaldığımı hatırlamıyorum 3 hafta öncesine kadar... 3 hafta önce parfümüm bitti ve ben bugüne kadar yenisini alamadım. neden?? çünkü freeshop yolundan gelenlere bi türlü sipariş veremedim, ee burada da çok pahalı ve param yoktu, kredi kartımda ismi lazım olmayan şahıslar tarafından rehinli.. geçen ay yine kendimi bildim bileli değil ama uzun süredir çooooooooooook uzun süredir kredi kartsız yaşadım. sıfır alışveriş yani. tabii kolay olmuyor ama bi dur demek lazım. benim gibi her istediğine sahip olmak isteyen kadınlar için bi süre sonra kredi kartı kabusa dönüşüyor, dönüştü.. bu sebeple kredi kartımı kendimden uzaklaştırdım, sadece kendi isteğimle diil mete zoruyla.. kartıma el koyuldu.. herşeyi nakit para ile almaya çalıştım.. zor oldu ama oldu bi şekilde. çok memnunum aslında. işte parfümüm de bitti ve ben alamadım. 3 hafta . düşünün. ne de önemliymiş evden çıkarken parfümlenememek. yokluğu direk hissediliyor. kıymetini bilmek lazım o yüzden. güzel kokmak isteği de ayrıca irdelenesi bi konu. sonunda bugün kredi kartımın rehincisi ve ben parfüm almaya gittik kıymetler anlaşıldıktan sonra. parfüm satan kişi çok çok ısrarcı idi. susmuyo.kafamızda vırvır konuşuyo fenalık ötesi bi şi.. halbuki ben senelerdir kullandığım parfümü değiştirmek arzusundaydım ama ısrarcı kişilik o kadar bezdirdi ki beni yine aynı parfümü alıp çıktım. değişiklik bi daha ki sefere. yaşasın parfüm. aman ne mutlu...

gemi


1.12.06

bu şarkıyı dinleyin- özellikle acı varsa

Oh my heart can't carry much more
It's really, really aching and sore
My heart don't care anymore
I really can't bear more
My hands don't work like before
I shiver and I scrape at your door
My heart can't carry much more
But you couldn't care less
Could you

(the cardigans- couldn't care less)

29.11.06

ne desem boş

BROKEN PLATE

andre kertesz

wanna stay right here
till the end of time
till the earth stops turning
gonna love you till the seas run dry..

demek istiyorum yine... çalıyo radyoda.... aklıma bayram geliyo. deniz kıyısında yalnız başıma güneşlenip defalarca dinlediğim.. bi gün artık dinlemiycem biliyorum da şimdi dinliyorum.

KORKU

içleri fena halde ürkmüş insanlar var. kendilerini göstermekten. isim açıklamaktan. belli etmekten. ifade etmekten.yüzleşmekten. itiraf etmekten. karşı durmaktan.taraf olmaktan. yanında olmaktan. içinde olmaktan. görmekten.görülmekten."ben" dışında bi kelime sarf etmekten çekinen insanlar. belli ki bi kaygıları var. çekinmediklerinde başlarına geleceklerden korkuyorlar. biraz cesaret gerekir, kaçak yaşanmaz hep. içini boşaltmak gerekir bi de, dosdoğru karşıya doğru kusmak lazım. oh rahatlatır insanı. midendeki gereksiz endişeler vücudunu aşağıya çekemez. bi dik olursun.. böyle işte. korkmayın. korkarsanız sadece gece yatarken korkun bari. iç etkenler yerine dış etkenlerden. insanın başına ne gelirse düşüncelerinden gelir. her türlüsü ama iyide kötüde . ay. nerden çıktı sabah sabah. cesurum ya yazdım.

27.11.06

YURDUMUZU TANIYALIM- BURSA GEZİSİ

pazar günü yeşil bursa ya gittik, kısa kısa cık cık izlenimlerimi aktarmak isterim;
1- topçular iskelesi sandığınız kadar yakın diil, o yüzden geçtik mi die telaş etmeyin
2- bursa sandığınız kadar uzak diil, o yüzden gitmemezlik etmeyin
3- eski garajların orası galiba, uludağ kebapçısında iskender yiyin salaş ama pahalı fakat yine de lezzetli tabii (2 iskender 2 içecek 40 ytl :0 )
4- bi muhallebici var orda da kazan dibi çok gusel
5- bursa anadolu lisesi inşaat içinde, kız erkek yatakhaneleri aynı binaya taşınmış ohh..
6- yeşil camiinin binası çok guzel, camların kenarındaki turkuaz renkli çinilere bayıldım, keşke içini de görseydik dedim şimdi.
7- yeşil denen mesire yerinde de eski bursa evleri var
8- her yer bi otantik..
9- yeşil bursa ya o yüzden abartmışlar; sokak levhaları haci yeşili, belediye otobüsleri nil yeşili, banliyö turkuaz yeşili, yeşil yeşili yeşil yeşili
10- uludağa çıkarkende fingirdeme mekanları var
11- zafer alışveriş merkezi var içinde bi sürü mağaza var ve starbucks da var!! (aman ne önemli)
12- kızlar eskiden daha güzelmiş
13- dönüş yolunda topçular kalabalık oluyo en az 1 saat beklersiniz
14- esas süper bi servis var, bilmem kaça mesaj atıyosun ido dan cevap geliyo feribotun kalkmasına kaç dk olduğunu söylüyo..
15- gece yolculuğu süper ama bi de fotoğraf çekme ödevin olmasa :(

gidin işte bakın..

GECE KELEBEKLERİ

geceleri uçan kanatlıları görmek için özel gözlükler satılıyo.. onlardan alırsanız bu kelebekleri görürsünüz.. çok güzeller..

KARAKÖY DE BALIK

cumartesi günü karaköy de perşembe pazarının deniz tarafına denk geldiğini düşündüğüm bir parkın orta yerinde balık yedik bi de JUMBO karides.... süper süper süperdi demek istiyorum... gidip bulun orayı.. halit usta mıydı ali usta mıydı ööle bi şi... plastik bardakta bi de rakı içebiliyosunuz.. tuvaletiniz gelirse köprü altına kadar yürümeniz gerekiyo ama olsun... eğer siniriniz bozuksa hatta hemen gidin keyfiniz yerine geliyo... bi de insanlara kızmayın nişantaşına gittiler die sonra üzülürsünüz..

22.11.06

ANDRE KERTESZ


André Kertész was one of the major photographers of all time. He made his mark on different kinds of photography, bringing new meaning to documentary photography and as an art form. He was born in Budapest 1894 and died in New York 1985.
Kertesz sergisi İstanbul Modern de başlıyor... gidin ve görün...

21.11.06

.............................................................

...............................................................................
..............................................................................
................................................ dur bakalım..
.............................................................................

20.11.06

HİÇBİR ŞEY AYNI KALMIYOR

her şey değişiyor zaman geçtikçe,
ve zaman geçiyor çabucak.. (lap top ımın ve fotoğraf makinamın taksitlerinin bitmesine 2 ay kalmış.. 12 ay taksitle almıştım.. daha dün gibi.. )

hayatım değişiyor, ben değişiyorum, etrafımdaki insanlar değişiyor,
eskiden sevmediğim şeyleri şimdi seviyorum,
eskiden giymediklerimi şimdi giyiyorum,
eskiden benim değişmezim dediklerimi umursamıyorum bile,
değişim zamanla geliyor, etrafınızda olanların da yardımıyla bi bakmışız başka biriyiz,
bazen çok şaşırıp yeni bize adapte olmamız zor olabiliyor,
şikayetçi değilim değişmekten, sadece herşey iyiye gitsin yeter,
bi de şu var; köprünün altından çok kanlar akıyor...

19.11.06

SHIVER

And on and on
From the moment I wake, to the moment I sleep
I'll be there by your side; just you try and stop me
I'll be waiting in line, just to see if you care

Did you want me to change?
Well I changed for you
And I want you to know that you'll always get your way
I wanted to say…
Don't you shiver

Shiver
Sing it loud and clear
I'll always be waiting for you


PS: gece gece arabada bu şarkıyı çalıp bağıra çağıra söylersiniz, dar sokaklarda, boş yollarda, direk çığırırsınız.. çok zevkli olur.. coldplay..oh be...

SURREALISM-max ernst ne yapmış..


Surrealism[1] is a movement stating that the liberation of our mind, and subsequently the liberation of the individual self and society, can be achieved by exercising the imaginative faculties of the "unconscious mind" to the attainment of a dream-like state different from, or ultimately ‘truer’ than, everyday reality.

Surrealismin çok basit bir tanımı yukarıdaki.. tabii ki her yönüyle çok daha geniş bir kavram.. ben sürreal resimden hoşlanmıyorum... dali, max ernst vs nin resimleri ruhumu okşamıyor.. ama sürealist fotoğrafı seviyorum mesela.. neden resimden hoşlanmıyorum çünkü resimde bütünlük ve uyum olmadığını düşünüyorum.. neyse...
şimdi gelelim hikayeye, sürrealismin resimdeki en önemli temsilcisi max ernst bir ülkede tutuklanmış (hangi ülke hatırlamıyorum) amerika galiba, sevgilisi ona ispanyol pasaportu almak için ispanya ya gitmiş.. kadın orada uğraşırken bi de ruhsal sağlığını kaybetmesin mi.... hasretten, baskılardan, sevgilisini kurtarmaya çalışmaktan ruhsal çöküntüye uğramış... ee bu sırada kahramanımız max ne yapmış.. peggy guggenheim ile fingirdemeye başlamış.. şimdi ispanya daki sevgiliye yazık diil mi?? ama sanatçı işte, ya da gönül işte diyebiliriz ... gönlüne laf geçiremiyorsun.. max ernst de yapamamış.. yine de erkek milleti demek istiyorum bi de... kadınlar daha tutkulu bence, sevdikleri erkek için herşeyi yaparlar...

17.11.06

BİSİKLET-MOTOSİKLET

hava çok guzel bu aralar, her sabah kalkıp da trafiğe düştüğümde iki şey geliyor aklıma... münihte mesela herkes bisikletle dolaşıyo, bisiklet yolları var-yokuş yok... atla bisiklete git istediğin yere.. bisikletin yoksa kirala (haubtbahnhoff ta bi kiralamacı var, kendisi çok coooll).. o kadar zevkli ki yağmur filan dinlemeden yollarda gidiyosun.. bi de çamur yok zaten.. şehir kalabalığı içinde güvenli bir şekilde bisiklete binip, keyfini çıkarmak gibisi yok.. hele bizim gibi istanbul dan gidipte bisiklette bulunca kendini insan bi başka haz alıyo.. müthişmüthiş.. bunun dışında motoru özledim.. nasıl ama anlatamam...

16.11.06

FLASH FLASH !!!!!!!

" ingiltere nin köklü üniversitelerinden birinin "gizli araştırmalar" bölümünde görev yapan bir bilimadamının bugün verdiği bilgiye göre bundan böyle akıl okuması yapılabilecek. yapılan açıklamada, özellikle ikili ilişkilerde daha sağlıklı bir zemin oluşturulması için yüzyılın icadı olarak nitelendirilecek bir ilaç bulundu. bu ilaç sayesinde karşınızdaki kişinin beyninde bir yolculuk yapabilecek ve düşünceleri okuyabileceksiniz. araştırmayı yapan bilimadamları, ilacın Ocak 2007 de piyasaya sürülebileceğini belirtti. İlaç suda eritilerek, akıl okuması yapacak ve yapılacak kişi tarafından içiliyor. yaklaşık 30 dk bekledikten sonra karşınızdakine dokunarak enerji aktarımını gerçekleştiriyorsunuz. aktarılan enerji sözcükler yolu ile dışarıya veriliyor...." süper süper çok sevdim... yaşasın demek istiyorum....

HEAVY


SONGS TO LISTEN WHILE MAKING LOVE

if u like music in every sequence of your life then this means that u like it when u r making love.... şarkılar moda göre değişiyor tabii, alkollü iken, sevgi patlaması yaşarken, veda sebebi ile son birleşme vs... ona göre bi playlist yapın i-pod da... sonra çalın moda göre.. benim listem şööle;

1- tear u apart- she wants revenge

2- this is hardcore - pulp

3- world in my eyes- depeche mode

4- lollobrigida- cinerama

5- the mess we're in- pj harvey&thom york

6- I've been thinking- handsome boy modeling school

7- Gorecki- Lamb

8- it'a a crime I''ve never told u about the diamonds in your eyes- black heart procession

9- her- tindersticks

ps: these r mostly songs of alternative groups, if u don't like them u can also make your own list.. do as u please :)

15.11.06

YALAN DOLAN

Lies are like wishes, Behind almost every lie there is a wish
that the lie was true.
*************************************

BU CUMARTESİ


Istanbul, Turkey @ Studio Live: http://www.studio-live.org/index-2.html
BİRİ BENİ IŞINLASIN, LÜTFEN..

14.11.06

SARAH LUCAS- self portrait


öğreti zinciri

alkollü insan ile alkolsüz insanın bir araya gelmesi konusunun oldukça problemli olduğunu gördük.. insanlar 4-5 saatlik bir alkol alımı sonrasında kontrol noktalarından tavizler veriyo ve bu zaten herkesin bildiği bi şi... eğer ortamdaki herkes alkol almış ve bu kontrolsüzlük sınırına hep beraber ulaşılmışsa mesela yok.. birbirimizi çok iyi anlayıp geceye devam edebilir sonra da hep beraber kusabiliriz.. ya da bazıları kusar bazıları da ona bakar.. ama eğer bu geceye, ilerleyen saatlerde, alkolsüz ve yeni tanıştığınız birisi davet ediliyor ise o zaman işler biraz karışıyor.. hele de bu yeni katılımcıya hayata ve aşka dair hassas sorular soruluyor ise ve hele ki de bu yeni insanın sevgilisi de bu ortamın, gecenin başından beri katılımcısıysa, işte tam bi olaylar zinciri örülüyo.. hayat görüşlerinin örtüşmediği bir durum ortaya çıktığında alkollü insanlar fazla cüretkar olurken, eğer şansınız varsa, alkolsüz insan onları alttan alarak sakin kalmaya çalışıyor.. ama kaçınılmaz olan şey ortamın gerilmesi... ertesi sabah kalktığınızda içinizde zamanı geri alma hissi oluşuyor ister istemez.. bööle olmasın diye yapılabilecekler şööle olabilir; alkollüler alkollü kalsın kendi içlerinde, eğer mümkün değil ise ve birisi gecenin bir yarısında aranıza katılacak ise geyik bi muhabbet açılsın, ciddi meseleler konuşulmasın, bi de bi de yeni katılana serum bağlanabilir saf alkol içeren o zaman eşitlenirsiniz ve hep birlikte kusabilirsiniz.. çünkü biri kusar biri bakar kıyamet de bundan kopar... kopabilir.. alkollü içecek öğretisi...

MY USELESS EFFORTS TO PREVENT A DISASTER

herşey olacağına varıcak istesek de istemesek de

12.11.06

TOP FIVE

.....................deceit..............


BETRAYAL.........................LIES..........................


............................revenge.....................



...............................POSSESSION................................

MAKE ME BEAUTIFUL


bi kadın olarak güzellik kaygımın çok yoğun olduğunu itiraf etmeliyim... güne başlarken aynada kendimi güzel görmek günün ilk önemli konusu gibi... bu kaygı ile güne başlamayan kadınlar da vardır tabiii onları bu konunun dışında tutuyorum şimdiden.. bazı günler olur ki kendinizi güzel görmediğiniz, işte o günler ben biraz mutsuz oluyorum galiba.. belki bu endişe estetik saplantısı olan kadınlarda daha fazla öne çıkıyo olabilir.. ben de onlardan biriyim.. etrafındaki herşeyin estetik olmasına çok önem veriyorum.. herşey herşey yani.. bu yaklaşımın doğru olduğunu savunmuyorum ama benim gözüm böyle.. insanın gözü çok önemli yani gözü derken görüşü, bakışı... bazı insanlar var ki estetik yoksunu.. maalesef.. (devamı aşağıda :( ..)
neyse şimdi kadınlar güzel görünmek istiyor genelde.. geçen gün birisi şöyle bir fikir ortaya attı.. aslında kadınlar başka kadınlara kendilerini beğendirmek için güzel olmak istiyor.. doğru bi tarafı var bu düşüncenin. kadınlar arasındaki dinamikler çok farklı tabii... bu da başka bi post konusu olsun.. işte bi de insanın kendine olan saygısı geyikleri de var.. ama güzel olmanın karşı cinsle de çok çok büyük bi bağlantısı var. mesela kendinizi beğendirmek istediğiniz bir karşı cins ile buluşmaya gidiyorsanız yani gidiyorsam :) kendimi 10 kere kıyafet değiştirmiş, 20 kere saçımı toplayıp açmış, bilmem kaç kerede ayakkabılarımı giyip çıkarmış buluyorum... sonuç ne oluyor.. odada yerlere atılmış kıyafetler, banyoda toka yığınları, kapının önünde raftan çıkarılmış 5 çift ayakkabı.. en önemlisi ise GEÇ KALINMIŞ olması.. bizi bu psikolojiye sokan erkekler tabii.. onlara buradan bi indiskiss gönderiyorum.. bugün nip tuck var bu arada .. çok heyecanlı... yaşasın... make meeeeeeeeeee beautifuuuuuuuulll ...önemli olan iç güzelliği di mi ama aaaaa.. güzellik göreceli bi şi bi de ..

11.11.06

KADINSAL ENDİŞELER


bu yukarda gördüğünüz karmaşık şey benim makyaj çantam... karnıyarık şeklinde açılan modeli ile fermuarından kurtulduğunda içindekileri zaptedemeyen bi tasarımı var, ama yarım ay şeklindeki çantalar içinde bir şey bulamamaktansa, herşeyini döken saçan ve içi dışı bir bi çanta olmasından memnunum... bakıldığında sebepsiz yere alınmış 3 adet aynı renk allık, 5 adet aynı renk kalem, 2 adet siyah rimel bulmak mümkün... neden bu müsriflik meydana geliyo bilmiyorum ama bu önüne geçilemez bi sahip olma hissi.... kadınların makyaj tutkusu irdelenesi bir konu yani .. aslında boyanmak fikri çok acayip.. rengarenk kimyasalların yüze sürülmesi .... ama bende makyaj yapma konusunda tutkulu bir durum var.. zaten sevdiğim hangi şeye karşı tutkulu diilim ki..... ama esas konu iki kadının bir araya gelip de makyaj çantalarını açtığında neler olduğu... mekan önemli diil.. bi kez çanta açıldımıydı artık olanlar oluyoo. .. bi kebapçıda mesala.... birbirlerine allık sürüp, far değiş tokuş edip, ruj tazeleme işlemi o an orada gerçekleşiyo.. sonra sorular başlıyo " bunun markası ne, hangi rimel daha iyi, 3 lü far mı daha ekonomik tekli mi, glos mu ruj mu??" sonra birdenbire bi bakıyosunuz ki kadınlar pür makyaj hatta alkolün etkisiyle biraz fazla makyaj.. sonra kendi aralarında dünyevi meselelerden bahseden erkekler dönüp bi bakıyolar ki kadınlar boyalı.. tabii bu önüne geçilememiş arzusal duruma hayret ediyorlar ve şöyle bi soru geliyo.. " ee allığın biraz fazla olmamış mı??"

10.11.06

THE PLEASURE PRINCIPLE


Sarah Lucas (1962-), Artist, graduated from Goldsmith's College in 1987. Sarah Lucas exhibited in Freeze (1988), Saatchi Gallery's Young British Artists II (1993) and Sensation (1997). She ran her art multiples shop with Tracey Emin for six months in 1993. Her works using photography, collage and found objects are often visual puns, which examine gender in a tabloid-orientated society.
http://www.the-artists.org/ArtistView.cfm?id=8A01F8FA-BBCF-11D4-A93500D0B7069B40

9.11.06

SERBEST OLSUN HERŞEY


No hidden catch


No strings attached


Just free love

öğreti (bi tane daha)

şimdi kafa karışıklığına deyinicem biraz... bazı insanların kafası karışık... hatta çoğu insanın.. eğer kafası karışık bir insan ile yakın temas içindeyseniz bununla başa çıkmayı bilmeniz gerekir... olayları değerlendirirken her daim karşınızda kafası karışık biri olduğunu unutmamalısınız .. bunu unuttuğunuz zaman kaos olur, delilik olur, çıldırmak olur... bu tür karışık insanların düğümlerinin çözülüp çözülmeyeceği ise belli değildir.. hep birlikte çabalanırsa iyi sonuçlar alınacağı görülmüştür.... gerçekten.... kafası karışık insanların size öğreteceği bir sürü şey vardır; sabır, sinirlerine hakim olma, soğukkanlılık (olabildiğince), sıcakkanlılık, şaşırmaya alışkanlık kazanma, sevinç, gözyaşı, umutluluk, umutsuzluk , süphecilik, güven ve güvensizlik vs vs... karmaşık bi şi anlaşılacağı gibi.. ee heyecanlı da .. özellikle ikizler burcu iseniz ve özelliklerini de barındırıyorsanız yani gelir gider bir ruh hali, bi de siniriniz çabuk geçiyorsa ee bi de insani ve dünyevi bazı duygular bünyede barınıyor ve sağlık durumu el veriyor ise sorun yok.. go for it.. görüceksiniz sizin de kafanız yavaş yavaş karıncalanıp kaşınmaya sonrasında da karışmaya başlayacaktır.. sonra karşılıklı buna gülersiniz bi de.. oh keyifli bi durum da var yani.. kafa karışıklığı

8.11.06

CLOVER OVER DOVER


I'm on the white cliffs of dover
Thinking it over and over
But if I jump its all over
A cautionary tale for you
I'd like to roll in the clover
With you over and over
On the white cliffs of dover
And then i'd let you push me over

7.11.06

UÇUCU


öğreti

uzun süre devam eden bir öğreti zinciri sonucunda artık mevhumum yok.. ne demek.. her an her şey olabilir ve bu normaldir... bi süre sonra hiçbi şi anormal gelmez insana.. doğru bildiğin şeyler doğru diil, yanlış bildiğin şeylerde yanlış diildir... bunun garip bi tarafı var olmıycak şeyleri bile olası görmek.. bi çeşit halüsinasyon yani..... mevhumsuzluk öğretisi...

I REMOVE

özel olmak genelin içinde bir parça olmaksa ben istemiyorum... özel olmak genelin dışında olmaktır... daha bi allanıp pullanmaktır.. ama biliyoruz ki kimse vazgeçilmez de değildir...bundan yola çıkarak I disappear, remove, being removed, quit, ignore, being ignored, erase so on and so forth... sonra olaylar gelişir.. saçmalanır bi de bazen....

SULUKULE

she was born there and grew up there.. she belly danced like the others did to earn a life... at the behind of this joy she was showing, a thousand tears were running down inside mixing with her blood.. she beleived that this was it... her life.. dancing, getting married, having children, selling flowers on the streets after her body is deformed.... but one night, an ordinary one, a man came to watch her... a man with light in his eyes and strength in his hands, a stranger, the dreamer... he gave his hand to her.. to pull her from the depths of the life she was living.. to open new doors where she had never entered before.. "what a miracle, what a magic" she thought... did not hesitate even for a second.. took his hand... went with him.. forgot the past, lived for the present.. she went to thank god... lit a candle for the last time... after some time they told their story to some strangers, italians maybe, they loved the story and decided to shoot a video for that.. so they lived happily ever after....

THE WORLD IN MY EYES


Let me put you on a ship

On a long, long trip

Your lips close to my lips

All the islands in the ocean

All the heavens in the motion

Let me show you the world in my eyes

6.11.06

TATE MODERN - unilever series


"What interests Höller, however, is both the visual spectacle of watching people sliding and the ‘inner spectacle’ experienced by the sliders themselves, the state of simultaneous delight and anxiety that you enter as you descend."

ne vardı sanki biz de burdan kayabilseydik ve görebilseydik elalem neler yapıyo.. ve tate de tam bi gün geçirip, dükkanında yerlerde sürünseydik ve kitaplar, kalemler, posterler alsaydık.. mutluluktan ölseydik... yağmur da yağsaydı londra da.. yasın varsın daha guzel... sonra bi de covent garden a varsak, james street te mağazalara baksak, ucuz müzikal bileti de olsa akşama, camden ziyaret edilse, hava da soğuk olsa.. orada uyduruk bi çin yemeği yense sokakta.... saatchi de damien hirst görülse.. white cube da tavaf edilse... sonra ruyadan uyansam ben birdenbire... hoş değil tabii... http://www.mapscape.net/map.cfm

ebeveyn

bu anne-baba-çocuk ilişkisi nasıl bi ilişkidir ben çözemedim... karşılıksız sevgi ya bu ama neresi karşılıksız anlamıyorum... anne ve babalar çok haklı şekilde çocuklarından ilgi alaka bekliyorlar ama anlamıyorlar ki çocukları acaba ilgilenicek durumda mı.. ya da şöyle oluyo.. ben bi şi diyorum o bi şi diyo ama sonra ortaya çıkıyo ki o başka bi şi demek istemiş.. e be canım ebeveynim şunu açıkça söylesene.. ben ne bileyim senin ne demek istediğini.. sonra alakasız, ilgisiz evlat olunuveriyo.. şu an ben öyleyim mesela... bi kere damga vuruldu mu eline koluna bacağına hadi sil silebilirsen.. şimdi bak ver bi silgi... sil sil siiiiiiiiiilll.. oh ne güzel oldu bak tertemiz.... ebeveynler size sesleniyorum üzmeyin bizi.. hoşgörün.. olmaz mı? ya da görmeyin horgörün bilemedim.. ne istiyosanız onu yapın..

de-ja-vu


5.11.06

BOYS WILL BE BOYS

erkekler kadınlara olmadık şeyler söyleyebiliyor.. söyledikleri ya da yaptıkları şeylerin kırıcı olabileceğini düşünmeden sarfediveriyorlar sözcükleri.. bilinçli değil diye düşünüyorum ama bilinçsiz olmasını da aklım almıyor bir türlü.. sonra bi de çok ince düşünceli olduklarını zannetmiyorlar mı deli oluyorum.. bunun karşısında iki şey yapılabilir; ya takmadan yürüyüp gitmek ya da surat asmak. yapılamıyacak şey ise düzelmesini arzulamak, dilemek, beklemek... işte bu onlardan fazla şey istemek olur.. neden?? çünkü boys will be boys..
YAPMAK İSTEMEDİĞİM ŞEYLERİ
YAPMAK ZORUNDA KALMAK İSTEMİYORUM ..

TROUBLE


And I never meant to cause you trouble,

I never meant to do you wrong,

And I, well if I ever caused you trouble,

And oh no, I never meant to do you harm.

coldplay

HOME



I LIKE U BETTER WHEN U R IN THE 24th GALAXY !!!!

SUCH A SHAME

DON'T KNOW WHAT TO SAY AT THIS MOMENT